3. bölüm · KARANLIĞIN KALBİ
3.BÖLÜM:BAŞKASININ KALBİ
Kafeyi hazırlayabilmiştim sonunda. Masanın birine oturdum, kafamı geriye yasladım. Bayağı yorulmuştum; belki çok yorucu bir iş değildi ama tek olduğum için zor olmuştu. Yine de iyi iş başarmıştım, yarın burayı işletmeye başlayabilirdim. Sabah erkenden kalkacağım için erken uyumam gerekiyordu. Eve çıkıp odama girdim, üstümü değiştirdikten sonra kendimi yatağa bıraktım. Bir yola girmiştim; dönüşü olmayan bir yola...
Boran'ın Anlatımıyla
Ne yaşamıştı Duru öyle? Aslında babası ile arası iyiydi. Biz taşındıktan sonra bir şeyler olduğu kesindi ama ne olduğunu bilmiyordum. Bildiğim bir şey varsa, o da Duru'nun gözyaşlarını silemememdi...
Duru'nun Anlatımıyla
Sabah saat 6 gibi kalkıp kahve sularını kaynamaya bırakmıştım. Kahve sularını kaynatmış, gelecek olan ilk müşteriyi bekliyordum.
-
Saat 12 olmuştu ama ne gelen vardı ne de giden. Kafamı tezgaha yasladım; olmamıştı, kimsecikler de gelmemişti. Belki de bilmiyorlardır diye kendimi avutuyordum. Kapıya gürültüyle vurulma sesleri gelince yerimden sıçradım.
Kapıda gördüğüm kişilerle ağzım şaşkınlıktan açık kaldı. "Açsana kız kapıyı, kapıda kaldık!" diyen Eren'in bu sesiyle gülmeye başladım. Nereden bulmuşlardı burayı? Yerimden doğrulup kapıyı açtım.
Aysima hızla boynuma sarıldı. "Nasıl bize haber vermezsin?! Taşınmana, evi temizlemene yardım ederdik Duru. Ne diye bizden saklıyorsun!" dedi kızgın bir sesle. "Bir anda oldu her şey, yoksa size niye haber vermeyeyim" dedim.
"İyi, bak şimdilik bir şey demiyorum. Biz Eren ile senin evini görmeye geldik; tabii kafede işin yoksa şu an" dedi etrafı incelerken. "Yok, gelin çıkalım yukarı, gelen giden yok zaten" dedim umutsuzlukla. "Öyle hemen herkes gelmez ki Duru'm, sen sıkma canını. Zaman geçtikçe bak sen gelen müşterilere yetişemeyeceksin" dediğinde güldüm. "Yok ya, o kadar da olmaz da... Gelirler belki, bilmiyorum" dedim moralimi bozmamaya çalışarak. Ama istemsizce bozuluyordu işte.
Evime çıkıp oturma odasına geçmiştik. Aysima yanıma oturmuştu, Eren ise karşıya. Kendini kızlar arasında tek erkek kalmış gibi hissetmiyorsa ben de bir şey bilmiyordum. Ayağa kalkıp, "Siz isterseniz evi gezebilirsiniz. Biraz küçük ama benim için ideal. Ben aşağıdan bir şeyler indireyim, siz oturun" dememe kalmadan Aysima ayağa kalktı. "Eren, sen geziyorsan gez; ben sonra Duru ile gezerim" dedi ve o da arkamdan geldi.
Mutfakta ben dolaplardan bir şeyler çıkartıyordum, Aysima ise içeriyi inceliyordu. "Biliyor musun? Evin çok güzel aslında. Belki küçük ama huzur veriyor insana. Arada gelebilir miyim sana kalmaya?" dedi gülümseyerek. "O da soru mu Aysima, tabii gelebilirsin" dediğimde belime sarıldı. "Ne oldu da geldin buraya? Babanla mı kavga ettin yoksa yine?" dediğinde yutkundum. Nereden gelmiştik biz bu konuya? Gerçekten unutmak istiyordum artık.
"Aysima, şimdi bu konuyu konuşmasak" dedim. Ellerimi mutfak tezgahına dayayarak ona döndüm. "Şu günde tadımızı kaçırmayalım, olur mu?" dediğimde kafasını salladı. Anlıyordu beni, konuşmak istemediğimi... Beni belki de bir tek Aysima anlıyordu.
