2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sedanur Erdoğmuş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 2.Bölüm

Araba sessiz bir şekilde terkedilmiş bir deponun önünde durdu. Yağmur hâlâ şiddetle yağıyordu, camları kaplayan damlalar arabanın içindeki silüetleribulanıklaştırıyordu. Seray, hâlâ koltuğa sıkıca tutunmuş, kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi.
Kaan kapıyı açtı, “Hızlı ol, içerisi gözetlemeliyiz,” dedi. Seray, istemeye istemeye arabadan indi. Islak asfalt, çamur ve yağmurun birleşimiyle kaygan bir hal almıştı. Depo karanlıktı, sadece uzak neon ışıklarının sızdığı birkaç pencere vardı.
Seray, Kaan’a mesafeyi koruyarak baktı. “Burası güvenli mi? Neden buradayız?”
Kaan kısa bir bakış attı, sonra sessizce başını salladı. “Şu anda burası en güvenli nokta. Ama dikkatli olmalısın. Dışarıdaki herkes… her an bir tehdit olabilir.”
Seray gözlerini kocaman açtı. Kaan’ın bakışlarındaki ciddiyet ve karizma bir yandan güven veriyordu ama öte yandan hâlâ şüphe uyandırıyordu. Ona güvenmek… kolay değildi.
Depo sessizdi; sadece yağmurun damlaları çatının üzerinde ritmik bir şekilde çarpıyordu. Seray derin bir nefes aldı, koltuktaki gerilimi taşımaya çalıştı. İçgüdüsü söylüyordu ki, bu gece hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Kaan, kısa bir süre için pencereye yöneldi, dışarıyı gözetledi. “Beni sorgulaman normal… ama şu anda dikkat etmemiz gerek. Dışarıda beklemeye kalkarsan… hayatta kalamazsın.”
Seray titredi. “Sen… sen ne yapıyorsun aslında? Beni neden koruyorsun?”
Kaan, sessizce başını salladı. “Bunu şimdi anlatamayacağım. Ama bil ki, seni korumak için buradayım. Sadece bana güvenmek zorunda değilsin.”
Seray gözlerini kısarak derin bir nefes aldı. Şüphe hâlâ vardı, ama hayatta kalması için tek seçeneği Kaan ile birlikte hareket etmekti. Depo karanlıktı; uzak neon ışıklarından sızan soluk parıltılar, çürük kutuların ve paslı rafların üzerinde tuhaf gölgeler oluşturuyordu. Seray, duvar kenarına yaslanmış, ellerini kucağında kenetlemişti. Her an bir şey olabileceğini hissediyordu.
“Burada ne yapacağız?” diye fısıldadı, sesi titriyordu ama içinde öfke de vardı. “Beni buraya kapattınız, sonra bir yabancı çıkıp ‘güven’ diyor… Kime güvenebilirim ki?”
Kaan sessizce bir adım attı, gölgesi Seray’ın üzerine düştü. “Sana zarar gelmeyecek. Ama güven… zamanla gelir. Şu anda yapman gereken tek şey hayatta kalmak.”
Seray, gözlerini kocaman açtı. “Ama… bu kadar açıklık ve sessizlik… bana güven vermiyor. Sen de gizliyorsun bir şeyler.”
Kaan, kısa bir süre için başını eğdi. “Haklısın. Her şeyi anlatamam. Eğer anlatırsam, buradan çıkamayız. Ama küçük bir ipucu verebilirim: Bu sadece mafyayla ilgili değil. İşler çok daha büyük, ve sen… sen bu karmaşanın tam ortasındasın.”
Seray kaşlarını çattı. “Ben… neden hedef oldum? Ailemle ilgili mi, yoksa…”
Kaan sessiz kaldı, sadece gözlerini Seray’dan ayırmadan yola odaklandı. Bu sessizlik, Seray’ın içindeki tedirginliği daha da artırdı. Ama aynı zamanda bir gerçek vardı: Eğer Kaan olmasa, bu gece hayatta kalması imkânsızdı.
