Kapanmayan Parantez kitap kapağı

5. bölüm / 5

Kulak Misafiri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Kulak Misafiri

Ekim ayının ortalarına doğru Tokyo'da sonbahar bütün cömertliğini göstermeye başlamıştı. Gökyüzü sabahları hafif bir sisle kaplanıyor, öğleye doğru ise masmavi ve berrak bir yüze bürünüyordu. Okulun bahçesindeki akçaağaçlar kızıla ve sarıya çalarken, koridorlardaki hareketlilik de bir o kadar artmıştı. Sınav haftasının yaklaşması, öğrencilerin yüzündeki o kaygılı ama bir o kadar da aceleci ifadeyi daha da belirginleştiriyordu. Ancak bu koşturmacanın arasında, Ren ve Haru için dünya, okulun batı kanadındaki o eski müzik odasından ve arka bahçedeki çimenlikten ibaret bir merkeze doğru evriliyordu.
Her gün öğle arası zili çaldığında, Ren kalbi göğsünde kuş gibi çırparak çantasını topluyor, Aoi'nin omuz silken ama yüzünden eksik olmayan o imalı sırıtışına aldırmadan eski koridorun yolunu tutuyordu. Aoi, başlangıçta bu gizli buluşmaları sadece masum birer lise dedikodusu zannetseち de, Ren'in yüzündeki o ışıldayan ifadeyi gördükçe işin renginin değiştiğini anlamıştı. Hatta bir gün kantinde, "Bak Ren, eğer o müzik odasından yeni bir albümle çıkacaksan benden ilk kopya borçlusun, bilesin," diye takılmış, Ren ise domates gibi kızararak önündeki çorbaya gömülmüştü.
Aynı dakikalarda, Haru da kendi grubundan sıyrıılmanın yollarını arıyordu. Sota, son günlerde Haru'nun bu gizemli hallerini sezmiş, "Usta, sen bu aralar bir şeyler karıştırıyorsun ama hayırlısı. Yoksa o eski depoda gizli bir rock grubu mu kurdun da haberimiz yok?" diye sıkıştırmıştı. Haru ise her seferinde o her zamanki sessiz tebessümüyle geçiştirmiş, Sota'nın daha fazla sorgulamasına izin vermemişti. Çünkü aralarındaki bu şey, henüz adını koyamadıkları ama bozmaktan ödü kopukları kadar narin bir sırdı.
O gün öğle arası zili çaldığında Ren, elinde yine kalın taslak defteriyle eski müzik odasının önüne geldi. Kapı her zamanki gibi hafif aralıktı. İçeriden gelen melodi bu sefer çok daha farklıydı; daha önce duyduğu o melankolik tınılar yerini, sanki içindeki bir şeyleri dışarı haykırmak isteyen ama bunu yaparken de incitmekten korkan hassas bir ritme bırakmıştı. Ren, kapıyı itip içeri girmek üzereyken, içeriden gelen konuşma sesleriyle olduğu yerde kalakaldı.
Haru yalnız değildi.
Odanın içinde, Haru'nun yanında duran ve okulun müzik kulübünde aktif olarak çalan başka bir öğrenci, koyu renk saçlı ve ceketinin yakasını kaldırmış olan Kenji vardı. Kenji, elindeki not kağıtlarını Haru'ya uzatırken hafif sert bir ses tonuyla konuşuyordu.
"Haru, okul festivali için hazırlanan akustik dinleti listesine bu parçayı da eklememiz gerekiyor. Kulüp başkanı ısrar ediyor, özellikle senin o geçen hafta çaldığın taslak melodiye benzer bir şeyler istiyorlar. Herkes o şarkının peşinde ama sen hala bu eski depoda tek başına takılıyorsun."
