Kanlı Ay Matemi kitap kapağı

4. bölüm / 4

Geçmişten Sarkan Sır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Geçmişten Sarkan Sır

Bazı boşluklar kapanmaz, ama taşınabilir hale gelirdi. Ben fark etmediğim bir boşluğu yıllarca bedenim, ruhum ve varlığımda taşımıştım. O kadar alışmıştım ki fark etmemiştim bile bir yarımın boş olduğunu. Şimdi karşımda duran adama bakınca anlıyordum ki benim de taşınabilir hale getirdiğim bir boşluğum varmış. İkizime baktıkça boşluğun gitgide kapandığını hissediyordum.

Beni bulmuştu. İlk defa bir şey için çabalamamıştım ve sonunda kazanan taraf olmuştum. İlk defa çabalayan değil uğruna çabalanan taraftım.

Bulamayacağım diye korktuğum ikizim beni bulmuştu. Hem çok mutluydum hem çok sinirliydim hem çok üzgündüm. İlk defa bedenimde hissettiğim tek duygu öfke değildi. İlk defa tüm duyguları hissediyordum. Hepsini aynı anda hissetmek hiçte iyi değilmiş onu fark ediyordum.

Adımı onun dudaklarından duymak garip hissettirmişti. Derin bir aksanı vardı. Rus aksanı. Bunca zaman Rusya'da mıydı yani? Ben de Rus'um ama bu kadar aksanım yok. Bu aksan yıllarca sadece Rusça konuşursan olacak türdendi.

Arkamdaki Efnan'dan yükselen,
"Ne?" sesi, beni kendime getiremiyordu. Bedenim şokla titriyordu.

"Sen... Melek'sin. Değil mi?" Rus aksanıyla ve bozuk Türkçesiyle sordu, Ruslan.

Yaşların gözüme yeniden hücum ettiğini bütün bedenimde hissetmiştim. Burnum sızlıyor, boğazım yanıyordu. Cevap vermek adına bir şey yapamıyordum. Sadece dolu gözlerimle, bir o kadar yabancı bir o kadar tanıdık gözlere bakıyordum.

Ağlamaya başladığımı görünce ne yapacağını bilemez gibi baktı bana. Elleri havalandı ama sonra geri indirdi.

Zar zor kafamı hareket ettirerek onu onayladım. Efnan arkamdan koşarak merdivenleri çıkmaya başlamıştı. Adım seslerini duyuyordum.

"Çok garip bir durum biliyorum. Ama açıklayacağım. Sen iyi misin? Daha doğrusu... Nasılsın?" Rusça konuşmaya dönmüştü.

Anlıyordum tabii onu. Konuşmasa bile anlardım. İkizimdi o benim.

"Ben iyiyim. Yani normalde iyiydim de şu an pek sayılmam." Ben de Rusça cevap verdim.

"Anlıyorum. Benim de senden yeni haberim oldu. Öğrenir öğrenmez geldim yanına. Biraz zor oldu gerçi. Asker olunca." Buruk bir gülümsemeyle konuştu.

Asker mi olmuştu? Asker miydi benim kardeşim? Bu yaşına nasıl geldiğini bile bilmediğim kardeşim, bir de asker mi olmuştu?
Ağlayışım şiddetlendi.

"Ne oldu? Neden birden daha fazla ağlamaya başladın?" Buruk gülümsemesi silinmişti yerini endişeli bir ifadeye bırakmıştı.

"Asker misin sen? Bir de beni bulmaya mı uğraştın?"
Elimi ona uzattım. Şu an bir yere tutunmam gerekiyordu ve biricik ikizim dışında daha sağlam bir yer bulamıyordum.

Hemen elime uzanıp beni sıkıca tuttu. Bir eli elimi tutarken diğer eliyle kolumu tutarak dengemi sağladı.

"Tabii ki seni bulmaya uğraştım. İkizimsin sen benim. Ayrıca senden başka kimim var ki?"

"Ağlayan birini sakinleştirme konusunda çok kötüsün." İmkanım varmışçasına daha da şiddetle ağlamaya devam ettim. Gözyaşları şiddetle yanaklarımdan akarken geçtiği yerlerinin arkasından alev bırakıyordu sanki. Yanaklarım yanmaya başlamıştı.

"Özür dilerim." Derken oldukça endişeli görünüyordu. Diğer elimle ben de onun koluna tutundum. Koluna tutununca annemin mektubundaki Ruslan'a bıraktığı bileklik aklıma geldi. Annesi ölen bir çocuk ne olursa olsun annesinden yadigar bir şeye sahip çıkacaktı, bunun bilinceydim. Ama ikimizin de birbirimize annemden yadigar olup, birbirimize sahip çıkmamız gerektiğinin bilince değildim. Henüz

Montu bileklerini kapatıyordu, bu yüzden sol elini, elimin içine alıp bileğini açtım. Gerçekten bileklik vardı. Bir bilekliğe bir Ruslan'a baktım.

Kolunu tutan elimi bırakıp hızla boynuma götürdüm. Hac kolyemi avuç içime alarak sweatimin içinden çıkardım ve ona gösterdim.

Bakışlarında bir sürü ve aynı zamanda hiçbir duyguyu göremiyordum. Dedikleri gibi Rus askerleri bu denli donuk mu oluyordu?

Arkamdan adım sesleri duydum. Ruslan da kafasını benden kaldırıp arkama bakmıştı.

"Melek?" Koral'ın sesini duymuştum. Yavaşça ona döndüm.

"Vay anasını, dağ gibi bir ikizin varmış maşallah." Diyerek her zamanki alaycı haliyle aramıza katıldı, Anıl.

Ruslan minik bir şekilde kıkırdadı. Ses tonu çok kalın olduğu için kıkırtısı da ağır bir tonda çıkmıştı.

"Çok aramamız gerekmedi, bak kendisi bulmuş seni." Giray her zamanki halindeydi.

"Ee kapıda mı duracağız, hadi içeri girelim." Efnan konuşurken Ruslan'a parıldayan gözlerindeki hayranlıkla bakıyordu.

Kenan, abisi olarak bu hayranlığı anında anlamış olacaktı ki,
"Sen çok karışma ağabeyciğim." diyerek bir kolunu Efnan'ın omuzlarına doladı.

"Ne diyorlar?" Ruslan kulağıma fısıldayarak Rusça konuştu.

Türkçe bilmiyor muydu yani?

"Anlamadın mı?" Ben ona döndüm.

"Hayır, Türkçem o kadar iyi değil."

İşimiz zor. Nasıl anlaşacaklardı o zaman? Konuşacak çok konumuz vardı. Özellikle benim ona anlatacak bir ömrüm vardı. Aynı şekilde onun da bana. Ömür konusunu geçtim, benim peşimde seri katil vardı. İkizimse askerdi. Bence anlatsam her şey çözülebilirdi.

