Kapanmayan Parantez kitap kapağı

4. bölüm / 5

Akorlar ve Çizim Defteri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Akorlar ve Çizim Defteri

Ertesi günün sabahı, Tokyo’nun üzerini kaplayan hafif gri bulutlar, öğleye doğru yerini pırıl pırıl bir sonbahar güneşine bırakmıştı. Okulun avlusunda dökülen yapraklar hafif bir esintiyle dans ederken, koridorlardaki coşkulu kalabalık her zamanki temposuyla akıp gidiyordu. Ren, sabah dersi boyunca hocanın tahtaya yazdığı kimya formüllerini defterine geçirmek yerine, kenara köşeye küçük gitar tellerine benzeyen ince çizgiler karalamıştı. Zihin defteri tamamen dünkü buluşma ve Haru’nun o anki bakışlarıyla doluydu.
Öğle zili çaldığı anda, sınıftakiler hızla çantalarını toplayıp kantine veya bahçeye akın ederken, Aoi yerinden kalkıp Ren’in masasına doğru yaklaştı. Ellerini masaya dayayıp hafifçe öne eğildi, yüzünde her zamanki meraklı ve imalı sırıtışlarından biri vardı.
"Bakıyorum da bugün dersler yine oldukça ilham verici geçmiş," dedi Aoi, Ren’in defterinin kenarındaki çizime göz atarak. "Acaba bu ince çizgiler bir kimya deneyinin moleküler yapısını mı temsil ediyor, yoksa eski müzik odasından yükselen akorların birer hatırası mı?"
Ren, yanaklarında aniden patlayan o sıcaklığı gizlemek için hızla defterini kapatıp çantasına tıkmaya çalıştı. "Sacmalama Aoi, sadece... öyle dalgınlıkla çizmişim."
"Tabii ki, kesinlikle dalgınlıktandır," dedi Aoi kahkahasını bastırmaya çalışarak. "Bugün öğle arasında yine o meşhur batı kanadına doğru mufassal bir yürüyüş yapacak mıyız yoksa benimle kantine gelip sıradan insan yemekleri mi yiyeceksin?"
Ren, arkadaşının bu takılmalarına alışkındı ama bugün aklı tamamen o eski müzik odasındaydı. Haru’nun dün verdiği sözü hatırladıkça kalbi hızlanıyordu. "Şey... bugün kütüphanede almam gereken bazı materyaller var, o yüzden seninle kantine gelemeyebilirim Aoi. Kusura bakma."
Aoi anlayışlı ama bir o kadar da çapkın bir bakış fırlattı. "Kütüphane mi? Tabii, müzik notalarının arasında kitap kokusu aramak harika bir hobi olmalı. Neyse, seni tutmayayım bay sanatçı. Ama akşama bana o odada tam olarak ne konuşulduğunu kelimesi kelimesine anlatacaksın, anlaştık mı?"
Ren başını sallayarak onay verdi ve Aoi’nin yanı sıra hızlı adımlarla sınıftan çıktı. Kalabalık koridorları geride bırakıp okulun sakin, ayak basılmayan batı kanadına yöneldiğinde, içindeki heyecan dalgası adımlarını hızlandırıyordu. Eski ahşap zemin üzerindeki ayak sesleri yankılanırken, sonunda o paslı tabelanın olduğu kapının önüne geldi. Kapı hafifçe aralıktı; içeriden sızan loş ışık ve tınlayan o zarif gitar sesi, Ren’in duraksamasına neden oldu.
İçeride Haru, dün bıraktığı yerde, sandalyeye oturmuş şekilde gitarını akort ediyordu. Üzerinde yine o siyah kapşonlusu vardı ama kapşonu bu kez başındaydı, koyu renkli saçları alnına dökülüyordu. Kapının eşiğinde duran Ren’i fark ettiğinde, parmakları telin üzerinde durdu ve yüzünde o sessiz, içten tebessüm belirdi.
"Geldin," dedi Haru, sesi odanın sessiz akustiğinde yumuşak bir yankı uyandırdı.
Ren, hafifçe yutkunarak içeriye adım attı ve kapıyı arkasından sessizce kapattı. "Geç kalmadım umarım. Kütüphaneye uğramam gerekiyordu da... yani aslında uğramadım ama yol biraz uzun sürdü." Yalan söylemeyi beceremeyen hallerinden biri tutmuştu; Haru’nun bunu fark edip hafifçe gülümsemesi Ren’in yüzünü daha da kızarttı.
"Sorun değil, ben de yeni başladım zaten," dedi Haru, gitarını dizinin üzerine biraz daha rahat yerleştirirken. Yanındaki boş tabureyi işaret etti. "Oturmak ister misin? Ayakta kalma."
Ren, elindeki taslak defterini göğsüne sıkıca sararak gösterilen tabureye yavaşça oturdu. Odanın havası dünkü gibi tanıdık ve huzurlu kokuyordu. Toz tanecikleri pencereden süzülen güneş ışığında yine dans ediyordu. "Dün bahsettiğin... o bitmemiş şarkı, bugün biraz daha ilerledi mi?" diye sordu Ren, merakına yenik düşerek.
Haru, gri gözlerini Ren’in yüzünde bir süre gezdirdi. Sanki kelimeleri tartıyor gibiydi, ardından gitarın gövdesine hafifçe dokundu. "Tam olarak ilerlemedi ama... seninle dün konuştuktan sonra kafamda bazı şeyler netleşmeye başladı. Belki de şarkının bir hikayeye ihtiyacı vardır, dediğin gibi."