Birkaç dakika sonra ikram edeceğimiz malzemeleri hazırlamış, Aysima ile oturma odasına taşımıştık. "Biliyor musun Duru, bu akşam mahallede kutlama olacakmış. Eren ile ben de gideceğim, sen de gelir misin?" dediğinde tam cevap verecektim ki lafımı kesti: "Ne olur gel Duru, seninle gitmek istiyorum ben oraya. Hem sana da iyi gelir" dediğinde hayır diyemeyeceğimi anlamıştım, kafamı olumlu anlamda salladım.
Aysima gidenlerden sonra ben de biriken bulaşıkları yıkayıp akşam için elbiselerimden birini ayarlayarak hazırlandım. Aysima aradıktan sonra aşağıya inecektim. Üstümde beyaz papatyalı, beyaz bir elbise vardı. Diz kapaklarımın hemen altındaydı uzunluğu. Bence bir mahalleye göre uygun bir elbiseydi, umarım yanlış karşılanmazdım.
Telefonumun çalmasıyla ekranı kaydırıp açtım. "Alo Duru, biz aşağıdayız. Hazırsan bekliyoruz" dedi. "Tamam, hazırım, geliyorum" deyip kapattım telefonu.
Merdivenlerden aşağı inip kapıdan çıktıktan sonra kafenin kapısını kilitledim. Aysima beni görünce yanıma geldi. "Dupduru bir su gibi olmuşsun Duru!" dedi heyecanla. "Bağırma Aysima, sen de çok güzel olmuşsun" dediğimde güldü. "Teşekkür ederim. Hadi gidelim, geç kalmayalım; Eren Bey'i sinirlendirdik zaten" dedi Eren'e tripli tripli bakarak. Bu halleri beni güldürmüştü. Aysima, Eren'e trip attığında hep "Bey" diye hitap ederdi.
Ne kutlaması olacağına dair hiçbir fikrim yoktu ama büyük ihtimalle bir başarı ya da mutluluk paylaşılacaktı herhalde. Denilen yere geldiğimizde bazıları eğleniyor, bazıları oturdukları yerden konuşuyorlardı.
Aysima ile biz de bir masaya geçmiştik. Eren, arkadaşının yanına gideceğini söyleyip yanımızdan ayrılmıştı. Öylece etrafı izlerken Aysima'nın kolumu dürtmesiyle ona döndüm. Eliyle bir yeri işaret ediyordu. İşaret ettiği yere baktığımda duraksadım. Eren; yanında bir kız ve Boran ile bize doğru geliyordu. Garip olan ise, kız ile Boran'ın el ele olmasıydı...
Onları öyle gördükten sonra yerimde duramaz hale gelmiştim. Erengiller yanımıza kadar gelmişlerdi. Kızın yüzünde güller açıyordu, Boran'ın onu mutlu ettiği her halinden belliydi. Kız ilk önce Aysima'ya elini uzattı: "Merhaba, ben Aylin. Boran'ın sevgilisiyim" dediğinde yerimde kıpırdandım. Belliydi aslında ama belki değildir diye düşünmüştüm yine de. Ama bana neydi ki? Kiminle olursa olsundu...
Aylin denilen kız bu sefer de bana elini uzattı. Elini tutup nazikçe sıktım. "Aylin ben, sen?" dediğinde hiçbir şey yokmuş gibi tebessüm ettim. "Duru ben de, memnun oldum" dediğimde ağzı şaşkınlıkla açıldı. "Demek o kız sensin!" dediğinde anlayamamıştım.
Gözlerim Boran'a kaydığında, elleri cebinde bir şekilde burayı izlediğini fark ettim. "Evet benim de... Sen beni nereden tanıyorsun?" dediğinde gülüp Boran'ın tuttuğu elini kaldırdı, adeta gözüme sokarcasına. "Boran çok anlatırdı seni ama buraya geleceğini hiç düşünmemiştim, ne yalan söyleyeyim" dediğinde yutkunamadım.
"Doğru aslında, gelmeyecektim de işte her şey bir anda gelişti" dediğimde tebessüm edip elinin birini omzuma koydu ve nazikçe sıktı. "İyi ki geldin. Bu mutlu günümüzde seni de görmek hem beni hem de Boran'ı mutlu eder, değil mi aşkım?" dediğinde Boran sadece kafasını sallamakla yetindi.