"Önemli bir şey değil. İçeriye geçme konusunu konuşuyorlardı." Kolunu tutup onu da içeriye çektim.

"Ya aranızda gizli dil gibi Rusça konuşup durmayın, biz anlamıyoruz sizi." Anıl mızmızlandı.

"Ne konuştuğumuzu o da anlamıyor ki. Türkçesi o kadar iyi değilmiş." Açıkladım.

"Cidden mi?" Koral inanamaz bir bakış attı.

"Yok, şaka yapası tuttu çocuğun." Biraz tersledim.

"İzin verirseniz kardeşimle birbirimize anlatmamız gereken bir ömrümüz var da bizim." Herkese tek tek baktım.

"Kız haklı bu arada. Bence de biz onları bir süre rahat bırakalım. Sonra tanışırız Ruslan'la." Efnan bakışlarını Ruslan'dan ayırmadan konuştu.

"Bence de yalnız bırakalım." Kenan uyaran bir ses tonuyla konuştu ve Efnan'ı üst kata doğru yönlendirdi.

Koral dışında diğerleri de üst kata çıkmaya başlamıştı. Kısa bir an Koral'la bakıştık, sonra o da merdivenlere yöneldi.

"Yani sen şimdi cidden benim ikizim misin?" Hâlâ gerçek gelmiyordu.

Ruslan kıkırdadı. Böyle küçük anlarda yüzünde duygu parçaları beliriyordu, donuk ifadesi yumuşuyordu.
"Evet, cidden öyleyim."

"Gel, oturmaya gidelim. Konuşacak çok şeyimiz var ne de olsa." Önden yürüyerek salona girdim.

Salçalı makarna şu an umurumda değildi.

Peşimden takip ediyordu o da. Salona geldiğimizde geniş kanepeye yöneldim. Ben kanepeye oturdum o ayakta kalıp üzerindeki ince montu çıkardı.

Montu çıkartınca ince, kısa kollu siyah bir tişörtle kalmıştı. Çok güçlü görünüyordu. Cidden Anıl'ın dediği gibi dağ gibi bir ikizim vardı.

Montunu kanepenin köşesine koyup yanıma oturdu. Ona doğru dönüp bağdaş kurdum.

"Eee, sen nerelerdeydin? Bu yaşına nasıl geldin?" Merakla sordum. İyi ki babam küçükken bana Rusça'yı unutturmamıştı. Yoksa şu an anlaşamazdık.

"Ben hatırladığım üzere 5 yaşıma kadar babam ve abimle Türkiyedeydim. Sonra liseye kadar Trabzon'da, babaannemlerin yanında okudum. Liseye geçince beni anneannemlerin yanına, Yekaterinburg'a gönderdiler. İlk baş orada normal bir liseye gidiyordum fakat okuldan atıldım. Sonra fark ettim ki ben asker olmak istiyordum, bu yüzden anneannemleri ikna edip tek başıma Moskova'da yatılı askeri bir lisede okudum. Sonra zaten hep askeriyedeydim."

Ağzından çıkan her kelimede şaşırıyordum. Ben konforlu bir şekilde aile evimde kalırken o, göçebe gibi gezip durmuştu. İçim sızlıyordu.

"Ben de 5 yaşıma kadar Yekaterinburg'daydım. Sonra hep Türkiye'de babamlarla yaşadım. Şu an da doktorum bu arada."

"Annemin hayalindeki mesleği yapıyorsun demek." Burukça gülümsedi.

Ben de gülümsemesine karşılık verdim.
"Evet, biraz öyle oldu. Bu arada sen beni nasıl buldun?"

Bir an duraksadı.
"Mektupların yanında bana, senin adresini de yollamışlardı. Ben adresi ve seni biraz araştırdım sonra zar zor izin alıp geldim Türkiye'ye. Çok kalamayacağım zaten."

Ne yani gidecek miydi? Ben gitmesini istemiyordum.

"Gidecek misin?"

"Mecburen. Kalmak isterdim ama işte, durumlar belli."

Dudaklarımı büzdüm.
"Tamam, yapacak bir şeyimiz yok. Ne kadar buradasın?"

"Bir hafta izinliyim sadece."

İkizimle ilk defa tanışıyorduk. İçimdeki burukluğun haddi hesabı yoktu. Bir insan aynı anda doğduğu kardeşiyle nasıl 27 yıl sonra tanışabilirdi?

"Sen mektupları okuduktan sonra hâlâ iyi misin?" Tereddütle sordu.

"İlk okuduğumda çok şaşırdım hatta sindiremedim gerçek olduğunu. Sonra çok ağladım. Bir ikizim varmış ve bunca yıl hiç tanışmamışım, yokluğunu hiç hissetmemişim... Kendime inanamadım."

Her söylediğimi kafasıyla onaylıyordu.
"Ben de çok şaşırdım. Tabii ben dün okudum mektupları. Sonra hemen seni araştırdım ve birden buraya geldim. Ailemden kalan tek yakınımı bulmam gerekirdi."

Böyle yapmamalıydı işte. Gözlerim yeniden yaşlarla doldu. Yıllardır bir damla akıtamayan gözlerim bu gece haddini fazlasıyla aşmıştı.

Kendimi tutamıyordum, yeniden yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı.

Ruslan, ne yapacağını bilemez gibi boş boş baktı sadece. Aramız o kadar açıktı ki beni nasıl sakinleştireceğini bilemiyordu bile.

Yavaşça bana yaklaşıp tereddütle kollarını omuzlarıma doladı. Hızla ben de kollarımı onun sırtına doladım. Kafam göğsüne geliyordu ve gözümden akan yaşlar direkt olarak onun ince tişörtünü ıslatıyordu.

Bir eliyle acemice sırtımı sıvazladı.
"Anneme çok benziyorsun. Aslında birbirimize de benziyoruz." Daha çok kendine fısıldar gibi konuşmuştu.

İstemsizce daha fazla ağlamaya başladım. Sessizce ağlıyordum.

"Yanlış anlama ben normalde bu kadar duygusal biri değilimdir. Hatta yıllardır annemin arkasından bile bu kadar ağlamamıştım. Bugün bir şeyler oldu ve ben kendimi tutamadım."

"Duygusal biri değil misin? Tamam bunu aklıma not ettim."

Derin bir iç çekti.

"Öz ikizimi ilk kez tanıyorum. İnanılmaz gerçekten. Kim bizi ayırdı ki?"

"Bilmiyorum." Çaresizce ağlarken Rusça değil Türkçe söylemiştim bunu.

