15. bölüm · KAPAN

14.BÖLÜM

Melsem Mels

Yanımda birisini hissettim. Gözlerimi açamadım, sadece karanlığı görüyordum, hissediyordum. Adımlarını yavaşça daha da yakından duyunca bütün vücudum gerildi. Üstümdeki yorganı sıkıca tuttum. Herhangi bir durumla karşılaşırsam diye ufak bir plan yaptım.
Eğer üzerime atlarsa, yana kaçacaktım, daha sonra komodinin üzerinde bulunan bardağı adamın kafasında parçalayabilirdim. Ya da beni öldürmek üzere geldiyse direkt kafama silahı dayayacaktı. Bunu yaparsa kısa sürede fark etmem lazım ve belki elinden bir hamle ile silahı alabilirdim. Ama eğitimli biriyle bu daha da zor olabilirdi. Tanımadığım birisi olması gerekti, Yaman olsa hissederdim ama bu Yaman değildi, kokusu verdiği vibe bile kötüydü. Bu kesinlikle tanımadığım biriydi. Adımları yavaşça daha da yakınlaştığında içimden saymaya başladım.
1…
2…
3…
Bedeni artık daha da yakınlaşıyordu.
8…
9…
10… Silahı kurma sesi gelmiyordu, demek ki beni öldürmeye değil, kaçırmaya gelmesi olasıydı. Gözlerimi açar açmaz, karşımdakinin kim olduğunu umursamadan, elimi yorganın altından çok hızlı bir şekilde kaldırdım, yumruk yaparak yüzüne vurdum. Adam sarsılmış bir şekilde yatağın diğer tarafına düştü. Kim olduğuna bakmak için yatakta debelendim. Ayağa kalkıp baktım. Bir de ne göreyim. Yaman. Elini yüzünde tutuyordu.

“Yaman,” diyerek şaşkınlığımı belirttim. Acıyla inledi.

“Sana da günaydın.”
Camın penceresinden gelen güneş ışıkları yüzümü ısıtıyordu. O an fark etmiştim sabah olduğunu. “İyi misin?” Elimi ona doğru uzattım, mahcup hissediyordum. Elimi tutarak benden destek alıp ayağa kalktı. Dudaklarım çizgi hâlini aldı.

“Mesleki alışkanlık.”

“Bu ne biçim bir meslek?” Yüzünü bana göstermek için elini çekti.

“Sen her uyandığında insanlara vuruyor musun, komiserler böyle mi yapıyor?” Güldüm.

“Hayır ama, takip edildiğini öğrenen her komiser tetikte oluyor.”

Yüzü morarıyordu, nasıl vurduysam artık. “Hem senin ne işin var benim odamda?” dediğim gibi pişman oldum. Benim odam ne ya? Yaman’ın gözleri büyüdü.

“Senin… odan?” dediğinde gülmek istiyordu ama acıdan gülemiyordu. İşaret parmağımı ona uzattım.

“Dilim sürçtü, sakın!” Devam ettim.

“Ayrıca vurduğum yer morarıyor, bir buz tutalım, gel.”

Eliyle hâlâ yanağını tutuyordu. Önden ben yürüyerek odadan çıktım. O da peşimden takip etti. Buzdolabının kapağını açtım, buz bulduktan sonra elimle dönerek yanağına koydum. Yaman nefesini tuttu, eli havada kaldı. Ben ise onun gözlerine bakıyordum, yeşil yeşil. Birkaç saniye geçtikten sonra elini üzerime koydu. O anda ben dondum kaldım. Elini üzerimde hissetmek çok farklıydı. Dokunduğu yer sanki yanıyordu.
Elimi hızlıca çektim, uzak kalmalıydık, ona güvenmiyordum. Peki neden onun evindeydim? Elimi çektiğimde güldüm ama gergindik. Bu aramızdaki sırlardan mıydı bilmiyorum. “Benim bugün birkaç işim var, başkomiserden bugünlük müsaade isteyeceğim.”

“Neden?”

“Seni ilgilendirecek bir şey yok ortada!” Sesim neden bu kadar katı çıkıyordu?

Yaman sadece sakin bir sesle beni onayladı. “Peki.”

Ama bu duruma bozulmuş gibiydi. Onaylasa da içten içe kendini kemiriyordu. Bunu yabancı birisi bile görse anlardı. Ona kendimi açıklamak zorunda değildim. Kudursun. Odaya doğru gittim, üzerimdekileri çıkardım. Dünkü elbiseyi giyindim. Saçlarımı ise hafif suyla düzelttim. Daha iyi görünüyorlardı en azından. Odadan çıktım. Salona doğru geçtim. Yaman mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Üzerimdeki elbiseyi tekrar görünce derin bir nefes aldı. Ama umursamadım. Belli ki Yaman umursuyordu ama.