Depoda sessizlik çöktü. Sadece uzak yağmurun sesi ve arada çatının üzerine düşen damlaların metalden yankılanması vardı. Seray, kalbinin hızla çarpmasına rağmen, Kaan’ın yanında durmak zorunda olduğunu fark etti. Ama hâlâ ona güvenmiyordu.
Kaan kısa bir adım attı ve eski bir kutunun üzerine oturdu. “Dinle… seni korumak zorundayım. Ama unutma, burada herkes bir tehlike. Kimi tanıyorsun, kimi tanımıyorsun… fark etmiyor. Kaçış için her şeyi planladım. Ama senin de kurallara uyman gerek.”
Seray gözlerini kısarak baktı. “Kurallar mı… ve ne kadar uzun süre burada kalacağız? Mafya peşimizdeyken ne kadar güvenli olabilir burası?”
Kaan hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme rahatlatıcı değil, gizemli ve sertti. “Güvenlik görecelidir. Ama şu anda tek gerçek var: Buradan sağ çıkarsak, bir şansımız olabilir. Ama bunu sağlamak için dikkatli olmalısın.”
Seray derin bir nefes aldı, titreyen elleri hâlâ çantasında sıkılıydı. “Tamam… ama bana hâlâ güvenmek zorunda değilim, değil mi?”
Kaan kısa bir bakış attı. “Hayır. Sadece dinle ve hareket et.”
Sessizlik tekrar çöktü. Seray, kafasında sorularla doluydu; Kaan’ın niyeti neydi, görevinde hangi sırlar vardı ve mafya hâlâ onları bulabilir miydi? Ama tek bildiği bir şey vardı: Kaos hâlâ peşlerindeydi ve hayatta kalmak için her saniye hesaplı hareket etmeliydi. Depo sessizliğini bozan ilk ses, uzak bir çarpma ve metalin gıcırtısı oldu. Seray irkildi, hemen Kaan’a baktı.
“Bunlar… peşimizde olanlar,” dedi Kaan kısa bir tonla, gözleri keskinleşti. “Hızlı ol, saklan.”
Seray arkasına çekildi, nefesi kesik, kalbi deli gibi atıyordu. Kaan ona kısa bir bakışattı, ama hiçbir güven sinyali vermedi. Ona güvenmek hâlâ imkânsızdı.
Kapı sertçe açıldı, garajın içi karanlık siluetlerle doldu. Mafya adamları içeri girdi, hepsi silahlarını hazır tutuyordu. Seray küçük bir kutunun arkasına saklandı.
Kaan sessizce bir hamle yaptı; hızlı, kontrollü ve ölümcül bir hareketle silahını çıkardı. Birkaç adımda ilk saldırıyı savuşturdu, adamları kısa bir karışıklık yaratacak şekilde durdurdu. Seray’ın gözleri büyüdü; hareketleri hem etkileyici hem de korkutucuydu.
“Beni takip et, ama sadece adımlarımı izle,” dedi Kaan, sesi soğuk ve kararlı.
Seray hâlâ tereddüt ediyordu ama başka seçeneği yoktu. Hızla Kaan’ı takip etti, nefesi kesik ve elleri titrekti. Garajın dar koridorlarında Kaan, adamları atlatacak kısa yolları kullanıyordu; Seray bu kaotik hareketler sırasında neredeyse düşüyordu ama Kaan onu kısa bir hamleyle tuttu.
Aradaki mesafe hâlâ vardı. Seray, onun gözlerinde bir ipucu aradı; ama Kaan hâlâ sessizdi. Ona güvenmek hâlâ imkânsızdı. Ama hayatta kalmanın tek yolu, bu adama itaat etmekti.
Birkaç dakikalık kovalamacanın ardından Kaan, Seray’ı garajın arka kapısından dışarı çıkardı. Yağmur hâlâ şiddetle yağıyordu; şehir ışıkları su birikintilerinde titrek bir şekilde dans ediyordu.
