20. bölüm · Kaosun Kıyısında - Sedanur Erdoğmuş

18.Bölüm

Sedanur Erdoğmuş

Dar bir sokakta, Hakan’ın adamları ve tuzakları etrafı sarmıştı. Kaan Seray’ı korumak için önde hareket ediyordu.
Patlayan kutular, kapanan metal kapılar, yanan araçlar… Her adım ölümle doluydu.
Kaan, Seray’ın arkasında hızlı hamleler yapıyor, tuzakları savuşturuyordu.
Bir anda, Hakan’ın adamlarından biri ateşetti. Kurşun Kaan’ın omzuna isabet etti.Seray nefesini kontrol etmeye çalışarak Kaan’ın yanına koştu. Dar sokak patlamalarla yankılanıyor, metal kapılar çarpıyor, hava duman ve tozla doluyordu. Kaan yerdeydi, omzundan kan sızıyordu. Seray dizlerinin üzerine çöktü, ellerini Kaan’ın omzuna bastırarak gözlerine baktı. “Kaan… lütfen… kalk!”
Kaan acı içinde ama kararlı bir şekilde ona bakarak, “Seray… sadece yanımda ol… buradayım…” dedi. Seray korkuyla titredi, dudakları neredeyse fısıldıyordu: “Seni kaybedeceğim diye… ölecek diye… korktum…”
Hızla gelen ambulans sirenleri kaosun ortasında yankılandı. Seray Kaan’ın elini bırakmadan ambulansa bindiler. Kaan acıya rağmen gözlerini açtı ve hafifçe gülümsedi. “Yanındayım… birlikteyiz…” Ambulans hızla kaotik sokaklardan geçerken Seray her an Kaan’a dokunuyor, onu sabit tutuyordu.
Hastaneye vardıklarında polis arkadaşları geldi. Kaan’ın omuzundaki yara bandına bakıp hızlıca durumu kontrol ettiler. “Hakan hâlâ şehirde aktif, dikkatli olun,” dedi bir polis memuru. Seray başını salladı, gözleri doluydu ama Kaan’ın elini bırakmadı. “Buradayım… her şey kontrol altında,” dedi Kaan, zor da olsa gülümseyerek. Doktor bir hafta hastane de kalmasını söylemişti.
İlk günlerde acı ve belirsizlik hâkimdi. Seray sürekli yanında kaldı, Kaan yaralarını toparlamaya çalışırken elleri bir an bile ayrılmadı. Arada kısa bakışlar, hafif dokunuşlar… sessizlik içindeki güvenin sembolüydü. Kaan, “Korkma… buradayım… ve birlikteyiz,” dediğinde Seray gözyaşlarını tutamadı. “Ama korktum… kaybedeceğim diye…”
Günler geçtikçe Kaan iyileşmeye başladı, ama acı hâlâ vardı. Seray her gün yanındaydı, elleri birbirine kenetli, başını omzuna yaslıyordu. Polis arkadaşları düzenli olarak bilgi getirdi; Hakan’ın şehirdeki hareketlerini ve planlarını paylaştılar. Seray, Kaan’ın yanında hem destek oluyor hem de Hakan’a karşı plan yapıyordu.
Bir akşam odada yalnız kaldılar. Kaan başını Seray’ın omzuna yasladı, gözleri yarı kapalıydı ama kararlıydı. Seray fısıldadı: “Korktum… seni kaybedeceğim diye…” Kaan ellerini sıkıca Seray’ın ellerine kenetledi: “Ama buradayım… birlikteyiz… kaos bizim değil, Hakan’ın hatası.” Kısa bir el teması ve göz göze bakışlar, kaosun ortasında bir güven bağı oluşturuyordu. Bir süre sonra Kaan’ın omzundaki yara bandı değiştirildi, serum takılmıştı ve hala acı çekiyordu. İlk günlerden sonra Seray yanında uyuyordu, gözleri uykusuz ama kararlıydı. Kaan, zor da olsa gözlerini açtı ve Seray’ın elini tuttu: “Buradayım… korkma…” Seray gözyaşlarını silerken hafifçe gülümsedi.
Sabah olduğunda ise , Seray Kaan'a kahvaltı getirmek için odadan çıktı. Kaan’ın yemek yemesi gerekiyordu, ama yarası ve acısı yüzünden kendi başına yapamazdı. Tepsiyi dikkatle taşıdı, gözleri sürekli koridoru kontrol ediyordu. İçeri girdiğinde Kaan’ın, masanın üstünde ki suyu almaya çalışıyordu. “Ne yapıyorsun Kaan?! Sana söylemiştim, kendini riske atamazsın!”
Kaan acıyla gülümsemeye çalıştı:
“Bir… su içmek istiyorum… yanında ol… olur mu?”
Seray hızla yanına koştu, ellerini onun kollarına koydu. Kaan’ın eli Seray’ın eliyle temas ettiğinde kısa bir sessizlik oldu. Göz göze geldiler. Seray hafifçe başını Kaan’ın omzuna dayadı.
“Beni duyuyor musun? Sana ne olacak diye korktum…”
Kaan elini Seray’ın elinin üstüne koydu, hafifçe sıktı:
“Buradayım… korkma… hep yanındayım.”
Tam o sırada kapı açıldı ve polis arkadaşları Hüseyin ve Arda içeri girdi.
“Ha! İşte seni bulduk!” dedi Hüseyin, ciddi bir surat yapmaya çalıştı ama gözlerinde hafif bir gülümseme vardı.
“Ne yapıyorsun yatakta saklanıyorsun, Kaan? Su mu peşindesin, yoksa kaçmayı mı planlıyorsun?” Arda hafif alaycı bir tonla ekledi.
Kaan gözlerini devirdi, Seray da gülmekten kendini alamadı.
“Bırakın… su içiyordum…” dedi Kaan.
Hüseyin, dramatik bir tavırla:
“Tamam, tamam… ama eğer düşersen, bu suyu ben tutarım, tabii önce Arda’yı itmem gerek!”
Arda:
“Ne? Ben itilmeyi kabul etmiyorum, Hüseyin!”
Seray hafifçe gülümseyerek Kaan’a baktı:
“Görüyor musun? Sen olmasaydın, bunlar başa çıkamazdı…”
Kaan da hafifçe gülümseyerek:
“Sanırım ben buradayım, ama onların esprileri beni iyice korkutuyor.” Dedi. Seray, kahvaltıyı masaya bırakıp odadan çıkarken hafifçe başını kaldırdı:
“Hemen geliyorum, sadece lavaboya gidiyorum.”
Kaan başını hafifçe kaldırıp onu izledi. Omzundaki ağrı yüzünden acı çekiyordu ama Seray’ın varlığı onu sakinleştiriyordu.
Hüseyin, Arda’ya göz kırptı:
“Bak Arda, Kaan’ın yüzüne dikkat et… Seray odadan çıkınca gözleri nasıl kayıyor?”
Arda gülerek:
“Bence biraz fazla ilgileniyor. Sence de garip değil mi? Ya bir sır saklıyordur Seray?”
Kaan, bu muhabbeti duyunca kaşlarını çattı ve sert bir tonla:
“Ne demeye çalışıyorsunuz?!”
Hüseyin hafifçe ellerini kaldırdı, şakayla:
“Rahat ol Kaan, sadece merak ediyoruz. Sen biraz fazla ciddisin.”
Arda ise alaycı bir şekilde:
“Bence Seray’ın gizli bir kahraman planı var. Ama Kaan bunu fark edemez, hani… anlamıyor işte.”
Kaan sinirle gözlerini devirdi:
“Arda! Yeter artık! Seray ile ilgili şaka yapmayı bırak!”
Seray lavabodan geri döndü, Kaan’ı sinirli ve biraz utanmış buldu. Göz göze geldiler, elleri istemsizce tekrar temas etti.
Seray hafifçe gülerek:
“Ne oluyor burada?”
Kaan başını Seray’a döndü, hala sinirli ama biraz da mahcup:
“Bunlar… burada saçmalıyor.”
Seray ellerini Kaan’ın ellerine koydu:
“Sakın sinirlenme… sadece biraz eğleniyorlar.”
Kaan derin bir nefes aldı ve ellerini Seray’ın ellerine kenetledi:
“Peki… ama bir dahaki sefere ben de katılırım bu şakalara.”
Hüseyin ve Arda tekrar gülerek odaya döndüler:
“Bakalım Kaan, Seray’ın yanındayken esprilere katılacak mı? Heyecanlı!”
Seray başını hafifçe Kaan’ın omzuna yasladı, kısa bir sarılma oldu ama tamamen güven ve destek göstergesi. Kaan da Seray’ı karşılıksız bırakmadı, elleri hâlâ temas halindeydi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Kaan artık yatakta dik oturabiliyor ve hafif adımlar atabiliyordu.
Seray ellerini sıkıca tuttu, göz göze bakışlarla konuştu:
“Kaos hâlâ sürüyor… ama birlikteyiz.”
Kaan:
“Ve artık kaos bizim kontrolümüzde olacak… Hakan… hazır ol.”
Hüseyin ve Arda odadan çıkarken gülerek:
“Tamam gençler, ama Kaan… suyu tek başına alma, tamam mı?”
Seray ve Kaan birbirlerine bakıp sessizce gülümsediler. Bu bir haftalık süreç, güven, hafif komedi ve duygusal yakınlaşmayla doluydu .