2. bölüm / 21
Kaosun Kıyısında - Sedanur Erdoğmuş1.Bölüm
Bölümler 21Şu an: 1.Bölüm
- 1 Giriş99 kelime
- 2 1.Bölüm1.419 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.Bölüm1.610 kelime
- 4 3.Bölüm770 kelime
- 5 4.Bölüm618 kelime
- 6 5.Bölüm458 kelime
- 7 6.Bölüm597 kelime
- 8 7.Bölüm554 kelime
- 9 8.Bölüm653 kelime
- 10 9.Bölüm627 kelime
- 11 10.Bölüm663 kelime
- 12 11.Bölüm809 kelime
- 13 12.Bölüm381 kelime
- 14 13.Bölüm1.112 kelime
- 15 14.Bölüm537 kelime
- 16 15.Bölüm297 kelime
- 17 16.Bölüm300 kelime
- 18 17.Bölüm287 kelime
- 19 18.Bölüm893 kelime
- 20 19.Bölüm624 kelime
- 21 20.Bölüm ( FİNAL )304 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, şehir sokaklarını gri bir battaniye gibi kaplamıştı. Seray Yelen, elinde çantasını sıkıca tutarak, neon ışıkların soluk parıltısı altında hızlı adımlarla yürüyordu. İşten geliyordu. Kaldırımlar ıslaktı ve her adımında ayakkabıları su sıçratıyordu. Bir an için arkasında bir gölge hissetti; kalbi hızla çarptı. Ama daha ne olduğunu anlamadan, güçlü kollar onu birden yakaladı. Seray çırpındı, ama eller onu hızla bir arabanın içine çekti. Kapılar kilitlendi, motorun uğultusu kulaklarını doldurdu ve araba hızla sokaklardan uzaklaştı.İçerisi karanlıktı. Seray nefesini tutarken bir gölge fark etti; yanında oturan adam gözlerini ona dikmişti. Gölgelerin arasından ortaya çıkan adamın bakışları hem sert hem de tuhaf bir sıcaklık yayıyordu.
“Seray… buradan çıkman gerekiyor. Bana güvenmek zorundasın,” dedi adam, sesi derin ve kararlı.
Seray nefesini tutarak adama baktı.
“K… kim… kimsin sen?” diye sordu, sesinde hem korku hem de şaşkınlık vardı.
Adam hafifçe gülümsedi, ama gülümsemesi tehlike ile gizemi bir araya getiriyordu. “Ben Kaan Okar… ve sana zarar gelmemesi için buradayım. Ama işler düşündüğünden çok daha karmaşık.”
Seray gözlerini kocaman açtı; araba hızla dönemeçlerden geçerken her virajda kalbi biraz daha hızlanıyordu. Dışarıdaki yağmur, neon ışıklar, motorun uğultusu… hepsi bir kaos senfonisi gibiydi.
Kaan, arabadaki sessizliği bozdu:
“Sana anlatmam gereken çok şey var, ama önce buradan sağ çıkmamız gerekiyor. Dışarıdakiler… onlar peşimizde.” Dedi.
Seray’ın aklı bir karıştı. “Dışarıdakiler? Kim peşimizde? Mafya mı?” diye sordu.
Kaan başını salladı. “Evet. Ama bu sıradan bir mafya değil. Onlar seni istiyor ve ben… ben buradayım çünkü bunu durdurmak zorundayım. Ama güvenmek… zor bir işolacak.”
Seray, Kaan’ın yüzüne baktı; gözlerindeki karizma, güveni ve aynı zamanda tehlikeyi bir arada hissettiriyordu. İçinde hem korku hem de istemsiz bir merak uyanmıştı.
Araba hızla bir tünele girdi, neon ışıklar bir anda kesildi, karanlık ve yağmurun sesi tüm dikkati doldurdu. Seray’ın kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyor, her virajda nefesi kesiliyordu. Kaan bir yandan direksiyonu kontrol ediyor, diğer yandan Seray’ı rahatlatmaya çalışıyordu:
“Biliyorum… her şey çok ani oldu. Ama sana söz veriyorum; buradan sağ çıkacağız. Ve sen hayatta kalacaksın.”
Seray titreyen elleriyle çantasını sıkıca kavradı. “Ama… neden sen buradasın? Polis misin, yoksa…”
Kaan, kararlı bir bakışla cevap verdi: “Sadece görevim için buradayım. Ama işler düşündüğünden karmaşık. Mafya, planlar… her şey bir kaos içinde.”
Seray başını hafifçe salladı; kalbindeki korku yerini dikkat ve stratejiye bırakmaya başlamıştı. Artık tek hedefi vardı: hayatta kalmak.
Araba bir köprüden geçti, rüzgar ve yağmur Seray’ın saçlarını savuruyor, şehrin ışıkları su birikintilerinde dans ediyordu. Kaan, bir yandan arabanın içindeki sessizliği yönetiyor, bir yandan da dışarıyı gözetliyordu.
