6. bölüm · KANUNSUZ TOPRAKLAR

6. BÖLÜM

Mucize Yazar

Bazen insan kelebek gibidir. Sanki ölmeyecekmiş gibi yaşar ve en yükseklere tırmanmak için kanat çırpardı. Bir adım daha uçtukça umuda kapılırdı. Bir adım daha atardı. Bir adım daha ve bir adım daha. Son adımı olduğunu bilmeden atılırdı o adımlar. Ve ardından çırpmaktan yorulmuş kanatların aşağı doğru süzülüşü kalırdı. Ben aşağı doğru süzülüyor muydum yoksa?
İki gündür aklım başımda değildi. Her düşüncem yumak gibi birbirine karışıp düğüm oluyordu. Birini halletsem diğerine takılıyordum. Hayır, bu kadar zor olmamalıydı. Bir adım daha yaklaşmışken her şeyi kaybetmem bu kadar kolay olmamalıydı.
Mutlu uyandığım sabahın sonrasında karakolda ki çekmecemi açtığımda beynimden vurulmuşa döndüm. Aynı o gün ki gibiydi hissettiğim. Neyin ne olduğunu bilmeden elim kolum bağlanmıştı. Tam olarak ne hissedeceğimi bilmeden koparılmıştı her şey.
Çekmeceyi açtığımda anne ve babamın cinayet dosyası yoktu. Sormadığım soruşturmadığım yer ve kişi kalmamıştı. Hayır, bu olmamalıydı onları bir kez daha kaybetme hakkına sahip olmamalıydım. Onlara söz vermiştim sözümün eri olamadım. Gözüm gibi sakındığım dosyaları elimde yoktu. Bütün karakolu altına üstüne getirmiştim ama yoktu. Daha tam tutamadan kaçırmıştım ipin ucunu. 15 sene öncesi de aynı olmuştu. Daha anılar biriktiremeden anne baba nedir, aile kavramını daha bilmiyorken onlarsız kalmıştım. Onları benden koparmışlardı. Bugün bir kez daha koparmışlardı.
Öfkem tüm duygusallığıma karışıyordu. Nefes alışverişlerim hızlanıyor sinirden elim ayağım titriyordu. Neyi nereye koyacağımı bilemeden volta atıyordum odada. Ne yapacaktım şimdi ben? Hayır, hiçbir şey gitmemeliydi. Onlarla yaşadığım hatıralarım bile ara ara silinmeye yüz tutuyorken dosyada olan fotoğraflarını da kaybetmemeliydim. Ellimde bana hatıra kalacak tek fotoğraflardı onlar. Masa başında, yastığımın altında, odamda ve duvarlarda değillerdi fotoğraflar. İşlenen cinayetin dosyasındaydı.
On beş senedir ölümlerinden sonra bulamadığım fotoğrafları cinayet dosyasına yapıştırılmış şekilde karşıma çıkmıştı. Benim çocukluğum, annem ve babam bunu hak etmemişti ki. Ben odada volta atarken odanın kapısı tıklandı. Açılan kapıdan giren memura baktığımda elinde zarf vardı. Bu da neyin nesiydi şimdi?
“Komiserim üzgünüm. Sizin odanıza giren çıkan olmamış. Bütün kamera kayıtları incelendi arşiv de dâhil. Ama sabah bu zarf geldi. Size vermemi söylediler.”
“Tamam, çıkabilirsin.”
Ellerim titreyerek zarfın kenarlarından yırtıp açtım. Ne hissettiğimi bilmeden katlanmış kâğıdı açtım.
‘Giden bir şeyin arkasını arama, aramaya devam edersen öldürülen tek kişi onlar olmayacak! Attığın her adımı kurutacağım ve sen katili bulma hırsı ile can vereceksin. Her şey gözünün önünde ve sen göremeyecek kadar körsün. İçtiğin bir damla suyun aldığın bir nefesin zehir olarak inecek midene. Attığın her adımda soluğunu keseceğim senin.’
Ne demekti şimdi bu, bu da neyin nesiydi, kimdi, kimlerden gelmişti bu zarf? Bilmediğim bu insanlar tarafından tehdit ediliyordum. Yıllardır kapatılmak için uğraşılan bu dosyanın ardı arkası kesilmeden soruşturulmaya devam ediyordu. Bu katil kimdi ve benden ne kadar korkuyordu? Bir korku ancak tehdit ettirirdi. Görmediğim başka bir şey var mı diyerek açtığım çekmenin boşluğu bir kez daha yüzüme çarpıyordu.
“Allah kahretsin!” aniden gelen ve kontrol edemediğim sinirim ile masamın üstünü dağıtmıştım. Kim beni nereden biliyordu? Gözlerimi kapatıp sakinleşmeyi beklerken aklıma bin bir ihtimaller doğuyordu. Sandalyeyi hızla kenara ittiğimde dolaba sert bir şekilde çarparak Berzan’ın aldığı çiçeklerin yere düşüp vazonun tuzla buz olmasını izledim. Şimdi bunun sırası değildi.
Yere doğru eğilip masamın altına doğru dikkatlice göz gezdirdim. Masanın altı boştu. Çekmeceleri çıkartıp tek tek baktım. Dolabın arkasına perdelerin arkasına akla gelebilecek her yere baktım. Kapıya doğru giderken parçalanan vazonun üzerine bastığımda ayağımın altında yüksek bir şeyin olduğunu fark ettim. Hayır, hayır düşündüğüm şey bu olmamalıydı. Ayağımı çekip cam parçaları arasında yanıp sönen ses dinleme cihazını gördüm. Güllerin dallarının arasına özenle yerleştirilmiş vazo yere düşünce de cam kırıklarının arasında yerini almıştı. Elimle camlara dikkat etmeden ses dinleme cihazını yerden aldım. Aklıma üşüşen ihtimaller beynimi bulandırıyordu.
Bu gülleri bir hafta öncesinde Berzan bana getirmişti. Ailemi öldüren kişilere Berzan aracılık yapıyor olabilir miydi? Aslında Berzan göründüğü gibi biri olmaya bilir miydi? Eğer benim böyle bir şey yapacağımı tahmin ettiyse sözleşmeye uyup neden benimle evlendi? Ya da en başından beri benim attığım her adımı biliyor muydu? Şüphelerimin arasına Berzan da eklenmişti. Şimdi ben ipin neresinden tutacaktım?
Telsizden gelen anons ile her şeyi kenara bırakıp ekibi de alarak çıktım karakoldan.

