6. bölüm · Karanlığın İzinde 1-Sessiz Koruyucu

Aynı Masada

Eda K.

Hayatım boyunca "tesadüf" kelimesine inanmıştım.
Aynı otobüse binmek...
Aynı kafeye gitmek...
Aynı koridorda yürümek...
Bunların hepsi tesadüftü.
Ama son birkaç gündür yaşananlar...
Artık bana tesadüf gibi gelmiyordu.
Alarmın sesiyle gözlerimi araladım.
Telefonu elime alıp saate baktım.
06.35.
Normalde alarmı iki kez ertelerdim.
Ama bugün nedense uyanıktım.
Yatağımdan doğrulup pencerenin perdesini araladım.
Dışarıda hafif bir rüzgâr vardı.
Sokak henüz yeni uyanıyordu.
Karşı apartmanın önündeki yaşlı amca her zamanki gibi çiçeklerini suluyor, fırından gelen sıcak ekmek kokusu açık pencereye kadar ulaşıyordu.
Derin bir nefes aldım.
"Bugün güzel geçsin..."
Bunu kendime söylemeye ihtiyacım vardı.
Son günlerde yaşadığım garip olaylardan sonra ilk kez normal bir gün istiyordum.
Hazırlanıp aşağı indim.
Annem mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Günaydın anne."
"Günaydın güzel kızım."
Masaya oturdum.
Babam çayını karıştırırken bana baktı.
"Bugün keyfin yerinde gibi."
"Olmaya çalışıyorum."
"İşte bu."
Annem önüme sıcak bir tost koydu.
"Dersler nasıl gidiyor?"
"Şimdilik iyi."
"Arkadaşların?"
"Onlar da iyi."
Annem gülümsedi.
"Ada yine çok konuşuyor mu?"
Kahkaha attım.
"Konuşmayan hâlini hiç görmedim."
Babam da güldü.
"O kız bir gün nefes almadan yarım saat konuşursa şaşırmam."
"Ben de."
Evdeki bu küçük sohbet bana iyi gelmişti.
Son birkaç gündür ilk kez gerçekten rahat hissettim.
Belki de korkularım yersizdi.
Belki de gerçekten sadece kötü bir şakaydı.
Kahvaltımı bitirip çantamı aldım.
Kapıdan çıkarken annem arkamdan seslendi.
"Dikkatli ol."
Bir an duraksadım.
Nedense...
Bu cümle son günlerde herkesten duyduğum ortak cümle olmuştu.
Mert'in sesi aklıma geldi.
"Her zaman etrafına dikkat et."
Başımı iki yana salladım.
"Saçmalıyorsun Lavin."
Kendi kendime gülümsedim ve apartmandan çıktım.
"Buradayız!"
Ada'nın sesi sokağın başından duyuldu.
Ela'nın yanında bana el sallıyordu.
Koşarak yanlarına gittim.
"Günaydın."
"Günaydın." dedi Ela.
Ada ise beni baştan aşağı süzdü.
"Bugün daha iyi görünüyorsun."
"İnşallah öyleyimdir."
"Hatta..."
Koluma girip bana doğru eğildi.
"...birileriyle konuşunca moralin düzelmiş gibi."
Ne demek istediğini anlamam birkaç saniye sürdü.
Sonra gözlerimi devirdim.
"Mert'i diyorsan, hayır."
"Ben isim vermedim."
"Ama ima ettin."
Ela kahkahasını tutamadı.
"Siz gerçekten çok komiksiniz."
"Ben gayet ciddiyim." dedi Ada.
"Sadece..."
"Sadece ne?"
"O çocuk sana farklı davranıyor."
"Daha iki gündür tanıyoruz birbirimizi."
"Aynen."
"Belki de herkesle öyledir."
Ela bu kez düşünceli bir ifadeyle konuştu.
"Hayır..."
"Ne?"
"Bilmiyorum."
"Dün sizi izlerken dikkatimi çekti."
"Mert çok sessiz biri."
"Ama seninle konuşurken yüzü biraz değişiyor."
Kalbim istemsizce hızlandı.
"Abartıyorsunuz."
"Olabilir." dedi Ada omuz silkerek.
"Ya da biz haklıyız."