Ren'in nefesi boğazına düğümlendi. İçeriden gelen bu cümle, sanki ayaklarının altındaki zemini bir anda kaydırmıştı. Okul festivali? Akustik dinleti? Haru'nun o özel, sadece ikisinin arasında paylaştıklarını sandığı o melodi, okulun resmi bir etkinliğinde binlerce kişinin önüne mi çıkacaktı? Zihninde dönüp duran bu düşünceler, göğsünde ani bir daralmaya neden oldu. Defteri parmaklarının arasında sıkıca kavradı, eklemleri beyazlaşmıştı.
İçerideki Haru, Kenji'nin bu teklifine karşı başını yavaşça iki yana salladı. Sesi her zamankinden çok daha soğuk ve mesafeli çıkıyordu.
"O şarkıyı listeye ekleyemezsin, Kenji," dedi Haru net bir dille. "Çünkü o henüz bitmedi. Ve... herkesin dinleyebileceği bir şey de değil."
"Nasıl yani?" diye diretti Kenji, sesini biraz yükselterek. "Alt tarafı bir akor dizilimi, millet bayılacak işte! Neden saklıyorsun ki bunu?"
"Çünkü o benim değil," diye mırıldandı Haru, ama bu cümle odadaki sessizlikte o kadar derin bir yankı uyandırdı ki kapının eşiğinde duran Ren bile irkildi. "Yani... sadece benim değil. O şarkı bir yerden ilham aldı ve o ilham... başkasına ait."
Kenji ne demek istediğini tam anlayamasa da Haru'nun o katı ve ödün vermez bakışları karşısında daha fazla ısrar edemedi. "Neyse, sen bilirsin. Ama başkan bu konuyu tekrar açacak, şimdiden söyleyeyim," diyerek kağıtları masaya bıraktı ve kapıya doğru adımladı.
Kenji aniden arkasını dönüp kapıyı açtığında, karşısında donakalmış bir şekilde duran Ren'le burun buruna geldi. Kenji şaşkınlıkla bir adım geri çekildi, Ren'in elindeki taslak defterini ve yüzündeki o solgun ifadeyi süzdü. "Şey... sen burada ne arıyorsun? Bu koridor kapalı değil miydi?"
Ren ne diyeceğini bilemedi, kelimeler boğazında tıkanıp kaldı. Yanaklarındaki kan çekilmişti, sanki özel bir alana izinsiz giren bir suçlu gibi hissediyordu. Tam o sırada içerideki Haru, kapının önündeki hareketliliği fark edip hızla başını kaldırdı. Gri gözleri Kenji'nin arkasında duran Ren ile kesiştiğinde, Haru'nun yüzündeki o sakin ifade bir anda yerini derin bir endişeye bıraktı.
"Ren..." dedi Haru, oturduğu sandalyeden hızla kalkarak kapıya doğru birkaç adım attı. Sesindeki o ton, Kenji'nin bile dikkatini çekti. İki çocuk arasındaki o gergin ama yoğun bakışmayı fark eden Kenji, hiçbir şey söylemeden hafifçe başını sallayıp yanı başlarından hızla geçip gitti ve koridorun sonunda gözden kayboldu.
Odanın kapısında yalnız kalan ikili, bir süre birbirlerinin gözlerinin içine bakarak sessizce kaldılar. Ren, az önce duyduklarının ağırlığıyla yutkundu. Defterini göğsüne biraz daha bastırıp geriye doğru bir adım atmaya yeltendi.
"Şey... kulak misafiri olmak istememiştim," dedi Ren, sesi titremekten neredeyse çıkmıyordu. "Sadece... içeri girecektim. Festivalden falan bahsediyordunuz. Benim... gitmem gerek."
Haru, Ren'in uzaklaşmaya çalıştığını gördüğü an öne atıldı ve elini refleks olarak Ren'in bileğine uzattı. Parmakları Ren'in tenine değdiği an, ikisi de hafif bir elektrik çarpması gibi irkildi. Haru'nun eli sıcacıktı ama tutuşundaki o kararlılık çok netti.
"Yere bakarak konuşma, Ren. İçeri gel," dedi Haru, sesi bu kez yalvarır gibi ama bir o kadar da emredici bir tonda çıkmıştı.