BERZAN
İçimde tutmakta zorlanıyordum. Bildiğim gerçeği daha fazla sakladıkça ona ihanet ediyordum. Olaydan sonra bana gelen haber üzerine karakola Arin’in yanına geldim. Olayı bir kez daha baştan sona anlattı. Şimdi ise akşamüzeri olmuş son işlerini tamamlarken kendisini izliyordum. Çalışırken bambaşka bir insan oluyordu. Sert çehresi ve çatık kaşları ile yapıyordu işini. Arin diğer kadınlardan çok başkaydı benim için.
Her şeye gülen biri değildi. Özellikle iş başında yüzünde ki bir mimik bile oynamazdı. Ben Arin’i sertliği ile sevdim. Gerçekçiliği doğallığı ile sevdim. Ben Arin’i ilk görüşte sevmedim. Benden çok uzaklardayken rüyalarımı süsleyip aklıma gelmesi ile sevdim. Arin’in bana gelmeden benden gitmeyişi ile sevdim. Bana anlattığı şeylerden sonra sevdiğim kadına böyle bir ihanet edemezdim. Ne olacaksa olsundu. Doğru söylediğim ile kötü bilinmek isterdim.
"Arin benim sana söylemem gereken bir şey var." Arin söylediğim şeyden sonra saçının bir tutamını kulağının arkasına sıkıştırıp “Dinliyorum.” diyerek konuşmamı bekledi.
"Önemli bir şey mi konuşuyorsunuz, bölmedim umarım."
"Böldün Havin ama neyse geç otur ne için geldin?"
"Bugünkü yaşanan olayı soracaktım. Anlatsana bir merak ettim."
Arin bıkmış bir şekilde Havin’e bir kez daha olayı anlattı. Havin arada üst üste soru soruyordu. Arin onları es geçerek devam ediyordu anlatmaya. Arin anlatmayı bitirince kıs kıs gülerek Arin’e bakarak ağzında ki baklayı çıkardı.
"Ne dedi?"
"Hanım ağa dedi." Evet, Arin bütün olayı anlatmıştı ama Havin ‘in tek takıldığı olay kadının hanım ağa diye seslenmesiydi.
"Buralarda öyle şeyler çok kalmadı ama hala çok baskın olmasa da ağalık sürüyor. Yani ben Ağa olduğum için Arin Hanım ağa olmuş oluyor kadın o yüzden öyle dedi." açıklamam üzerine anladığını belirtmek için başını salladığında Havin hala kıs kıs gülüyordu.
“Neyse ben çıkayım siz konuşun.” Havin çıktıktan sonra Arin ile baş başa kaldık tekrardan. Ceketimi düzeltip tekrardan konuşacağım sırada çalan telefonum ile konuşma başlamadan bölündü. Arayan annemdi, kısa bir konuşma yapıp telefonu kapattım. Arin hala merakla beni bekliyordu.
"Arayan annem de akşam yemeği için bizi çağırıyor. Eğer işin bittiyse çıkalım mı?"
"Ama önemli bir konu konuşacaktık."
"O kadar mühim değil canım daha sonra da konuşuruz vakit bol nasıl olsa." Başını salladığında toparlanıp karakoldan çıktık. Kendi arabasına gidecekken benim arabama binmesi için yönlendirdim. Konağa gidene kadar ikimizde sessizdik. Eve yaklaştığımız da Arin, dün gece neden gelmediğimi sorunca bir açıklamam olmadığı için önemsiz bir şeymiş gibi geçiştirdim. Arabayı park ettikten sonra arabadan inip konağa girdik sofra kurulmuş bizi bekliyorlardı. Arin’le biraz müsaade isteyip odamıza çıktık. Elimizi yüzümüzü yıkayıp, üstümüzü başımızı düzelttikten sonra tekrar yemeğe indik. Yemeği yerken sessizliği bozan kişi babam oldu.
"Bugünkü yaşanan olay çok çabuk duyulmuş Mardin'de gelin hanım. Bugün yaptığın davranışın hem benim de hem de aşiretin hoşuna gitti. Sen bugün yaptığın işinde gelin geldiğin yerinde hakkını layığı ile yerine getirdin. Sağ olasın o kızı onların eline vermedin. Korudun kolladın."
"Teşekküre gerek yok Rezzan Bey. Ben görevimi yaptım o küçük kızı vicdanlarını kaybetmiş insanların elinde bırakamazdım."
Arin bugün gerçekten güzel iş çıkarmıştı. Yaptığı davranış takdir edilebilecek bir davranıştı. Mesleğinden hariç bütün insanlığı ile hareket ediyordu. Arin’in insanlığına bir kez daha âşık olmuştum. Yemekler yendikten sonra dördümüz terasa çıkmış çay içiyorduk. Arin ve Azad kaş göz işareti yapıyordu.
"Çıkartın bakalım ağzınızdaki baklayı birbirinize kaş göz işareti yapıyorsunuz deminden beri. Ne olduğunu söyleyin hep beraber kaş göz işareti yapalım." Söylediğim şey ile Arin şirince bana döndü. Nedense kadınların böyle şirin olmalarının atlında muhakkak kötü bir şey yatıyordu.
"Ee şimdi şöyle bir şey var benim amcamın kızı Havin ile yani bugün odama pat diye giren kişi Havin oluyor. Amcamın kızı Havin ile senin kardeşin Azad uzun zamandır görüşüyorlarmış. Gençler tabii birbirlerini görmüşler, beğenmişler, sevmişler Allah'ın izniyle kavuşup yuva kurmak istiyorlarmış, istiyorlar yani. Ama konuyu nasıl açıp evleneceklerini bilmiyorlarmış, bilmiyorlar yani. Diyorum ki biz yardım etsek de bu gençlerin yuvası kurulsa. Sen bir el atsan bana bir yardım etsen nasıl olur?"
Arin’in anlattıklarından sonra şoka uğramıştım. Arin ne dediğinin farkında değildi ya da laf olsun diye açmıştı konuyu. Kadıoğlu ve Demirhan bir araya tekrar gelirse kıyamet kopardı. Ortalığı ayağa kaldıran tek kişi de dedem Kendal ağa olurdu. En son yaşanan olaydan sonra Demirhan tarafından bu evlilik istenmezdi.
"Arin, siz benden ne istediğinizin farkında mısınız? Benim kardeşim Kadıoğlu'na kaçıyor. Sen Demirhanlara gelin geliyorsun. Ve benim kardeşim bir Demirhanlı olarak Kadıoğlu'nun kızına âşık olup evlenmek istiyor. Ben böyle bir isteği ortaya atarsam olabilecekleri tahmin ediyor musun? " Söylediğim şey üzerine Arin nefes alarak hızla konuşmaya başladı.
"Evet, tahmin ediyorum ama sevenleri de ayırmak istemiyorum. Her ne olursa olsun Havin ve Azad evlenecek. Sen bana yardım edecek misin? Ben bizimkilerle konuşurum. Sen de sizinkilerle konuş. Belki bir yerden izin kopartabiliriz." Arin olacakları tahmin edebilecek kadar zeki biriydi. Peki, bu inatçılığı da neyin nesiydi?
"İnatçılığın hiç zamanı değil Arin. Kadıoğlu ve Demirhanlı düşman aşiret, zaruri bir şekilde iki düşman arasında evlilik oldu. İkinci bir evliliğin olması büyük bir olayın çıkmasını tetikler."
"Yapma Berzan. Sen gerçekten buna göz yumabilecek misin? Sen bir ağasın hem sen ne dersen o olmaz mı?" Beni gaza getirmeye çalışıyordu ama bu imkânsızdı. Düzgün bir şekilde düşünmeli ve düzgün bir şekilde hareket etmeliydim. Belki de bana kullandıkları kozu onlara rövanş olarak kullanabilirdim.

Yenen akşam yemeğinin üstünden herkes bir köşeye çekilmiş çay içiyordu. Yemek yerken vücudumda hissettiğim rahatsızlık yüzünden kendimi çok kötü hissediyordum. Elimde ki çay bardağını kenara bırakarak alt katta bulunan lavaboya gittim. Elimi yüzümü soğuk su ile yıkadıktan sonra bir nebze de olsa işe yaradı. Bedenime ne olduğunu bilmiyordum. Ya stresten böyle olmuştum ya da yediğim bir şey dokunmuştu. Ayna da yüzüme baktığımda betim benzim atmış yüzüm bembeyaz olmuş. Bir kez daha elimi yüzümü yıkadıktan sonra kapıdan çıkacağım sırada üzerime çöken ter ve baş dönmesi ile sendeledim.
‘Giden bir şeyin arkasını arama, aramaya devam edersen öldürülen tek kişi onlar olmayacak!’
‘Attığın her adımı kurutacağım ve sen katili bulma hırsı ile can vereceksin.’
‘Her şey gözünün önünde ve sen göremeyecek kadar körsün.’
‘İçtiğin bir damla suyun aldığın bir nefesin zehir olarak inecek midene.’
‘Attığın her adımda soluğunu keseceğim senin.’
Attığım her adımda nefesim biraz daha kesiliyordu. Zarfta okuduğum şeyler beynimin içinde sanki davula vuruyormuş gibi ses çıkarıyordu. Yardım istemek için ağzımı açtığımda kanla karışık köpük düştü yere. Daha fazla ayakta duramayıp yere düşerken gözlerimin önüne gelen yüzünü seçemediğim karaltıya son kez bakıp kendimi bıraktım.

BERZAN
Herkes çaylarını içerken bana gelen telefon görüşmesi üzerine yanlarından ayrılıp bahçeye çıktım. Ama aklım Arin’de kalmıştı. Yemekten sonra halsiz görünüyordu, yorgunluktandır diye düşünüyordum. Telefon konuşmasını neticeye bağladıktan sonra aralık bıraktığım kapıdan içeriye girdim. Azad’ın telaşlı sesini duyunca adımlarımı ters yöne doğru çevirip sesin geldiği tarafa gittim.
“Yenge aç gözlerini.”
Arin’i yerde baygın görmem ile telaşım artarken ağzından gelen kanla karışık köpüğü görmem ile korkum daha da artmıştı. Adını bilmediğim daha önce hiç tatmadığım bir korku sardı vücudumu. Bir kez daha Arin’i kaybetmekten korkuyordum ve tüm iliklerime kadar hissediyordum.
“Arin’e oldu?” yüzünü ellerimin arasına aldığımda bembeyaz olduğunu gördüm.
“Bilmiyorum, ben gördüğümde baygındı.”
“Arabayı getirin çabuk.” Arin’i kucağıma aldığımda tüm ev halkı başımıza toplandı. Konaktan çıktığımda hemen önümüze getirilen arabaya bindirdim.
“Ne oldu oğlum böyle?”
“Bilmiyorum anne bilmiyorum. Oyalamayın beni, Arin’i hastaneye yetiştirmem gerekiyor.”
Ellerim titreyerek arabayı çalıştırıp en yakın özel hastaneye doğru sürdüm. Yemekten sonra kötü görünüyordu. Ah, aptal kafam! Keşke sorsaydım nasıl olduğunu keşke. Hastaneye geldiğimizde sert bir şekilde frene basarak arabayı durdurdum. Beklemeden arabadan inip arka kapıyı açtım.
“Sedye getirin çabuk.” Arin’i arabadan alıp sedyeye yatırdım. Hızlı bir şekilde hastaneye aldılar.
“Nabız çok yavaş, acele edin.”
“Yerde baygın yatıyordu. Ağzından kanla karışık köpük gelmiş. Bir hastalığı falan da yok. Neden böyle oldu bilmiyorum. Karım iyi olacak mı?”
“Endişenizi anlıyorum. Biraz sakin olup dışarıda bekler misiniz? Müdahale edemiyoruz lütfen izin verin.” Beni dışarıya çıkartıp kendileri içeriye girdiğinde koridorda tek başıma kaldım. Duvarın dibine çöküp Arin’i beklemeye başladım. Bir müddet sonra bizimkilerin yanında Arin’in amcası ve Havin geldiler. Herkes merak ve endişe ile benden bir açıklama bekliyordu. Bende hiçbir şey bilmiyordum ki.
“Nasıl oldu da Arin bu hallere düştü?” Baver ağa sinirle bana doğru bağırıyordu.
“Baba bir sakin olur musun? Kimse bir şey bilmiyor. İçeriden doktor bir çıksın o zaman anlaşılır.”
“Benim yeğenim onların evinde yaşıyor ve gelen telefon ile yeğenimin acil hastaneye kaldırıldığını öğreniyorum.”
“Yeğenini bu kadar önemsiyorsan nikâh kıyılıp Demirhanlılara gelin gelirken neredeydin Baver ağa?”
Kendal ağa ve Baver ağa arasında sesler yükselmesi ile gerilim daha çok artıyordu. Resmen buraya kavga etmeye gelmişlerdi. Arin’i merak ettikleri için değildi. Herkes sakinleşmek için bir köşeye dağılırken bir müddet sonra doktor açıklama yapmak için yanımıza geldi.
"İçeride ki hastanın yakınları siz misiniz? "
"Evet, ben kocasıyım. Karımın durumu nasıl? "
"Kanında yüklü miktarda nikotin bulduk. Sigara içiyor mu? Ya da kullandığı herhangi bir kötü alışkanlığı?"
"Hayır, sigara hiç kullanmaz. Kötü alışkanlığı da yok."
"Nikotin insanı öldürecek düzeyde bir zehir. Çok geç olmadan zehir tepkisini göstermiş. Eğer göz ardı edilseydi tüm organları iflas edebilirdi. Şimdilik midesini yıkadık. Kanına geçen nikotini temizlemek için birkaç gün burada misafir edeceğiz. Duruma göre haber vereceğim geçmiş olsun."
Ne demek kanın da nikotin vardı? Arin sigara kullanmıyordu. Hiçbir kötü alışkanlığı da yoktu. Herkes şaşırmış bir biçimde birbirine bakıyordu. Herkesin aklında tek bir soru vardı. Zehir Arin’in vücuduna nasıl girdiğiydi.

Sabah olmak üzereydi ve Arin hala uyuyordu. Zehir vücudunu yorgun düşürdüğü için uyuması çok normalmiş. Bir elimle elini tutarken diğer elim ile saçlarını seviyordum. Dokunmaya kıyamadığım saçlarını.
Arin uyurken kantinden kahve alıp bahçeye çıktım. Bizimkilere her ne kadar eve gitmelerini söylesem de hiçbiri gitmemiş hastanenin bahçesinde oturuyorlardı. Babamla Kendal ağa bir köşeye geçmiş sessiz sessiz konuşurdu. Korkutmayan adımlarım ile yanlarına gittiğimde bakışları bana döndü.
“Ne o uyanmadı mı karın?” Kendal ağanın dediği şey ile sinirim zıplıyordu. “Sen mi bir şey yaptın?” sorduğum soru üzerine pis bir şekilde gülerek konuşmaya başladı.
“İyi hoş düşünmüşsün de ben bir şey yapmadım maalesef.”
“Neden böyle oldu ya? Hepimiz aynı yemekten yedik. Niye hiçbirimize bir şey olmadı da sadece Arin’e bir şey oldu?”
“Bilmiyorum. Ben bir şey yapmadım.” Sinirle derin nefes alıp arkamı dönüp gideceğin sırada Kendal ağanın sesini duydum.
"Nereye?"
"Karımın yanına."
"Evlendikten sonra iyice değişti bu adam ne dersen de iki lafından birisi karım."
Hastaneye girip Arin’in odasına gittiğimde Arin hala uyuyordu. Aynı yerime oturup dağılmış saçlarını sevmeye başladım. Bir gün gerçekleri öğrendiğin de beni affetmeyeceksin. Çekip gitmek isteyeceksin. İzin vermeyeceğim. Arin’im, beni bırakmana izin vermeyeceğim. Seninle biriktirmem gereken çok anım olsun istiyorum. Daha seninle uzun uzun sohbetler edeceğiz. Uyan güzel gözlüm uyanda iyi olduğundan emin olayım.
Buz gibi olmuş elini tutarken adeta titriyordum. Bir insan kaybetmekten bu kadar mı korkar? Ben korkuyordum işte. Her şeyimi alsınlar ama bir tek o kalsın istiyordum. Gerçekleri öğrendiğin de Mardin’i başıma yıkacaksın ama sana her şeyi anlatmanın zamanı geldi. Bulunduğun bu kanunsuz toprakların hükmünde yanan iki masum olduk.
"Ah be Arin’im bir gün gideceğini bilsem de seni çok seviyorum."

Doktorların ellerinde kan üniteleri ile odaya girmesiyle dışarıya çıkarılmam bir oldu. Ne vardı yanında durmama izin verselerdi? Sırtım soğuk mermerle buluştuğunda başımın ağrısı ile başımı öne eğdim. Başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Kim derdi ki koskoca Berzan ağa âşık olacak. Olmuştum işte. O kadar güzel birine âşık olmuştum ki. Sanırsın beni âşık etmek için çıktı karşıma. Gerçekleri öğrendiğinde çekip gitmek isteyeceksin buradan.
Odadan doktorlar çıktığında sırtımı dayadığım soğuk mermere tutunarak ayağa kalktım.
"Karım nasıl, verdiğiniz kanlar işe yarayacak mı?"
"Arin Hanım’ın kan grubuna göre dört ünite kan verdik. Verdiğimiz kanlar damarlarda ki kanı temizleyecektir. Yarın kan testi yaptığımızda temizlenip temizlenmediğini görmüş olacağız ve ona göre yol izleyeceğiz. Zehri atan besinler tüketmesine dikkat edin. Ne kadar bol su o kadar çabuk iyileşme.”
Doktor gittikten sonra ağrıyan başımı ovaladım. Ne illet bir şeydi bu. Koridora bizimkilerin girmesi gözlerimi oraya çevirdim.
"Abi iyi misin? " Azad’ın sorusuyla kendime bu soruyu sordum iyi miydim bilmiyorum. Aklım Arin’e bir şey olacak korkusu ile duruyordu.
"İyiyim. "
"Gözlerinin altı mosmor olmuş halsiz görünüyorsun. Hiç uyuyup, yemek yemedin mi? "
"Bu durumda canım bir şey istemiyor. Allah'ın izni ile Arin bir uyansın gerisi hallolur. "
Diğerlerini bulunduğu köşe de bırakıp koltuklardan bir tanesine oturdum. Baş ağrım gittikçe daha da artıyordu. İki gündür uyumadım ve yemek de yemedim. Tek dileğim karımın iyi olmasıydı. En kısa zamanda tüm gerçeği ona söylemek istiyorum. Yüküm artık omzuma ağır geliyordu.
“Ne düşünüyorsun?” Babamın sesi ile başımı yerden kaldırdım.
“Arin uyanınca gerçekleri söyleyeceğim. Ben bu vebal ile duramam.”
"Emin misin Berzan, ya gitmek isterse?"
"İzin vermem gitmesine. Yıllardır hasretini sürdüğüm sevdam kollarımdayken izin vermem beni sevmese bile yüzyıllık sevdamın harcanmasına izin vermem.”

Bugün üçüncü gündü ve Arin uyanmıştı. Alınan kandan sonra test etmek için laboratuvara göndermişlerdi ve gelen sonuca göre zehir kandan atılmış ve temizlenmişti. İzin isteyip odanın kapısını yavaşça açarak yatakta oturan Arin’in yanına gidip başından öptüm. Yaptığım şeye şaşırsa da bir şey söylememiş tebessüm etmişti.
“Çok şükür iyisin. Sana bir şey olacak diye çok korktum Arin. Nasıl hissediyorsun kendini?”
“Düşüncen için teşekkür ederim. Gayet iyi hissediyorum ama buradan çıkarsam daha iyi hissedeceğim. Nasıl zehirlendiğimi hatırlamıyorum. Bir anda bir şey oldu sanki.”
“Dışarıdan yediğin bir şey mi dokundu ki?”
“Hiçbir şey yemedim dışarıdan. Akşam sizinle beraber yemek yedim o kadar.”
“Anladım. Allah’ım bununla geçmiş etsin.”
Benden sonra Arin’in yanına tek tek girerek herkes geçmiş olsun dileklerini iletip ziyaret ederek eve döndüler. Bir müddet sonra bizde hastanede durduktan sonra doktorun yaptığı olumlu açıklama üzerine bizi taburcu etmişti. Benden çok Arin sevinmişti bu duruma.

ARİN
Güneşin vurduğu erken saatlerde uyanıp gözlerim Berzan’ı aradı. Sabaha kadar yanımda uyumuştu. Benimle bitişik yaşamak ister gibi dibimden ayrılmıyordu. Bu durumu ister istemez tuhafıma gidiyor ve garipsiyordum. Hastaneden çıktığımdan beri her gece ateşimi ölçüyor bir müddet sonra da yanımda uyuyakalıyordu. Yataktan kalktıktan sonra ayaklarımı sarkıttım. Hastaneden çıkalı dört gün olmuştu. Kanımda ki nikotin temizlenmesi için yemediğim şey kalmamıştı. İçmediğim kadar çok su içmiştim. Bazen kendimi ördek gibi hissediyordum.
Dört gündür yatakta yatıyordum. Berzan koltukta uyumama izin vermiyordu. Kendisi de beni beklerken yanıma uyuyakalıyordu ve kısacası biz dört gündür beraber uyuyorduk. Bu durum ister istemez hoşuma gitse de aklıma gelen ihtimaller ona olan duyguların önüne geçiyordu.
Berzan’ı odada göremediğim için işe gittiğini düşünerek kalktım yataktan. Banyoda işlerimi halledene kadar havalanması için odanın penceresini açıp banyoya gittim. Kısa bir duşun ardından bütün işlerimi bitirip üzerimi giyinmek için odaya geçtim. Güzel bir akılsızlık edip eşyalarımı almayı akıl edememiştim. Sadece iç çamaşırlarımı yanıma almıştım. En azından onlar vardı.
Hızlı bir şekilde odaya geçip üzerimde ki havluyu yere bıraktım. Dolaptan aldığım eşyaları hızlıca üzerime giydim. Saçlarımı kurulamak için başımı öne eğeceğim sırada aynaya yansıyan görüntü ile kıpkırmızı kesildim. Çünkü Berzan odadaydı beni bu halim ile görmüştü. Bileğine takacağı saat yarım kalmıştı anlaşılan. Elimde ki havlu ile hızlıca yüzümü kapatmam ile Berzan’ın keyifli kahkahası odayı doldurdu. Şimdi daha çok kızardım.
“Ne olursun bana hiçbir şey görmediğini söyle.” Cevap beklercesine havlunun bir köşesinden tek gözüm ile bakıyordum. Birkaç adımda yanıma gelip dolap ile kendi arasına aldı beni. Başımda ki havluyu çekip saçlarımı kulağımın arkasına atıp eğildi.
“Hiçbir şey görmedim merak etme. Çünkü belinde ki gamzene hayran olunmayacak gibi değildi.” Söylediği şey üzerinden gözlerimi kaçırış ve utanarak başımı öne eğmiştim.
“Ne o, utandın mı sen?”
“Ne utanacağım be! Erkek milleti değil misiniz? Nerede çıplak karı görseniz gözlerinizi belertip bakıyorsunuz”
“Hım. Baktığım için suç benim oluyorsa. Öyle gamzelere suçlu olmaya razıyım ben.”
Göz kırpıp benden uzaklaştığın da yerde ki havluyu alıp Berzan’a attım. “Çık dışarı Berzan!” Gülerek ceketini sırtına alıp çıktı odadan. Berzan belimdeki gamzemin güzel olduğunu söylemişti. Aynanın karşısına geçip tişörtümü yukarı kaldırıp onun gördüğü ama benim göremediğim gamzeme baktım. Ne yapıyordum ben ya?
Saçlarımı kurutup üstümü başımı düzelttikten sonra aşağıya kahvaltı etmek için indim. Umarım Berzan işe gitmiştir de görmem.