Tam cevap verecekken okulun demir kapısı göründü.
Bahçe öğrencilerle dolmaya başlamıştı.
Tam içeri girecekken...
Karşı taraftan üç kişi yürüyordu.
Mert.
Çağan.
Ve Yağız.
Çağan her zamanki gibi bir şeyler anlatıyor, Yağız gülmekten iki büklüm oluyordu.
Mert ise onları dinliyor, ara sıra kısa cevaplar veriyordu.
Bir anlığına başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Bu kez...
İkimiz de bakışlarımızı kaçırmadık.
Sonra Mert, çok belli belirsiz...
Neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir gülümsemeyle başını salladı.
Ben de istemsizce aynı şekilde karşılık verdim.
"Bunu gördünüz mü?" diye fısıldadı Ada.
"Neyi?" dedim.
"Bence artık tesadüf demeyi bırakabilirsin."
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü...
İçimde bir yer, ilk kez Ada'ya hak vermeye başlamıştı.
Bakışlarımız ayrıldıktan sonra hepimiz okul binasına doğru yürümeye başladık.
"Neden gülümsüyorsun?" diye fısıldadı Ada.
"Gülümsemiyorum."
"Emin misin?"
"Evet."
Ela ikimizin arasına girip hafifçe omzuma dokundu.
"Tamam artık, kızı rahat bırak."
"Ben sadece gözlem yapıyorum."
"Sen dedektif falan ol bence."
"Bence de olurum."
Merdivenleri çıkarken istemsizce arkamı döndüm.
Mert, Çağan ve Yağız bizden birkaç basamak geride geliyorlardı.
Çağan yine hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyor, ellerini kullanarak konuşuyordu. Yağız arada sırada gülüyor, Mert ise her zamanki gibi sessizce onları dinliyordu.
Garip olan şuydu...
Mert konuşmasa bile bulunduğu ortamda dikkat çekiyordu.
Sanki sessizliği bile bir şey anlatıyordu.
"Nereye daldın?" diye sordu Ela.
"Hı?"
"Beş dakikadır arkaya bakıyorsun."
"Yok ya..."
"Yok ya mı?" dedi Ada sırıtarak.
"Birilerini mi kontrol ediyoruz?"
Gözlerimi devirip sınıfın kapısını açtım.
"Sizi bir gün gerçekten susturacağım."
"İmkânsız." dedi Ada gururla.
"Beni susturabilen daha doğmadı."
İlk ders beklediğimden daha sakindi.
Öğretmen konuyu anlatırken ben not almaya çalışıyordum.
Ama aklım ara ara dağılıyordu.
Kalemimi elimde çevirirken farkında olmadan pencereye baktım.
"Defterine de yazarsan iyi olur Lavin."
Öğretmenin sesiyle irkildim.
"Efendim hocam?"
"Camdan değil, tahtadan not alıyoruz."
Sınıftan hafif gülüşmeler yükseldi.
Utanarak başımı eğdim.
"Özür dilerim hocam."
Dersin geri kalanında dikkatimi toparlamaya çalıştım.
Zil çalar çalmaz Ada yerinden fırladı.
"Hadi, biraz koridorda dolaşalım."
"Daha ilk teneffüs."
"Eee? Sınıfta oturup duvar mı izleyeceğiz?"
Ela gülümseyerek ayağa kalktı.
"Hadi, yoksa bizi rahat bırakmayacak."
Koridora çıktığımız anda her zamanki kalabalık bizi karşıladı.
Tam köşeyi dönecekken karşı koridordan Mert, Çağan ve Yağız geliyordu.
Çağan bizi görünce gülümseyerek elini kaldırdı.
"Günaydın."
"Günaydın." dedi Ela.
Yağız'ın bakışları ise doğrudan Ada'ya kaydı.
"Bugün kaç kelime konuştun?"
Ada şaşkınlıkla güldü.
"Daha saymadım."
"Bence en az bin olmuştur."
"O kadar az mı?"
"Az mı?"
"İlk dersi de sayarsak iki bin olabilir."
Ben ve Ela aynı anda gülmeye başladık.
"Abartıyorsunuz."
"Hayır." dedi Yağız gülerek.
"Koridorun öbür ucundan sesini duyduk."
