5. bölüm · Karanlığın İzinde 1-Sessiz Koruyucu

Sessiz Adam

Eda K.

Bazı insanlar konuşarak kendini anlatır.
Bazıları ise sadece duruşuyla.
Mert'in ikinci gruba ait olduğuna emindim.
Sabah okula girdiğimizde Ada her zamanki gibi durmadan konuşuyordu.
"Bugün kesin matematikten ödev kontrolü var."
"Her gün aynı şeyi söylüyorsun." dedim gülerek.
"Ama bir gün haklı çıkacağım."
Ela ikimizin ortasında yürüyordu.
"İnşallah bugün sakin bir gün olur."
İçimden "İnşallah..." diye geçirdim.
Son günlerde yaşadığım garip olaylardan sonra ben de normal bir gün geçirmek istiyordum.
Tam merdivenlere yönelmiştik ki okul müdürünün sesi bahçede yankılandı.
"Çocuklar, biraz dikkat!"
Bahçedeki uğultu yavaş yavaş kesildi.
Müdürün yanında üç öğrenci duruyordu.
Onları görünce tanıdım.
Mert...
Yanındaki uzun boylu çocuk...
Ve bir diğeri...
Üçü de sessizce bekliyordu.
"Münazara yarışmasında okulumuzu başarıyla temsil eden öğrencilerimizi tebrik ediyoruz."
Bahçeden alkış sesleri yükseldi.
İlk kez Mert'in yüzünde hafif bir mahcubiyet gördüm.
Yanındaki uzun çocuk-muhtemelen Çağan'dı-gülerek Mert'in omzuna vurdu.
Diğer çocuk da kollarını bağlamış, sanki bu ilgiye alışıkmış gibi etrafı izliyordu.
Ada kulağıma eğildi.
"Şu uzun olan çok enerjik duruyor."
"Diğeri de tam tersi." dedi Ela.
Ben ise istemeden Mert'e bakıyordum.
Kalabalığın içinde bile diğerlerinden farklı duruyordu.
Ne alkışlara karşılık veriyordu...
Ne de dikkat çekmeye çalışıyordu.
Sadece bekliyordu.
Müdür konuşmasını bitirince öğrenciler dağılmaya başladı.
Biz de sınıfa çıkmak için merdivenlere yöneldik.
Tam o sırada...
Arkamdan biri seslendi.
"Lavin!"
Arkamı döndüm.
Sınıf arkadaşımız Zeynep koşarak yanımıza geldi.
"Nihayet sizi buldum."
"N'oldu?"
"Edebiyat öğretmeni yarın için dörder kişilik sunum grupları hazırlamamızı istedi."
Ada'nın yüzü düştü.
"Sunum mu?"
Ela gülümseyerek,
"Çok zor olmaz." dedi.
"Sen öyle diyorsun."
Zeynep elindeki listeyi bize uzattı.
"İsimlerinizi yazıyorum. Sonra öğretmene vereceğim."
Tam listeye bakacakken...
Koridorun diğer ucunda Mert, Çağan ve diğer çocuk yürüyordu.
Çağan bir şey anlatıyor, yanındaki çocuk kahkahalar atıyordu.
Mert ise başını hafifçe eğip onları dinliyordu.
Bir anlığına dönüp bizim tarafa baktı.
Bakışlarımız yine kesişti.
Bu kez...
İkimiz de bakışlarımızı hemen kaçırmadık.
Zil çalınca herkes sınıflarına doğru dağıldı.
Ben, Ada ve Ela da koridordan yürüyerek sınıfımıza girdik.
Ada daha yerine oturmadan bana döndü.
"Şu münazara ekibindeki uzun çocuk var ya..."
"Hangisi?"
"Hani müdürün yanında duran."
"Çağan galiba." dedi Ela.
"Evet işte o."
Ada gülümsedi.
"Çok konuşuyormuş gibi duruyor."
"Sen de çok konuşuyorsun."
"Ama ben tatlı konuşuyorum."
Ela kahkaha attı.
"Onu da sen söylüyorsun."
İlk ders beklediğimizden daha hızlı geçti.
Öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz Ada ayağa fırladı.
"Hadi bahçeye!"
"Neden?"
"Canım sıkıldı."
"Bu da bir sebep mi?"
"Bence yeterli."
Üçümüz bahçeye çıktık.
Ağaçların gölge yaptığı tarafta yürürken okulun voleybol sahasının önünden geçiyorduk.
Top sesleri bahçede yankılanıyordu.
Bir grup erkek maç yapıyordu.
Tam yanlarından geçecekken top sert bir şekilde bizim tarafa doğru geldi.
Refleksle gözlerimi kapattım.
Ama top bana çarpmadı.
Gözlerimi açtığımda biri topu tek eliyle havada yakalamıştı.