Ben nasıl bir şeyin içine düşmüştüm? Demek ki Boran'ın bir sevdiği olduğu için gelmemişti yanıma. Peki, mutlu haber neydi?
"Boran, hadi sizi çağırıyorlar!" dedi Eren yüksek sesle. Müzikten dolayı hiçbir ses doğru düzgün duyulmuyorsa da bunu duymuştum. Kafamı yerden kaldırdığımda Boran ile göz göze geldik. Bakmak istemedim gözlerine, hemen kaçırdım bakışlarımı. Yürüme sesleri geldiğinde kafamı yeniden kaldırdım; Aylin ile Boran el ele meydanın tam ortasına doğru ilerliyorlardı...
Meydanın tam ortasında durduklarında Eren, elindeki mikrofonu Aylin'in eline verdi. Aylin o kadar mutluydu ki... O kadar heyecanlıydı ki. Masum muydu peki? Orasını bilemiyordum, bir insan kendisini ilk tanışmada belli etmezdi sonuçta.
Aylin, Boran'a bakarak izin aldıktan sonra konuşmaya başladı:
"Sevgili dostlar, ailemiz ve değerli misafirlerimiz,
Bugün burada, hayatımızın en özel ve anlamlı anlarından birini sizlerle paylaşmak için bir aradayız. Hepinizin bildiği gibi, çok yakında nişan törenimizi gerçekleştireceğiz ve bu mutluluğumuzu sizlerle birlikte kutlamak istiyoruz.
Nişan; sadece iki insanın birbirine olan sevgisini ve bağlılığını değil, aynı zamanda iki ailenin de birleşmesini simgeleyen çok özel bir adımdır. Bizler de bu özel yolculuğa adım atarken, yanımızda sizlerin desteğini, sevginizi ve iyi dileklerinizi görmek bizim için çok değerli.
Bu nişan, sadece bizim değil, ailelerimizin de ortak mutluluğu. Her birinizin varlığı, bu günü bizim için daha anlamlı ve unutulmaz kılacak. Sizlerle birlikte olmak, bu özel anı paylaşmak, hayatımızın en güzel anılarından biri olacak.
Nişan törenimizde; sevgiyle, neşeyle ve samimiyetle dolu bir atmosfer yaratmak istiyoruz. Sizlerin katılımı, bu mutluluğumuzu taçlandıracak ve bize güç verecek. Hep birlikte güzel anılar biriktireceğimiz bu özel günde, sizleri aramızda görmekten büyük onur duyacağız.
Lütfen nişan törenimize katılarak bu mutluluğumuzu paylaşın; dualarınızı ve iyi dileklerinizi esirgemeyin. Sizlerin varlığı bizim için en büyük hediye olacak.
Hepinize şimdiden teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Nişanımızda görüşmek üzere!"
Duyduğum kelimeler boğazıma bir yumrunun oturmasına sebep olmuştu, sanki nefes alamıyordum. Durmak istemiyordum burada, bir an önce gitmek istiyordum.
Koşar adımlarla kendimi meydandan dışarı attım.
Elimi boğazıma koyup nefes almaya çalıştım. Onun bir sevdiği vardı, bir seveni... Onun için miydi? O yüzden mi gelmemişti benim yanıma? Yalan mıydı tüm kelimeleri?
Düşünmek istemiyordum artık. Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım.
Yazarın Anlatımıyla
Boran, Duru'nun arkasından öylece bakakalmıştı. Diyemezdi ki "Ben bu kızı sevmiyorum, benim işim babası ile." Diyemezdi... Çünkü babası Duru'ya zarar vermeye kalkabilirdi; işte o zaman yer yerinden oynardı. O yüzden Boran'ın gizlice ama kesin bir şekilde Duru'yu koruması gerekiyordu...
"Tüylerim diken diken olur hatırladıkça"
"Gözlerin ecel olur..."
"Satır satır yazardım da mecalim var mı ki?"
"Uyumakla geçen bir pazardı halbuki..."
Bölümü nasıl buldunuz?
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
4. Bölümde görüşmek üzere...