Anlamış olacaktı ki yanağını başımın üzerine yasladı. Bir insan kendi kardeşiyle nasıl yeni tanışabilirdi. Cidden inanılmaz geliyordu. Bunu bize kim yaptıysa oldukça canice bir şeydi. Kim bizim ayrılmamıza neden olduysa nefes aldığı her güne onu pişman edeceğim. Kendi çapımda fazlasıyla iddialı konuşuyordum ama yaşadığım gerçeklik hiç doğru değildi.

Bir süre o pozisyonda ağladım. Ruslan, beni tutmaktan vazgeçmedi, sakinleşene kadar sırtımı sıvazladı.

Uzun süren dakikaların sonunda sarılmamızdan ayrılarak doğruldum.

"Hayat senin için çok zor değil miydi? Sen iki ebeveynini de kaybetmişsin. Ben sadece annemsiz büyüdüm ama sen hem annensiz hem babansız büyümüşsün." Rusça konuşmaya geri döndüm. Ona gerçekten çok üzülüyordum. Kendimden de çok üzülüyordum. En çok ona üzülüyordum.

Neden uzakta yaşayan ikiz o olmak zorundaydı ki? Düşününce bize bir seçenek sunulsaydı ben kendimi feda ederdim. Cidden yapardım. Ağabeyim için istense de aynı şekilde kendimi öne sürerdim. Ben genelde bencil biriyimdir ama konu sevdiklerime geldiğinde bencilliğim kendime oluyordu.

Gülümsedi. Cidden gülümsedi. Gamzeleri vardı. İki yanağında da ikişer tane gamzesi vardı.

"Hayır, zor değildi. Benim için üzülme."

İnandırıcı gelmiyordu. Hatta öyle ki üzülmeyeyim diye itiraf etmediğini düşünüyordum.

"Ama nasıl üzülmeyeyim, Ruslan? Mümkün mü bu? Benden on kat daha zor bir hayatın varmış ve ben kardeşime yardımcı bile olamamışım. Nasıl hiç birbirimizden haberimiz olmadı anlamıyorum. Nasıl bunca yıl başarılı bir şekilde bizi birbirimizden sakladıklar."

"Cidden, o kadar zor bir hayatım yoktu benim. Üzülme benim için. Artık bir önemi yok. Hem bak büyüdük artık, koca adam olmuşum başımın çaresine bakabilirim artık ben. Ablam değilsin sen benim, o kadar korumacı olmana gerek yok. Ben senin için endişelenmiştim mektupları ilk okuduğumda." Alaycı bir tonda konuşuyordu.

Acaba hangimiz önce doğmuştuk? Ben kendimi ondan büyük hissediyordum. Keşke öğrenebilseydim.

"Annem arkasında hayal ettiği bir aile bırakmamış. Ona çok üzülüyorum. Kadın ne güzel hayaller kurmuş ölürken. Sonuca bak bir de. İkizleri 27 yıl sonra birbiriyle tanışıyor. Acaba bir yerden bizi izliyor mudur? İzliyorsa çok üzülmüştür. Umarım izlemiyordur." Bakışlarım boşluğa dalmıştı.

"Duygusal biri olmadığına inanmıyorum." Ruslan hâlâ alaycı şekilde konuşuyordu.

Ona gülümsedim. Gerçekten gülümsedim.
"Duygusal değilimdir. Hatta genelde kimse ve kimsenin duyguları umurumda olmaz. Çok korkunç bakışlarım vardır, insanları korkutan."

"Bana da öyle derler. Korkunç bakıyorsun derler."

Yine gülümsedim.
"O zaman benziyoruz desene." Yine Türkçeye dönmüştüm.

Gülüşüme karşılık verdi.
Anlamış olacaktı ki, "Benziyoruz." dedi Türkçe.

Gözümde kurumuş yaşlara rağmen kıkırdadım. İlk kez tanışıyor bile olsak iyi gelmişti ikizimle konuşmak.

"Ağabeyimi aramalıyız. Onun ikimizden de haberi varmış demek ki. O neden bize birbirimizden bahsetmedi ki?" Ben telefonumu çıkarmış, rehberimde ağabeyimin numarasını arıyordum.

"Ağabeyim... Nasıl biri?" Ruslan, çekine çekine sormuştu.

İçimde bir şey kırıldı ve kırılmanın sesi kulaklarıma kadar yankılandı. O, hem ikizini hem ağabeyini tanımıyordu. İçimdeki üzüntü yerini gitgide öfkeye bırakıyordu. Ruslan'a fena haksızlık yapılmıştı. Hayatlarımızın ilerleyişi doğrultusunda hiçbir zaman aynı şehirde bile olmamışız onunla.

"Ağabeyim iyi biridir. Cidden iyidir ama bunu dışa yansıtmaz. Babamın anlattığına göre annem öldüğünde kendini toparlayamamış çünkü ağabeyim annesinin oğluymuş. Annemin öldüğünü öğrendiğim yıllar beni suçluyordu, bana çok kötü davranıyordu oysa küçükken hep bana bebeği gibi davranırdı. Öğrendiğim zamanlar beni sürekli terslerdi, yemek masasında ben varsam yemek yemezdi, benim bulunduğum yerlerde bulunmazdı ve dahası. Sonra bir şeyler oldu ve bana yeniden iyi davranmaya başladı. Benimle ilgilenmeye başladı. O zamanlarsa ben ondan uzaklaştım. 17 yaşımdayken babam ölünce ağabeyim yeniden benden uzaklaşıp kendini izole etti. O zamanlardan beri aramız iyi değil."

Anlattıklarımdan sonra Ruslan uzun bir an şok içerisinde kaldı. Gözlerini bile kırpmadan bana bakıyordu sadece.

"Babam... öldü mü?" Kendini toparladığında sorduğu ilk soru bu oldu.

Doğru ya, bunu da bilmiyordu. Kendi ailesinden bu denli uzak olması beni bu kadar çok üzüyorsa kim bilir o, nasıl bir üzüntü içindeydi.

Dudaklarımı birbirine bastırıp kafamı aşağı yukarı hafifçe salladım.

"Anladım, kötü olmuş. Peki ağabeyimiz o ne yapıyor şu an?"

"O kendi ailesini kurdu. İki çocuğu var şu an. Onlarla birlikte yaşıyor." Buruk gülümsememi tutamadım.