Seray, arabada Kaan’la ilk defa bu kadar yakın olmanın garip bir huzuru ve aynı zamanda tehlikesini hissetti. Kaçışın tam ortasında, güvenmek ve hayatta kalmak arasındaki çizgi artık bulanıklaşmıştı. Araba hızla dönemeçlerden geçiyordu, yağmur damlaları camlara sertçe vuruyor, neon ışıklar asfalt üzerinde titrek yansımalar bırakıyordu. Seray, pencereden dışarıyı izlerken içgüdüsel olarak ellerini çantasında sıkıca kenetledi.
“Bizi takip ediyorlar mı?” diye sordu, sesi titreyerek.
Kaan kısa bir bakış attı, aynadan kontrol etti. “Evet… iki araç arkadan geliyor. Ama endişelenme, idare edebiliriz.”
Seray gözlerini büyüttü. “İdare edebilecek misin? Ben… ben neden buradayım? Neden sen?”
Kaan başını hafifçe salladı, gözleri hala yoldaydı. “Bunu şimdi anlatacak zaman yok. Şu anda tek düşündüğümüz, buradan sağçıkmak.”
Seray nefesini tuttu, kalbi hızla çarpıyordu. Arabada Kaan’ın varlığı güven verici olabilirdi ama ona hâlâ tamamen inanmadığını kendisi de biliyordu. Bir yabancı… arabada yanınızda ve sizi kurtardığını söylüyor… ama gerçekten niyet neydi?
Araba bir virajdan keskin bir şekilde dönerken Seray neredeyse yere kapaklandı. Kaan hızlı bir hamleyle onu tuttu. “Dikkat et!” diye uyardı, sesi sertti ama tek kelimeyle güven verici değildi.
Seray geri çekildi, mesafeyi korudu. “Bırak… ben kendi başıma idare edebilirim,” dedi ama sesindeki titreme yalan söylüyordu.
Kaan, sessizce başını salladı. “Senin için burada olduğumu unutma… ama bana güvenmek zorunda değilsin. Sadece hayatta kalmak için işimize bakacağız.”
Seray bir an durdu. Kaan’a bakarken, gözlerinde hem korku hem de şüphe vardı. Ona güvenmek kolay olmayacaktı. Ama bir şey kesindi: Kaçış kaçınılmazdı ve tehlike her an yanlarındaydı.
Araba hızla ilerlerken arkadaki araçlar hâlâ takipteydi. Seray, kalbinin göğsünden fırlayacak gibi attığını hissetti. Kaan’ın gözlerindeki karizma ve sert ifade, ona hiçbir güven vermiyordu… ama hayatta kalabilmesi için Kaan’la birlikte hareket etmek zorundaydı. Arabanın farları yağmur damlalarına çarpıp yansırken, arkadaki iki siyah araç hızla yaklaşmaya devam ediyordu. Seray, gözlerini sıkıca kapadı ve derin bir nefes almaya çalıştı. “Lütfen… lütfen bir şey olmasın,” diye fısıldadı kendi kendine.
Kaan, direksiyonu sıkıca kavramıştı, gözleri yoldaydı ama elindeki küçük cihazla takipçilerin konumunu hesaplıyordu. “Birazdan keskin bir manevra yapacağız,” dedi kısa bir süre sonra, sesi sakin ama kararlıydı.
Seray, arabanın içindeki sessizliği dinledi. Sadece motorun uğultusu ve yağmurun sesi vardı. Kaan’a bakmak için cesaretini topladı; ama gözlerinde hâlâ şüphe vardı. Ona güvenmek… düşünülemezdi. Bu adam, kendisini kaçıranlar arasında neden yanındaydı?
Bir virajdan hızla dönerken, arkadaki araçlardan biri aniden önlerine geçti ve fren yaptı. Araba aniden kaydı, Seray neredeyse yere kapaklanıyordu. Kaan hızlı bir hareketle direksiyonu kırdı, arabayı kontrol etti ve virajı ustalıkla aldı.
“Bu… bu tam bir tuzak mıydı?” diye fısıldadı Seray, nefesi kesik.
“Evet… ama hazırlıklıyız,” dedi Kaan, ama daha fazlasını söylemedi.
Seray, kafasında sorularla dolup taşarken gözlerini pencereden dışarı çevirdi. Yağmur ve neon ışıklar, şehrin kaotik siluetini bir tablo gibi sunuyordu. Her köşe, her gölge tehdit doluydu. Ona güvenmek zorunda mıydı? Belki… belki de hayatta kalmak için başka seçeneği yoktu.
Arkadaki araçlar hâlâ pes etmemişti, bir an için Seray aracın kenarına savruldu. Kaan hızlı bir hamleyle onu tuttu, ama bu sefer göz göze geldiler. Seray, onun bakışlarında bir cevap aradı, bir güven ipucu… ama Kaan sadece yola baktı, hiçbir açıklama yapmadan arabayı daha da hızlandırdı.