"Ayıp oluyor ama."
"Gerçekler acıdır."
Ada kollarını bağladı.
"Kıskanıyorsun."
"Neyi?"
"Benim bu kadar konuşabilmemi."
"Yok."
"Ben nefes alabiliyorum."
Çağan kahkahasını tutamadı.
"Yağız, bence boşuna uğraşıyorsun."
"Neden?"
"Çünkü bu kız son sözü söylemeden susmaz."
Ada gururla gülümsedi.
"Doğru."
"Hem konuşmak güzeldir."
Yağız başını iki yana salladı.
"Bir gün seni susturmayı başarırsam tarih yazar."
"İmkânsız."
"Emin misin?"
"Kesinlikle."
Ela bana hafifçe eğildi.
"Bence bunlar daha şimdiden atışmaya başladı."
Gülmemeye çalıştım.
Galiba gerçekten öyleydi.
Tam o sırada gözlerim istemsizce Mert'e kaydı.
Arkadaşlarının konuşmalarını sessizce izliyordu.
Sonra başını kaldırdı.
Bakışlarımız yine birbirine takıldı.
Bu kez ikimiz de gülümsemedik.
Ama garip bir şekilde...
Hiçbir şey söylememize gerek de yoktu.
Sanki sessizlik, ikimizin de anladığı bir dil olmuştu.
İçimde tuhaf bir huzur vardı.
Ve ilk kez...
Mert'in sessizliğinin beni rahatsız etmediğini fark ettim.
Aksine...
Onun yanında sessizlik bile anlam taşıyordu.
Yazma
Tam o sırada ikinci dersin zili çaldı.
"Haydi!" dedi Ada.
"Yoksa yine geç kalacağız."
"Bir gün de sen bizi erken götürme." dedim gülerek.
"Olmaz."
"Neden?"
"Çünkü geç kalınca daha heyecanlı oluyor."
Ela başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten farklısın."
"Duyduğum en güzel iltifat."
Sınıfa dönerken koridor yavaş yavaş boşalıyordu.
Tam kapıya yaklaşmıştık ki arkamdan bir ses geldi.
"Lavin."
Adımı duyunca durup arkamı döndüm.
Mert birkaç adım gerimde durmuştu.
Elinde mavi kapaklı bir defter vardı.
"Bunu düşürmüşsün."
Şaşkınlıkla çantama baktım.
Gerçekten de fermuarım yarı açıktı.
"Ben... Fark etmemişim."
Defteri bana uzattı.
"Sanırım bugün biraz dalgınım."
Defteri alırken istemsizce gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Tam gidecekken kısa bir an durdu.
"Bu ikinci oldu."
"Ne?"
"Eşyalarını düşürmen."
Mahcup bir şekilde güldüm.
"Haklısın."
"Bir dahakine dikkat ederim."
"Ondan emin değilim."
Bu cümleyi söylerken dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme vardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Ben o kadar da dalgın değilim."
"Bence öylesin."
İlk kez bana takılmıştı.
Ben cevap vermeye hazırlanırken koridorun diğer ucundan Çağan'ın sesi duyuldu.
"Mert!"
"Yine mi kayboldun?"
Mert başını çevirip arkadaşlarına baktı.
"Geliyorum."
Sonra yeniden bana döndü.
"İyi dersler."
"İyi dersler."
Yanımdan geçip arkadaşlarının yanına gitti.
Onlar uzaklaşırken Ada bir anda koluma girdi.
"Tamam."
"Şimdi anlat."
"Neyi?"
"Ne konuştunuz?"
"Hiç."
"Hiç dediğin üç dakika sürdü."
Ela gülümseyerek bize baktı.
"Bırak artık."
"Hayır."
"Bence burada bir şeyler var."
Gözlerimi devirdim.
"Yok."
"Şimdilik..." diye mırıldandı Ada.
Onun bu sözünü duymazdan gelmeye çalıştım.
Ama içimde...
Sebebini bilmediğim küçük bir heyecan oluşmuştu.
Belki Ada yine abartıyordu.
Belki de...
Bu kez gerçekten haklıydı.

"Bazen bir bakış...
Binlerce kelimenin söyleyemediğini anlatır."