Ağabeyim bana düzgün ağabeylik yapmamış olabilir, evet. Ama ben hayatımın hiçbir döneminde bana davranışlarından dolayı onu suçlamadım. Hep kendimi suçlu buldum. Bazı geceler gün ağırana kadar içinde bulunduğum olayı düşünürdüm ve hiçbir zaman suçu ağabeyimde bulmazdım. Şimdi dönüp bakınca hâlâ onu suçlu bulmuyorum. Ağabeyimin yerinde olsam ben kardeşime böyle davranmazdım ama onun da kendince sebepleri vardı işte. Ayrıca geçip girmişti artık. Ruslan'ın da dediği gibi büyümüştük ve bir şekilde eskilerin üstesinden gelmiştik. Yine üstesinden gelmeliydik hem de bu sefer ardımızdan hiçbir iz bırakmamalıydık çünkü artık çocuk değil, yetişkindik. Sonuçta yetişkinler her şeyin üstünden gelmeyi bilir değil mi?

Ruslan dediğim şeyden sonra yeniden bir şoka girmişti.
"Yeğenin mi var senin?" Şokla sordu.

Kendi ailesine çok uzak kaldığı için kendini dahil etmiyor muydu bize? Onlar ne kadar benim yeğenimse bir o kadar da onun da yeğenleri.
Kalbim hacmini aşacak bir üzüntüyle dolmuştu bu akşam. Bedenim yılların duygusuzluğunu bugün kotasını aşarak bana hissettirmişti.

"Senin de yeğenin onlar. Ruslan, sen onların amcasısın. Alış buna. Gerçi ben halaları olarak sadece bir kez gördüm onları ama neyse."

"Ben mi? Amca mıyım ben? Peki, kaç yaşındalar?"

"İkizler, ikisi de beş yaşında.." Tek bir kelimeydi işte. Doğdukları andan itibaren hep birliktelerdi. Onlar ayrılmamışlardı birbirinden. Ayrılmayacaklardı da.

İkimiz de sessizliğe bıraktık kendimizi. Tek kelime ikimiz için de ağır anlam taşıyordu. İkimizin de bir yarısı doğduğu andan itibaren yokmuş aslında. Bu akşama kadar bilmiyorduk bunu.

"Buradakiler senin arkadaşların mı?" Sessizliği Ruslan böldü.

"Yani pek sayılmazlar. Şimdi aslında şöyle, benim peşimde bir katil var. Ben de ondan dolayı Koral'la anlaşma yaparak buraya geldim. Benim burada ilk günüm."

Ruslan'ın kaşları çatıldı ve yüzünden öyle karmaşık bir ifade belirdi ki söylediklerim konusunda ne hissetmişti anlayamıyordum. Hem kafası karışık hem de öfkeli gibi duruyordu.

"Seri katil mi? Burada seri katil mi varmış ve benim kardeşimin mi peşindeymiş? Ağabeyim ya da polisler biliyor mu bunu?"

"O işler biraz karışık. Bu katil yıllardır buradaymış ve polisler falan herkes biliyor onun varlığını. Kimse bir şey yapamıyor çünkü eğer biri bir şey yapmaya kalkarsa katil onu öldürüyor. Hedefi benim çünkü; çöp konteynerına bıraktığı ceset karşıma çıktı. Ağabeyim bilmiyor, söylemedim ona. Benimle uğraşmasına gerek yok."

"Ağabeyim ne boktan bir ağabeymiş. Ölme riskin mi var yani şimdi senin?" Şimdi de endişeli gibi duruyordu. Gülmediği sürece yüzü düz duvar gibiydi, ne hissettiğini anlayamıyordum.

"Senin ölme riskin benden daha yüksek. O yüzden sakin ol, ölmem." Ben gülümsemeye çalışarak konuştum.

"Polisler bir şey yapmıyor yani? Sen benim yanıma gelsene. Ben sana daha iyi bakarım."

Teklifine karşı bir an afalladım. Giderdim, tabii ki onun yanında her yerden daha güvende olurdum ama benim burada bir işim vardı ve ben bu işi ellerime almak için çok çabalamıştım. Sikik bir katil yüzünden işimi arkamda bırakamazdım, bu benim yapacağım bir şey değildi.

"Olmaz, Ruslan. Gelmek isterdim ama benim burada bir işim var, onu o kadar kolay bırakamam. İyi olacağım ben, Koral koruyacakmış beni."

Boş boş yüzüme baktı. Zihninde fırtınalar dönüyor gibiydi ama hiçbir şey anlaşılmıyordu. Gerçekten hayatımda bu kadar ifadesiz kimseyle karşılaşmamıştım.

"Koral hangisiydi? Devasa sırtı olan esmer adam mı?"

Bingo! Devasa sırtı olan Koral adam. O sırta kaç yılda sahip olmuştu acaba?

Kafamı sallayarak onu onayladım.

"O mu seni koruyacakmış? Burada mı?" Etrafa yargılayıcı bakışlar attı.

"Evet, bence gayet korunaklı bir yere benziyor." Ben de etrafa bakındım.

"Ne kadardır tanışıyorsunuz?"

Bu soru hoş olmamıştı. Cevabı verdiğimde, arkasından gelecek cevap tahmin edilesiydi.

"Üç gündür."

Etrafa bakınan bakışları aniden bana döndü.

"Melek, senin bu kadar salak olacağını tahmin etmezdim. Üç gündür tanıdığın adama nasıl bu kadar kolay güvenebilirsin. Benim gibi birinin ikizi nasıl bu kadar salak olabiliyor ya? Senin hayatın tehlikede ve sen önüne gelen ilk adama güvendin mi?" Öfkeden sesi yükselmişti. Haklı sayılırdı. Bana da saçma geliyordu ama başka yapacak bir şeyim yoktu benim de.

"Ne yapayım? Katil evimi kanla boyamıştı. Ben bir doktor olarak bunu söylemiliyim ki boyadığı şey sade kan değildi. O kanın içinde bir şey vardı, ne vardı bilmiyorum ama bir şey vardı." Benim de sesim öfkeden yükselmişti. Verdiğim karar mantıklı değildi, bunun farkındaydım ama beni aşağılamasına ikizim olsa bile izin vermem. Yaptığım yanlışın bir sonucu olacaksa ben çekecektim zaten.

Ruslan'ın öfkeli görünen yüz hatları şimdi şaşırmışa benziyordu.
"Kana mı boyamıştı, nasıl yani? Bu Türkçe bir mecaz da sen bunu Rusçaya mı çevirdin yoksa ciddili mi?"

"Cidden evimde kan vardı benim. Yatağımda kanlarla yapılmış insan vücudu vardı. Nasıl kalacaktım ben o evde, o tehtid bana sunulmuşken!"
Bayağı bağırıyordum şu an. Beni öfkeden küplere bindirmişti çünkü. Az önce yeni kavuşmuş iki kardeş olarak tatlı tatlı anlaşıyorduk, şu an halimize bak. Oturduğum yerden kalkıp Ruslan'ın önünde bir ileri bir geri yürümeye başladım.

"Yine de verdiğin karar çok saçma. Polise gidebilirdin, ağabeyime haber verebilirdin. Başka yapabileceğin seçenekler varken tanıştığın ilk kişiye güvenmen çok saçma!" Yine, yeniden bağırarak konuşmuştu. Bizim ailecek ses tonumuz yüksek galiba.

"Bana bağırıp durma! Polise haber verseydim hiçbir şey yapmayacaklardı daha doğrusu yapamayacaklardı. Ağabeyim konusunu açma bile. Ayrıca verdiğim kararın doğru olmadığının farkındayım zaten sonuçları olacaksa da ben katlanacağım işte. Ne uzattın bu konuyu." Bağırmaktan boğazım ağrımaya başlamıştı. Rusça zaten kaba bir dildi, bir de biz bağırarak konuşmaya başlayınca daha da kaba ve korkunç olmuştu. Ruslan öfkeliyken çok korkunç duruyordu. Kim bilir işini yaparken ne kadar korkunç duruyordur.

"Konuyu uzattım çünkü senin için endişeleniyorum, Melek. Neyini anlamak istemiyorsun bunun? Tek ailem senken, seni de kaybedemem ben." Sesi alçalmıştı ama hâlâ çok öfkeli duruyordu.

Beni sıcak basmıştı. Yüzümün ve boynumun kıpkırmızı olduğuna emindim.

"Ben de senin için endişeleniyorum. Başka meslek yokmuş gibi gidip asker olmuşsun, ya senin de başına bir şey gelse? Sen de, ben de aynı durumda sayılırız. Ayrıca sadece kendi çerçevenden bakıp durma olaya." Ben sakinlememiştim hâlâ bağırıyordum.

"Aynı durumda falan sayılamayız. Senin peşinde katil varmış!" Bağırmamak için kendini tutuyordu. O da kıpkırmızı olmuştu.

"Orada onu kast etmedim bir kere ben! Orada duygusal açıdan konuştum. Durum olarak aynı sayılamayız zaten, benim peşimde katil var!" Kafayı yiyecek gibi hissediyordum. Damarlarımdaki kan akışını hissediyordum. Bedenimde dolanan kan gitgide kaynıyor derimin altından beni yakıyordu resmen. Bu öfkem Ruslan'a değildi. Kimeydi ben de bilmiyorum açıkçası.

"Tamam tamam, bağırmanın bir çaresi olmayacak, sakinleşelim. Bir yolunu buluruz. Merak etme ölmeyeceksin." Öfkesi dizgilemiş gibiydi. Mantıklı bir öneri sunmuştu çünkü.

"Zaten ölmeyeceğim!" Bunu Türkçe söylemiştim. Anlamamıştı büyük ihtimalle çünkü bana çözülemeyecek bir bulmacaya bakar gibi bakmaya başlamıştı.

"Ne oluyor, ilk günden birbirinizi mi öldüreceksiniz?" Koral, oturma odasının girişinde belirdi.

İkimizin de bakışları sese döndü.

"Kimse, kimseyi öldürmeyecek!" Koral'a da bağırmaya başlamıştım.

Koral, iki elini havaya kaldırıp yanımıza doğru yürüdü.
"Tamam prenses, bir şey demedim." Az önce kalktığım boşluğa oturdu.

Prenses mi? Oradan bakılınca prensese benzeri halim mi vardı benim?

"Koral bu değil mi?" Ruslan, Koral'a bakarken sordu.

Koral'la Ruslan garip bir şekilde bakışmaya başlamışlardı.

Ben niye bu kadar sinirlenmiştim ya? Elimi kalbime dayayıp sakinleşmek adına derin derin nefesler almaya başladım. Odadaki koku yüzünden nefes alamıyordum ki. Hem Koral'ın hem de Ruslan'ın ağır parfümü her yeri kaplamıştı resmen.

"Hayırdır, bakışacak mıyız bütün akşam böyle?" Koral, Ruslan'a sordu.

Ruslan bir şey anlamıyordu ki. Gerçi ona Rusça da bir şey anlatamamıştım. Algısı mı kapalıydı acaba bu çocuğun?

"Ne?" Bildiği birkaç Türkçe kelimelerden biri olanı ağır Rus aksanıyla kullandı.

Baş ve işaret parmağımla burun direğimi hafifçe sıktım ve gözlerimi kapattım. İçimdeki bu ağır öfke sadece Ruslan'ın beni salak yerine koymasından dolayı olamazdı. Bu akşam çok ani duygu yükelemeleri yaşamıştım. Bedenim alışık değildi bu kadar duyguyu bir anda hissetmeye.

"E ikizin Türkçe biliyormuş işte." Koral konuşmuştu. Gözlerim kapalı olduğu için yüz ifadesini göremiyordum ama alayla sırıttığına emindim.

"Вы собираетесь сейчас переводить? Иначе мы не сможем прийти к взаимопониманию." Dedi, Ruslan.

"Türkçe bilse, şu an çeviri yapmamı ister miydi?" Gözlerimi açtığımda Koral'a bıkkınca baktım.

"Çeviri mi istiyor? Hani ben Rusça bilmiyorum ya çeviri mi istiyor sülaleme mi sövüyor emin olamıyorum kusura bakma." Koral'ın alaycılığı üstündeydi.

"Ya ikiniz aynı ortama girmesenize ben size çeviri yapmakla uğraşmak istemiyorum." Rusça konuştum. Şimdi de Koral anlamamıştı.

"Kusura bakma ya, Rusyada Türkçe konuşacak kimsem olmadığı için." Ruslan bıkkın ama alayla konuştu.

"Ne diyor bu lavuk? Türkçe falan dedi. Bak onu anladım ama." Koral kendini beğenmişçe gülümsedi.

Gözlerimi devirdim.
"Lavuk mu? Lavuk dediğin adama dön bir bak istersen koskoca Rus askeri."

"Ne dedi? Rus falan dedin onu anladım." Ruslan konuştu.

"Asker mi? Vayy be." Koral, Ruslan'ın koluna birkaç kez hafifçe vururdu. Aynı zamanda gülüyordu.

Ruslan, ne olduğunu anlayamadığı için çatık kaşlarla Koral'ın bu hareketini izliyordu.

"Çevirilmeye değecek şeyler demediği için çevirmiyorum." Dedim Rusça.

"Garip bir adam. Buna mı güvendin cidden?" Yargılayıcı bakışlarla Koral'ı süzdü.

"Ne bakıyor böyle bu bana?" Koral tersledi. Of cidden yordu bunlar ya.

"Normal bakıyor işte." Normal bakmıyordu. Bu bakışı sokaktan geçen birine atsa başı belaya bile girerdi Ruslan'ın.