Mert.
Topu sakin bir şekilde elinde çevirdi.
"Biraz dikkat." dedi sahadakilere.
Sesinde kızgınlık yoktu.
Sadece uyarıyordu.
"Sağ ol!" diye bağırdı sahadan biri.
Mert topu onlara geri attı.
Topu atan çocuk koşarak yanına geldi.
"Reflekslerin hâlâ iyi."
Bu, müdürün yanında duran uzun çocuktu.
"Teşekkür mü edeceksin, dalga mı geçeceksin?" diye sordu Mert.
Uzun çocuk kahkaha attı.
"İkisini de."
O sırada üçüncü çocuk da yanlarına geldi.
Elinde su şişesi vardı.
"Yağız, gel artık!" diye seslendi uzun çocuk.
Demek adı Yağız'dı.
Yağız başını iki yana salladı.
"Beş dakikadır sizi bekliyorum."
"Abartma."
"Sen abartıyorsun."
Üçü kendi aralarında atışırken Ada sessizce bana eğildi.
"Bence bunlar çocukluktan beri arkadaş."
"Gibi duruyor." dedim.
Ela da onları izliyordu.
"Birbirlerini çok iyi tanıyorlar."
Tam o sırada Çağan'ın gözü bize takıldı.
Elini kaldırıp gülümseyerek,
"Az önce top size çarpacaktı. Kusura bakmayın!" diye seslendi.
Ada hemen gülümsedi.
"Sorun değil!"
Ben de başımla onayladım.
Mert ise sadece kısa bir an bana baktı.
Sonra arkadaşlarına dönüp yürümeye devam etti.
Nedense...
Onların üçlü hâli bize çok benziyordu.
Bir yanda durmadan konuşan Çağan...
Diğer yanda sakin görünen ama dikkatli Mert...
Ve ikisinin arasında sürekli şakalaşan Yağız...
İçimden gülümseyerek düşündüm.
"Galiba okulda bizim kadar ayrılmaz başka bir üçlü daha vardı."
Ders zili çalınca iki grup da istemeden koridorlara dağıldı.
Biz sınıfımıza doğru yürürken Ada bir anda koluma girdi.
"Ben Yağızı sevdim."
Dönüp ona baktım.
"Daha çocuğun adını yeni öğrendin."
"Eee?"
"Eee'si mi var?"
"İnsan enerjisini hisseder."
Ela gülerek başını salladı.
"Sen gerçekten ilginç birisin."
"Teşekkür ederim."
"Bu iltifat değildi."
Koridor yine kahkahalarımızla dolmuştu.
Son dersin bitmesine birkaç dakika kala öğretmen sınıfa girer girmez elindeki dosyayı masaya bıraktı.
"Çocuklar, gelecek hafta okulda sosyal sorumluluk etkinliği düzenlenecek."
Sınıfta hafif bir uğultu başladı.
"Etkinlik için sınıflar karışık gruplar oluşturacak. Her grupta farklı sınıflardan öğrenciler olacak."
Ada bana baktı.
"İnşallah bizi ayırmazlar."
"Bizi kim ayırabilir ki?"
Ela gülümsedi.
"Bir gün bile ayrı duramıyorsunuz."
Öğretmen isimleri henüz açıklamayacağını söyleyince konu kapandı.
Ama nedense içimde garip bir heyecan oluşmuştu.
Belki de farklı insanlarla tanışmak güzel olabilirdi.
Okul çıkışında çantamı omzuma takıp kapıya doğru yürüdük.
Kalabalık yavaş yavaş dağılırken okulun önündeki merdivenlerde üç kişi oturuyordu.
Mert...
Çağan...
Ve Yağız.
Çağan bir şey anlatıyor, Yağız kahkahalarla gülüyordu.
Mert ise başını eğmiş telefonuna bakıyordu.
Tam yanlarından geçecekken...
"Telefon hâlâ sağlam mı?"
Sesi duyunca durdum.
Mert bana bakıyordu.
İlk başta ne dediğini anlayamadım.
Sonra gülümsedim.
"Merak etme."
"Bu kez düşürmedim."
Çağan şaşkınlıkla önce bana sonra Mert'e baktı.
"Ooo..."
Mert kaşını kaldırdı.
"Ne?"
"Tanışıyor muyuz biz?"
Mert sakin bir ifadeyle omuz silkti.
"Kantinde telefonu düşmüştü."
"Ha!"
Çağan ayağa kalkıp gülümseyerek elini uzattı.
"Ben Çağan."
Elini sıktım.
"Lavin."
"Hem telefonunu kurtarmış hem de adını öğrenmiş. Güzel."
"Abartma." dedi Mert kısa bir ses tonuyla.
Yağız da ayağa kalktı.
"Ben de Yağız."
"Memnun oldum."
"Biz de."
