2. bölüm · Karanlığın İzinde 1-Sessiz Koruyucu

O Çocuk

Eda K.

İnsan beyni gerçekten garipti.
Hayatında sadece birkaç dakika gördüğün birini, gün boyunca düşünüp durabiliyordu.
Ama ben öyle biri değildim.
Ya da en azından öyle olduğumu sanıyordum.
Ders bitmişti.
Ada, Ela ve ben okuldan çıkıp her zaman oturduğumuz küçük kafeye doğru yürüyorduk.
"Bugün matematik mucizevi şekilde geçti." dedi Ada.
"Sen sadece sözlü olmadı diye mutlusun." dedim.
"Tabii ki."
Ela gülümseyerek çantasını düzeltti.
"Yarın edebiyat var."
Ada'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Şu an moralimi bozdun."
Hepimiz gülmeye başladık.
Okulun hemen karşısındaki küçük kafeye girip cam kenarındaki masaya oturduk.
Burası bizim yerimizdi.
Ne zaman ders çıkışı canımız sıkılsa buraya gelir, saatlerce sohbet ederdik.
Garson bizi görünce daha sipariş vermeden gülümsedi.
"Her zamankinden mi?"
Ada hiç düşünmeden cevap verdi.
"Evet!"
"Senin hayatın tamamen tost üzerine kurulu." dedim.
"İtirazın mı var?"
"Yok."
Ela kahvesinden bir yudum aldı.
"Sadece şaşırmıyorum artık."
Tam o sırada kapının açılma sesi duyuldu.
Refleksle başımı çevirdim.
İçeri üç kişi girdi.
İlk giren kişiyi görünce istemsizce birkaç saniye duraksadım.
Mert.
Yanında sabah müdür yardımcılığına çağrılan çocuk vardı.
Bir de, uzun saçlı bir kız...
Üçü de kasaya doğru yürüdü.
"Ne oldu?" diye sordu Ada.
"Hiç."
"Yine 'hiç'."
Ela göz ucuyla kapıya baktı.
"Yeni gelen çocuklar mı?"
"Evet."
"Bugün ikinci kez karşılaşıyorsunuz."
"Tesadüf."
Ada sırıttı.
"Kesinlikle."
Gözlerimi devirip tekrar masaya döndüm.
Gerçekten tesadüftü.
Koca şehirde aynı okuldaydık.
Aynı kafeye gelmemiz çok normaldi.
Öyle değil miydi?
Tam bunu düşünürken garson siparişleri getirdi.
Ada tostuna saldırırken biz Ela'yla gülüyorduk.
Arka taraftan kahkaha sesleri geliyordu.
İstemeden başımı çevirdim.
Mert ve yanındaki çocuk bir şey konuşuyordu.
Konuşan daha çok diğeriydi.
Mert ise sadece dinliyordu.
Ara sıra kısa cevaplar veriyordu.
Sanki...
Konuşmaktan hoşlanmıyordu.
Tam o sırada göz göze geldik.
Bu kez ilk bakan oydu.
Ben ise istemsizce bakışlarımı kaçırdım.
"Neden bakıp duruyorum?" diye söylendim içimden.
Kendi kendime sinirlenmiştim.
Onu tanımıyordum bile.
Belki de sadece aynı ortama denk geliyorduk.
Belki de bütün bunlar benim kafamdaydı.
Telefonum masanın üzerinde titredi.
Bilinmeyen numara.
Kaşlarımı çattım.
"Kim arıyor?" diye sordu Ela.
"Bilmiyorum."
Normalde açmazdım.
Ama nedense...
İçime tuhaf bir his çöktü.
Aramayı cevapladım.
"Efendim?"
Karşı taraftan birkaç saniye hiç ses gelmedi.
Sonra...
Boğuk bir erkek sesi duyuldu.
"Lavin Ateş..."
Elimdeki telefon bir anda ağırlaşmış gibiydi.
"Kimsiniz?"
Adam cevap vermedi.
Sadece tek bir cümle kurdu.
"Henüz zamanın gelmedi."
Ve telefon kapandı.
Donup kalmıştım.
"Lavin?"
Ada'nın sesi uzaktan geliyormuş gibiydi.
"İyi misin?"
Telefon ekranına bakıyordum.
Numara...
Yoktu.
Sanki biri hiç aramamış gibiydi...
Telefon elimde öylece kalmıştı.
"Lavin?"
Ada bu kez omzuma dokundu.
"İyi misin?"
Başımı hafifçe salladım.
"İyiyim."
"Emin misin?"
"Evet."
Yalan söylüyordum.
Hiç iyi değildim.
Numaraya tekrar bakmaya çalıştım.
Arama geçmişinde biraz önceki telefon yoktu.
