22. bölüm · Kanlı Sevda

BÖLÜM 10: KURDUN ŞAFAĞI

Kurt Tutku

Helikopterlerin devasa projektörleri dağ yamacını gündüz gibi aydınlatırken, pervanelerin yarattığı rüzgar sis bulutunu ve barut dumanını darmadağın ediyordu. Devletin en üst kademesinden gelen acil operasyon emriyle dağa inen istihbarat timleri, Volkov’un paralı askerlerini saniyeler içinde çember altına aldı. "Silahları bırakın! Teslim olun!" anonsları dağlarda yankılanıyordu.
Ancak o mahşer yerinin tam ortasında, zaman Şahin ve Kurt için durmuştu.
Şahin, bombalı tüfeğin tetiğine basamadan Kurt, 1.90'lık devasa cüssesiyle bir çığ gibi üzerine çöktü. İki eski düşman, zırhlı aracın tavanından çamurlu toprağa fırlayarak yuvarlandılar. Kurt, sırtındaki kurşun yarasından süzülen taze kana ve göğsündeki keskin sızıya aldırmadan doğruldu. Alnına düşen koyu renk kıvırcık saçlarının altındaki gözleri, Şahin’in ölüm fermanıydı.
"Bitti Şahin," dedi Kurt. Sesi helikopter seslerini bile yırtacak kadar bariton ve derindi. "Halkı arkana alıp eşkıyacılık oynayabilirsin dedin ya... Gör bak bakalım, bu halk kimin arkasında!"
Şahin, yüzünün sol tarafındaki yanık sargıların altından dişlerini sıkarak belindeki kasaturayı çekti ve delice bir hamleyle Kurt’un göğsüne doğru atıldı. Kurt, bir Bordo Bereli profesyonelliğiyle hamleyi boşa çıkardı; Şahin’in bileğini havada yakalayıp ters yöne kıvırdı. Kasaturanın toprağa düşme sesiyle birlikte Kurt, geniş omuzlarının tüm gücünü sakladığı o öldürücü sağ yumruğu Şahin’in çenesine patlattı.
*ÇAT!*
Şahin, aldığı darbenin şiddetiyle zırhlı aracın tekerleğine doğru savrulup hareketsiz kaldı. Karadeniz’in dağlarını fukaraya dar eden o hain, nihayet diz çökmüştü.
Aynı anlarda, operasyonun patlak vermesiyle köşeye sıkışan Baron Viktor Volkov, korumalarının arkasına sığınarak uçurumun kenarına gizlenmiş olan helikopterine doğru kaçmaya çalışıyordu. Protez sol eliyle çantasını sımsıkı kavramıştı; bu topraklardan kaçıp kurtulabileceğini sanıyordu.
Ancak önünde, dalgalı kumral saçları rüzgarda savrulan, yeşil gözlerinden adeta kıvılcımlar saçan bir kadın belirdi. **Asya holdingin patroniçesi olarak değil, bu dağların kızı olarak namluyu Volkov’un tam göğsüne doğrultmuştu.**
"Babamın katiliyle olan hesabımız daha kapanmadı, Volkov!" dedi Asya. Sesi sarsılmaz bir holding iradesi taşıyordu.
Volkov alaycı bir şekilde gülümsedi, korumalarına işaret edecekken arkasında 1.90'lık o heybetli gölge belirdi. Kurt, kıvırcık saçlarından akan kan ve alın teriyle Volkov’un tepesine bir kabus gibi çöktü. Tek bir hamleyle Volkov’un korumalarını yere serdi ve Baron’un şık ceketinin yakasından kavrayıp onu uçurumun kenarına kadar sürükledi.
Volkov, aşağıda dalgalanan hırçın Karadeniz sularına ve tepesinde duran kurda baktı. İlk kez gözlerinde saf bir ölüm korkusu vardı. "Beni öldüremezsin Malkoçoğlu," diye kekeledi. "Ben uluslararası bir gücüm. Devletin arkasındaki o deha olduğunu biliyorum, beni adalete teslim etmek zorundasın!"
Kurt, Volkov’u uçurumun kenarında tek eliyle askıda tutarken Asya’ya baktı. Asya’nın yeşil gözlerinde, aylardır çekilen tüm acıların, dökülen tüm kanların intikam ateşi vardı ama Kurt’un gözlerindeki o adalet mühürünü de biliyordu.
Kurt, Volkov’un yüzüne doğru eğildi. Sesi pürüzsüz ama buz kadar donuktu:
"Seni devletin adaletine teslim edeceğim Volkov. Ama bu halkın toprağına, bu kadının canına dokunmanın bedelini cezaevinin o en karanlık hücrelerinde her gün ödeyeceksiniz. Bu dağlarda kurdun kanunu ne derse, o olur!"
Kurt, Volkov’u sertçe yere fırlattı. İstihbarat timleri gelip Volkov ve Şahin’i kelepçeleyerek helikopterlere bindirirken, dağ evinin etrafını saran binlerce köylü zafer çığlıkları atmaya başladı. Av tüfekleri havaya ateşleniyor, Karadeniz insanı kendi kahramanını bağrına basıyordu.
Şafak sökerken... Helikopterler ve timler dağdan çekilmiş, geriye sadece sislerin arasından süzülen altın sarısı ilk güneş ışıkları kalmıştı.
Dağ evinin verandasında Kurt ve Asya yan yana duruyordu. Kurt’un omuzları sargılar içindeydi, siyah tişörtü hırpalanmıştı ama bakışları huzurluydu. Hafızası yerindeydi, düşman bitmişti ve en önemlisi, ait olduğu kadının yanındaydı.
Asya, elini yavaşça Kurt’un sargılı göğsüne koydu. Yeşil gözlerini onun gözlerine dikti. "Şimdi ne olacak, Malkoçoğlu? Kurt dağdan indi, düzeni kurdu. Sırada ne var?"
Kurt, kıvırcık saçlarının altından Asya’ya doğru döndü. Kolunu genç kadının beline dolayarak onu kendine çekti. O pürüzsüz, bariton sesiyle son noktayı koydu:
"Sırada yarım kalan hikayemizi yazmak var yeşil göz. Bu dağlar şahidimiz olsun ki, bundan sonra her şafak bizim için doğacak."