1. bölüm / 3
Karahanlı: Karanlığın Mirası1.Bölüm
Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karahan Malikânesi’nin devasa yemek salonuna dökülen güneş ışınları bile içerideki o ağır havayı dağıtmaya yetmiyordu; ta ki masadaki sesler odayı doldurana kadar.
Neva, hamileliğinin artık son düzlüğünde, karnı burnunda bir hâlde masanın başköşesindeydi.
Üzerine geçirdiği bol siyah trikonun içinde solgun ama her zamankinden daha gururlu duruyordu.
Karşısında oturan Kartal ise gözlerini bir saniye olsun karısından alamıyordu. Elindeki çay bardağını tutarken bile parmak boğumları beyazlaşacak kadar gergindi. Olası bir tehlikeye karşı zihnen keskin bir nöbette bekliyordu.
Ancak masanın geri kalanı için sabahın erken saatleri gayet eğlenceli başlıyordu.
“Yenge, bak, bu gidişle yeğen doğduğunda benim silahlardan birini ona armağan etmek zorunda kalacağım,” diye mırıldandı Sancar Karayel, tabağındaki peynirden bir parça alırken yüzünde o tehlikeli ve çapkın sırıtışla.
“Şimdiden uyarayım; dayısına çekerse bu evde yer yerinden oynar.”
Yanındaki Orhan, Sancar’ın muzırlığına anında katılarak kahkahasını bastırdı.
“Senin silahlarınla ancak mahalle bakkalını korkuturlar, Sancar,” dedi Orhan, gözlerini kısıp Kartal’a doğru bir bakış atarak.
“Bu, vefat eden dedelerin ruhu gibi… Çocuk doğar doğmaz doğrudan Karahanlı mülkünün anahtarını isteyecek bence. Baksana, Kartal Abi şimdiden koruma kalkanını üst üste giymiş, nefes aldırmıyor.”
Neva, masadaki muzırlığa karşı dudaklarında hafif bir tebessümle çayından bir yudum alırken Kartal’ın çene kaslarının öfkeyle kasıldığını gördü.
Tam o sırada masanın diğer ucundan yükselen yankılı bir kahkaha, masadaki tüm havayı bir anda değiştirdi.
Ferman Karahan, yanında oturan Nevin Hanım’ın kulağına fısıldadığı zehir gibi bir lafa eşlik ederek sesli ve boğuk bir kahkahayla arkasına yaslandı.
Nevin Hanım da asil duruşunu bir kenara bırakıp bu neşeye katıldığında, evin o karanlık ruhu bir anlığına da olsa kırılmıştı.
“Gülün, gülün,” dedi Kartal. Sesindeki sert tınıya bu kez hafif bir tebessüm eşlik ediyordu.
Gözleri Neva’nın karnına kaydığında, o buz mavisi bakışlardaki sertlik bir mum gibi eriyordu.
“Sabah sabah başımızın etini yiyin bakalım. Doğum olsun, o silahları da esprileri de nerenize saklayacağınızı tek tek göstereceğim size.”
Sancar ve Orhan kahkahaya boğulurken Neva, elini uzatıp Kartal’ın masanın üzerindeki sert parmaklarının üzerine koydu.
“Hayırdır?” dedi Neva. Sesi, odadaki neşeli uğultuyu anında kesen net ve iddialı bir tınıya sahipti.
Gözlerini Kartal’ın buz mavisi irislerine dikti.
“Beraber bakacağız o çocuğa. Sancar’la Orhan ne yapacak ki? Alt tarafı iki dayı… Ortalıkta silah sallamaktan başka neye yarayacaklar?”
Masada bir an derin bir sessizlik oldu. Ardından Sancar, oturduğu yerde kahkahayla arkaya doğru yaslandı.
“Eyvah!” dedi Sancar, elini kalbine götürüp sahte bir şok ifadesi takınarak.
“Orhan, duydun mu? Yenge biletlerimizi kesti bile. Bizim ‘haşmetli’ yeğen doğunca bizi sandviç yapıp kapının önüne koyacaklar belli ki.”