Seray titreyerek sordu: “Ama… neden hep sen? Beni koruyan sen olmalısın ama hâlâ bilmiyorum kim olduğunu!”
Kaan kısa bir süre durdu, gözleri hâlâ yolda. “Bunu şimdi açıklayamazdım. Ama bir gün anlayacaksın. Şu anda sadece hayatta kalmak zorundayız.”
Seray gözlerini kısarak bakıyordu. Onunla hâlâ mesafesi vardı; ama bir gerçek vardı: Kaos hâlâ peşlerindeydi ve hayatta kalmak için tek şansı Kaan’dı.
Arka planda garajın kapısında kısa bir patırtı daha duyuldu. Mafya hâlâ pes etmemişti. Seray, kalbindeki korku ve şüphe ile yüzleşirken bir gerçeği kabul etti: Kaos hâlâ peşlerindeydi, ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Seray, Kaan’la birlikte arabaya biner binmez kalbi deli gibi atmaya başladı. Yağmur hâlâ şiddetle yağıyordu; camlar su damlalarıyla kaplanmış, neon ışıkları her yansıdığında kısa bir flaş gibi arabanın içine vuruyordu.
Kaan, arabayı hızla şehre doğru sürdü. “Sakın konuşma, sadece bana güven ve hareket et,” dedi, sesi kararlı ve hızlıydı.
Seray gözlerini kocaman açtı. “Güvenmek mi? Sana hâlâ güvenemiyorum!” diye haykırdı, ama arabanın hızından dolayı sesi titriyordu.
Kaan kısa bir bakış attı, ama hiçbir açıklama yapmadı. Arabayı virajlardan ustalıkla döndürdü, ani manevralarla peşlerindeki iki aracı şaşırttı. Lastiklerin asfaltla buluştuğu o anlarda Seray, çığlık atmamak için dişlerini sıktı; motorun uğultusu, yağmurun sesi ve neon ışıkların yansıması her şeyi kaotik bir tabloya dönüştürüyordu.
Arka koltukta Seray, ellerini sıkıca kenetledi. Kaan, arabayı hızla bir yan sokağa soktu, ani bir duruş yaptı ve hızla tekrar yola çıktı. “Onlar hâlâ peşimizde,” dedi kısa bir nefesle.
Seray titredi, gözleri Kaan’a kilitlendi. “Ama… neden sen buradasın? Beni korumak için mi, yoksa… başka bir şey için mi?”
Kaan başını hafifçe salladı. “Şu anda bunu anlatamam. Ama bil ki, seni korumak zorundayım. Bazen sessizlik en iyi cevaptır.”
Araba hızla bir köprüye girdi, yağmur damlaları camlarda bir perde gibi süzüldü. Şehir ışıkları su birikintilerinde titrek yansıyordu. Seray, kalbindeki korku ve şüpheyi bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldı.
Bir virajdan dönerken, arkadaki araçlardan biri hızla yanlarına geçti ve kısa bir tehlike anı yarattı. Kaan ani bir refleksle arabayı kaydırdı, lastiklerin asfaltla sürtünmesi ve suya bastığında çıkan ses Seray’ın kulaklarında uğuldadı.
“Beni bırakmazsan… gerçekten hayatta kalabilir miyiz?” diye fısıldadı Seray, gözlerinde korku ve çaresizlik vardı.
Kaan kısa bir bakış attı. “Hayatta kalmamız için buna ihtiyacımız var. Ama bana güvenmek zorunda değilsin. Sadece adımlarımı takip et.”
Arka sokaklar dar ve karanlıktı. Kaan, arabayı sürerken küçük geçitleri ve terkedilmiş depoları kullanıyor, mafyanın takip araçlarını şaşırtıyordu. Seray, her virajda neredeyse koltuktan düşüyordu ama Kaan onu kısa bir hamleyle tuttu.
“Kaos hâlâ peşimizde,” dedi Kaan sessizce, gözlerini yoldan ayırmadan. “Ama bunu atlatırsak, bir şansımız olur.”