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Ne oldu?" diye sordu Ela.
"Garip bir şey."
"Ne gibi?"
"Beni biri aradı."
"Eee?"
"Sonra..."
Duraksadım.
"Arama kayboldu."
Ada telefonumu elimden aldı.
"Ver bakayım."
Ekranı birkaç saniye inceledi.
"Gerçekten yok."
"Ben de onu diyorum."
"Belki sistem hata vermiştir."
"Belki."
Ama içimdeki ses bunun bir hata olmadığını söylüyordu.
Garip olan sadece arama değildi.
Adam...
Soyadımı biliyordu.
Ne ben adımı söylemiştim.
Ne de başka bir şey.
Ela düşünceli bir ifadeyle bana baktı.
"Ses tanıdık mıydı?"
"Hayır."
"Yaşı?"
"Anlayamadım."
Ada telefonu bana geri verdi.
"Bence kafana takma."
Haklıydı.
Muhtemelen saçma bir şakaydı.
Telefonumu çantama koydum.
"Konu kapandı."
"İşte böyle."
Ada gülümseyerek tostundan son lokmayı aldı.
"Şimdi daha önemli bir konuya geçebiliriz."
Ela kaşını kaldırdı.
"Neymiş o?"
"Cuma günü ne yapıyoruz?"
"Film?"
"Olur."
"Ya da sahile gideriz."
Üçümüz hafta sonu planları yapmaya başlayınca biraz önce yaşanan olay yavaş yavaş aklımdan uzaklaştı.
En azından...
Ben öyle sanıyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra kafeden çıktık.
Hava sabaha göre daha sıcaktı.
Okulun önündeki kalabalık dağılmaya başlamıştı.
Ada ile Ela aynı yöne gidiyordu.
Benim evim ise birkaç sokak daha ilerideydi.
"Akşam yazışırız." dedi Ela.
"Tamam."
Ada bana sarıldı.
"Ödevleri unutma."
"Sen bana mı söylüyorsun bunu?"
"Hatırlatmış olayım."
Gülerek vedalaştık.
Onlar sağ tarafa dönerken ben düz devam ettim.
Kulaklığımı takıp sevdiğim şarkıyı açtım.
Yol her zamanki gibiydi.
Mahalle bakkalı...
Köşedeki çiçekçi...
Parkta oynayan çocuklar...
Her şey tanıdıktı.
Tam parkın önünden geçerken telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj gelmişti.
Bilinmeyen Numara.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Mesajı açtım.
Tek bir cümle yazıyordu.
"Arkana bakma."
Olduğum yerde durdum.
Nefesim kesilmişti.
Mesajın devamı yoktu.
Silmeye de cesaret edemedim.
Parmaklarım buz kesmişti.
Mantığım "Sakın dönme." diyordu.
Merakım ise çoktan arkamı dönmek istemişti...
Boğazım düğümlendi.
Mesaj hâlâ ekranda duruyordu.
"Arkana bakma."
Birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım.
Belki de biri saçma bir şaka yapıyordu.
Evet...
Kesinlikle öyle olmalıydı.
Derin bir nefes aldım.
"Saçmalama Lavin." diye mırıldandım kendi kendime.
Telefonumu kilitleyip cebime koydum.
Arkamı dönmedim.
Adımlarımı biraz hızlandırdım.
Kalbim, attığım her adımla daha hızlı çarpıyordu.
Sokağın sonuna geldiğimde apartmanım görünmüştü.
Anahtarı çantamdan çıkarırken istemsizce etrafa göz gezdirdim.
Kimse yoktu.
Ne siyah kapüşonlu biri...
Ne de beni takip eden bir yabancı...
Sadece eve dönmeye çalışan insanlar ve sokakta oynayan çocuklar vardı.
İçeri girip apartmanın kapısını kapattığım anda derin bir nefes verdim.
Belki gerçekten gereksiz yere korkmuştum.
Belki de bütün bunlar kötü bir şakadan ibaretti.
Ama o gece...
Uyumadan önce telefonu son kez elime aldığımda, mesajın çoktan silinmiş olduğunu gördüm.
Ben silmemiştim.
Buna emindim.
Peki...
Kim silmişti?

"Bazen insanı korkutan şey, gördükleri değildir.Asıl korku... Kimsenin görmediği şeylerin gerçekten var