Orhan, Sancar’ın muzırlığına katılarak hemen lafı kaptı.
“Haklı kadın tabii, Sancar! Senin eline çocuk verseler, beş dakikaya kalmaz eline RPG verir, ‘Hadi, dayıcım, ilk hedefi vur!’ diye eğitebilirsin. Kartal Abi şimdiden kara kara düşünüyor: ‘Bu iki manyaktan çocuğumu nasıl koruyacağım?’ diye.”
Ferman, masanın ucundan bu diyaloğa bakarak bıyık altından gülerken Nevin Hanım da keyifle çayından bir yudum aldı.
Kartal ise karısının o meydan okuyan hâline baktı. Çenesindeki sert çizgiler eridi ama gözlerindeki o tehlikeli sahiplenme bir an olsun azalmadı.
Neva’nın karnına uzanan o narin ama kararlı eline bakarken dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.
“Haklı,” dedi Kartal. Sesini, masadaki herkesin duyacağı ama yalnızca Neva’ya fısıldıyormuş gibi derin bir tonda çıkardı.
Sancar ve Orhan’a dönüp buz mavisi gözlerini kıstı.
“Siz ikiniz de sadece uzaktan seveceksiniz. Sizin gibi iki deli serseriye kalırsa çocuk, yürümeden önce bomba imha uzmanı olur.”
Sancar ve Orhan’ın kahkahaları masada yeniden patlarken Neva, zafer kazanmış bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.
Dışarıda İstanbul’un fırtınası kopuyordu ama bu masada Karahanlı soyunun geleceği, kendi kurallarını yazmaya çoktan başlamıştı.
Karahan Malikânesi’nde kahkahalar yavaş yavaş dinerken sabahın huzuru, yerini günün telaşına bırakmaya başlamıştı.
Kartal, çayından son bir yudum aldıktan sonra sandalyesini geriye itti. Masanın üzerindeki peçeteyi usulca bıraktı ve bakışlarını doğrudan Neva’ya çevirdi. Karısı, tabağındaki son lokmayla uğraşırken bile onun kendisini izlediğinin farkındaydı.
“Avukat.”
Neva, başını kaldırmadan kaşını hafifçe kaldırdı.
“Efendim, mafya bey?”
Sancar’ın boğazından kaçan kahkaha, Orhan’ın öksürük numarasıyla birleşti. Ferman, çay bardağını dudaklarına götürerek gülümsemesini saklamaya çalışırken Nevin Hanım, ikisine de susmalarını söyleyen bir bakış attı. Ne var ki kendi dudaklarının kenarındaki tebessümü de gizleyemiyordu.
Kartal, karısının kendisine taktığı lakaba alışmış gibi başını hafifçe yana eğdi.
“Ben işe gidiyorum.”
“Duydum. Şirketin kapısına da haber verelim mi? Belki sensiz açılmaya cesaret edemezler.”
Bu kez Sancar kahkahayı tutamadı.
“Yenge, Allah aşkına, adamın sabah sabah tansiyonuyla oynuyorsun!”
Kartal, Sancar’a öyle bir baktı ki genç adamın kahkahası bir anda boğazına takıldı.
“Senin de benimle geleceğini hatırlatmam gerekiyor sanırım.”
Sancar hemen doğruldu, ceketini sandalyesinin arkasından aldı.
“Ben zaten hazırım, abi. İşimizin başındayız. Devlet meselesi, memleket meselesi…”
Orhan, bilmiş bir tavırla araya girdi.
“Biraz önce yeğenime silah hediye etmeyi planlıyordun.”
“İnsan fikir değiştirebilir, Kartal Abi.”
Neva, elini karnının üzerine koyarak güldü. Bebeği, annesinin karnında hafifçe hareket etmişti. Gülümsemesi bir anda yumuşarken avucunu karnında gezdirdi.
Kartal’ın gözleri o harekete takıldı.