Yağmur, neon ışıklar, motorun uğultusu… hepsi bir kaos senfonisi gibi birleşti. Seray, kendi içindeki korku ve şüpheyle yüzleşirken, Kaan’ın yanında hayatta kalmak için doğru zamanı bekliyordu. Ama bir şey kesindi: Bu gece hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Arabanın farları yağmurla birleşerek birer çizgi gibi sokak boyunca uzanıyordu. Arkadaki araçlardan biri aniden öne geçti ve arabayı sıkıştırdı. Seray çığlık atmak üzereydi, kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi.
Kaan, ani bir refleksle direksiyonu kırdı, arabayı savurdu. Metalin gıcırtısı, lastiklerin suya bastığı an, Seray’ın kulaklarında uğuldadı. Araba bir anlığına kontrolden çıkmışgibiydi ama Kaan ustalıkla düzeldi.
“Ne… ne yaptın?” diye bağırdı Seray, gözleri dehşetle büyümüş.
“Hayatta kalmamız için gerekliydi,” dedi Kaan, sesinde hiçbir pişmanlık yoktu. “Sana zarar gelmemesi için… her şeyi yaparım. Ama bana güvenmek zorunda değilsin.”
Seray geri çekildi, koltuk kenarına yapıştı. “Ama… bu… ben…!”
Kaan sessizce başını salladı, gözleri hâlâ yoldaydı. Arka koltuktan küçük bir cihaz çıkarıp takipçilerin hızını ve yönünü hesapladı. “Birazdan viraj var. Hazırlan.”
Arka araç hızlandı, tam yanlarına geçmek üzereydi. Seray’ın kalbi deli gibi atıyor, nefesi kesiliyordu. Araba, bir el arabası gibi virajı aldı ve su birikintilerinde kaydı. Seray kendini koltuktan tutmak zorunda kaldı, gözleri Kaan’ın yüzünde bir güven ipucu aradı. Ama Kaan hâlâ sessizdi, sadece profesyonel ve kararlı bakışları vardı.
Neon ışıklar, yağmur ve motorun uğultusu… her şey bir kaos orkestrası gibiydi. Seray, Kaan’a güvenip güvenmemesi gerektiğini bilmiyordu. Ama tek bildiği şey vardı: Eğer Kaan yoksa, bu gece hayatta kalması imkânsızdı.
Arabayı bir tünelin içine sürerken, arkadaki araç aniden fren yaptı ve yönünü kaybetti. Seray hafifçe rahatladı ama yine de nefesini tutuyordu. Kaan ona kısa bir bakış attı:
“Güven… zamanla gelir, Seray. Ama şimdi odaklanmamız gereken tek şey hayatta kalmak.”
Seray gözlerini kısarak yola baktı, nefesini toparlamaya çalıştı. İçinde hâlâ şüphe vardı ama bir anlık rahatlama, kaosun ortasında küçük bir ışık gibi görünüyordu.
Araba, yağmurla kaplı sokaklardan hızla ilerliyordu. Neon ışıklar camlarda birer çizgi gibi kayıyor, her viraj ve her su birikintisi arabayı sarsıyordu. Seray koltuğa sıkıca tutunmuş, gözlerini yoldan alamıyordu. Her saniye kalbi göğsünden fırlayacak gibi çarpıyordu.
Kaan sessizdi; sadece yoldaki engellere odaklanmıştı. Bir virajda arabayı ustalıkla kaydırdı, arkadaki araç aniden kontrolünü kaybetti ve kısa süreliğine geride kaldı. Seray hafifçe rahatladı ama nefesi hâlâ kesikti.
“Biz… biz kurtulabilecek miyiz?” diye fısıldadı Seray.
Kaan başını hafifçe salladı. “Evet… ama hâlâ dikkatli olmalıyız. Daha işimiz bitmedi.”
Seray, Kaan’a bakarken gözlerinde hem şüphe hem de hayatta kalma arzusu vardı. Ona güvenmek kolay olmayacaktı. Ama bir gerçek vardı: Kaosun ortasında, yanında Kaan yoksa hayatta kalması imkânsızdı.
Araba bir köprüden geçerken, yağmur damlaları camlara şiddetle vuruyordu. Motorun uğultusu, şehrin karanlık silueti ve arkadaki araçların yakınlığı… her şey bir kaos senfonisi gibiydi. Seray, kalbindeki korku ve tedirginlikle birlikte bir gerçeği kabul etti: Bu gece artık geri dönülemezdi.
Kaan, kısa bir an için başını ona çevirdi. “Güvenme zorunda değilsin. Ama dikkatli ol. Kaos sadece şimdi değil, bundan sonra da peşimizde olacak.”
Seray, sessizce başını salladı, gözlerinde hem korku hem de kararlılık vardı. Dışarıda yağmur hâlâ şiddetliydi, şehir ışıkları su birikintilerinde titrek bir şekilde dans ediyordu. Araba, bilinmeyene doğru hızla ilerliyordu; her viraj, her gölge yeni bir tehlikenin habercisiydi.
Ve böylece, Seray Yelen’in hayatı bir anda tamamen değişmişti.
Kaosun kıyısında başlamış olan bu gece, onu artık geri dönülemez bir yola sürüklemişti…
