4. bölüm · KANUNSUZ TOPRAKLAR
4. BÖLÜM
Uykumun en derin yerinde telsizden geçilen anons ile yattığım yerden kalktım. İlk başta tam olarak anlamamıştım. İkinci anons geçene kadar üzerimi giyinmeye başladım. Anons geçtikten sonra saçlarımı gelişi güzel topladım. Kapıdan çıkacakken Berzan’ın sesini duydum.
“Arin, ne oldu?”
“İhbar geçtiler. Acil gitmem gerek.”
Telefonu ve telsizimi aldıktan sonra silahımı belime taktım. Silahlarımız üzerimize zimmetli olduğu için hiçbir yerde unutup bırakma şansımız yoktu. Koşarak konaktan çıkıp araba bindim. Anonsta verilen adrese doğru giderken aklıma kötü kötü şeyler geliyordu. Verilen ihbar cinayet ihbarıydı. Bu kişi bir erkek olabilirdi, bir kadında; bir çocuk da olabilirdi.
Verilen yere geldiğimde ekip çoktan gelmişti. Arabamdan inip olay yerine doğru yürürken memurun elinde ki dosya ile bana doğru geldiğini gördüm.
“Komiserim, yirmili yaşlarda genç bir kadın. Cinayetten çok intihar gibi görünüyor. Biz gerekli incelemeleri yaptık. Arkadaşlar uzakta bir silah buldu, onu da inceleme için aldık.”
Memur bana bunları anlatırken ceset torbasına alınan kadına takıldı gözüm. Başımla onayladıktan sonra kapatılan torbanın ağzını açtım. Karşılaştığım manzara tüylerimi diken diken etmişti. Bembeyaz olmuş teni, kırmızıya boyanmış beyaz elbisesi vardı üzerinde. Bir yüz bu kadar masum olabilir miydi? Sana kırmızı renk hiç yakışmamış. İntihar etmişti, buna adım gibi emindim.
Canına kıyacak kadar ne yaşattılar sana, kim seni ölüme muhtaç etti, neden istedin bu hayattan kopmayı? Yarınki gülüşlerinde acı varken ölmüştü küçük kız. Torbanın ağzını kapatıp ayağa kalktım. Çok şey cevapsız kalmıştı. Kızın neden intihar ettiğini deli gibi merak ediyordum. Arkasında ne gibi nedenler olmuş olabilirdi ki?
"Üzerinde herhangi bir kimlik çıktı mı? "
"Hayır, komiserim arkadaşlar baktı ama silahtan başka bir şeye rastlanmadı. İnceleme sonrasında intihar mı cinayet mi o zaman öğreneceğiz."
Yanımıza gelen yaşlı adama baktığımız da merakla ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Sabahın erken saatin de henüz güneş doğmamışken bu adamın burada ne gibi bir işi olabilirdi?
“Giremezsiniz yasak.”
“Buralarda üzerinde beyaz bir elbisesi olan bir kız gördünüz mü? Yirmili yaşlarında siyah saçlı bir kız.” Aradıkları kişi ölen kız olabilir miydi?
“Tamam, bırakın gelsin.”
Adam minnet duyarak bana doğru geldi. “Benim kızımı gördünüz mü? Ne olursunuz bir şey deyin bana. Çok büyük bir hata yaptım. Benim kızımı bulmam gerekiyor.”
Belki de şurada yatan kişi senin kızın olabilir diye nasıl denirdi. Ya kızıysa. Bu durum nasıl açıklanırdı. Adam bana yalvaran gözler ile bakıyordu. Boğazımı temizleyip adamın koluna dokundum.
“Bakın bu nasıl söylenir bilmiyorum. Söylediğiniz eşkâle uygun birinin az önce cinayet ihbarını aldık. Çok zor biliyorum belki de şurada ki kişi sizin kızınız olabilir. Kimliğini tespit etmek için bak-“
“Sana yalvarırım benden bunu isteme.”
“Söylediğiniz şeyler benim gördüklerim ile uyuşuyor. Kızının o olup olmadığını bilmek için bakmanız şart. Eğer o değilse kızınız hala yaşıyor olabilir böyle bir ihtimal var.”
Adam yaşlı gözlerini yere indirip başını hafifçe salladı. Adımları geri gitmek istese de zorla ayaklarını sürüyerek yerde yatan cesede doğru ilerliyordu. Adam gözlerini kapatmış öylece için için ağlıyordu. Yere çöküp torbanın ağzını açtım. Adam kızın yüzüne baktıktan sonra dizlerinin üstüne çöktü.
“Kızım. Sen ne yaptın babam, sen ne yaptın? Nasıl yaptın bunu kendine? Leylam neden gittin?” Hıçkırarak ağlıyordu adam. Evladının acısı yüreğine çöreklenmişti. Titreyen elleri ile dokunuyordu kızının yüzüne. Titreyerek seviyordu saçlarını. Şu an da kendimi çok zor tutuyordum. Kızının kendini öldürebileceği aklının ucuna bile gelmemişti.
“Arkadaşlar su getirin.” Açtığım torbanın ağzını kapatmak isteyince adam engellemek istese de zorla kapattım. Adamı zorla ayağa kaldırıp titreyen ellerinin arasına suyu verdim. Zorla da olsa bir iki yudum içti. Bir baba için zordu evlat acısı.
“Kızınız neden intihar etti, neden kendini öldürmek istedi?”
“Benim yüzümden Berzan ağam yapma etme dedi ama ben dinlemedim. Gizliden gizliye yine yaptım. Kendi ellerim ile öldürdüm kızımı. Ben bu vicdan ile nasıl yaşarım?”
“Sen kızına ne yaptın ve Berzan sana ne dedi?”
“Sen biliyor musun Berzan ağamı?”
“Eşiyim ben. Sen kızına ne yaptın da kızın kendini öldürdü?” Aklıma kötü kötü şeyler geliyordu. Tecavüz etmiş olabilir miydi ya da başka şeyler de olabilir miydi? Adam sustukça daha da çok sinirleniyordum.
“Söylesene, sen kızına ne yaptın?”
“İstemediği halde kendinden yaşça büyük birisine kuma olarak verdim. Çok pişman oldum. O bana annesinin emanetiydi. Ben sahip çıkamadım.” Bu adam neyin vicdanından bahsediyordu böyle? Ne dediğini kulakları duyuyor muydu? Kendi elleri ile kızının ölümüne sebep olmuştu.
“Senin ne dediğini kulağın duyuyor mu be adam, kızına nasıl yaparsın bunu, yazık günah değil mi? Daha gencecik yaşında onun ölmesi için nasıl elinden geleni yaparsın? Senin vicdanın mahkemesini bile açmaya hakkın yok bunların karşısında. Bak, iyi bak senin yüzünden öldü o kız. Bunların her birini yasak olduğunu bile bile nasıl yaparsın? Hiç mi yüreğin titremedi, canın yanmadı mı?”
Tesadüf rastlantının ölümü olur muydu hiç? Şu anda gördüklerim karşında evet oluyordu. Bu nasıl bir rastlantıydı böyle? Adam yaptığı hatanın vicdanını çekerken sırf kendi vicdanını rahatlatmak için kızının kendi hatası yüzünden kendisini öldürmesini suçluyordu. Adamı kimliği belirlenen kızın cinayeti için ifade vermeye götürürlerken ben de arabama binip peşlerinden karakola doğru sürdüm.
Karakola girerken telefonumun çalması ile çantamdan telefonumu çıkardım. Arayan kişi Berzan’dı. Çok bekletmeden aramasını cevapladım.
“Efendim.”
“Sesin kötü geliyor, iyi misin?”
“İyiyim. Sen nasılsın?”
“Ben iyiyim. Sabah apar topar çıkınca merak ettim seni. Kahvaltı yaptın mı?”
“Yok, yeni geldim karakola.”
“Moralin bozuk gibi aynı zaman da sinirli gibisinde bir şey olmadığına emin misin?”
“Bir şeyim yok dedim ya Berzan.”
“Anladım, ben tutmayayım seni. Görüşürüz.”
Berzan telefonu kapattıktan sonra telefonu masaya koydum. Moralimi bozan şey kızın kendi hayatına son vermesiydi. Beni sinirlendiren şey ise adamın buna sebep olması ve vicdanının mahkemesini yapmasıydı. Bu zamana kadar birçok olay gördüm. Birçok yere tekabül ettim. Ama kendisinin sebep olduğu bir şeyde vicdanını rahatlatmak için öldürdüğünü kızını suçlamasını hazmedemiyordum.
Akşamüzeri olmuştu. İncelediğim dosyalardan başımı kaldırdığımda önüme eğilmekten başımın döndüğünü hissettim. Boynum fena şekilde ağrıyordu. Gözüm Berzan’ın getirdiği beyaz güllere takılırken aklıma son olan konuşma gelmişti. Üzerimde bulunan sinir ile onu terslemiştim. Gereksiz yere kırdığım için gönlünü alsam iyi olacaktı. Bütün işlerimi tam olarak bitirdikten sonra eşyalarımı alıp karakoldan çıktım.
Konağa geldiğimde Berzan’ı göremeyince gelmediğini düşünerek odaya çıktım. Odanın kapısını aniden açıp odaya girdiğimde Berzan tişörtünü giyiyordu.
“Ay çok pardon. Ben aniden şey yapınca şey sandım.”
“Ney yapınca ney sandın?”
“Seni görmeyince gelmedin sandım ondan öyle dan diye girdim.”
“Giyinmiştim zaten sorun yok. Ben çıkayım da üzerini değiştir.”
Yüzüme bakmadan kırgın bir şekilde konuşuyordu. Gereksiz yere kalbini kırmıştım. Odadan çıkacakken kolundan tuttum. “Özür dilerim. Sinirli bir anımda aradın. Seni kırmak istememiştim.” dediğimde gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Galiba beni affetmiş oluyordu.
“Geçti artık. İnsanlık hali olabilir.” Normal karşılamış gibi bir hali vardı. Belki de normal karşılamıştı ya da ben kuruntu yapmıştım.
“Şey senin için de sorun yoksa bu akşam beni Mardin’in güzel bir yerine götürür müsün?" Berzan bu isteğim üzerine biraz şaşırmıştı. İş olmadığı zamanlarda ondan bir şey isteyen biri değildim.
“Olur, götürürüm. Yemekten sonra bizi güzel bir şekilde dinlendirecek yere gideriz.”
Odadan çıktığında kendim ile baş başa kalmıştım. Üzerimi değiştirmek için dolaba yöneldiğimde elime ilk gelen şey nikâh günü ve gelin görmede giydiğim elbise gelmişti. Bu ne be dinlenmek için gidilen yere elbise mi giyilirmiş. Bana kalsa eşofman giyecektim ama ayıp olurdu. En iyisi pantolon tişörttü.
Üzerimi değiştirip saçımı başımı topladıktan sonra aşağıya indim. Kızlara ufak bir yardım ettikten sonra kurulan sofraya herkes oturmaya başladı.
“Sabahın erken saatinde koşarak nereye gidiyordun?” Kendal ağanın sorusu ile başımı kendisine çevirdim. Baykuş musun be adam? Uyku uyumak varken de beni gözetlemek ne bileyim yani. İçimden ‘sana ne’ demek gelse de tatlı ama bir o kadar da itici bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.
“İşe gidiyordum.”
“Sabahın erken saatinde iş mi olurmuş?”
“Dedeciğim yengem polis olduğu için gelen ihbar üzerine hareket ediyorlar. İş yapmak için onlara saat fark etmiyor.”
Azadın açıklamasına minnet duyan bakışlarımı attıktan sonra yemeğimi yemeye başladım. Yemeğimi yerken Berzan sessizliği bozup bu akşam ikimizin bir yere gidip biraz vakit geçireceğini aynı zaman da Mardin’i az bir şekilde gezdireceğini söyledi. Kimse bir şey demezken Kendal ağa yine ağzının içinde gevelediği bir şeylerin olduğu kesindi. Ama ne?
Yemeğimizi yedikten sonra Berzan’ın müsaade istemesi ile sofradan kalktık. Yemeğe oturmadan önce üzerimi değiştirdiğim için tekrar değiştirmeye gerek duymadım. İkimizde konuşmadan arabaya bindik. Nereye gideceğimizi bilmediğimiz için bir şey demiyordum sormak da aklıma gelmemişti. Berzan arabayı sürerken arada bana bakıyor yine yola dönüyordu. Galiba sormak istediği ya da söylemek istediği bir şey varmış gibi görünüyordu.
Güzel ve şirin bir kafeye geldiğimizde arabadan indik. Manzarası güzel olan bir yere geçip oturduk. “Ne içmek istersin?” diye sorduğunda manzaradan gözlerimi ayırıp Berzan’a çevirdim benden cevap bekliyordu.
“Bilmem, burada hangisi güzelse ondan içelim.”
İkimize de kahve ve yanında atıştırmalık için birkaç şey söyleyip bana döndü. Hala bana ne sormak istediğini ya da ne söylemek istediğini çözememiştim.
"Bir şey mi söyleyeceksin?" dediğimde yakalandığını göstererek böyle başına hafif sallayıp gülüp bana baktı.
“Çok mu belli oluyor?” gülerek sorduğunda gülerek başımı sallayarak cevap verdim.
"Aslında bugün seni neyin sinirlendirdiğini ya da seni bu kadar neyin etkilediğini öğrenmek istiyordum. Yani sakıncası yoksa öğrenebilir miyim?" Berzan'la yaklaşık 2 haftadır evliydik. Bana yaklaşımı çok kibar bir şekildeydi. Sanki incitmekten korkar bir şekilde yaklaşıyordu. Dışarıya bir o kadar sert ama bana bir o kadar yumuşaktı.
Başka bir cevap vermeden bugün olanların hepsini birebir anlattım. Anlatırken arada geriliyordum arada üzülüyordum. Bütün duygularımı bir an da yaşadığım bir olay olmuştu. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordum, ilk defa bütün duygularımın bir olayın üzerinde toplandığını hissediyordum. Biz polislerde insanız bazen duygularımıza yenik düştüğümüz zamanlarda oluyordu. Önemli olan bu duygularla başa çıkabilmekti.
Berzan anlattıklarıma hayretler içinde dinlerken arada aklına gelen şeyler ile yüz ifadesindeki mimikleri değişiyordu. Arada kendine kızıyor gibi yüz ifadesine bürünüyordu. Anlatırken tekrar yaşamış gibi hissediyordum. Berzan anlattığım her şeyi dikkatlice dinlemişti. Şimdi ise susup Berzan'ın söyleyeceklerini dinleyecektim.
"Eskilerde evet öyleydi. İnsanlar üst üste kuma alırlarmış. Bizim durum ki gibi kaçan kişileri ya öldürürler ya da berdel verirler. Şimdi ki zamana göre baya azalma var. Eski zamanlarda çok sıkıymış bunlar. Şu anda modern zamana ayak uydurmaya çalışıyorlar eski sertlikleri yok. Belli kesim de var onları da yavaş yavaş yok etmeye çalışacağım. Bir tanesi de bize denk geldi."
"Aklım almıyor biliyor musun? Bir baba bunu nasıl yapabilir hala aklım almıyor. Gencecik kız daha. Hem kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz böyle şeylerin hiç olmaması lazım. Evet, eski zamanlarda varmış daha sıkıymış kanunlar ama bugün bir kız daha kanunsuz toprakların hükmünde kendi canına kıydı."
"Birçok kez iş üstünde yakaladım. Böyle bir şeyin olmayacağını olursa işlerin daha kötü bir hal alacağını söyledim. Gördüğüm üzere beni dinlememiş. Elimden geldiğince kötü olan her şeyi engellemeye çalışıyorum. "
Berzan’la biraz daha bu konu üstünde sohbet etmeye devam ettik. Yer yer fikirlerimizi söylüyorduk. İkimizin de düşüncesi bazı yerde uyuşuyor bazı yer de çakışıyordu. Berzan’la evlendiğimizden beri ilk defa bu kadar uzun konuştuğumuzu fark ettim. Gerekli yerlerde kısa kısa konuşurduk böyle uzun daha önce hiç konuşmamıştık. Berzan konuşunca muhabbeti saran birisiydi. Düşüncelerini olgun bir şekilde yansıtıyordu. Biten kahvelerimizin bir tane daha söyledikten sonra beni izleyen Berzan'a kaydı gözlerim. Beni hep çok güzel bir şekilde izleyip inceleme yapıyordu. Güzel bakıyordu Berzan. Aklı başında efendi biriydi. İkilemde kalıyordum.
Anne ve babamın cinayet dosyasında ki delilleri yok etmede parmağı var mı bilmiyordum. Kimseye güvenemiyordum bu şehirde. Bana göre artık herkes her şeyi yapabilirdi. Yaptığımız anlaşma ile Berzan'a istemeden de olsa güvenmekten başka çarem yoktu. Berzan’la yaptığım bu anlaşma beni istediğim şeye götürecekti. Elim de elle tutulur bir şeyler yoktu ama olmayacağı anlamına da gelmiyordu. İlk önce delillerin nasıl yok olduğunu bulmam gerekiyordu daha sonrasında ise delillerin beni götüreceği katili. Derin düşüncelerimin arasında Berzan’ın sesiyle sıyrıldım.
"Bir şey sorabilir miyim?" Başımı sallayarak sor şeklinde cevap vermiştim. Derin bir nefes alıp gözlerini gözlerime dikti.
"Annen ve baban nasıl öldü? Merak ediyorum. Böyle kalın duvarları ve güçlü bir kadın nasıl yetişti, gerçekten merak ediyorum." Berzan meraklı gözler ile vereceğim cevabı bekliyordu. Anlatmalı mıydım, yoksa anlatmamalı mı bilemiyordum? Eğer Berzan hiçbir şey bilmiyorsa benim anlattıklarımdan bana yardım eder miydi? Anne ve babamı öldüren kişi bu ailedendi buna emindim ama kim olduğunu bilmiyordum. İstanbul’da ulaştığım bilgilere Mardin'e gelince ulaşamamıştım. Sanki gün geçtikçe eksilere gidiyordum. Ne olursa olsun bulacaktım. Kafaya koymuştum bir kere. Hafif bir şekilde gülümseyip gözlerimi oynadığım parmaklarıma indirdim kısa bir süre. Derin nefes alıp aklıma gelen hatırladıklarımı hepsini olmayacak şekilde kısa kısa anlatmaya başladım.
"Çok küçüktüm daha dokuz yaşındaydım. Odamda bebeklerim ile oynuyordum son kez olacağını bilsem hiç yanımdan ayırmazdım. Üzerimde uçları pembe bir elbisem vardı. Daha küçükken polis olmayı istiyordum. Dolabımda bebeklerim bir yana ay yıldız bayrağım bir yanaydı. Annem kahvaltı hazırlıyor babam da bahçe de ki beyaz güller ile ilgileniyordu. Bizim bahçemizin tamamı beyaz güller ile doluydu. Böyle kocaman açar, mis gibi de kokardı. Her sabah mutlaka babam kulağımın arkasına bir tane iliştirirdi beyaz gülden. Ama o gün iliştiremedi. Rastgele bakıyorum pencereden babam yine güller ile ilgileniyor abimle kardeşim koşuşturuyor falan.
Sonra aniden duyduğum silah sesleri köşeye çekildiğimi sonrada korkarak aşağıya indiğimi hatırlıyorum. Annem bir yerde yatıyor babam bir yerde. Anneme baktım şarkı söyleyerek hazırladığı kahvaltı masasının yanında cansız şekilde yatıyordu. Babama baktım her sabah kulağımın arkasına iliştirdiği beyaz gül elinde kana bulanmış yerde yatıyordu. Kalkarlar sandım bilmiyordum ki o zaman, ölmek ne demek. Ya da ölünce ne olur, bilmiyordum. Acı bir şekilde öğrendim ölmenin ne olduğunu."
"Sonra ne oldu?"
"Sonrasın da apar topar bir şekilde İstanbul’a geldik ve orada kaldık. Amcamlar hep yanımıza geliyordu. Tek tek ilgileniyordu. Ama eksiğim çoktu. Bana kızım diyen annem yok. Saçlarımı okşayan babam yok. Bu yaşıma kadar eksik yaşamama sebep oldular. Bundan sonra da hep eksik yaşayacağım. Kurduğum hayallerimin için annem ve babam da vardı ama yanımda yoklar. Şimdi ise toprağın altında kayboldular. Yağmurların karların yağmamasını isterim. Sorsan yağmurları çok seven biriyim. Sonrasında öyle bir şey oluyor ki ne sevdiğin kalmış ne sana bıraktığı hisleri. Yaşım büyüdü artık bedenim büyüdü dışarıdan bir yetişkin bireyim. Aslında değilim. Konu anne ve babam olunca yetişkinliğim değil eksik kalan çocukluğum kendini gösteriyor. Yağmur kar yağdığında çocuk aklını taşıyorum. Yağmurları yağdırma Allah’ım diyorum yağdırma, annem ve babam toprağın altında üşür. Gözlerim hala kapıda. Mezarlarına gittiğimde hala güçsüzüm. Her şeye ulaşabilecek güçteyim ama bir yanım tamamen eksik.
Bende çok isterdim diğer kızlar gibi ama ben daha 9 yaşında ki o küçük kız çocuğun da kaldım. Çünkü o zaman onun annesi ve babası vardı. Beyaz gülleri sevmiyorum artık. Mesela mutlu bir şekilde uçları pembe elbiseler giymiyorum. O gün olanlardan sonra anne ve babam giderken bizleri yanında götürmüştü. Ben hala 9 yaşında ki kız çocuğunda kaldım."
Gözümden sessizce damlayan yaşı sildim hemen. Öyle kolay kolay ağlamazdım herkesin içinde. İstemezdim böyle bir şeyi. Gözlerimi bir saniye bile Berzan'dan ayırmadan anlattım ölümlerini. Yaşarken çok zordu. Zor olan her şey bu kadar kolay anlatılmamalıydı. O gün orada ki kız çocuğunun canı yanıyordu hala. Berzan’a baktığım da göz bebekleri titriyordu. Bana bu sefer farklı bakıyordu. Bakışlarında acımaktan çok şefkat görünüyordu. İçinden ne düşünüyordu bilmiyorum. Belki de acıyordu. Ondan böyle sessizce bakıyordu bana.
"Sana o beyaz güllerden aldığım için özür dilerim. Bilmiyordum beyaz güllerin böyle bir hatıra olacağını." Berzan’ın aniden böyle demesi bu sefer ben şaşırmıştım. Çok ince düşünen birisiydi. Ve anlattıklarım sonra aklına ilk gelen şey aldığı beyaz güllerin bende yarattığı hatırasını düşünmek oldu. Herkese taş olan Berzan Demirhan bana pamuk gibi oluyordu. Berzan'ın bana neden böyle davrandığını bilmiyordum. İki gündür gördüğü kızı da hemen sevecek değildi bence.
Anlattığım durum karşısında bir müddet ikimizde sessizce durduk. Sessizliği bozan Berzan olmuştu. “Yorulmuşsundur bugün zaten sabaha karşı işe gittin. Kalkalım da dinlen biraz.” demesi ile kalktık.
Eve gidene kadar neredeyse hiç konuşmamıştık. Berzan arada nasıl hissettiğimi soruyordu. Sanırım sorduğu ile anlattıklarım karşısında pişmanlık çekiyordu. Konağa geldiğimizde arabayı park ettiğinde beklemen indik. Gece uyumayıp akbaba gibi bizi izleyen Kendal ağayı görmezden gelerek odamıza çıktık. Odamız demek de garip hissettiriyordu. Sanırım bu duruma alışmam uzun sürecek gibiydi.
BERZAN
Şirkette ki işlerimi hallederken aklım bir anda geçmişe doğru kaydı. Özellikle dün gece asla aklımdan çıkmıyordu. Arin güçlü bir karaktere güçlü bir duruşa sahipti. Ama için de bir yerde devamlı fitillediği bir acısı vardı. Neredeyse evliliğimizde ikinci haftayı devirdik. Ama Arin ile ilk defa dün gece gerçekten uzun sohbet etmiştik. Ve benim en çok istediğim şeydi Arin ile sohbet edip vakit geçirmek. Bazen gözlerine bakıp dalıyordum. İstemsizce çevriliyordu gözlerim ona karşı. O benim İstanbul sahilin de gördüğüm ilk aşkımdı. O benim uzun zamandır beklediğim tek gerçeğimdi.
Bundan iki sene öncesinde karşılaştık Arin’le. Benim önemli kişiler ile yapılması gereken önemli bir toplantım vardı. Önemli olduğu için güvenlik açısından polisler bize koruma görevinde eşlik ediyordu. Bize görevlendirilen kişilerin arasında görmüştüm Arin’i. Benim kısa süreliğine korumam olmuştu. Öyle bir dik ve sert duruyordu ki sanki kimse yıkamazdı onu. Hatta bu kadar güçlü ve sert olmasına şaşırmamıştım. Çünkü Arin kadın gibi kadındı. Sert bakıyordu, insan sevmezmiş gibi surat ifadesi vardı. O zaman hiç güldüğünü görmedim ciddi duruyordu. Hiç konuşmamıştık gerekli yerde bir iki kelime bile zordu. O zaman bile sohbet etmeyi çok istemiştim ama suskunluğuyla bile güzel konuşuyordu.
Bir daha göremem korkusu sarmıştı beni. Nasıl ulaşacağımı düşünüyordum ya da tekrardan en güzel şekilde karşılaşmayı. Öyle de oldu. Kardeşimin kaçması üzerine kader bizi tekrar bir araya getirmişti. Farklı bir şekilde aynı kişiler olarak tekrar birleşmiştik. O zaman ne ben onu aramıştım ne de o beni aklına getirmişti. Şimdi ise aynı güçlülüğü ile karşımda durmuş bir karara varmamız için benden cevap bekliyordu. Arin’den beklemediğim bir şeydi evlilik anlaşması. Kabul ettim eğer kabul etmeseydim benim küçük kız kardeşim ölecekti. Ama benim küçük kız kardeşim büyüdüğünü sanarak kaçıp evlenmeyi tercih etmişti. İşte o zaman ne yapacağımı bilememiştim. Küçük kız kardeşimin büyüyüp kaçması bana kara kara düşündüğüm kadını getirmişti. Avjin kaçarak bana Arin’i getirmişti.
Kendisi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildim. Benim tek bilgim kendisi olmuştu. Anlaşmadan sonra imzayı atarken tereddüt etmemişti. Eli bile titremeden atmıştı imzayı. Onu bu kadar bu evliliğe karşı ne emin kılmıştı bilmiyordum. Arin’in bundan sonra ki hayatında birçok eksik yerleri olacaktı. Babası yoksa babası gibi merhamet edecektim. Abisi gibi de sevecektim. Ama ben vazgeçmeyecektim. Arin’le evlenmem beni çok heyecanlandırmıştı. O beni anlaşma yaptığı mecburi kişi olarak görüyordu. Ama benim için 2 sene öncesinde çok şey olmuştu. Neden bilmiyordum ama Arin’i kaybetme korkusu vardı içimde. Ben Arin’i kaybetmemek için elimden ne geliyorsa yapacaktım.
Dün gece açılan bir sohbet üzerine konuştuk. Yer yer sinirleniyordu onun böyle sinirlenirken kaşlarını çatması bile benim hoşuma gidiyordu. Uzun zamandır merak ettiğim bir soruydu anne ve babasının ölümü. Sır küpüydü kimseye bir şey anlamıyordu sorulmadığı sürece. Birden gelen cesaret ile sordum soruyu. İlk önce sorduğum soru üzerine gözleri kitlendi gözlerime uzun uzun baktı. Sanki sorduğum soru ile tekrar o ana geri dönmüş gibiydi. Kısa süreliğine hafifçe tebessüm edip gözlerini ellerine indirdi. Sonrasında tekrar benim gözlerime kenetledi gözlerini. Az önce ki ifadesizliğindense şu an da acı ile bakıyordu gözleri. Sanki için de ki kız çocuğu can çekişiyor gibiydi. Belki daha 2 haftadır tanıdığı insana güvenmeden anlatıp anlatmama arasında kalmıştı. Gözlerinde acı sesinde ki düz bir tonla başladı anlatmaya.
"Çok küçüktüm daha 9 yaşındaydım. Odamda bebeklerim ile oynuyordum son kez olacağını bilsem hiç yanımdan ayırmazdım. Üzerim de uçları pembe bir elbisem vardı. Daha küçükken polis olmayı istiyordum. Dolabım da bebeklerim bir yana ay yıldız bayrağım bir yanaydı. Annem kahvaltı hazırlıyor babam da bahçe de ki beyaz güller ile ilgileniyordu. Bizim bahçemizin tamamı beyaz güller ile doluydu. Böyle kocaman açar, mis gibi de kokardı. Her sabah mutlaka babam kulağımın arkasına bir tane iliştirirdi beyaz gülden. Ama o gün iliştiremedi. Rastgele bakıyorum pencereden babam yine güller ile ilgileniyor abimle kardeşim koşuşturuyor falan. Sonra aniden duyduğum silah sesleri köşeye çekildiğimi sonrada korkarak aşağıya indiğimi hatırlıyorum. Annem bir yerde yatıyor babam bir yerde. Anneme baktım şarkı söyleyerek hazırladığı kahvaltı masasının yanında cansız şekilde yatıyordu. Babama baktım her sabah kulağımın arkasına iliştirdiği beyaz gül elinde kana bulanmış yerde yatıyordu. Kalkarlar sandım bilmiyordum ki o zaman, ölmek ne demek. Ya da ölünce ne olur, bilmiyordum. Acı bir şekilde öğrendim ölmenin ne olduğunu."
"Sonra ne oldu?" diye sordum. Az önce ki anlattıklarını yarım kesmesi ile. Hakkın da çok şey merak ediyordum. Her şeyi bilmek istiyordum. Şu an da bana attıkları bile yüzeyseldi. Hepsini ve olduğunu gibi anlatmadığına emindim.
"Sonrasın da apar topar bir şekilde İstanbul’a geldik ve orada kaldık. Amcamlar hep yanımıza geliyordu. Tek tek ilgileniyordu. Ama eksiğim çoktu. Bana kızım diyen annem yok. Saçlarımı okşayan bir babam yoktu. Bu yaşıma kadar eksik yaşamama sebep oldular. Bundan sonra da hep eksik yaşayacağım. Kurduğum hayallerimin içinde annem ve babam da vardı ama yanımda yoklar. Şimdi ise toprağın altında kayboldular. Yağmurların karların yağmamasını isterim. Sorsan yağmurları çok seven biriyim. Sonrasında öyle bir şey oluyor ki ne sevdiğin kalmış ne sana bıraktığı hisleri. Yaşım büyüdü artık bedenim büyüdü dışarıdan bir yetişkin bireyim. Aslında değilim. Konu anne ve babam olunca yetişkinliğim değil eksik kalan çocukluğum kendini gösteriyor. Yağmur kar yağdığında çocuk aklını taşıyorum. Yağmurları yağdırma Allah’ım diyorum yağdırma, annem ve babam toprağın altında üşür. Gözlerim hala kapıda. Mezarlarına gittiğimde hala güçsüzüm. Her şeye ulaşabilecek güçteyim ama bir yanım tamamen eksik.
Bende çok isterdim diğer kızlar gibi ama ben daha 9 yaşında ki o küçük kız çocuğun da kaldım. Çünkü o zaman onun annesi ve babası vardı. Beyaz gülleri sevmiyorum artık. Mesela mutlu bir şekilde uçları pembe elbiseler giymiyorum. O gün olanlardan sonra anne ve babam giderken bizleri yanında götürmüştü. Ben hala 9 yaşında ki kız çocuğunda kaldım."
Anlattıklarının sonuna doğru daha da çok belirginsizleşti gözleri. İlk başta bakan acı gözler sonuna doğru ifadesiz ve nefret dolu bakışlara dönüştü. İçin de bitiremediği savaşları vardı. Belki bir gün bana güvenip anlatırdı. Arin’in gözlerin de gördüğüm duydu benim de canımı yakmıştı. Arin polisti, anne babasının katilini bulmak istemiş miydi, ya da böyle bir ihtimali düşünmüş müydü? Eğer düşündüyse katilini bulmak için Arin’e yardım edebilirdim. Önüm de kâğıtlara bakarken derin düşüncelere daldığımı kapının tıklanması ile fark ettim.
"İmzalanması gerek birkaç evrak var."
Çalışanın elinden evrakları aldıktan sonra evrakları inceledim benim imzam olduğu kadar babamın da imzası vardı. Gerekli yere kendi imzamı attıktan sonra hem evrakları imzalamak için hem de kısa bir kahve molası için babamın odasına doğru gittim. Babamı odada göremeyince tam çıkacağım sırada balkondan gelen sesleri duydum.
"Bundan sonra ne olacak baba?"
"Hiçbir şey olmayacak. Çeneni kapalı tutacaksın. Kimseye bir şey demeyeceksin."
"Ben bu vicdan altından ezilirim baba. Eskilerden yaşanan töre uğruna Bihar ve Dijvar’ı öldürdün sen. O çocuklar küçücükken öksüz bıraktın. Arin bizim eve gelin olarak geldi. O kızı gördüğüm de vicdanım susmuyor baba. Anne babasını öldürdün o kızın şimdi bizim evde gelin olarak bulunuyor. Hiç mi vicdanın yok baba. Töre uğruna iki can aldın, üç canı hayatsız bıraktın. Daha Arin’in anne babasını öldürdüğünü ne zamana kadar saklayacaksın. Kız polis eğer böyle bir şeyi öğrenirse öfkesinden koca Mardin’i ayağa kaldırır. Bence en kısa sürede söyle-"
"Sakın! Söylemeyeceksin susacaksın. Azade geline söyle o da susacak ve kimseye bir şey demeyecek hele ki Arin’e asla bir şey demeyeceksiniz. Bu zamana kadar sustuk daha da susarız."
"Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun baba, kimse görmedi mi sen onu yaparken illa şahitler vardır. Görmüştür biri. Delilleri vardır. Elbet bir gün ortaya çıkacaktır. Çıkmasa bile Arin polis araştırır ulaşır."
"Ulaşacak deliller ve kişiler varsa tabi."
"Bu ne demek oluyor böyle baba?"
"Ben bir iş yapacaksam arkamı temiz tutarım Rezan. Git bak dosyalara katili bulunamadı diye kapatıldı dosya. On beş senedir tozlu raf içinde duruyor. Şimdiye kadar kimse kurcalamadı eminim." duyduğum şeyleri sindirmeye çalışıyordum. Dedem, karım olan Arin’in anne babasının katili miydi yani? Duyduklarını hazmedemiyordum. Gerçeklik payı gizli gizli konuşulacak kadar vardı. Benim dedemin ellerinde töre uğruna öldürdüğü insanların kanları mı vardı? Benim dedem katilmiş. Üç tane çocuğu küçük yaşta öksüz bırakacak kadar da vicdansız. Şu anda ne demeliydim ya da ne yapmalıydım bilmiyordum. Aklıma Arin’in dün anlattığı şeyler geliyordu. Yüreğinde oluşan acıyı görmüştüm. Ben bunu Arin’den saklayamazdım. On beş yılını benim dedem yüzünden eksik geçirmişti. Bu durumun vicdan muhasebesi çok ağırdı. Ben bunu Arin’den saklayarak bu kötülüğü yapamazdım.
"Berzan sen burada mıydın?" Kendal ağanın otoriter sesi ile bakışlarım öfkeyle yerden kendisine döndü. Parmak uçlarıma kadar sinir ve karışık duygular hissediyordum. Her şeyi duymuş olabileceğim korkusu ile gözlerini germiş korku ile bakıyordu bana.
"Duyduklarım doğru mu, Arin’in anne ve babasını sen mi öldürdün dede?"
"Evet, ben öldürdüm." Kendal ağanın kendinden emin bir şekilde pişkin pişkin “Evet, ben öldürdüm.” demesine inanamıyordum. Benim dedem düşündüğümden daha rezil bir insanmış. Duyduklarımı sindirmekte zorlanıyordum. Dedem ne kadar da emin ve bir o kadar da pişmansızlık içindeydi.
"Sen bunu nasıl yaparsın dede, bunu yaparken sonuçlarını düşünmedin mi? Bu kadar vicdansız olabileceğini hiç düşünmemiştim. Böyle bir gerçeği on beş senedir nasıl saklarsın? Bu zamana kadar susmuşsun adaletten kaçmışsın ama bundan sonra o olmayacak dede. Bundan sonra hak adalet yerini bulacak." Evrakları masanın üzerine atıp çıkacağım sırada dedemin beni can evimden vurması ile durdum.
"Arin’i kaybetmek isteyemeyecek kadar çok seviyorsun Berzan. Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun. Sen Arin’i canından vazgeçecek kadar çok seviyorsun. Attığın her adımdan düşündüğün her şeyden haberim var Berzan. Şimdi git o karına söyle her şeyi. Bir daha söyleyecek bir karın olmayacak çünkü. Arin gerçeği öğrenirse seni istemez kimseyi istemez taş üstünde taş koymaz. Senin karın masum biri falan değil. Aç gözünü Berzan."
Ben Arin’in acısına şahit olmuştum, bile bile nasıl susardım? Arin’i kaybetmek istemiyordum. Dedem beni susturmak için can damarımdan vurmuştu. İki arada bir derede kalmıştım. Şimdi ne yapacaktım? Ya her şeyi söyleyip Arin’i kaybedecektim ya da kaybetmemek için vicdanımla baş başa kalıp can çekişecektim.