O sırada Ada ile Ela yanıma geldi.
Ada meraklı gözlerle bana baktı.
"Bizi unuttun galiba."
Gülerek geri çekildim.
"Bu Ada."
"Bu da Ela."
Çağan hiç bekletmeden,
"Memnun oldum." dedi.
Yağız da gülümseyerek başını salladı.
"Ben de."
Birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Ada her zamanki gibi sessizliği bozdu.
"Şey... Siz gerçekten çocukluktan beri arkadaş mısınız?"
Çağan kahkaha attı.
"Maalesef."
"Maalesef mi?" dedi Yağız.
"Şaka yapıyorum."
Mert ilk kez arkadaşlarına bakıp hafifçe gülümsedi.
O an fark ettim ki...
Onun sessizliği soğukluğundan değil, karakterindendi.
Ve ilk kez...
Onu gerçekten tanımaya başladığımı hissettim.
Okulun önünde birkaç dakika daha ayakta sohbet ettik.
Aslında sohbet denirse...
Konuşanların büyük çoğunluğu Çağan ve Ada'ydı.
"Ben diyorum ki kantindeki tostlar yenmez."
"Ne demek yenmez?" diye itiraz etti Ada. "Ben her gün yiyorum."
"İşte sorun da o."
"Ne sorunu varmış?"
"Senin miden demirden galiba."
Ela kıkırdayarak başını eğdi.
"Gerçekten her gün tost yiyor."
Çağan şaşkınlıkla Ela'ya döndü.
"Ciddi misin?"
Ela omuz silkti.
"Abartmıyorum."
Ada kollarını bağladı.
"Hepiniz bana karşı birleşin."
"O zaten doğal bir olay." dedi Yağız gülerek.
"Bak sen de başladın."
Yağız ellerini havaya kaldırdı.
"Ben hiçbir şey demedim."
"Dedin."
"Demedim."
"Dedin."
Bir an herkes sustu.
Sonra aynı anda gülmeye başladık.
O an fark ettim...
Sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi hissettirmişti.
Belki de bazı insanlarla sohbet etmek için uzun zamana ihtiyaç yoktu.
"Benim otobüs geliyor." dedi Ela.
Gerçekten de okulun karşısındaki durakta otobüs yavaşça durmuştu.
"Ben de aynı yöne gidiyorum." dedi Çağan.
Ela şaşkınlıkla ona baktı.
"Öyle mi?"
"Evet."
Mert ise sessizce bizi dinliyordu.
Her zamanki gibi...
Çok konuşmuyor ama konuşulan hiçbir şeyi de kaçırmıyordu.
Otobüs yaklaşınca Ela çantasını omzuna düzeltti.
"O zaman görüşürüz."
"Görüşürüz." dedik hep bir ağızdan.
Çağan otobüse binerken kapının önünde durup gülümseyerek,
"Yarın görüşürüz." dedi.
Ela da istemsizce gülümsedi.
"Yarın."
Otobüs hareket etti.
Ben, Ada, Mert ve Yağız okulun önünde kalmıştık.
"Hadi." dedi Ada.
"Biz de gidelim."
Tam yürümeye başlayacakken sert bir rüzgâr esti.
Çantamın fermuarı açık kalmış olmalıydı.
Defterlerimden biri yere düştü.
Ben eğilmek üzereyken Mert benden önce davranıp defteri aldı.
Kapağına kısa bir an baktı.
Sonra bana uzattı.
"Lavin Ateş..."
İlk kez adımı kendi ağzından duymuştum.
Sesi her zamanki gibi sakindi.
"Sanırım çantanın fermuarını kapatmayı unutmuşsun."
Defteri alırken istemsizce gülümsedim.
"Galiba bugün biraz dalgınım."
Mert gözlerimin içine baktı.
Sadece iki saniye...
Ama o iki saniye bana çok uzun gelmişti.
"Dalgın olma."
dedi sessizce.
"Her zaman etrafına dikkat et."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Bunu neden söyledin?"
Mert sanki bir an cevap verecekmiş gibi durdu.
Sonra bakışlarını benden kaçırdı.
"Öylesine."
Tek kelime...
Ama nedense bana hiç "öylesine" gibi gelmedi.
O sırada Yağız uzaktan seslendi.
"Mert! Geliyor musun?"
Mert başını arkadaşlarına çevirdi.
"Geliyorum."
Bana son bir kez baktı.
"Yarın görüşürüz."
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ben ise elimde defterimle öylece kalmıştım.
İçimde yine aynı soru vardı.
Bu çocuk gerçekten sadece sessiz biri miydi...
Yoksa benden daha fazlasını mı biliyordu?

"Bazı uyarılar sadece duyulmaz...
İnsanın içine yerleşir.
Ve bir gün neden söylediğini acı bir şekilde öğrenirsin."