“O elbiseyle mi çıkacaksın?” dedi, sırtı bana dönüktü.

“Evet,” dedim. “Bir sorun mu var?”

“Hayır,” diyerek bana doğru döndü, yüzü hâlâ kızarıktı, tekrar yaptığım şey için üzülmüştüm. Ama buzu tutmuyordu. Cık cıklayarak yanına gittim.

“Neden buzu tutmuyorsun? Daha kötü olacak.” Tezgâhın üzerindeki buzu alıp yanağına götürmek için uzandım. Aramızda sadece birkaç adım vardı. Gözleri kapandı birkaç saniyeliğine.

“Bu sefer kendimi tutamayabilirim,” dedi.Gözlerimi ona doğru çevirdim. Göz göze geldik. O kadar güzel bakıyordu ki beni ormanına gömmesine izin verecektim. “Korkmuyor musun?” Arabadaki sözlerini şu an ona karşı kullanıyordum. “Korkuyorum,” dedi. “Ama yine de seni istiyorum.”

Kalbim doruktaydı, o kadar hızlı atıyordu ki. Heyecanımı ondan gizlemeye çalışıyordum ama ne kadar gizleyebiliyordum sanki?

“Ama… tek kişi ile istemekle olmaz,” dedi, geri çekildi bir adım. Yüzündeki elim yere düştü. Kala kaldım sadece. Şu an sadece onu istiyordum, ne diye geri çekilmişti?

“İsteyen her iki tarafsa da,” dedim gözlerine bakarak.

Umutla bana baktı. Adım attı, ben de attım. O kadar az mesafemiz vardı ki kalbinin atışlarını duyuyordum. O da benimki gibi çok yüksekti. Elini yüzüme sardı, saçlarıma girdi, bozulmasın diye özen gösteriyordu ama boza da bilirdi, umurumda bile değil. Gözlerimi kapattım, öpmesini bekledim.

“Pişman olacağın şeyler yapma,” dedi. “Yanlış yoldasın… bir kere gelirsen bırakmam zor olur.”

“Yanlış yol diye bir şey yoktur,” diyerek istediğimi belirttim. Bir anda nasıl bu duruma düşmüştüm ben, anlamıyordum. Yüzünü geri çekti, gözlerini açtı. Son kez iznimi almak istercesine. Bu sefer ben öne atıldım öpmek için. Kalbim kulaklarımda çırpınırken bu hayatta şu an tek istediğim buydu. O da gözleri kapalı, elini başıma yerleştirmişti. Diğer eli ise belimdeydi. Dudaklarımız birbirini öpmek için yanıp tutuşuyordu, biliyorum. Bir an önce bu azap bitmeliydi. Dudaklarımız yakınlaştığında nefesini hissettim. Tenimi yaktı. Ama dudaklarındaki ateşi söndüremeden telefonum çaldı.

Her zaman filmlerde olur zannediyordum. Yaman kafasını çevirdi, durumdan mutsuz bir hâli vardı. “Ben bir bakayım,” diyerek mutfaktan ayrıldım. Aşırı sıcaklamıştım. Elimi yelpaze yaparak soğuk havanın gelmesini sağlıyordum. Telefonumu bulduğumda arayan kişinin sadece numara olduğunu fark ettim. Odanın kapısını kontrol ederek kapıyı kapattım.

“Alo… kimdiniz?” Kaşlarım çatıldı.

“Hatırlamadınız beni herhâlde,” dedi sesi çekici olan adam. “Önemsiz kişileri hafızamdan hemen siliyorum, çok yer kaplamasınlar diye.” Bu kimdi, gerçekten hatırlayamamıştım.

“Hmm… öyle mi?” dediğinde hâlâ kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordum ama bir türlü bulamıyordum.
Hafif bir gülümseme hissettirerek konuştu. “Aras Velen,” ismimi söylemeden önce duraksadı.

“Esra Hanım.” Şu an en son isteyeceğim şey Yaman’ın bizi duymamasıydı.

“Evet, benim,” dedim sakin bir sesle.

“Şimdi hatırladınız mı beni?” dedi. “Önemsiz biri değilim demek.” Çok kısa yüzümde tebessüm belirdi.

“Neden aramıştınız?” diyerek konuya girdim.

“Rahatsızlık vermedim herhâlde.” Evet verdin Aras Velen, Yaman’la bir işimiz vardı.