Seray gözlerini kısarak baktı; hâlâ ona güvenmiyordu. Ama bir gerçek vardı: Hayatta kalmak için Kaan’ın yanında olmak zorundaydı.
Araba bir tünele girdi, dışarıdaki ışık bir anda kesildi. Sadece motorun uğultusu ve yağmur damlalarının sesi vardı. Seray, kalbindeki korkuyu bastırmaya çalıştı, ama adrenalini ve kaosu hissediyordu.
Bir an için sessizlik çöktü, ama Seray biliyordu: Şehirdeki kaos, onların peşinde hâlâ bir gölge gibi dolaşıyordu. Ve bu gece, hayatının en uzun gecesi olacaktı…
Araba, şehrin yağmurla kaplı sokaklarında hızla ilerliyordu. Neon ışıklar camlara çarpıp titrek yansımalar bırakıyor, motorun uğultusu kulakları dolduruyordu. Seray, gözlerini kapatarak derin nefes almaya çalıştı ama kalbi hâlâ deli gibi atıyordu.
“Onlar hâlâ peşimizde mi?” diye fısıldadı Seray, sesi titreyerek.
“Evet,” dedi Kaan, gözlerini yoldan ayırmadan. “Ama endişelenme… şu anda planım var. Sadece hareket et ve beni izle.”
Seray gözlerini açtı; Kaan’ın kararlılığı ve soğukkanlılığı hem onu etkiliyor hem de tedirgin ediyordu. Ona güvenmek hâlâ imkânsızdı, ama başka seçenek yoktu.
Birden arkadaki siyah araç hızlandı, arabalarının yanına geçmeye çalıştı. Kaan ani bir refleksle direksiyonu kırdı, araba bir su birikintisine girip kaydı. Seray neredeyse yere kapaklanıyordu; Kaan onu hızlıca tuttu.
“Beni bırakmazsan… gerçekten hayatta kalabilir miyiz?” Seray, gözlerinde hem korku hem çaresizlikle sordu.
Kaan kısa bir bakış attı, sessiz ama kararlı: “Evet… ama bana güvenmek zorunda değilsin. Sadece adımlarımı takip et.”
Şehir sokakları bir labirent gibi önlerine serildi. Kaan, ani virajlar ve dar geçitlerle takipçileri şaşırtıyordu. Seray, her manevrada sarsılıyor, nefes nefese kalıyor ama bir yandan da adrenalinle doluyordu.
Bir köprüden geçerken, arkadaki araç neredeyse arabalarına çarptı. Kaan refleksle direksiyonu kırdı, arabanın lastikleri asfaltla sürtünerek çığlık attı. Seray’ın elleri hâlâ titriyordu, ama artık kaosun ortasında hayatta kalmanın ne demek olduğunu öğreniyordu.
Kaan kısa bir süre sessiz kaldı, sadece yolda ilerledi. Ardından Seray’a kısa bir bakış attı: “Güven… zamanla gelir. Ama şimdi odaklanmamız gereken tek şey hayatta kalmak.”
Seray başını hafifçe salladı. Ona güvenmek hâlâ kolay değildi. Ama tek bir gerçek vardı: Eğer Kaan olmasa, bu gece hayatta kalması imkânsızdı.
Dışarıdaki yağmur hâlâ şiddetle yağıyor, şehir ışıkları su birikintilerinde titrek bir şekilde dans ediyordu. Arka sokaklardan gelen gölgeler, takip eden araçlar ve şehrin kaotik sessizliği… hepsi bir kaos senfonisi gibi birleşiyordu.
Seray, arabada nefesini toparlamaya çalışırken bir gerçeği kabul etti: Kaos hâlâ peşlerindeydi, güven hâlâ bir lükstü ve bu gece, onun hayatının en uzun ve tehlikeli gecesi olacaktı.
Araba bir sokağa saparken, Seray gözlerini kapadı. Her şey belirsizdi. Tek bildiği şey, Kaan’ın yanında hayatta kalması gerektiğiydi…
ve bu gece, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıydı...