5. bölüm · KANUNSUZ TOPRAKLAR

5. BÖLÜM

Mucize Yazar

Yarın olan her şeyin dün olarak unutulduğuna dair söylemlerde kalırdım. Evet, insanlar hep öyle derdi. Bugünün dünde kaldığı için unutulacağına inanırlardı. Bence öyle değildi. Unutulmaya birçok şey mahkûm bırakılmalıydı. Ama bazı şeyler unutulmaktan ziyade beynimiz de ve hayatımız da yer etmek için canla başla çalışırdı. Geçmişte unutuldu denilen her şeyin gelecekte bize nasıl bir tuzak hazırlandığı henüz bilinmezdi. Ama bilinen tek bir şey vardı. Geçmişimin yarası geleceğe tuz basıyordu. İnceldiği yerden kopması için ince ince kanıyordu yaram.
Masam da oturmuş dün geceyi düşünüyordum. Anne ve babamın ölümünü anlatmıştım ona. Sonrasında ise garip hissetmiştim kendimi. Ben Arin, asla bir şeyini kimseye anlatmayan Arin tanımadığı üstelik iki haftadır evli olduğu adama anlatmıştım kanayan yaramı. Nedensiz bir güven sezmiştim onda. Onunla sohbet etmek hoşuma gitmişti.
Dün gece anlattıklarımdan sonra Berzan bana bir şey dememiş benim sessizliğime ortak olmuştu. Ben ne kadar sustuysam o da o kadar susmuştu. Bu sabah ise işe erken gitmesi gerektiğini bildiren bir not ve günaydın mesajı bırakmıştı komodinin üstüne. Berzan beni benden fazla düşünüyordu ve ben buna hiç alışık değildim. Dünden beri hiç konuşmamıştık bana bıraktığı not dışında.
Akşamüzeri olmuştu ve ben son kez masama baktım. Biraz dağınık çalıştığım doğru ama bu kadar da olmamalıydı. Anne ve babamın cinayet dosyasını ayrı kilitli çekmece de tutuyordum. Henüz elimde elle tutulur bir şey yoktu ama olmayacağı anlamına da gelmezdi. Bugün de yoğunluktan arşive inip tam anlamı ile araştıramamıştım. Dosya bıraktığım halde öylece duruyordu. Derin düşüncelerimin arasında çalan telefonum ortamda ki sessizliği bozdu. Arayan kişi amcamın kızı Havindi. “Efendim.”
“Ne yapıyorsun bakalım Hanım ağam.”
“Havin!”
“Tamam tamam. Akşam müsaitsen seninle kahve içmeye gidelim mi?”
“Çok gitmek isterdim ama yorgunum. Sen bize gelsen olur mu?”
“Ne, ben mi? Şey yani… Bilemedim ki.”
“Bilmediğim bir şey mi var? Panik yaptığına göre.”
“Ne? Yok canım. Ne alaka gelirim tabi. Aynen gelirim gelirim.” Havin telefonu kapattıktan sonra ağrıyan başımı ovuşturdum. Havin’in benden sakladığı bir şey olduğuna emindim artık. Ne zaman böyle panik yapsa altından kesinlikle bir şeyler çıkıyordu. Bazı konularda Havin’e hiç güvenmiyordum. Çok geçe kalmamak için masamı güzel bir şekilde toplayıp eve gitmek için karakoldan çıktım.

BERZAN
Akşamüzeri olmuştu. Eve gitme saatim gelmiş geçiyordu bile ama o eve nasıl gideceğimi bilmiyordum. Bugün öğrendiğim gerçek akşama kadar beynimi kemirmişti. Ne yapacağımı artık bilemez duruma gelmiş düşünemiyordum bile. Eğer eve gidersem Arin’den sakladığım bu gerçek tokat gibi yüzüme çarpacak omzumda ki yükün ağırlığı artacaktı.
Bir şey yapmalıydım ama ne yapacağımı bu işin içinden nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Dün Arin bana anlatırken ses tonundan anlamıştım anlatırken bile acı çektiğini. O an gidip sarılmak istedim ama yanlış anlayacağını düşünüp geri durdum. Gözünden akan bir damla yaşı elinin tersi ile silişi gitmiyordu gözümün önünden. Kendi ayakları üstünde durmaya alışmış bir insandı. Kendi kendine teselli verip moralini iyi tutmaya çalışıyordu ama onun da başını koymak istediği bir omza ihtiyacı vardı. Yaslamak istediği omuz benim omzum olsun istiyordum. Güvenip sırtını yaslamak istediği yer benim sırtım olsun istiyordum. Yanına alıp iyi hissettiği kişi ben olayım istiyordum ama ben bu gerçeği saklarsam bunları istemeye hakkım bile yoktu. Ben Arin’i kaybetmek istemiyordum.
Masamın üstünde duran telefonumu alıp annemi aradım. İşimin olduğunu eve geç saatlerde geleceğimi ve rahatsız edilmek istemediğimi söyleyip kapattım. Bugünü böyle atlatabilirdim ama bundan sonrasında ne olacağını tahmin edemiyordum. Düşüncelerimden sıyıran şey odamın kapısının tıklanmasıydı. Gelen kişi babamdı. “Çıkmıyor musun Berzan?”
“Çalışmam gerekiyor baba işlerim yoğun. Yeni tasarımlar yetiştirmem lazım.” Babam anlamış gibi kapıyı kapatıp gelip karşıma oturdu.
“Bak evlat, neden böyle yaptığını çok iyi anlıyorum. Ama mecbursun. Karını seviyorsun ama kaybetmek istemiyorsan susmalısın. Hem yıllar geçmiş bir olay sen söylesen her şey açığa çıksa anne babası geri gelmeyecek. Hatırladıkça daha çok canı yanacak.”
“Ben sevdiğim kadına karşı susmam için mecbur bırakılmamalıyım baba. Ben bu bildiklerimi sevdiğim kadından nasıl gizlerim. Dün gece şahit oldum acısına. Kızın yıllardır yüreği yanıyor baba. Dedem olacak adam yüzünden yüreği yanıyor.”
“Her şey hallolur bir şekilde hadi kalk da eve gidelim.” Babam ciddi miydi? Ben Arin’in yüzüne nasıl bakacağım diye düşünürken babamın bana normal bir şekilde ‘Her şey hallolur bir şekilde hadi kalk da eve gidelim.’ demesi gerçek miydi?
“Sen ciddi misin baba? Bugün öğrendiğim gerçeği sevdiğim kadından saklamaya çalışmam için susturmaya çalışıyorsun. Ben Arin’in yüzüne baktıkça sesini duydukça bugün öğrendiklerimi hatırlayacağım. Ve gizledikçe de vicdanımın altında ezileceğim. Şimdi müsaadenle çalışmak istiyorum.” Babam sesimdeki kararlılığı anladığında bir şey demeden odamdan çıktı. Yine yeniden kafamdaki düşünceler ile baş başa kaldım.

ARİN
Eve geldiğimde Berzan henüz ortalarda görünmüyordu. Odaya çıkıp üzerimi değiştirdim. Ardından Berzan belki de çalışma odasındadır diyerekten çalışma odasına gittiğim. Kapıyı birkaç kez tıkladıktan sonra açmak için kolu indirdiğimde kapının kilitli olduğunu gördüm. Demek ki hala gelmemişti şirketten.
Aşağıya indiğim de akşam yemeği için hazırlık yapıyorlardı. Misafirimin geleceğini söyleyerek ikramlık bir şeyler hazırlanmasını da söyledim. Akşam yemeği hazır olana kadar terasta otursam daha iyi olacaktı. Terasa çıktığımda Azad gülerek biri ile mesajlaşıyordu. Birkaç takılmak için yanına oturdum.
“Kimle konuşuyorsun böyle âşık âşık?” Azad duyduğu sesim ile hemen kendine çeki düzen vermişti. “Hiç öylesine şey yapıyordum ya?”
“Ney yapıyordun?”
“Sohbet muhabbet.”
“Tabi efendim. Bana bak ayarlama yapamadıysan iki dakika da ayarlayayım mı kızı sana?” dediğim şey ile gözlerinden kalp çıkarcasına bana baktı. İyi âşık olmuş belli. Benim ise aklım hala Berzan’ın geç kalmasındaydı.
“Yok, yenge sağ ol. Bizim iş zor gibi ama nasip yine de.”
“Var mı fotoğrafı?” Elin de hazır tuttuğu telefonundan hemen açıp kızın fotoğrafını gösterdi. Kızı dikkatli şekilde incelediğimde amcamın kızı Havin olduğunu gördüm. Nasıl yani, Havin ile Azad ciddi ciddi görüşüyorlar mıydı? Yok, canım daha neler. Görünüşe bakılırsa öyleydi.
“Maşallah çok güzel kızmış. Kimmiş kimlerdenmiş biliyor musun?”
“Adı Havin, Kadıoğlu aşiretinden. Sizlerden biri yani, uzun zamandır konuşuyoruz. Ciddi de düşünüyoruz. Uzatmak istemeden yuvamızı kuralım dedik ama nasıl olacak bilmiyorum. Hele ki bu Avjin’in yaptığından sonra konusunu henüz babamlara açamadım. Biraz zamanın geçmesini bekliyoruz. Bu arada abim hala gelmedi mi? Ortalıkta göremedim de.” Sonda ki soru gerçekten güzel bir soruydu. Ben de bilmiyorum ki sana nasıl cevap vereyim.
“Bilmiyorum gecikecek galiba.”
“Kocandan nasıl haberin olmaz gelin hanım? Sen bilmiyor musun kocan nereye gitti ya da ne zaman gelecek diye?” Kendal ağanın sesi ile ufaktan bana tekrardan sinir gelmeye başlamıştı. Sana ne be adam benim kocamdan!
“Beni aradı baba geç kalacağını söyledi. Arin çalışıyor diye de rahatsız etmek istememiş o yüzden bana haber verdi. Yoğunmuş geç gelecekmiş. Hadi sofra hazır akşam yemeğine geçelim.” Azade Hanım’ın söylediği şey ile aklımda soru işaretleri oluşmaya başladı. Berzan saati saatinde evde olan birisiydi. Azad ve Rezan Bey eve saatinde geldiğine göre demek ki çok çalışacak kadar iş yoktu. Berzan’ın yoğun işten kastı çizimleri olabilir miydi? Eğer öyle olsaydı çalışma odasına geçerdi. Bu işte bir terslik vardı.
Herkes yerine oturmuş akşam yemeğini yerken Berzan’ın yerinin boş olması garibime gitmişti. Neyse elbet gelirdi. Sessizce yemeğimizi yerken çalışan kız yanıma gelip ikramlıkların hazır olduğunu söyleyip gitti. Her zaman ki gibi Kendal ağa gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Kafamı ne var anlamında sallasam ayıp olur muydu acaba?
“İkramlıkları bizim için hazırlatmadığın kesin. Sen bize sormadan eve misafir mi kabul ettin?”
“Evet, size değil. Amcamın kızı gelecek beni ziyarete ben çağırdım. Ayrıca artık ben de bu evde yaşıyorum istediğim misafiri çağırabilirim.”
“İyi yapmışsın kızım.” Azade Hanım beni onaylayınca Kendal ağa afiyet olsun deyip masadan kalktı. Allah’ım trip atan yaşlıdan korusun bizi.
Yenen yemeklerin ardından Havin’i beklemek için terasa geçip oturdum. Demek Havin hanımın panik yapması bu yüzdendi. Demirhanlıların bizimle alıp veremediği şey neydi bilmiyorum. Biri abime kaçar, biri gelir benimle evlenir diğeri kuzenimle evlenme planları yapar. Biz galiba çok mübarek insanlarız ondan böyle çekiyorduk. Ayak seslerini dinlediğimde gelen kişinin Havin olduğunu anladım. Ayaklarını sürümesinden belliydi gelişi.
“Ben geldim.”
“Hoş geldin.” deyip birbirimize sarıldıktan sonra yanıma oturdu. Yanımıza gelen kıza istediğimiz gibi kahve söyledikten sonra muhabbete geri döndük. Asla susmak bilmeyen Havin yine seriye bağlamış bir şeyler anlatıyordu bana. Bugün nedense uzun süredir konuştuğu çocuktan bahsetmemişti. Gelen kahvemden bir yudum aldıktan sonra Havin’e döndüm.
“Sen şimdi benim eltim mi olacaksın?” dediğim şey ile yediği kurabiye boğazına kaçtı. Ne dedim de?
“Sen nereden biliyorsun?”
“Azad söyledi. Ama senin benim amcakızı olduğumu bilmiyor. Nasıl bilmiyor şaşırdım. Sen buna kendin ile ilgili bilgi söylemedin mi?”
“Sevmekten ona vakit bulamadım.” Merdivenlerden inen Azad’ın bizi rastgele görmesi ile büyük şaşkınlık yaşadı. Yanımıza çağırdığım da kısaca olayı anlattım. Çocuk harbi hiçbir şeyi bilmiyormuş. Azad muhabbetimize dahil olurken sonradan Armaç da yanımıza gelmişti.
Gece yarısına yakın vakitte Azad Havin’i eve bırakmak için çıktılar. Armaç da odasına çıkınca bende odama çıktım. Ama Berzan hala gelmemişti. Neredeydi merak ediyordum. Üzerimi değiştirdikten sonra yatağımı yaptım. Elime telefonu alıp Berzan’a mesaj attım.
‘Neredesin, gelmeyecek misin eve?’
‘Henüz bitirmem gereken çizimler var. Biraz daha buradayım. Uyu sen. İyi geceler.’
‘İyi geceler.’
Berzan da tuhaflık varmış gibi hissediyordum. Berzan’ın bana söylemediği bir şey olabilir miydi? Kendi kendime belki gelir umudu ile beklerden çoktan uykuya dalmıştım.

‘Gördüğün her şeyin dışını görürsün, içler hep sana uzaktır. İçlerde ki sırlar yüz kat kılıfın içinde.’ derdi babam. Biz küçükken abimle ikimize ayrı zaman da aynı sırları verir kimseye söylememiz gerektiğini söylerdi. Sır tutup tutmadığımızı denerdi. Hatta abimle fısıldaştığımızda hemen yanımıza gelir, ‘Sırrı kimseye söylemek yok!’ der bizi uyarırdı. Sonra birbirimizden uzaklaşır ve söylemezdik. Sır saklamanın bir sürü kılıfı vardı ve insanlar bu sırlara kılıf uydurmaktan asla gocunmazlardı. Yıllardır süre gelen bir şeydi bu. İnsanlar geçmişte bir sürü şey yapar, gelecek zamandan korktukları için üç maymun kılıfına girerlerdi. Belki de yıllardır saklanan gerçekler akılarda ki soru işaretini giderecek geçmişe ışık tutacaktı.
Sabahın erken saatinde alarmdan önce uyanmış boş boş tavanı izliyordum. Başımı çevirip yatağa baktığımda örtünün hiç bozulmadığını gördüm. Demek ki Berzan dün gece gelmemişti. Nedense Berzan’ın benden kaçtığını hissediyordum. Eğer öyleyse benden kaçmak için ne gibi bir sorunu olabilirdi ki?
Yastığımın altından telefonu çıkartıp ekrana baktım bir süre arasam rahatsız etmiş olur muydum acaba? En iyisi rahatsız etmemekti. Telefonumu kenara koyduktan sonra yatağımı toplayıp banyoya gittim. Elimi yüzümü soğuk suyla yıkadığımda kendime gelmiştim sonunda. Banyodan çıkıp üzerimi değiştirmek için odaya geldim. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirip hafif makyaj ve saçımı yaptım. İşim bittikten sonra belime silahımı takıp aşağıya indim.
“Günaydın.” Bu Azade Hanım’ın sesiydi başımla selam verdim. “Günaydın kahvaltıya kalmayacağım. Karakolda halletmem gereken işlerim var. Size afiyet olsun.” Azade Hanım’ı arkada bırakıp karakola gitmek için konaktan çıktım. Arabama bineceğim sırada telefonuma gelen mesaj ile tüm sinirlerim yerinden oynamıştı.
Arşivde duran sorumlu kişi işi bırakmış ve temelli gitmişti. Bir anda gidecek kadar ne gibi bir sorunu olabilirdi ki? Benim sorularımın cevapları o adamda olabilirdi. Emindim o adam katilleri koruyordu. Biri tarafından zorla susturuluyordu. Biri benim yaptığım şeyi anlamış olabilir miydi? Arabayı açıp bindiğim de sinirden titriyordum elimde olan tek şey de ansızın ortadan kaybolmuştu.
Sinirle ellerimi direksiyona vurup başımı yasladım. Nerde ne yapmam gerektiğini bilmiyordum artık. Ama emin olduğum bir şey vardı. Demirhanlılar bu işin içindeydi. Hem düşünüyor hem de kafa karışıklığı ile araba sürüyordum. Karakola doğru giderken arabanın önüne birinin atlaması ile frene bastım. "Ne oluyor lan? " Arabadan indiğimde ağlayan kadının bana doğru geldiğini gördüm. Zorla nefes alarak konuşmaya çalıştı.
"Hanım ağam yetişin kurbanın olayım yetişin. " nefes nefese kalmış şekilde zorla konuşuyordu.
“Tamam, ilk önce bir sakin ol. Tane tane anlat.”
"Vakit yok hanım ağam. Kızım elden gidiyor yetişin."
"Evin uzak mı? "
"Çok değil şu tepenin ardında "
"Tamam, gel beraber gidelim yolda bana her şeyi anlat."
"Allah razı olsun hanım ağam. "
Kadını arabama bindirip torpidodan su verdim. Suyu titreyerek içerken bana tarif ettiği yere doğru arabayı sürdüm. Kadını böyle çaresiz görünce aklıma bin bir türlü olay geliyordu. Kadının kızına kim ne yapmıştı? “Anlat bakalım. Kim kızına ne yaptı?” Kadın telaşla bana dönüp hızlı hızlı el hareketleri ile olayı anlatmaya başladı.
"Hanım ağam kızımı babası yaşında birine verirler ancak siz kurtarırsınız. Benim kızım daha küçük. Evlenemez kızıma kıyamam. Ne kadar engellemeye çalışsam da babası olacak o adam kızını verdi." Bu kadın bana devamlı hanım ağam diye seslenmesine anlam veremiyordum. Demek ki hala öyle şeyler kalmıştı.
"Tamam, kurtaracağız kızını. Sakin ol önce."
Telefondan Berzan’ın numarasını çevirdim. O bu işleri benden daha iyi bilirdi buranın yönetimini de ona sormadan bir şey yapmak istemiyordum. Aramamı reddettikten sonra üst üste tekrar aradım.
“Alo Arin toplantıdaydım önemli bir şey mi oldu?” Olayı atlamadan baştan sona her şeyi anlattım. “Ben gelene kadar ortalığı biraz topla ne yapman gerektiğini az çok biliyorsun.” Deyip telefonu kapattı. Ardından çocuk şubeyi arayıp verdiğim adrese gelmelerini istedim. Kadının, “burası geldik.” demesiyle frene basıp arabayı durdurdum. Kadın arabadan indiğinde ürkek bakışları ile bana bakıyordu. Korktuğu için bir adım atamıyordu.
Bizim geldiğimizi gören kişiler kendi aralarında fısıldaşarak bize yol açtılar. Açılan yolda ilerleyip evin kapısına geldik. Kapıyı açmak için elimi uzattığımda kolumu tutan kişiye baktım. "Bırak lan kolumu." Sinirli sözlerim onu etkilemiş olacak ki kolumu bırakmıştı. Kapıyı açmaya çalıştığım da kapının kilitli olduğunu gördüm. Birkaç zorlama ile açılmayacaktı. Geri gelip kapıya attığım tekme ile menteşe sökülmüş kapı açılmıştı. Odada ki insanların gözleri beni bulurken kızın yanın da ki adam üzerime doğru yürüdü. Silahı ona doğrultunca olduğu yerde durmuştu. Ne sanıyordu buna izin vereceğimi mi?
"Hop yavaş ol bakalım. Sen ne yaptığını sanıyorsun, küçük yaştaki kızı karın olarak almaya nasıl kabul edersin? Sende şeref yok mu lan?" Adam bir bana bir de doğrulttuğum silaha bakıyordu. Kıza baktım ağlayarak yerde oturuyordu. Başımla gidebilirsin işareti yaptığımda koşarak annesine sarıldı.
"Senin tantanan bana sökmez kadın. Sen kim olursun ki bana hesap soruyorsun? "
"O nikâh kıyılacak ve sen hiç bir şey yapmayacaksın. Hejan gel lan buraya nikâhımız kıyılacak. Bu karıya güvenip kaçamazsın. Töre bu evleneceksin benimle."
Bu adam ne diyordu böyle? Hala küçük kızla evlenmek istediğini söylüyordu. Nasıl bir vicdana sahipti, bir insan bu kadar mı şeref yoksunu olurdu? Hala töreden bahsediyordu. Bu zamana kadar bu kadar sıkı töre kanunları kalmamıştı.
"Şştt orada dur bakalım. Sen kim oluyorsun ki, ne yürekle töre bu deyip kızın yaşındaki çocuğu karın yapmak istiyorsun? Bana bak adam, devlet memuruna karşı çıkmadan önce iki defa düşün derim." Dışarıdan duyulan sesler ile adam korku ile etrafa baktı. Bu kadar iğrenç bir şeyi düşünen adam böyle mantıklı bir şeyi düşünememişti anlaşılan.
“Abi çocuk şubeden geldiler bir de Berzan ağa geldi.”
İçeriye gelen polislerin ardından Berzan’da girdi odaya. Yüzüne baktığımda gözlerinin altı çökmüştü. Odada bulunan herkesi tek tek tutuklayıp karakola götürmek için odadan çıktılar. Geriye sadece Berzan’la ben kaldım.

Tüm gün boyunca bugün olan olay ile ilgilenmiştik. Berzan yanımdan hiç gitmemişti. Berzan alınan kararlar üzerine uğraşırken ben de ifadeleri alınan kişiler ile uğraşıyordum. Gözüm arada Berzan’a kayıyordu. Acaba dün gece neden gelmediğini sorsam mı? Merak etmediğim halde neden sorma isteği duyuyordum onu da bilmiyordum. Ama halinden anlaşılırsa canının bir şeye sıkıldığı belliydi. Gözlerimin içine bakmıyor ben ona bakmazken bana kaçamak bakışlar atıyordu. Arada dalıp gidiyor ona seslendiğimi duymuyordu. Ben Berzan’ı incelerken onun bana aniden dönmesi ile elim ayağıma dolandı.
"Arin benim sana söylemem gereken bir şey var?" Berzan'ın bana söylemek istediği ne olabilirdi acaba? Dün gece neden gelmediğini ya da ailemle ilgili bir şey mi söyleyecekti?
"Dinliyorum." Ağzını açıp tam söyleyeceği sırada kapının pat diye açılmasıyla konuşma başlamadan bitmişti. O kapıyı alıp bir tarafını kırmak istiyorum Havin. Kapıyı pat diye açmış bizi görünce şaşkın bir şekilde bakıyordu.
"Önemli bir şey mi konuşuyorsunuz, bölmedim umarım."
"Böldün Havin ama neyse geç otur ne için geldin?"
"Bugünkü yaşanan olayı soracaktım. Anlatsana bir merak ettim."
Olayı bu kez baştan sona Havin’e anlattım. Beni hem dinliyor hem de arada kendi kendine yorumlar yapıyordu. Sessiz bir şekilde arada Berzan da katılıyor ya da Berzan'a soru soruyordu. Havin’di bu nerede ne yapacağını hiç bilemezdik. Daha Havin ve Azad konusunu Berzan’ı açıp konuşacaktım. Anlattıklarımdan sonra Havin kendini gülmemek için tutarken bana baktı.
"Ne dedi?"
"Hanım ağa dedi." Evet, bütün olayı anlatmıştım ama Havin‘in tek takıldığı olay kadının bana hanım ağa diye seslenmesiydi.
"Buralarda öyle şeyler çok kalmadı ama hala çok baskın olmasa da ağalık sürüyor. Yani ben ağa olduğum için Arin Hanım ağa olmuş oluyor kadın o yüzden öyle dedi.” Berzan'ın açıklaması üzerine anladığımı belirtmek için başımı salladığımda Havin hala kıs kıs gülüyordu. Bu kız bir gün benim elimde kalacaktı ama hayırlısı.
“Neyse ben çıkayım siz konuşun.” Havin odadan çıktığında Berzan’la tekrar baş başa kaldık. Berzan'a döndüğümde dinliyorum bakışı attım. Berzan ceketini düzeltip konuşacağı zaman telefonu çalmıştı. Galiba biz bugün bu önemli konuyu konuşamayacaktık ve ben meraktan çatlayacaktım. Aslında benim de Berzan’la konuşmam gereken önemli bir konu vardı ama konuyu nasıl açacağımı bilmiyordum. Sanırım yanlış anlaşılmaktan korkuyordum.
"Arayan annem de akşam yemeği için bizi çağırıyor. Eğer işin bittiyse çıkalım mı?"
"Ama önemli bir konu konuşacaktık."
"O kadar mühim değil canım daha sonra da konuşuruz vakit bol nasıl olsa." Başımı salladığımda masamı toplayıp eşyalarımı alarak karakoldan çıktık. Kendi arabama bineceğim sırada Berzan'ın kolumdan tutup kendi arabasına yönlendirmesi ile onun arabasına bindim. Hayır, anlamıyorum yani benim de kendi arabam vardı. Her ne kadar aynı yere gitsek de farklı arabalarda gidebilirdik.
Konağa doğru yaklaşırken dün gece neden gelmediğini sorduğumda önemsiz bir şeymiş gibi kafasını sallayıp sorumu geçiştirdi. Berzan arabayı park ettikten sonra arabadan inip konağa girdik, sofra kurulmuş bizi bekliyorlardı. Berzan’la biraz müsaade isteyip odamıza çıktık. Elimizi yüzümüzü yıkayıp, üstümüzü başımızı düzelttikten sonra tekrar yemeğe indik. Yemeği yerken sessizliği bozan kişi Rezzan Bey oldu.
"Bugünkü yaşanan olay çok çabuk duyulmuş Mardin'de. Gelin hanım. Bugün yaptığın davranışın hem benim hem aşiretin hoşuna gitti. Sen bugün yaptığın işin de gelin geldiğin yerin de hakkını layığı ile yerine getirdin. Sağ olasın o kızı onların eline vermedin. Korudun kolladın."
"Teşekküre gerek yok Rezzan Bey. Ben görevimi yaptım o küçük kızı vicdanlarını kaybetmiş insanların elinde bırakamazdım."
Rezzan Bey başını sallayıp yemeğine devam ederken Kendal Ağa arada göz ucuyla bana bakıp burun kıvırarak yemeğine devam ediyordu. Bu adamın benimle derdi neydi henüz bilmiyordum. Nasılsa kokusu yakında çıkardı. Herkes sessizce yemeğini yedikten sonra bir tarafa dağıldı. Berzan, ben, Armaç ve Azad terasa çıkmış sohbet ediyorduk. Azad bana konuşmam için kaş göz işareti yapıyordu. Bu duruma Armaç gülünce Berzan daha çok işkilleniyordu.
"Çıkartın bakalım ağzınızdaki baklayı birbirinize kaş göz işareti yapıyorsunuz deminden beri. Ne olduğunu söyleyin hep beraber kaş göz işareti yapalım." Berzan'ın ikazı üzerine çayımdan bir yudum alıp boğazımın temizleyerek Berzan'a döndüm.
"Ee şimdi şöyle bir şey var, benim amcamın kızı Havin ile yani bugün odama pat diye giren kişi Havin oluyor. Amcamın kızı Havin ile senin kardeşin Azat uzun zamandır görüşüyorlarmış. Gençler tabii birbirlerini görmüşler, beğenmişler, sevmişler Allah'ın izniyle kavuşup yuva kurmak istiyorlarmış, istiyorlar yani. Ama konuyu nasıl açıp evleneceklerini bilmiyorlarmış, bilmiyorlar yani. Diyorum ki biz yardım etsek de bu gençlerin yuvası kurulsa. Sen bir el atsan bana bir yardım etsen nasıl olur?"
Berzan anlattıklarımı şok içinde dinlerken hala konuyu kavrayamamıştı anlaşılan. Kolunu dürttüğümde gözlerini Azat’tan ayırıp bana çevirdi. Yüzünden hiçbir şey okunmuyordu kızıp kızmadığını anlayamıyordum. Acaba bana yardım eder miydi?
"Arin, siz benden ne istediğinizin farkında mısınız? Benim kardeşim Kadıoğlu'na kaçıyor. Sen Demirhanlara gelin geliyorsun. Ve benim kardeşim bir Demirhanlı olarak Kadıoğlu'nun kızına âşık olup evlenmek istiyor. Ben böyle bir isteği ortaya atarsam olabilecekleri tahmin ediyor musun? "
"Evet, tahmin ediyorum ama sevenleri de ayırmak istemiyorum. Her ne olursa olsun Havin ve Azat evlenecek. Sen bana yardım edecek misin? Ben bizimkilerle konuşurum. Sen de sizinkilerle konuş. Belki bir yerden izin kopartabiliriz."
"İnatçılığın hiç zamanı değil Arin. Kadıoğlu ve Demirhanlı düşman aşiret zaruri bir şekilde iki düşman arasında evlilik oldu. İkinci bir evliliğin olması büyük bir olayın çıkmasını tetikler."
"Yapma Berzan. Sen gerçekten buna göz yumabilecek misin? Sen bir ağasın hem sen ne dersen o olmaz mı?" Berzan'ın gaza getirmeye çalışıyordum umarım işe yarardı yaraması lazımdı.