"Gerçi ilk tanıştığımızda sen de böyle bakıyordun. İkiz olduğunuz çok belli."

"Aynen, belli. Hadi siz takılın burada ben salçalı makarna yapmaya gideceğim." Oturma odasının çıkışına doğru yürümeye başlayacakken Türkçe söylediğim için Ruslan'ın anlamadığı gerçeği zihnime dank etti.

"Ben salçalı makarna yapmaya gidiyorum." Ruslan'a Rusça söyleyip kapıya doğru yürümeye yeniden başladım.

Tam çıkacakken Anıl ve Efnan ellerinde ikişer tabak makarnayla önümde belirdiler.

"Hallettik biz o işi." Anıl kendini beğenmiş bir şekilde gülerken bakışıyla elindeki iki tabağı işaret etti.

Afallamış bir şekilde karşılarında kalakalmıştım.

"Hadi Melek, sizin için getirdik." Efnan, yalvarıyor gibi bakıyordu.

"Tamam, teşekkür ederiz." Arkamı dönüp koltuğa geri döndüm. Ruslan'la Koral'ın arasına oturdum.

"Salçalı makarna yapmışlar." Ruslan'a Rusça söyledim.

Efnan elinde tuttuğu tabaklardan ilkini Ruslan'a uzattı. Gözlerini alamıyordu resmen çocuktan.

Kıyamam Ruslan hiçbir şey anlamıyordu. Saf saf bakarken ona uzatılan tabağı aldı.

"Приятного аппетита" Efnan, flörtöz bir şekilde sırıtırken Rusça konuşmuştu. Açıkçası şaşırmamıştım. Rusça bilmediği belliydi çünkü o kadar ağır Türk aksanıyla konuşmuştu ki bir an Ruslan'ın anlamadığını düşündüm.

"Вы говорите по-русски?" Ruslan konuşunca Efnan afallamış bir şekilde önünde kaldı. Onu ortada bırakmamak adına elimle ağzımı Ruslan'a karşı kapatıp fısıldayarak, "Rusça mı biliyorsun diye soruyor." dedim.

Kafasıyla hafifçe beni onayladıktan sonra Ruslan'ın karmaşık bakışlarına geri döndü.

"Нет, всего несколько слов." Şu an şaşırmıştım. Bu cümleyi kurabilmesi beni şaşırmıştı, aksanı kendini ele veriyordu ama kelimeleri tamamen doğruydu.

Gariptir ki Ruslan da flörtöz diyebileceğim bir şekilde sırıtmaya başladı.
"Etkileyici." Dedi, Türkçe.

Arkadan romantik şarkı mı çalıyordu yoksa benim beynim bana oyun oynama kararı mı almıştı? Etrafa bakındığımda Anıl telefonunu Koral'la benim arama koymuş muzip bir şekilde sırıtırken elindeki makarnayı çatalına doluyordu.

İkisinin bakışları Anıl'a dönünce romantik havanın silindiğini hissettim. Efnan, Anıl'a onu öldürecek gibi bakıyordu. Ruslan'ın ise gülüşü iyice büyümüştü.

Koral öksürerek boğazını temizledi ve aramızdaki telefonu alıp şarkıyı kapattı. Sayesinde romantik ortam silindi.

Efnan elindeki iki tabağı bana ve Ruslan'a verip, bana mahcup bir şekilde gülümsedi. Önümüzden geçerek Anıl'ın yanındaki boşluğa oturdu.

"Efnan, sen yemeyecek misin?" Anıl ağzındaki makarnayı umursamadan konuştu. Beş yaşında falan mıydı bu çocuk acaba?

Efnan, koltuktaki yanındaki minik boşluğa ne zaman bıraktığını anlamadığım telefonunu alıp bir şeye baktıktan sonra kapatıp geri yerine koydu.

"Yok, ben aç değilim." Kollarını göğsünde çaprazladı.

"Olmaz öyle." Anıl, çatalına doladığı spagettiyi Efnan'ın ağzına doğru götürdü. Efnan yüzünü buruşturarak kafasını geri çekti.

"Yemeyeceğim dedim ya, istemiyorum."

Ruslan olanlardan uzakta kaldığı için benim önüme doğru hafifçe eğilerek olanlara baktı. Bir yandan makarnasını yiyordu.

"Al abim, sen bunu ye." Koral kendi tabağını Efnan'a uzattı.

"Hayır ağabey, istemiyorum ben yemek." Efnan ısrarla reddediyordu.

"Olmaz öyle şey. Hem bugün ne yedin ki? Ben seni hiçbir şey yerken görmedim. Olmaz öyle." Koral da inatla tabağı ona uzatıyordu.

Efnan bir an bir şey diyecek gibi oldu ama sonra fikrini değiştirmiş gibi sustu.
"Yedim ben bir şeyler. İstemiyorum makarna."

"Ama-" Anıl'ın cümlesini ben böldüm.

"Bırakın kız yemek istemiyorsa yemesin. Koskoca yaşında kendi kararlarını verebilir sonuçta."

Efnan bana minnet dolu bir bakış attı.

"Biz onun iyiliğini istiyoruz sadece." Koral hafifçe çenesini sıkarak konuştu.

"Kendi iyiliğine kendisi karar verebilir, Koral. Bırak yemeyecekse yemesin." Ben de onun taklidini yaparak konuştum.

"Bulduk abi, bulduk." Kenan içeriye heyecanlı bir şekilde dalınca herkes kapıya döndü. Arkasında elleri pantolonun cebinde duran Giray vardı ayrıca üzerindeki siyah sweatshirtin şapkasını kafasına geçirmişti.

"Neyi buldunuz?" Efnan çatık kaşlarıyla Kenan'a döndü.

"Ruslan'a notu bırakanı." Giray, Kenan'ın arkasından dolanarak aramıza gelirken cevapladı. Koral'ın elindeki tabağı alıp Efnan'ın yanındaki boşluğa oturdu. Boşluk zaten küçücüktü bir de Giray bacaklarını açarak oturunca Efnan iki erkeğin arasında sıkışmıştı.

Herkes beklenti dolu bakışlarla Kenan'a bakarken ben yanımda bir hareketlenme hissedince kafamı Ruslan'a çevirdim.

"Девочка застряла там. Пусть сидит здесь." İkizim devasa bir şey olduğu için ayaklandığı herkes tarafında anlaşılmıştı ve herkes şu an ona bakıyordu.

"Efnan, sen orada sıkışmışsın buraya geçmen için kalkmış." Herkes anlasın diye Türkçeye çevirdim. Bu görev sıkıcı bir hal almaya başlamıştı.

Efnan'ın bembeyaz olan yüzünde minik bir kızarıklık oluşmaya başlamıştı.