Haru çalmaya başladı. Bu kez melodi dünküne göre biraz daha canlı, biraz daha akıcıydı. Tınılar odanın duvarlarına çarparak Ren’in ruhunun en derin köşelerine ulaşıyordu. Ren, gözlerini kapatıp müziğin akışına kendini bıraktı. Zihninde, bu melodinin üzerine kurulabilecek sahneler canlanmaya başladı; sonbahar rüzgârında uçuşan yapraklar, eski bir koridor ve birbirini yeni tanıyan iki kişinin sessiz uyumu...
Elindeki kalın taslak defteri kucağından kayıp yere düşecek gibi olduğunda Ren hızla kendine geldi ve defteri dizinin üzerine sabitledi. Aklına gelen bir fikirle çantasından siyah tükenmez kalemini çıkardı. Haru çalmaya devam ederken, Ren kalemi kağıda değdirdi. Amacı yoktu, sadece o an hissettiği ritmi, Haru’nun parmak uçlarının gitar tellerindeki hareketini deftere aktarmak istiyordu. Çizgiler hızla kağıtta şekillenmeye başladı; önce gitarın silueti, ardından tellere uzanan eller ve en nihayetinde Haru’nun o profili...
Haru melodinin son akorunu vurup parmaklarını tellerin üzerinde sabitlediğinde, odadaki sessizlik yeniden yerini aldı. Nefesini tutarak çalan Haru, başını kaldırdığında Ren’in tamamen çizimine odaklanmış olduğunu gördü.
"Ne çiziyorsun?" diye sordu Haru, sesinde hafif bir merak ve şaşkınlık tonuyla yerinden biraz öne doğru eğilerek.
Ren irkilerek defteri kapatmaya çalıştı ama Haru’nun eli nazik ama kararlı bir hareketle defterin kenarından tuttu. "Hey, kaçırma. Görmeme izin ver."
Ren’in kalbi boğazında atıyordu. Kendi çizimlerini başkalarına gösterm konusunda hep utangaç olmuştur, özellikle de çizilen kişi bizzat modelin kendisiyse. Ama Haru’nun gözlerindeki o samimi merak, onun direncini kırdı. Defteri yavaşça açıp Haru’ya doğru çevirdi.
Sayfada, odanın loş ışığı altında gitar çalan Haru’nun o anki kusursuz profili ve parmaklarının detayları yer alıyordu. Çizgi o kadar canlı ve duyguluydu ki, bakan kişi o anın sesini bile duyabilirdi. Haru defterdeki çizime baktı; uzun süre sessiz kaldı. Gözleri sayfadaki detaylarda gezindi, ardından başını kaldırıp şaşkınlıkla Ren’e baktı.
"Bunu... sen mi yaptın?" diye fısıldadı Haru, sesinde inanamayan bir ton vardı. "Benim... bu kadar kısa sürede..."
"Yani... ellerim alışkın," dedi Ren, yanaklarındaki kızarmayı saklamak için parmaklarıyla oynamaya başlayarak. "Sadece... müziğin bana hissettirdiği şeyi kağıda dökmek istedim. Kötü mü olmuş?"
Haru başını hızla iki yana salladı. "Kötü mü? Hayır... Bu, şimdiye kadar gördüğüm en... gerçek şey. Sanki müziği ilk defa gözlerimle görebiliyorum."
Odanın içindeki hava bir anda değişti. Aralarındaki mesafe sanki biraz daha kapandı; iki farklı dünya, biri nota diğeri çizgi olan iki lisan, ilk defa bu kadar kusursuz bir noktada kesişiyordu. Haru gitarını dikkatlice duvara yasladı, ellerini dizlerinin üzerine koydu ve Ren’e biraz daha yaklaştı.
"Sana bir şey söylemek istiyorum, Ren," dedi Haru, sesi her zamankinden daha net ve kararlı çıkıyordu. İsmimi ilk defa bu kadar özel bir tonda söylemesi, Ren’in içini titretti. "Dün sen o kapıdan içeri girene kadar, bu şarkının neden bitmediğini bilmiyordum. Sadece çalıyor ve bırakıyordum. Ama şimdi... sanırım bu şarkının bir adı olmalı."
Ren’in gözleri kocaman açıldı. "Adı mı? Nedir?"
Haru hafifçe gülümsedi, o gülümseme ilk defa yüzünde bu kadar aydınlık ve sakınmasız duruyordu. "Kapanmayan Parantez. Çünkü sen o kapıyı açtığın andan beri, zihnimdeki her şey yarım kalmaktan çıkıp bir bütün olmaya başladı."
Ren’in nefesi kesildi. Göğsündeki o tatlı sıkışma, yerini saf bir mutluluğa bıraktı. Kelimeler boğazında düğümlendi ama buna gerek de yoktu; çünkü o an, ikisinin de gözlerinde okunan şey, herhangi bir cümlenin taşıyamayacağı kadar derin ve gerçekti.
Tam o sırada, dış koridordan gelen Sota’nın neşeli sesi ve ayak sesleri duyuldu. "Haru! Neredesin lan, öğle arasının bitmesine on dakika kaldı, hocalar yoklamada adını arıyor!"
Sesin yaklaşmasıyla büyü bozuldu ama aralarındaki o bağ artık koparılamayacak kadar sağlamlaşmıştı. Haru hızla ayağa kalktı, gitarını kılıfına yerleştirirken Ren’e göz kırptı. "Yarın yine buradayız, değil mi?"
Ren, defterini göğsüne bastırıp başını coşkuyla salladı. "Kesinlikle."
O gün dersler bittiğinde, okulun bahçesinden evlerine doğru yürürken ikisinin de adımları dünkünden çok daha hafifti. Ziller çalıyor, yapraklar dökülüyor, dünya kendi rutin akışında dönüyordu ama onların hikayesindeki parantez artık asla kapanmayacak şekilde aralanmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…