12. bölüm · Kanlı Sevda
BÖLÜM 12: HUDUTSUZ HESAPLAŞMA (SEZON FİNALİ)
Yağmur, Karadeniz’in o kara gecesini döverken, meydandaki sessizlik adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Kurt Malkoçoğlu, 1.90'lık heybetiyle meydanın ortasında dikiliyor, alnına düşen kıvırcık saçlarından süzülen sular kanayan sol omzuna akıyordu. Ağanın tüm imparatorluğunu tek bir telsiz emriyle yerle bir etmişti.Ağa, çöken krallığının enkazı altında kalmış bir acizlikle sarsıldı. Gözü tamamen dönmüştü. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir canavardı o."Bitti dedin öyle mi Malkoçoğlu?!" diye kükredi Ağa, sesi yağmuru yardı. "Ben bitmeden hiçbir şey bitmez!"Ağa, belindeki altın işlemeli silahına davrandı. Namluyu doğrudan Kurt’un göğsüne doğrulttu. Tetikçiler nefesini tuttu, zaman yavaşladı. Kurt ise milim kıpırdamadı, gözlerinde ölüme meydan okuyan o bordo bereli soğukkanlılığı vardı.Tam o sırada, meydanın girişinde bir fren sesi koptu. Dağ evinin kapısını bir şekilde açmayı başaran, sevdiği adamı ve babasını kurtarmak için ölümü göze alan Asya, cipin kapısını açıp fırladı. Dalgalı kumral saçları ıslanmış, o hırçın yeşil gözleri gözyaşlarıyla parlıyordu."BABA! DUR!" diye feryat etti Asya, iki adamın tam ortasına, namlunun önüne atılarak.Kurt, Asya’yı karşısında gördüğü an ilk kez panikledi. O çelik gibi sert çehresi sarsıldı. "Asya! Git buradan!" diye bağırdı, pürüzsüz sesi bu kez korkuyla titriyordu. Kendisi için değil, o yeşil gözlü kadın için korkuyordu."Çekil Asya!" dedi Ağa, elleri titreyerek. "Bu adam bizim her şeyimizi aldı!""Senin hiçbir şeyin kalmadı baba!" dedi Asya, babasının tam karşısında dikilerek. Gözyaşları yağmura karışıyordu. "Sen benim babamdın ama arkanda koca bir kan gölü bırakmışsın. Eğer Kurt’u vuracaksan, önce beni vuracaksın!"Asya arkasını döndü ve Kurt’un geniş, sargılı göğsüne sığındı. Kurt, omzunun acısını unutup sarsılmaz sağ koluyla Asya’yı belinden kavradı, onu kendi gövdesiyle koruma altına aldı. İkisinin bakışları o kaosun ortasında kilitlendi. İmkansız bir aşk, namluların ucunda can buluyordu.Ağa, kızının Malkoçoğlu’na olan bu hudutsuz sevdasını gördüğünde akıl sağlığını tamamen yitirdi. "Madem öyle... İkiniz de öleceksiniz!" diyerek tetiğe asıldı.Aynı saliselerde, meydanın karanlık köşelerinden bir el daha tetiğe bastı. Devletin gizli istihbaratı, kurdunu yalnız bırakmamıştı.GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜM!PAT!Meydanda yankılanan iki el silah sesiyle Karadeniz’in dağları sarsıldı.Ekran bir anlığına karardı. Sadece yağmurun ve fırtınanın sesi duyuldu.Yavaşça aydınlanan sahnede; Ağa, göğsüne yediği istihbarat kurşunuyla yere yığılmış, gümüş saplı bastonu çamurun içine düşmüştü. Gözleri açık, gökyüzüne bakıyordu.Ama asıl şok edici olan başkaydı.Kurt Malkoçoğlu, dizlerinin üzerine çökmüştü. Sağ eliyle hâlâ Asya’yı tutmaya çalışıyordu ama gücü tükeniyordu. Ağanın son kurşunu, Asya’ya siper olan Kurt’un tam göğsünün ortasına saplanmıştı. Siyah askeri tişörtünden akan kan, yağmur sularıyla birlikte meydana yayılıyordu."KURT!" diye çığlık attı Asya. Dizlerinin üzerine düşen adamın yanına yığıldı. Ellerini Kurt’un kanayan göğsüne bastırdı. "Hayır, hayır, hayır! Kapatma gözlerini!"Kurt, nefes almakta zorlanıyordu. Geniş göğsü hızla inip kalkarken, alnına düşen kıvırcık saçlarının altından son bir gayretle Asya’nın yeşil gözlerine baktı. Dudaklarında beliren o son, acı ama karizmatik tebessümle fısıldadı:"Bu topraklarda... kurda ölüm sökmez, yeşil göz. Ben... geri geleceğim."Kurt’un gözleri yavaşça kapandı. Başları arkaya düştü. Asya, Kurt’un cansızlaşan bedenine sarılarak Karadeniz’i ayağa kaldıracak o acı feryadı kopardı:"KURT! BIRAKMA BENİ!"Kamera yavaşça gökyüzüne doğru yükselirken, yağmurun altında kanlar içinde yatan bir bordo bereli ve onun başında ağlayan kumral, yeşil gözlü bir kadının görüntüsüyle ekran tamamen siyah oldu.