Bütün o sertliği, bütün o dünyaya meydan okuyan tavrı bir anlığına silinip gitti. Karısının yanına geldi, eğilerek alnına uzun bir öpücük kondurdu. Ardından elini Neva’nın karnına koydu.
“Baban gidiyor, küçük hanım,” diye mırıldandı. “Anneni bugün fazla yorma.”
Neva, başını kaldırıp ona baktı.
“Daha doğmadan babasının emirlerine mi uymak zorunda?”
“Karahan soyadıyla doğacak. Şimdiden alışsın.”
“Allah sabır versin kızımıza.”
Kartal’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Neva’nın yanağına bir öpücük daha kondurduktan sonra doğruldu. Fakat salondan çıkmak üzere döndüğü sırada karısının sesi yeniden arkasından geldi.
“Kartal!”
Adam anında durdu.
“Evet, sultanım?”
“Akşam geç kalma. Bugün bahçeyle ilgileneceğim. Sonra da kızımızın odasına bakmak istiyorum. Birkaç eksiğimiz olabilir.”
Kartal’ın bakışları yumuşadı.
“Ne eksikse aldırırım.”
“Benim ne istediğimi sormayacak mısın?”
“Sen söyle, hemen yapayım.”
Neva gözlerini devirdi.
“İşte tam da bu yüzden bazen seninle konuşmak yorucu.”
Kartal eğilip kulağına yaklaştı.
“Beni özleyeceğin için söylüyorsun.”
“Git sen, Kartal. Şirketin seni bekliyor.”
“Akşam görüşürüz, Avukat.”
Adam, yüzünde kendinden emin o küçük gülümsemeyle salondan çıktı. Sancar da peşinden giderken Neva’ya dönüp iki parmağıyla selam verdi.
O sırada Orhan da el salladı.
“Yenge, yeğenimin güvenliği bana emanet. İçin rahat olsun!”
Neva elindeki peçeteyi ona doğru fırlattı.
“Sen önce kendi güvenliğini sağla, Orhan! Seninki geliyor!”
Neva’nın fırlattığı peçeteden son anda kurtulan Orhan, kahkahalar eşliğinde koridora kaçtı.
Kahkahası, ağır malikânenin yüksek tavanlarında yankılanırken dış kapıdan iki adamın sesleri duyuldu.
“Arabayı hazırladınız mı?”
Kartal’ın tok sesi.
“Hazır, abi.”
Sancar’ın cevabı.
Ardından kapının kapanma sesi…
Ve Neva, kocasının arkasından bakarken yüzüne yerleşen tebessümle derin bir nefes aldı.
Kartal’ın aracı demir kapılardan çıkıp gözden kaybolduğunda Neva, salonun yüksek pencerelerinden birinin önünde duruyordu.
Dışarıda İstanbul’un güneşi bahçenin üzerine dökülüyor, çiy damlaları çimenlerin üzerinde parlıyordu. Birkaç ay önce bu evin her köşesinde hissedilen o soğuk, mesafeli hava artık yerini bambaşka bir şeye bırakmıştı.
Karahan Malikânesi değişiyordu.
Hem de yalnızca duvarlarıyla değil…
Neva, elini karnının üzerine koyup yavaşça yürümeye başladı.
Girişteki mermer zeminin üzerine serilen açık renkli halılar, koyu ahşap mobilyaların arasına yerleştirilen zarif çiçekler, pencerelerden süzülen ışığı yumuşatan ince tüller…
Eskiden yalnızca güç ve ihtişamın hissedildiği bu evde artık yaşanmışlık vardı.
Koridorun sonundaki büyük vazoya beyaz zambaklar yerleştirilmişti. Merdivenlerin başında duran çerçevelerde aile fotoğrafları vardı. Neva, birinin önünde durdu.
Fotoğrafta Kartal, arkasında duran Sancar’ın omzuna elini atmıştı. Sancar her zamanki gibi kameraya alaycı bir ifadeyle bakarken Orhan, fotoğrafın kenarından gülüyordu. Nevin Hanım’ın yüzündeyse nadiren görülen, içten bir mutluluk vardı.