"Ay, teşekkür ederim." Efnan, mahcup bir şekilde iki erkeğin arasından kalkıp yanımda oluşan boşluğa oturdu.

Ruslan'ın Türkçe kelime haznesinde olan kelimeleri kullanmış olacaktı ki bu yüzden Efnan'a minik bir şekilde gülümsedi.
"Rica ederim." Ağır aksanıyla konuştu yine.

Ruslan bir elinde makarnasını tutarken diğer elindeki çatalla da yiyordu.

Herkes bu ikilinin arasında garip bir şekilde bakışlarını dolaştırıyordu.

"Ne oluyor lan bunların arasında?" Anıl konuştu. Bu sefer ağzında yemek olmaması şaşırtmıştı.

Ben bilmediğimi belli etmek adına omuz silktim.

"Bir şey olduğu yok. Sizin öküzlüğünüz yanında centilmenlik yapmak istemiş işte sadece." Efnan hızla kendini ve Ruslan'ı savundu.

Giray bir anlığına yemeyi durdurdu.
"Bu durumda öküz ben mi oluyorum?" Gayet sakin bir şekilde konuşmuştu. Bu çocuğun sakinliği beni benden alıyordu açıkçası.

"Yok, siz ikiniz oluyorsunuz." Koral işaret parmağını Anıl ve Kenan arasında hafifçe salladı.

"Aşk olsun, Efnan. Ben o kadar yemek teklif ettim sana buna rağmen öküz mü oldum? Yazıklar olsun. Püh sana." Anıl alınmış bir şekilde konuştu.

"Her neyse." Hâlâ kapıda duruyor olan Kenan konuşarak yanımıza geldi. Kanepenin önüne yere oturup bağdaş kurdu.

Herkesin dikkati Kenan'a çevirilmişti.
"Mektupları İrina, Ruslan'a götürmüş. Yani zaten İrina'nın Rus olduğu konusunu daha önce konuşmuştuk. Rusya konusunda bilgili olduğu ve pasaportu olduğu için İrina bırakmış mektupları."

"İrina mı? İrina İvanova mı?" Ruslan konuşmaya karıştı. Türkçe sormuştu, tamam bu olasıydı ama bu kadar uzun bir cümleyi nasıl anlamıştı.

Giray ve Kenan kafalarını sallayarak onu onayladılar.

"Ben Yekaterinburg'da okuldan atılmadan önce aynı sınıftaydık kendisiyle. Hatta baya sürekli kavga ederdik. Düşman gibi bir şeydik. Okuldan atılma olayımda parmağı olduğunu düşünüyorum bunca yıldır." Yeniden Rusça konuştu. Ben duyduğum her cümlede daha şaşırıyordum.

Benim dışımda kimse anlamadığı için hepsi bana bakıyordu. Of, anlasalar ne olurdu sanki?

"İrina'yla eskiden sınıf arkadaşıymış. Yani okuldan atılıp askeri liseye geçmeden önce. Düşman gibi bir şeylermiş."

Herkesin ağzı şokla bir karış açılmıştı. İki kişi hariç; Koral ve Giray. Bunlar her olayda sakin kalan tayfaydı.

"Gölge bunu biliyor mudur dersiniz?" Efnan sordu.

"Bilmeme ihtimali yok. Kesin kasıtlı olarak yapmıştır bunu." Koral cevapladı.

"Ama İrina, Gölge'yle yeni çalışmaya başlamamış mıydı?" Ben sordum. Zihnimde yerine oturmayan taşlar vardı.

"Evet işte. Ben de ona takıldım." Anıl beni onayladı.

"İrina nasıl bir kadın?" Kenan'a sordum.

"Dış görünüş olarak soruyorsan eğer; uzun siyah saçlı, mavi gözlü ama gözlerinin senin gibi canlı bir rengi yok. Buz mavisi ya da gri gibi. Uzun boylu, beyaz tenli bir kadın. Kişilik olarak soruyorsan tek bildiğimiz şeyler manipülatif biri olduğu, ağzından çıkan lafa inanmamamız gerektiği ve kesinlikle duygusuz bir kadın olduğu. Bir de psikoloji okumuş galiba." Beni cevapladı.

"Peki, İrina'nın bu olayda rolü ne ki? Gölge'ye nasıl bir katkısı oluyor bu kadının?" Anlamlandıramıyordum. Her şey çok saçmaydı, saçmalıklar silsilesi içinde boğuluyorduk resmen.

"Gölge sadece katil. Tek yaptığı insanları öldürmek. Bildiğimiz kadarıyla onun büyük bir çetesi var. Her alanda parmağı olan insanlarla donattığı bir çete. İrina da o çetedeki üyelerden biri. Gölge normal şartlarda sadece erkekleri öldürür, İrina da güzel bir kadın. Belki kurbanları baştan çıkartması konusunda yardımcı oluyordur belki de İrina aslında Gölge'ye yardımcı olmak yerine kendi çıkarları altında o çeteye karışmıştır. Sonuçta manipülatif biri olduğunu biliyoruz artık, Gölge'yi neden manipüle etmesin ki?" Koral açıkladı.

Yine de mantıksız geliyordu. Nasıl bir çıkarı olacaktı ki öyle bir çeteye karışsın? Gölge gibi bir adım nasıl manipüle olacak ki? Ben Gölge'nin o kadar kolay manipüle edilecek biri olduğunu düşünmüyorum. Düşündüğüm her şey doğru olamaz ki. Acaba ben en baştan mı yanılıyordum? Başı neresiydi ki bu olayın? Kafamda her şey allak bullak olmuştu.

Diğerleri aralarında bir şey konuşuyordu, Ruslan makarnasını bitirmiş boş boş konuşulanları dinliyordu, bense olayı kafamda çözmeye çalışıyordum.

Hiçbir şey mantıklı gelmiyordu. Yaşanan şeyler gerçek gibi gelmiyordu. Rüyada gibiydim. Varlığımı hissediyordum, hayatta olduğumu, kalbimin attığını hissediyordum ama garip bir şekilde de ölü hissediyordum kendimi. Sanki ben çoktan ölmüştüm de bu toprağın altında gördüğüm bir rüyadan ibaret gibiydi. Öyle bir şey mümkün müydü ki?

Tamamen şansızlık mı demeliydim bu başıma gelene yoksa kader mi? Şansızlık kaderimde yazıyorsa o zaman ne demeliydim? Belki de insanın en büyük yanılgısı, yaşadığı acıya bir isim bulmaya çalışmasıydı. Oysa bazı felaketler hiçbir kelimeye sığmazdı. Sessizce gelir, içindeki en aydınlık yeri söndürür ve giderdi. Geriye ise ne eski sen kalırdı ne de suçlayabileceğin tek bir sebep.

