2. bölüm · KARANLIĞIN SAHİBİ
Bölüm 2 : Göz Göze
Gözleri yavaşça açıldığında loş bir ışıkla aydınlanan, yüksek tavanlı bir odadaydı. Başında zonklayan bir ağrı, hatırlamaya çalıştığı şeyleri bulanıklaştırıyordu. Sonra birden her şey geri geldi: silah sesi, o bakış, kaçırılışı…
Alev irkildi. Oturduğu deri koltukta doğrulmaya çalışırken fark etti; bilekleri bağlı değildi ama odadan çıkışı yoktu. Cam yoktu, sadece kapalı bir kapı ve ağır sessizlik. O sessizliği bozan şeyse kapının yavaşça açılması oldu.
İçeri giren adam tanıdıktı.
Aras Kara.
Simsiyah takım elbisesi, kusursuz sakalı ve keskin yüz hatlarıyla, karanlık bir tanrı gibiydi. Yavaşça yürüdü, karşısındaki koltuğa oturdu. Gözleri Alev’in gözlerinde sabit kaldı.
"Adın ne?"
Alev cevap vermedi. Yüzünde korkusunu gizlemeye çalışan bir öfke vardı.
"Seni polise vereceğim. Bu yaptığınız—"
Aras gülümsedi ama o gülümseme sıcak değildi.
"Sen bu gece ne gördüğünü sanıyorsun?"
Alev yutkundu.
"Birini öldürdünüz."
"Yanlış," dedi Aras, biraz daha yaklaşıp kollarını iki yana açarak. "Sen sadece bir temizlik gördün. Sadece bizim için fazla konuşan bir adamın susturuluşu."
Alev’in gözleri büyüdü.
"Bu… suç. Siz… bir katilsiniz."
Aras eğildi. Yüzü onunkine yaklaştı.
"Ve sen artık bizim içindesin, güzelim. O gözlerinle yanlış yeri gördün. Ama şanslısın…" Parmakları Alev’in çenesine hafifçe dokundu. Alev’in nefesi kesildi.
"Ben senin gibi kadınları öldürmem. Ama sahiplenirim."
O cümle Alev’in içini titretti. Korku muydu bu his? Yoksa yasak bir şeyin ilk kıvılcımı mı?
Alev öfkeyle başını çevirdi.
"Ben senin hiçbir şeyin değilim."
Aras başını yana eğdi, tehditkâr bir şekilde gülümsedi.
"Henüz değilsin."
Kapıya yöneldi.
"İyi dinlen. Yarın seni daha yakından tanımak istiyorum."
Kapı kapandığında Alev yalnız kaldı ama odanın havası hâlâ onun varlığıyla doluydu.
Ve içindeki bir şey, ne kadar inkâr etse de o bakışlara tekrar maruz kalmak istediğini fısıldıyordu.