Neva gülümsedi.
Bir zamanlar bu evin insanları aynı masaya otursalar bile birbirlerine sırtlarını dönmeye hazırdı. Şimdiyse hepsini bir arada tutan görünmez bir bağ vardı.
Ve o bağın ortasında, henüz dünyaya gelmemiş küçücük bir kız çocuğu…
Neva içten içe korkuyordu.
“Ne güzel oldu, değil mi kızım?” diye fısıldadı.
Karnındaki bebeğin hafifçe hareket ettiğini hissedince duraksadı.
Gülümsemesi büyüdü.
“Sen gelmeden herkesin aklını başından aldın. Bir de doğduktan sonrasını düşünemiyorum.”
Bebeğin odasına doğru ilerlemek üzereyken bahçeyi hatırladı.
Çiçekleri susuz bırakmıştı.
Bahçeye çıktığında güneş biraz daha yükselmişti. Malikânenin geniş verandasından aşağıya inen taş basamakları dikkatle geçti. Bir eli karnında, diğeri korkuluğun üzerinde, ağır ama kararlı adımlarla ilerliyordu.
Bahçenin eski hâliyle şimdiki hâli arasında büyük bir fark vardı.
Kartal’ın başlattığı düzenlemelerle taş yollar yenilenmiş, çimenler yeniden biçimlendirilmiş, bahçenin farklı köşelerine beyaz güller ve lavantalar dikilmişti.
Hepsini Neva istemişti ve bir sabah uyandığında istekleri kapısında hazır bulmuştu.
Eskiden yalnızca korumaların devriye gezdiği geniş alanlarda şimdi küçük oturma köşeleri, ahşap banklar ve rengârenk çiçek tarhları vardı.
Havuzun çevresine yerleştirilen fenerler, gece bahçeye masalsı bir görüntü veriyordu. Duvar boyunca uzanan sarmaşıklar, taş kemerleri sarmaya başlamıştı.
Neva, özellikle kendisi için hazırlanan küçük sera köşesine yöneldi.
Burada en sevdiği çiçekler vardı.
Beyaz güller, pembe ortancalar, mor menekşeler…
Bir de Kartal’ın hiçbir zaman beğendiğini kabul etmediği ama her sabah bahçıvana özellikle kontrol ettirdiği papatyalar.
Neva, sulama kabını eline aldı ve ilk saksının toprağına dikkatlice su döktü.
“Sen de biraz kendine gel,” diye mırıldandı çiçeğe. “Bu evde herkesin bakıma ihtiyacı var zaten.”
Arkasından bir ses duyuldu.
“Neva Hanım, müsaade ederseniz ben sulayayım.”
Bahçıvan, elindeki makası bırakıp ona doğru yaklaşmıştı.
Neva başını iki yana salladı.
“Yok, teşekkür ederim. Bunlarla ben ilgilenmek istiyorum.”
“Doktorunuz fazla ayakta kalmamanızı söylemişti.”
“Biliyorum. Oturacağım zaten. Birkaç saksı daha, sonra dinlenirim.”
Bahçıvan tereddütle ona baktı.
“Bunu Kartal Bey’e söylersem…”
Neva sulama kabını havada tuttu.
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Estağfurullah!”
“Öyleyse aramızda anlaşalım. Sen çiçeklerine bak, ben de benimkilere.”
Bahçıvan başını eğerek gülümsemesini gizledi.
“Peki, Neva Hanım.”
Neva sulamaya devam ederken bahçenin sessizliğini kuş sesleri doldurdu. Bir süre sonra yorulduğunu hissedince verandanın yanındaki ahşap banka oturdu. Bir elini beline götürüp hafifçe esnedi, ardından karnını okşadı.
“Tamam, tamam,” diye fısıldadı. “Annen dinleniyor.”
Gözleri, malikânenin üst katındaki geniş pencereye kaydı.
Kızının odası oradaydı.
Ve Neva, o odayı düşündükçe içinde tarif edemediği bir heyecan büyüyordu.
Bir süre dinlendikten sonra Neva, yavaş adımlarla yeniden içeri girdi. Merdivenleri çıkarken korkuluğa tutundu; koridorun sonuna ulaştığında ise bir an durdu.
Burası artık sıradan bir oda değildi.
Kapının üzerindeki küçük pirinç levhada zarif harflerle “Prensesin Odası” yazıyordu.
Neva’nın dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Prensesin odası, öyle mi?”
Kapıyı yavaşça itti.
İçeride onu karşılayan manzara, bütün yorgunluğunu bir anda unutturdu.
Duvarlar, beyazla çok açık pudra pembesinin yumuşak tonlarına boyanmıştı. Tavandaki ince yıldız süslemeleri, pencerenin önünden sarkan tül perdelerle birleşiyordu. Beşiğin üzerinde asılı duran küçük ay ve yıldız figürleri, hafif bir esintide usulca sallanıyordu.
Odanın ortasında, beyaz ahşaptan yapılmış zarif bir beşik vardı. İçine yerleştirilen yumuşacık örtünün üzerinde minik bir tavşan duruyordu.
Yanındaki şifonyerin üzerinde katlanmış küçücük kıyafetler sıralanmıştı.
Beyaz tulumlar…
Pembe çoraplar…
Minicik elbiseler…
Bir köşede, kapağı açık duran hasır sepetin içinde pelüş oyuncaklar vardı. Pencerenin yanına yerleştirilen sallanan koltuk, geceleri Neva’nın kızını kucağına alıp ninni söylemesi için hazırlanmıştı.
Duvarlardan birinde ise Kartal’ın, Neva’nın ve kızlarının portresinin yer alacağı boş bir çerçeve asılıydı.
Neva’nın gözleri dolmadı; bunun yerine yüzüne derin, sakin bir mutluluk yayıldı.
Yavaşça beşiğin yanına gitti.
Parmaklarını beyaz ahşabın üzerinde gezdirdi.
“Babanın işi bu kadar büyütmesine şaşırmamalıyım,” diye mırıldandı. “Sanki dünyaya bir bebek değil de ülkenin yeni hükümdarı geliyor.”
Sonra şifonyerin üzerindeki küçük bir kutuyu fark etti.
Kutunun kapağını kaldırdığında içindeki gümüş bilekliği gördü. Üzerine minicik bir plaka iliştirilmişti.
Plakada tek bir kelime yazıyordu: Karahan.
Neva, bilekliği avucuna aldı.
Kartal’ın bu odanın her ayrıntısıyla ilgilendiğini biliyordu. Belki mobilyaları seçmiş, belki renkleri belirlemiş, belki de gecenin bir yarısı buraya gelip beşiğin başında durmuştu.
Onu düşündükçe gülümsedi.
Tam o sırada kapının önünden bir ses duyuldu.
“Güzel olmuş, değil mi?”
Neva arkasını döndü.
Nevin Hanım kapının eşiğinde duruyordu. Üzerinde her zamanki zarif kıyafeti vardı; yüzündeyse nadir rastlanan bir yumuşaklık…
“Çok güzel olmuş,” dedi Neva. “Ama bu kadarını beklemiyordum.”
Nevin Hanım odaya girip beşiğin kenarına dokundu.
“Ben de beklemiyordum. Kartal, ilk geldiğinde duvarların rengini bile beğenmedi. Üç ayrı renk arasında kaldı. Sonunda hepsini değiştirdi.”
Neva kahkaha attı.
“Tabii. Kızının odasının duvarı bile onun onayından geçecek.”
“Bir de kimseye söylemedi ama bütün gece beşiği bizzat kendisi kurdu. Vidalarına kadar.”
Neva başını iki yana salladı.
“İnanırım.”
Nevin Hanım, torununun odasına bakarken bir süre sustu. Sonra sesi biraz daha alçaldı.