Berzan’dan kaçarak yaptığım kahvaltı sonunda bütün erkekler işe gitmişti. Bugün de evdeydim bir an önce yarın olsun da işe gideyim diye bekliyordum. Benim gibi işkolik bir insanın evde durup vakit geçirmesi verem olmaya yetiyordu. Terasta oturmaktan sıkıldığım için evin içinde dolanmaya karar verdim. Hay Allah Berzan’ın çalışma odasına girmişim. Berzan’ın odasında gezinirken elim masanın üstünde duran kaleme çarptı. Nasıl olduysa düştü işte. Kalemi yerden alırken masa ve ayağının bağlı olduğu menteşe kısmına böceği yerleştirdim. Belki bu işimi kolaylaştırırdı. Sanki bir şey arıyormuş gibi davranarak odayı karıştırmaya başladım. Böylelikle odanın içinde kamera varsa eğer yaptığım hareketlerden şüphelenemez ve böceği rahatlıkla yerleştirebilirdim. Elimde kalan birkaç böceği kitap arıyormuş gibi akla gelecek basit yerlere yerleştirdim. Çünkü insanlar basit yerlere koymazlar dedikleri yer, hep kör olduğu noktalardır. Hepsini yerleştirdikten sonra rastgele okumak için ‘Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza’ romanını alıp odadan çıktım.

Boş vaktimde kitap okuyayım derken uyuya kaldığımı uyandığımda anladım. Saate baktığımda 19.00’a geliyordu. Bu saate kadar nasıl uyuduğumu hiç anlamamıştım. Aşağıdan gelen seslere dikkat kesildiğimde daha çok tartışma gibiydi. Bu kadar sorun yaratacak ne olmuş olabilirdi ki?
“Ben artık büyüdüm ve kendi kararlarımı kendim alabilirim dede.”
“Alamazsın. Ben ne dersem o olacak Azad. Lafımı ikiletme.”
“Olmaz bu sefer sizi değil kendi kalbimin sesini dinleyeceğim.”
Azad ve Kendal ağa tartışıyordu ama ne hakkında? Elimde ki kitabı kenara koyup meraklı Melahat gibi seke seke aşağıya indim. Dede torun bahçede karşı karşıya durmuş çete çet kavga ediyorlardı. Berzan avlu kapısından girip arabayı park ettiğinde yanına gittim. “Ne oluyor burada?” dediğinde daha cevap vermeden Kendal ağa ağzını açtı öfkeyle.
“Ne olacak başka, beyimiz büyümüşte atasının sözünü çiğner olmuş. Hiç terbiye alamamışsın. Yazık sana yazık.” Berzan kaşlarını çatmış Azad’a doğru bakıyordu. “Ne demek oluyor bu Azad?”
“Havin’le evlenmek istediğimi söyledim. Ama dedem karşı çıkıyor. Kadıoğlu’ndan gelin alınmayacak diyor. Ben seviyorum abi. Ve sevdiğim ile de evlenmek istiyorum. Avjin sevdiğine kaçtı. Sen ayağına gelen fırsat ile sevdiğin kadın ile evlendin.”
Sevdiğin kadın ile evlendin.
Sevdiğin kadın ile evlendin.
Sevdiğin kadın ile evlendin.
Azad’ın sinirle ağzından kaçırdığı cümle beynimin kaç kez duvarlarına çarptığını bilmiyordum. Yanlışlıkla söylemiştir değil mi? Evet, evet yanlışlıkla söylemiştir. Berzan beni seviyor olamazdı Berzan beni sevmemeliydi. Bunu bana da kendisine de yapmamalıydı. Hayır, beni sevmiyordu Berzan beni sevmiyordu ve Azad ağzından yanlışlıkla kaçırmıştı sinirden öyle söylemişti. Peki, ben neden Berzan’ın beni sevme ihtimaline inanmak istemiyordum. Berzan’ın beni sevmesi neden canımı yakıyordu?
Berzan’a baktığımda kaskatı kesilmiş benden gözlerini kaçırıp Azad’a öfke ile bakıyordu. Yanlış anlamak istediğim cümleyi bir kez daha doğru anlamıştım. Doğru sandığım yanlışlarımdan çok yanlış anlamak istediklerim bunlar böyle olmamalıydı dediklerim çok yük oldu omzuma. Kelimelerim çağrışıyordu, bu böyle olmamalıydı…
“Biz yukarıda bir konuşalım Kendal ağa daha sonra da Azad seninle konuşacağım.” sinirden titreyen sesi ile üstüne basa basa söylemişti.
Kendal ağa ve Berzan üst kata çıktığında Azad ile bahçe de kalmıştım. Azade Hanım yukarıya çıkmamış ama bizim yanımıza da gelmemişti. Bu sese rağmen Rezan Bey de gelmemişti. Demek ki evde yoktu. Titreyen vücudumu dizginlemek için aklımdan sayı saymaya başladım.
Babam öğretmişti bana bu durumlarda sayı saymayı. Çok küçüktüm daha eteklerimin uçlarından tutarak beyaz gül dolu bahçemizde babamla kovalamaca oynardık. Nasıl düştüğümü bilmiyorum ama düşmüştüm işte. Yere dökülen beyaz gülün dikenleri avucumun içine batmıştı. Ağlayarak babamın yanına gitmiştim. Temiz bir bez alıp beni kucağına oturttu. Avucumun içini öptükten sonra, “şimdi sen gözlerini kapat ve 1’den başlayarak saymaya başla bakalım. Elini ne kadar çabuk temizleyeceğiz görelim tamam mı?” burnumu çekerek başımı salladım. Gözlerimi kapatıp saymaya başladım. Babamın elimi temizlerken dokunuşunu hissetmedim bile. Çünkü babam yanımdaydı ve ben en güvendiğim yerdeydim ta ki güvendiğim yerler beni tek başıma bırakıp mezar olana kadar.
“Ne yapacağım şimdi ben, yenge ne yapacağım ben?” Azad’ın sesi ile sayı saymayı bıraktım. Kendisine baktığımda benden cevap istiyordu. Ne desem doğru olurdu? Berzan halledebilir miydi bilmiyordum. Cevabını bilmediğim sorunun karşısında sessiz kalmayı tercih ettim.