“Yok yok, gayet müsaitim.”

“O gün konuştuğumuz akşam yemeği için aradım, eşlik eder misiniz?”

Daha da mutlu oldum. Sonunda ondan bilgiler alabilecektim, belki de ailemin cinayetinin arkasında bile o vardı. İşte o zaman Esin Akdağ ile tanışmış olurdu.

“Evet, tabii ki çok isterim.”

“Saat sekizde görüşürüz,” dedi ve ben daha kabul edemeden telefon kapandı. Birileri aceleci. Hazır telefon elimdeyken Orhan Başkomiser’e kısa ve öz bir mesaj gönderdim. Bugün için izin istedim. Bu aralar çok fazla uzaklaşmıştım merkezden, işimden. Bu işleri bitireyim, sonra başımı işten kaldırmayacağım. Odanın kapısını açıp dışarıya çıktım. Yaman mutfakta yarım kaldığı işi tamamlıyordu. Yüzüne bakamıyordum çünkü gereksiz bir utanç duygusu hissediyordum. Bu yaşadığımız şeyden değil, yaşayamadığımız yüzündendi.

“Görüşürüz, Yaman.” Kapıya doğru uzandım. Yaman ise peşimden takip etti.

“Gidiyor musun bu kadar erken?”

“Evet,” dedim. “Çok önemli bir işim var.”

Arkamdan gelip kapıyı kapattı. Titredim. Belime elini koyup beni döndürmeyi başardı. Şu an sırtım kapıya yapışık bir hâldeydi. Yaman’ın ise burnu burnuma değiyordu. Gerildim. Yine arzu bütün vücuduma yayıldı. İstiyordum. Onu kendimden fazla istiyordum. Gözlerimi kapattım, yavaşça öne atıldım ama o geri çekildi. Belimdeki bir elini koluma sürterek hafif dokunuşlarla yukarı çıkıyordu. Dokunduğu her yer isyan ediyor, daha fazlasını istediğimi belirtiyordum. El yüzüme geldiğinde dudaklarımda gezindi gözleri, yaktı. Birbirimizi öpmeden böyle şeyler hissediyorsam ya öpersem ne olacaktı? Yanağını getirdi, yanağıma değdirdi. Küçük bir şekilde inledim. Sonra geri çekildi. Ama çekilmesini istemedim. Fazlasını istiyordum, buna eminim. Elini yüzüme koydu. Öp artık, diyerek içimden geçirdim. Gözleri açıldı. Bana baktı. Şu an fark ettim. Ben her zaman bana bakmasını istiyordum. Bir bakış bile beni bu denli başımı döndürüyorsa kim bilir daha neler olacaktı.

“Akşam bana gel,” dedi sanki işkence çekiyormuş gibi. Biliyorum o da beklemek istemiyor. Ama akşam onunla burada olmazdım. Aras Velen ile bir görüşme gerçekleştirecektim.

“Başka bir zaman olsa?” Kaşlarını çattı.

“Neden?”

“Önemli bir işim var,” diyebildim sadece.

“Pekâlâ, öyle olsun,” dedi yüzü asık bir şekilde. Kendini geri çekmek için bir adım geriye gitti. Ama bakışları bir an bile üzerimden ayrılmadı. Öyle masum bakıyordu ki. Şu an her şeyi bırakıp onunla olmak vardı. Kendimi toparladım.

“Her şey için teşekkür ederim, Yaman,” dedim.
Yüzünde kısa bir tebessüm oluştu. Ama bu mutlu bir tebessüm değildi. Başını eğdi. Onayladı. Aynı şekilde karşılık verdim. Kapıyı açtım ve dışarıya çıktım. Soğuk rüzgâr tenime çarpınca anca gelebildim kendime. Derin bir nefes aldım. Sonra bir taksi çevirdim ve evin yolunu tuttum.

Yol boyunca Yaman’la olan ilişkimi düşündüm. Nasıl tanıştık? Mezarlıkta. Belgeleri bildiğini söyledi, beraber yürüdük. Sonra vakit geçirdikçe ona karşı hislerim oluşmaya başladı. Çok kısa sürede! Hem de bayağı kısa! Daha birbirimizi tanıdığımı hissetmiyordum. Evet, bir şeyler paylaşmıştık ama bu bana yeterli değildi. Daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Nerede büyümüş, nerede okumuş, kardeşi, abisi var mı? Daha önce hiç sevgilisi oldu mu? Olduysa neden ayrıldılar? Sicil kaydı var mı? Ah bir dakika, buna bakabilirim. Bunları merak ediyordum. Ama bir yandan ise bunları hiç sorgulama, git yapış adama diyen de bir tarafım vardı. O tarafım da ne kadar azgınmış.