“Bu ev uzun zamandır böyle bir şeyi bekliyordu, Neva.”
Neva ona döndü.
“Nasıl bir şeyi?”
“Bir bebeğin sesini… Sabahları birinin koşuşturmasını, geceleri ağlamasını, ortalığın dağılmasını… Bir evin gerçekten ev olmasını.”
Neva’nın yüzündeki gülümseme yavaşça derinleşti.
Nevin Hanım elini onun omzuna koydu.
“Sen geldin, çok şey değişti. Şimdi kızın geliyor. Bazen düşünüyorum da…”
Sözünü tamamlamadı.
Neva, yaşlı kadının elini tuttu.
“Bazen ne?”
Nevin Hanım, torununun beşiğine bakarak gülümsedi.
“Bazen insanın yıllarca korumaya çalıştığı şeyin bir duvar, bir soyadı ya da bir servet olmadığını anlaması için küçücük bir kalbin dünyaya gelmesini beklemesi gerekiyormuş.”
Neva’nın bakışları beşiğe kaydı.
Bir elini karnına koydu.
“Onu çok bekledik,” diye fısıldadı.
Nevin Hanım başını salladı.
“Biliyorum, kızım.”
İki kadın bir süre sessizce odada durdular.
Dışarıdan gelen kuş sesleri, tül perdelerin hafif hareketi ve odanın içine yayılan bebek pudrasının kokusu, o anı daha da özel kılıyordu.
Neva, kızının odasına son bir kez baktı.
Artık her şey hazırdı.
Beşik hazırdı.
Kıyafetler hazırdı.
Oyuncaklar, battaniyeler, küçücük çoraplar…
Bir tek o eksikti.
Henüz annesinin karnında, dünyaya gelmek için doğru zamanı bekleyen küçük Karahan.
Neva, karnını okşayarak usulca eğildi.
“Biliyor musun, küçük hanım? Herkes seni bekliyor. Ama en çok da baban…”
Nevin Hanım gülümsedi.
“Baban mı? O, seni kucağına aldığı gün bu evde kimseye huzur bırakmayacak.”
Neva kahkahasını tutamadı.
“Bence şimdiden bırakmıyor zaten.”
İkisi de güldü.
Ve o sırada Neva’nın telefonu titredi.
Ekranda Kartal’ın adı belirmişti.
Mesaj kısaydı.
“Ne yapıyorsun, Avukat?”
Neva, beşiğe bir kez daha baktıktan sonra gülümseyerek cevap yazdı.
“Kızımızın odasındayım. Her şey hazır.”
Mesajı göndermesinin üzerinden birkaç saniye geçmişti ki telefon yeniden titredi.
“Benim dışımda her şeyin hazır olması biraz canımı sıktı.”
Neva kaşlarını kaldırıp güldü.
Hemen yazdı:
“Sen de hazır ol. Kızımız doğduğunda ilk birkaç ay evdeki bütün kuralları o koyacak.”
Kartal’ın cevabı gecikmedi.
“Tek bir kuralı var.”
Neva merakla ekrana baktı.
“Neymiş?”
Bu kez mesaj birkaç saniye sonra geldi.
“İkinizi de benden uzak tutmayacak.”
Neva’nın yüzündeki tebessüm yumuşadı.
Telefonu göğsüne bastırdı, sonra başını kaldırıp odanın içine baktı.
Karahan Malikânesi artık yalnızca geçmişin hesaplarının, güç savaşlarının ve karanlık sırların yaşandığı bir yer değildi.
Çok yakında bu koridorlarda küçücük ayak sesleri yankılanacaktı.
Ve Kartal Karahan, dünyadaki herkese karşı savaşabilecek kadar güçlü olan o adam, belki de hayatının en büyük sınavını kucağına alacağı küçücük kızının karşısında verecekti.
Çünkü bu kez koruması gereken yalnızca bir aile değildi.
Bu kez kalbi, iki ayrı canla birlikte atıyordu.
Bölüm etkileşimi