Ren, isteksiz ama direnemeyen adımlarla içeriye adım attı. Kapıyı arkasından yavaşça kapatırken gözlerini yerden kaldırmıyordu. Kalbi hala göğsünde hızla çarpıyor, az önce duyduğu o "başkasına ait" sözü beyninde yankılanıp duruyordu. Acaba Haru o sözle kimi kastetmişti? Yoksa okulda herkesin konuştuğu o yetenekli müzisyenlerden biri miydi o ilham?
Haru, Ren'in karşısındaki tabureye oturmasını bekledi, ardından kendisi de sandalyesine geri döndü. Masanın üzerindeki not kağıtlarını sanki rahatsız edici bir nesneymiş gibi kenara itti ve bütün dikkatini Ren'e verdi.
"Kenji'nin söylediklerini duydun, değil mi?" diye sordu Haru, doğrudan konuya girerek.
Ren yutkundu ve sonunda başını kaldırıp Haru'nun o derin, gri gözlerine baktı. "Festival... Akustik dinleti... Şarkının herkes tarafından istenmesi... Hepsini duydum." Sesindeki o hafif kırgınlığı saklayamamıştı. "Beni... 'başka birine ait' diye tanımladığın kısmı da duydum."
Haru, Ren'in yüzündeki o ifadeyi gördüğünde sanki göğsüne ağır bir taş oturmuş gibi hissetti. Hızla ayağa kalkıp Ren'in önüne, taburenin hemen yanına çömeldi; böylece göz hizaları aynı seviyeye gelmişti. Ellerini iki yana serbest bırakırken, sesi şimdiye kadar duyduğu en dürüst ve en net tonla çıktı.
"Ren, beni yanlış anlama. Lütfen," dedi Haru, gözlerini bir saniye bile kaçırmadan. "O şarkı... benim içimdeki karmaşayı çözen tek şeydi. Ve o karmaşayı çözen kişi senken, o melodiyi okulun kalabalık salonunda, sıradan bir festival eğlencesi için harcamalarına izin veremezdim. O şarkı bir gösteri malzemesi değil. O şarkı... seninle benim aramızda başlayan bu parantezin ta kendisi."
Ren'in içindeki o buzdan duvarlar, Haru'nun bu samimi ve saf itirafı karşısında bir mum gibi eriyip gitti. Gözlerinin kenarında biriken o hafif nemliliği gizlemek için başını başka tarafa çevirmek istedi ama Haru nazikçe parmaklarıyla Ren'in çenesinden tutup yüzünü tekrar kendine çevirdi.
"Benim dünyama giren tek insan sensin, Ren," diye fısıldadı Haru, aralarındaki mesafenin ne kadar kapandığını ancak o an fark ederek. "O festivalde çalacakları şey benim eski taslaklarımdan biri olabilir, ama o özel melodi... asla onların masasına gitmeyecek. Çünkü o sadece sana yazılıyor."
Odanın loş ışığında, dışarıdaki sonbahar rüzgârının camlara vuran hışırtısı dışında hiçbir ses kalmamıştı. Ren, Haru'nun gözlerindeki o sarsılmaz gerçeği gördüğünde, içindeki tüm şüpheler bir anda buharlaşıp uçtu. Dudaklarında istemsizce o tatlı, yumuşak tebessüm yeniden belirdi.
"Gerçekten mi?" diye sordu Ren, sesindeki o çocuksu merakla.
Haru hafifçe gülerek başını salladı. "Gerçekten."
O an, ikisinin arasındaki o görünmez bağ, duydukları küçük bir yanlış anlaşılmanın ötesine geçerek çok daha sağlam bir temት oturdu. Artık sadece müzik ve çizimler değil, birbirlerine duydukları o saf güven de bu hikayenin başrolleri arasındaydı. Gölgeler odanın duvarlarında uzarken, parantez biraz daha genişlemiş ve içini en güzel renklerle doldurmaya başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…