BERZAN
Azad’ın söylediği şey üzerine kaskatı kesildim. Arin benim onu sevdiğimi öğrenmemeliydi. Arin’e bakmaya korkuyordum. Titriyordu gözbebeklerim. Titreyen sesimle zorda olsa konuştum. “Biz yukarıda bir konuşalım Kendal ağa daha sonra da Azad seninle konuşacağım.”
Kendal ağa ilk defa lafımı ikiletmeden bastonunu yere sert bir şekilde vurarak üst kata yöneldi. Odaya girdiğimizde sinirle bana dönüp bağırmaya başladı.
“Berzan umarım beni buraya o kızı gelin almak için ikna etmeye getirmedin. Azad’ın o kız ile evlenmesini istemiyorum Berzan. Ben Azad’a Alkanların kızı Zeynep’i alacağım. Azad, Zeynep ile evlenecek o kadar. Yarın gidip Zeynep’i iste-”
“Sakın! Sakın ola ki o son cümleni tamamlama. Azad, Zeynep ile değil Havin ile evlenecek.”
“Zeynep ile evlenecek yoksa…”
“Yoksa ne? Yoksa ne olur ben sana söyleyeyim. Sana andım olsun herkesi kaybetmek üzere Arin’e yaptıklarını herkese tek tek anlatırım. Annemi nasıl öldürdüğünü benim hayatımı nasıl çaldığını anlatırım. Arin’i nasıl zehirlediğini anlatırım. Arin’in her adımını takip ettiğini onun elini ayağını bağlamak için öldürmeye çalıştığın insanları tek tek anlatırım. Karım ile uğraşmayı bırakacaksın. Sana yemin olsun ki sen bu konağın içindeyken yakarım. Arin’in ailesi öldüğünden beri döktüğü gözyaşları bile kurtarmaz seni. Şimdi herkesin içinde uygun bir zaman da Havin’i istemeye gideceğimizi söylüyorsun. Anlaştık mı?”
“Berzan sen nereden biliyorsun?”
“Sana anlaştık mı dedim?” Kendal ağa gözlerini germiş korku ile bakıyordu. Saman altından yürüttüğü sular ile ellerimizi yıkamama şaşırmıştı. Titreyen vücudu sallanan bastonundan anlaşılıyordu. Karşımda bir müddet kaldı. Bu da gayet medenice anlaşılıyor demek oluyordu.
Odadan çıkmak için kapıyı açtığımda yumuşak adımlar ile odadan çıkıp alt kata indi. Herkes salonda toplanmış bizi bekliyordu. Salona girdiğimizi görünce Arin tereddütle bana bakıyordu. Gülümseyerek başımı salladığımda rahatlayarak gülümsemişti.
“Azad, Havin gelinimizi ara güzelce konuş. Münasip bir zaman da isteyip adınızı koyalım.” Kendal ağanın dediği şey üzerine herkes şaşkın bir şekilde birbirine bakıyordu. Azad sevincinden yerinde duramayıp kardeşine sarıldı. Herkes birbirine sarılırken Arin de aniden bana sarılması ile şaşırmıştım. Ellerim belini kavrarken kokusunu içime çektim. Sevenler kavuşuyordu Allah da beni sevdiğime kavuşturur muydu?

“Olmaz! Onlara gelin gitmeyeceksin Havin bunu aklına sok. Eğer sen yapmazsan ben çok güzel bir şekilde yapmasını bilirim.”
“İstersen canımı al baba. İstersen de bu şehirden def ettir beni. Al yıldız bayrak sevdamdan geçiremediğin gibi bundan da vazgeçiremeyeceksin. Ben Azad’ı seviyorum ve Demirhanlıların gelini olacağım.”
Havin çok inatçı bir kızdı. Babasına dediği her şeyi de yapmıştı. Vazgeçmemişti ay yıldız bayrağından. Zamanında babası Baver ağa ile çok kavga etmişti. Babası kızının polis olmasını istemiyordu. Canına bir şey olacak korkusu ile yaşıyordu. Korktuğu başına da gelmişti. Kızı Havin inadı ile ay yıldız bayrağını göklere taşıdı. Ve çıkan çatışma sonucunda kolunu kurşun sıyırdı. Sanki Havin’i düşmanları öldürdü gibisinden hastaneyi ayağa kaldırmış Mardin’i de birbirine katmıştı.
Baver ağa, Havin’in gözünde ki kararlılığı görüyordu. Havin dediğini yapacaktı. Yaşanan olaylardan sonra Arin’in başına gelenlerden korkmuştu ve o yüzden de kızını onlara vermek istemiyordu. Yeğeninin hayatı kaymıştı onlar yüzünden aynı şeyin kızına olmasından korkuyordu.
“Baba bırak evlensin. Beni sevdiğim ile evlendirdin. Kanlı bıçaklıyken sizler barıştınız. Bak biz şimdi mutluyuz. Ve eminim ki kardeşim Havinde mutlu olacak. Hem o konakta Havin tek başına değil Arin var. Hem sen bilmez misin Arin’i. Havin’in kılına zarar getirmez o emin ol.”
“Hadi Baver Bey inat etme de mutlu edelim kızımızı. Sevdiğine kavuşturalım. Bizim gibi mi olsun bey? Sevmeyerek mi alsınlar birbirlerini zehir mi edelim hayatı?” Berfin Hanım’ın dediği şey üzerine Baver ağa düşünmeye başladı. Eşi doğru söylüyordu. Sevmeyerek evlenmişlerdi ve zorluğu çok iyi görmüştü. Kızına bu kötülüğü yaptıktan sonra kendini affetmeyeceğini de biliyordu. Bir babanın vicdanıydı onu buna iten. Başını salladıktan sonra gözlerini kızına dikti.
“Ama bir şartım var.”
“Söyle babam hemen yapayım.” Havin oturduğu yerden kalkıp heyecanla babasının elini tuttu.
“Demirhanlılar evime gelecek benimle konuşacak sonra seni istemeye gelecekler.”
“Tamam, babam sen yeter ki iste.”
Havin ve Azad bu sabah kararlaştırmışlardı ailelerine söylemeye. Demirhanlılar ve Kadıoğlu’nda kavga sabahtan beridir sürüyordu. Gecenin sonunda iki taraf daha istediklerine kavuşmuş bir şekilde rahata ermişti.
Diğer yandan Azad abisine sıkı sıkı sarıldıktan sonra yengesine sarılmak istese de abisinin bakışı durdurmuştu. Azad bulunduğu yerden ayrılıp koşarak odasına çıktı. Kendini rahatlamış hissederek Havini aradı. Telefonun ucunda bekliyormuş gibi ilk çalışta açtı Havin.
“Alo Azad, ne oldu konuşabildin mi?”
“Konuştum Havin’im. Abim halletti olayı, karım olacaksın yakında. Sen ne yaptın peki, konuşabildin mi?”
“Konuştum. Babam dedi ki ‘damat eve iç güveysi olarak gelmezse kızımı vermem.’ dedi. Bende tamam baba Azad seve seve kabul eder dedim. Doğru dedim değil mi hayatım?”
“Güzel demişsin sevin- ne dedin sen?” Karşıdan Havin gülmeye başlayınca Azad gerilmişti. Azad bir süre sonra durmuş sevdiği kadının kahkahasını dinleyerek huzur buluyordu.
“Hallettim merak etme. Babam dedi ki ‘Demirhanlılar evime gelecek benimle konuşacak sonra seni istemeye gelecekler.”
“Tamam, Havin’im abim ile konuşur hemen geliriz. Şimdi mi gelsek ki?”
“Saçmalama Azadım sakin ol. Zamanla güzel olacak her şey.”
“Güzel olacak Havin’im.”
Azad ve Havin telefonları kapattıktan sonra gülümseyerek hayallere dalıp uyuya kalmışlardı.