Kendi düşüncelerimle başa çıkamayacağımı anladığım anda üstü kapalı bir şekilde bu konuyu Işık’a açmaya karar verdim. En azından biriyle konuşmalıydım. Bu şekilde olmaz çünkü.Eve vardığımda hızlı bir şekilde kapıdan girdim. Işık gelmemişti, demek ki akşamı güzeldi. Bunu düşünürken yüzümde bir gülümseme oldu, onun için seviniyordum. Orhan Başkomiser’den izin aldığım için bugün evdeydim. Aras Velen ile görüşebilecektim. Akşama kadar bekledim. Evde oturdum, akşamki ortamın nasıl olabileceğini sıraladım. Mesai bitiminde Işık geldi. Aramız iyiydi. Kapıyı açtım.

“Hoş geldin.” Gülümsedim.
Ayakkabılarını çıkarıp yerine koydu. “Hoş buldum.”
Salona doğru yürüyüp geçtim. Işık ise kıyafetlerini değiştirip yanıma geldi.

“Bugün için izin istemişsin Orhan Başkomiser’den,” dedi ve yanımdaki koltuğa doğru kendini attı.
Ona doğru dönerek ayaklarımı bağdaş yaptım. “Evet.”
“Bu aralar çok fazla izin kullanıyorsun Esin, sana merkezde çok ihtiyacımız oluyor. Ne zaman işine döneceksin?”
Bunu ben de bilmiyordum. Belki de neler olup bittiğini öğrendiğimde.

“Dönerim yakında. Sadece… zamana ihtiyacım var.”
Başıyla onayladı.

“Sana bir şey danışmak istiyorum,” diye atıldım öne doğru, kalbim çarpmaya başladı. “Tabii ki,” dedi.

“Nedir?”

“Yaman’ı sana söylemiştim değil mi?” Gözlerini devirdi. Galiba ondan hoşlanmamıştı. Sıkıcı bir nefes verdi. “Evet.”

“Sana bir şey danışmak istiyorum, objektif bir şekilde cevap ver olur mu?”

Dikkatini bana verdi. “Tamam, dinliyorum.”

“Yaman’la birkaç kez görüştük. Ve çok kısa bir sürede ona karşı bir şeyler hissetmeye başladığımı hissediyorum. Ama bu durum beni rahatsız ediyor.”

“Rahatsız olduğun konu ne peki?” dedi sakin bir sesle.

“Dediğim gibi çok kısa bir sürede tanıştık. Onu çok iyi tanımıyorum. Geçmişini, ailesini… Ama bunlara rağmen ona karşı bir şeyler hissediyorum ve bu bana mantıklı gelmiyor.”

Işık başını hafifçe salladı. “Kendine, duygularına, onların hızına yetişemiyorsun.”

“Evet. Bir yanım boş ver, tanıma, zamana bırak diyor. Diğer yanım ise tam tersi, bu kadar hızlı gitme, tanı diyor. Hangisi doğru bilmiyorum.” Işık birkaç saniye düşündü.

“Bu hissettiklerin yanlış değil. Ama tanımadan bağlanmak risklidir. Yavaşlamayı tercih edebilirsin. Geri çekil demiyorum. Sadece kendine, size zaman tanı.”

“Yavaşlamak?”

“Evet, onu tanımaya izin ver. Sorular sor, geçmişini öğren.”

Derin bir nefes aldım. “Yani hemen karar vermemeliyim.”

“Dediğim gibi Esin. Ortasını bul. Duygularını inkâr etme ama mantığını da susturma.”

Bir süre sustu, sonra ekledi: “Bir de kendine şunu sor olur mu? Onu gerçekten seviyor musun, yoksa sığınacak birini mi arıyorsun?”

Bu soru içime oturdu. Susup kaldım. “Ne yaparsan yap hep arkandayım, bunu unutma. Ayrıca o Yaman seni de üzerse onu nezarete atmaktan çekinmem, haberin olsun.”

Kıkırdadım.“Teşekkür ederim, Işık. Arada kaldığım konuya ışık oldun.” Öne doğru giderek ona sımsıkı sarıldım.

Bölüm sonuuuu!
Nasıldııı? Beğendinizmii.
Peki telefonun çalması, tam bir klişe ama severizz.
Aras ve esin akşam yemeğine çıkıcak sizce o yemek nasıl gidicek?
Işık ve esinin konuşmasını nasıl buldunuz?

Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle ✌🏼✌🏼