1. bölüm · Karanlığın Mührü

Giriş

Ecemnaz Sakar

Soğuk taş duvarlara çarpan ayak sesleri tünelin derinliğinde yankılanıyordu. Arden Kavros, elinde
eski bir mektubu sıkarak ilerledi; kâğıdın köşeleri yıpranmış, yazıları zamana karşı direniyordu. Bu
belge, yalnızca sayılı kişilerin bildiği antik bir sırrı taşıyordu. Ve şimdi, o sır kanla yazılacaktı. Gecenin
içinde yankılanan sessizlik yaklaşan fırtınanın ilk işaretiydi. Çünkü yeraltı dünyasında bir kez denge
bozuldu mu, kimse yerinde kalamazdı.

Arden toplantı odasına girince herkes sustu çünkü bu sessizliğin neler getirebileceğine herkes
biliyordu. Arden sert adımlarda masadaki başköşeye oturdu ve belindeki silahı masaya bıraktı. Bu
hareketinden sonra mafya liderlerinden bazıları yerinde rahatsızca kıpırdandı.

Geriye kalanlar gayet
sakin ve rahat bir tavırla olacakları bekliyordu ancak masanın üstündeki silah her ne kadar belli
etmeseler de onları korkutuyordu.

Yalnızca bir kişi hiç korku hissetmiyor rahatça sigarasını içiyordu.
Ve o kişi yeraltının kural tanımaz mafyası Darya Evinor. Sıkıldığını belli eden bir ifadeyle Arden e
döndü. "Söyleyeceklerini hızlı söylesen iyi edersin bir tır dolusu silah beni bekliyor. Bilirsin işlerim çok
yoğun." Arden Daryanın bu tepkisine kısa bir baş hareketi yaptı ve diğerlerine dönerek

"Bu mektuptaki gizemi çözmek için sizi buraya çağırdım. Bu mektubun bizlerden önceki liderlerden
kaldığını hepimiz biliyoruz aramızda her ne kadar anlaşmazlık çıksa da bunu çözmek zorundayız. Bu
mektupta yazılı olan gizem her ne ise ya bizi dost yapacak ya da düşman olmamızı sağlayacak.
Mektubun birer kopyası şu anda evlerinize birer kargo aracılığıyla iletildi sizden istediğim sadece bu iş
için aramızdaki düşmanlığa kısa bir süre ara vermek ve mektuba odaklanmak. Şimdilik
söyleyeceklerim bu kadar ." dedi ve tam ayağa kalkıyordu ki 2. Bölgeden sorumlu olan Mirza Atak'ın
sözleriyle durdu. "Mektuptaki gizem çözüldükten sonra ne olacak?" bu soruyu 4. Bölge lideri Verda
Calyx cevapladı. "orasını bize zaman gösterecek." Arden bu cevaptan memnun kaldığı için odadan
çıktı. Diğer liderler de peşinden çıktılar ancak hepsinin kafasında soru işaretleri vardı.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Naela Cossin mektuptaki gizemi çözmeye çalışıyordu. Henüz bir ipucu bulamamıştı. Ancak şu anlık bulamaması bulamayacağı anlamına gelmezdi. Gizemi çözen ilk
kişi olacağından habersiz saatlerdir mektubu inceliyordu. Artı çok yorulduğu için dinlenmeye karar
verdi. Gizli odasından çıktıktan sonra arabasına doğru yürüdü. Üzerinde hala bu sabah giyindiği bordo
kazak siyah pantolon ve ceket vardı. Bugün yapması gereken son bir iş kalmıştı.

Arabasını Mirza Atak'ın evine doğru sürdü. Mirza onun üvey kardeşiydi. Bu bilgiyi herkesten saklıyorlardı. Eve
vardığında geleceğini bilen korumalar direk kapıyı açmıştı. Naela'nın ise yanında hiç koruması yoktu
çünkü o korumalarla gezmeyi hiç sevmezdi. Arabasını park ettikten sonra salondan içeri girdi.

Mirza'nın hiç tepki vermediğini görünce "canım kardeşim ablana sarılmak yok mu?" dedi. Onlar
birbirine küçüklüklerinden beri haz etmezlerdi. Mirza ikisinin de beklemediği bir şekilde Naela ya
doğru yürüyüp ona sarıldı. Naela önce afalladı ama bozunuya vermeden o da karşılık verdi. Camın kenarında ise onları ufak bir tebessümle izleyen babaları Miran vardı. Ona dönen çocuklarını görünce yüzündeki tebessümü yok edip o sert haline geri dönmüştü.

Naela bu sefer ona ithafen "nasılsın babalık" dedi. Ona küçüklükten beri böyle hitap ederdi. O eskiden de başa bela olan bir kızdı. Şimdi de öyle. İçinde babasını çok az görmüş ve annesinin onu hiç sevmemesinin vermiş olduğu bir çocukluk vardı içinde bunu kimse bilmezdi çünkü o daima sessizliğinin arkasına saklanan ve ayaklarını yere
sağlam basan bir kadın olmuştu. Bunları duyguları hiç bilmeyen bir insan onu anlayamazdı. Bu onun
öğretmen olabilmesi kadar imkânsızdı. Onu düşüncelerinden babasının kuru bir şekilde verdiği cevap
ve sonrasında söyledikleri çıkarmıştı. " İyi. Bakıyorum da pek yorgunsun. Senin gibi biri böylesine yorgun olmamalı değil mi ?" naela omuzlarını dikleştirdi ve boğazını temizledi sonrasında " tabii ben yorulmam sadece biraz dinlenmem gerekiyor malum bu gün işlerim yoğundu." Aslında çok
yorulmuştu ama bunu belli edemezdi. " sizi gördüğüme göre evime gitsem iyi olacak iyi uykular"
babasına siz demesi ne kadar da üzücü bir durumdu aslında ama artık naela buna alışmıştı.