Azad odasına gittikten sonra herkes uyumak için odasına çekildi. Bütün zamanın stresi sanki bugüne toplanmış gibi herkes gergindi. Berzan ve Arin odaya girdiğinde ikisi de sessizdi. Arin aklındakileri soramıyor Berzan aklındakileri söyleyemiyordu. Sanki ikisi de oluşan sessizlikte anlaşmak istiyor gibiydi. Bir müddet ikisi de sessizce yatağın ucunda oturdular. Ne birbirlerinin yüzüne bakıyor ne de dillerinden bir kelam dökülüyordu. İkisinin sessizliği de ortada göbek atarken düşünceler akıllarında çığlık atıyordu. Yüreklerinin yorgunlukları zihinlerini yoruyordu, susturulmuş bütün kelimeleri adeta dillerine zincir vuruluyordu. Arin nedenlerle çok soru sormak istiyordu Berzan ise açıklamaya korktuğu nedenler ile sadece susmak istiyordu. Ateş ve suyun ilişkisi gibiydi ikisi daha eşit şekilde adım atsa birbirini yok edecek gibi duruyordu. Sessizliği ilk bozan Berzan oldu.
"Günün nasıl geçti bugün?" Sanki Arin’in hiç sevdiğini duymamış gibi davranmaya çalışıyordu. Sanki az önce yaşananların hepsi yaşanmamış gibi hareket ediyordu. Sanki Arin onu sevdiğini bilmiyormuş gibi hissetmek istiyordu. Arin hafif yapay bir şekilde gülümseyerek Berzan’a doğru döndü.
"Sıkıldım biraz sonra senin odana gidip kitap aldım. Kitap okudum, uyuyakalmışım ‘Suç ve Ceza’ okudum… Yani sana da tavsiye ederim gerçekten güzel mi ‘Suç ve Ceza’ oku yani sen de Suç ve Ceza’yı…" Arin sanki bir şeyin üstünü örtmek istiyormuş gibi art arda nasıl alıyordu kelimeleri sanki söylediği şeyler birbirinden farklıymış gibi hareket etmeye çalışıyordu. Sonra yaptığı saçmalık aklına gelmiş olacak ki kendini biraz dizginledi.
"Sen ne yaptın tüm gün boyunca çok yoruldun mu?"
"Sıradan günler işte toplantılara girip çıktım evrak imzaladım birkaç tane o kadar.”
Arin Berzan’a her seferinde ne yaptığını sorduğunda Berzan’ın aklında iki düşünce oluşuyordu. Arin gerçekten merak ettiği için mi Berzan’a soru soruyordu, yoksa kendisi sordu karşı tarafa kayıtsız kalmamak için mi soruyordu? İki soru arasında gidip geliyor her zaman. Çünkü Berzan da artık Arin’in kendisini sevmesini istiyordu, gerçekten düşünmesini, düşünerek hareket etmesini istiyordu.
"Havin ve Azad'ın evlilik kararının onaylanmasına çok sevindim. Ben sana demiştim sen yaparsın diye. Umarım hep mutlu olurlar. Çünkü onlar mutlu olmayı çok hak ediyor."
Berzan Arin’in dediği şey üzerine acı ile tebessüm oluşturdu yüzünde. Arin anladığı her şeyi anlamak istemiyormuş gibi gözlerini kör etmek için ve kulaklarını sağır etmek için uğraşıyordu.
"Sadece Azad ve Havin mi mutluluğu hak ediyor? Biz mutluluğu hak etmiyor muyuz?"
Berzan'ın söylediği söz üzerine beklenmeyen bir konuşmaya doğru gidiliyordu. Berzan aslında konuşulması gereken konuya ayak basarken Arin atılan her adımda bir tuğla daha koyarak duvarını arttırıyordu. Arin, anne ve babasını kaybettikten sonra herkese karşı duvar örmüştü, kendine bile. Bütün duyguları donuklaşmıştı adeta. Sevmek sevilmek ona göre çok basit geliyordu. Hatta hissedilemeyecek bir his gibiydi. Berzan Arin’i sevdiğini inkâr etmiyor ama kendi ağzıyla da söylemiyordu. Arin bu noktada doğru olup olmadığı arasında gidip geliyordu. Çünkü Berzan’ın kullandığı cümle biz şeklinde ilerliyordu.
"Neyse ben yatacağım. Yarın işe gitmem gerek. İyi geceler."
Berzan’dan kaçmak istercesine Berzan'ın sorusunu cevapsız bırakarak oturduğu yerden kalkıp dolaba yöneldi. Dolaptan aldığı yastık ve örtüyü koltuğun üzerine bıraktı. Eşyalarını alıp banyoya gidip üzerini değiştirdikten sonra banyodan çıkarak serdiği yatağına yattı. Işığı söndürdüğünde Berzan hala yatağın ucunda oturmuş öylece bekliyordu. Berzan istediğini bir kez daha duyamamıştı ve evet söyler diyerek beklediği her şey Arin’in duvarlarına çarparak geri geliyordu. Arin, Berzan’ın omuzlarına hayal kırıklıklarını bir kez daha bırakarak uykuya daldı.