Evine gitmek üzere oradan ayrıldı. Kısa bir yolculuğun ardından evine varmıştı. Buraya ev demek bin şahit isterdi. Bura daha çok bir şatoya dönmüştü. Büyük bir bahçesi ve bahçede kocaman bir villa vardı. Bahçenin arka tarafında görevlilerin kalması için küçük bir ev vardı burada evin hizmetçileri ve korumalar kalıyordu nöbeti biten korumalar buraya geliyor diğer korumalar nöbet yerine geçiyordu.

Naela buraya her geldiğinde yüzünü ekşitiyordu her ne kadar kendi evi olsa da. Aslına bakarsak buraya ait hissetmiyordu. Ayrıca bu tarz gösterişten nefret ederdi. Fakat malumumuz koruması gereken bir şöhreti vardı. Odasına doğru giderken ona selam veren yardımcılarına kısa bir baş selamı verdi. Odasına geçtikten sonra kısa bir duş alıp yatağına girdi ve uyudu.

Sabah odasına giren günışıklarıyla uyandı. Bu gün yapması gereken önemli bir işi yoktu. Bu yüzden kendi boks klubüne gitmeyi düşünüyordu. Önce kısa bir kahvaltı yaptı ardından altına siyah bir tayt ve üstüne de bordu bir tişört giyindi deri ceketini giyindikten sonra artık hazırdı. Çok sevdiği
bordo ayakkabılarını giydi. Kapıdan çıktı ve arabasına doğru yürüdü.
Arabasına binip kapıyı kapattı. Evinden biraz uzaklıkta olduğu için kısa sürede vardığı kulübüne girdi. Burası ona özel olduğu için içeri girdi. Esnemelerini yaptıktan sonra boks torbasına yumruk atmaya başladı. Buraya her geldiğinde ilk iş olarak bunu yapardı. Biraz bunu yaptıktan sonra karşısında biri varmış gibi kavga etmeye başladı.

O bunları yaparken o gelmeden önce buraya gizlice giren azılı düşmanı Lorik Verya biraz şaşkınlık ve biraz da hayranlıkla onu izliyor içinden ne kadar çekici olduğunu düşünüyordu. Ne düşündüğünü fark ettikten sona hemen silkelendi ve kendine geldi. Lorik Naelanın onu fark ettiğinden habersiz acele ile çıkmak için ilerlerken naelanın sesiyle durdu. " Vay vay vay seyircilerim de varmış." Diyerek ona doğru döndü ve " Aaa gidiyor muydun beğendin mi bari antrenmanımı. İstersen birlikte yapalım." Dedi sinsi bir gülüşle ve devam etti. " bence beğendin he bana öyle geldi." Lorik yakalanmış olmasının verdiği şaşkınlığıyla ona döndü. Onu kimse bu güne kadar yakalayamamıştı. Buna ek olarak Naela ona karşılıklı bir dövüş teklif etmişti. Bunu reddedemezdi. Küçük düşmüş olurdu çünkü onlar düşmandı. Naela alaycı tavrını koruyarak " ne o dondun kaldın sanki." Dedi. Şaşkınlığını az da olsa üstünden atan Lorik çaktırmamak için aynı sırıtışla " bunu bir teklif sayıyor ve teklifinizi kabul ediyorum leydim" bu biraz ikonikti sonuçta birazdan kavga edeceklerdi bildiğin. Ringe girdi. Ve başladılar.30 dakikanın sonunda bir kazanan yoktu. İkisi de gerçekten tüm gücünü kullanmıştı. Nefes nefese devam ederken Naela Lorikin darbesini savuşturdu. İkisi de çok yorulmuştu ama bunu belirten hiçbir emare yoktu.

Onları durduran şey aynı anda çalan telefonları oldu. İkisi de birbirine ufak bir bakış attıktan sonra telefonlara doğru ilerlediler. Arayan liderleri Arden Kavros idi. Telefonu hemen açtılar Arden onları 20 dakika sonrası için acil bir toplantıya çağırıyordu. Telefonu kapattıktan sonra kısa bir tebrikten sonra ikiside evlerine gittiler. Üstünü değiştirip evden çıktı naela. Toplantı yerine vardıktan sonra toplantı odasına doğru yürüdü. Üzerinde dünküne çok benzeyen bir kombin vardı. Bu sefer lacivert bir kazak siyah kumaş pantolon uzun trençkot ve ayakkabı olarak da siyah topukluları. Bu şekilde çok güzel görünüyordu. Odaya girdi. Herkes buradaydı ama birini bekliyor gibi gözüküyorlardı. İçeri gelen kişiyle birlikte donup kalan iki kişi ve onlara dönen gözler

Devam edecek...