Eğer bu kaderse, neden bu kadar acımasızdı? Eğer şanssızlıksa, neden hep beni buluyordu? Belki de ikisi aynı şeydi; biri gökyüzünün, diğeri yeryüzünün verdiği isim.

Ve ben... Hangisine inanırsam inanayım, sonuç değişmiyordu. Her gece aynı karanlık, aynı sessizlik, aynı eksiklik omuzlarıma çöküyordu. İnsan bazen canını yakan şeyin ne olduğunu bilmezdi. Sadece, bir gün içinde ölen bir tarafı olduğunu hissederdi. İçimin bir tarafı yıllardır ölü sanardım, meğer o zaman bu his sadece fragmanmış. Çünkü şu an bir tarafım tamamen ölmüştü ve ben üzerine kuru toprağı örtmüştüm bile.

Belki de bazı insanlar mutlu olmak için değil, karanlığa alışmak için doğuyordu. Ben kendimi karanlık sanardım bir de. Şimdi düşünce komik geliyor her sanım.

Kapının zili evde yankılandı ama cevap vermek adına hiçbir hizmetçi oraya gitmedi. Bugün ikinciye bu olayı yaşıyorduk. İlkinde ikizim karşıma çıkmıştı peki şimdi kimin nesi çıkacaktı? Benim sonum da çıkabilirdi, şaşırmazdım.

Kimse kalkmaya yeltenmiyordu sadece birbirimize bakıyorduk. Kimse birini beklemiyor muydu yani? Ne olurdu biri arkadaşını çağırmış olsaydı.

Koral'la Giray bakışlarıyla anlaşmış gibiydiler çünkü Giray, "Siktir." deyip telaşla ayaklandı. İlk defa sakin değildi. Bu durum gerilmeme sebep oldu.

Giray'ın merdivenlerden koşan adımları buradan duyuluyordu. Ne olduğunu anlamayan bir tek ben ve Ruslandık.

"Sabır gerçekten. Sabır diliyorum sadece." Koral da söylene söylene ayaklandı ve kapıya doğru ilerledi.

Efnan'la göz göze gelince kafamı, "Ne oluyor?" anlamında salladım. O dudaklarını birbirine bastırıp omuz silkti. O da mı bilmiyordu yani?

Oturma odasında derin bir sessizlik vardı öyle ki Koral'ın adım seslerini duyuyorduk. Adım sesleri sonunda durduğunda dış kapının açılma sesini duyduk.

"N'aber Koral?" Bir kadın sesi geldi. Aşırı feminen bir tona sahipti. Yürüyen östrojen falan olabilir miydi acaba? Alttan bir aksan da geliyor gibiydi ama nerenin aksanı anlayamadım.

"Ne işin var senin burada?" Koral'ın sesi birden daha da kalınlaşmıştı.

"Eski dostum senin evindeymiş. Onu görmeye geldim." Kadın yeniden konuştuğunda kaşlarım çatıldı.

Kim eski dostuydu? Oturan herkese tek tek baktığımda herkes pür dikkat kapıya odaklanmış, konuşmayı dinliyordu.

"Her yer koruma doluyken eve nasıl girdin?" Koral sertçe sordu.

"Ama onu söylersem bir anlamı kalmaz ki мой малыш." Kadının bunu söylerken sırıttığı çok belli oluyordu.

Bebeğim mi? Kadın Rustu ve Koral'a bebeğim demişti. Kimdi ya bu?

Koral'ın derin bir nefes aldığını duymuştuk. Cidden sabrı tükeniyor gibiydi. İçeri alsa da biz de görsek şu kadını.

"Bir daha bana o lakabı kullanırsan..." Koral cümlesini bitirmeden boş bir tehtidde bulundu.

"Evet evet, aynen ondan." Kadın alayla konuştu. Topuklu ayakkabının zemine vurma sesi evde yankılanınca içeri girdiğini anladım. Beklentiyle kapıya bakıyordum.

Oturma odasının girişinde beliren kadını utanmadan süzdüm. Siyah, yırtmacı olan mini bir kalem etek, bacakları çıplaktı, üşümüyor muydu o halde? Göğüs kısmı dantallerle çizilmiş askılı siyah bluz ve deri ceket. Simsiyah saçları vardı ve kalçasına kadar uzanıyordu. Teni o kadar beyazdı ki ilk gördüğünüz an ölü ya da vampir olduğunu düşünebilirdiniz. Uzun boyuna rağmen ayağında topuklu deri botlar vardı. Vücudu ince olmasına rağmen kıvrımları vardı. Gerçekten de yürüyen östrojen olabilirdi.

Bakışlarım vücudundan yüzüne çıktığında göz göze geldik. Beynimden vurulmuş gibi hissettim. Buz mavisi gözleri o kadar keskin bakıyordu ki beynimden vurulmamış olsam bile tenimde bir yerlerde kesiği hissettim. Buz mavisi gözlerini siyah bir göz kalemiyle iyice keskinleştirmişti. Cildinde hiçbir makyaj yok givi duruyordu çünkü mor göz altları belli oluyordu. Sadece ağır göz makyajı ve kırmızı ruju vardı. Kadın cidden güzeldi.

Bakışları benden, arkamızda ayakta duran Ruslan'a kaydı. Kırmızı, dolgun dudaklarında sinsi bir sırıtış belirdi. Kafamı hızla Ruslan'a çevirip onun da tepkisine baktım. Kaşları çatılmıştı bu yüzden normalde olduğundan daha sert duruyordu yüzü.

"İrina?" Dehşete uğramış ifademle aniden kadına döndüm. Ruslan'ın ağzından çıkan isim damarlarımda dolaşan kanın donmasına yetmişti. Bedenimin buz kestiğini her bir hücremde hissediyordum.

İrina'nın arkasında Koral'ın bedeni belirdiğinde gözleri ilk benim gözlerime değdi. Bakışları sakin kalmamı mı söylüyordu yoksa ben bugün fazla duygusal olduğum için her şeye anlam mı yüklüyordum?

"Evet, benim." İrina olduğuna inanmak istemediğim kadın Rusça konuştu.

Kapıdayken eski dostum dediği kişi Ruslan'dı yani.
Bu kadar düşman kesilecek ne yaşamış olabilirlerdi ki? Ruslan'ın madur kişi olacağına adım kadar eminim. En kısa vakitte olayı öğrenmem gerekiyordu.

Dehşet dolu bakışlarım ikisi arasında dolanırken Ruslan da kaldılar.Ruslan'ın yüzüne baktım. Gözlerinde tek bir tereddüt bile yoktu. İşte o an anladım... Korkmam gereken şey, o ismin sahibi değildi. Asıl korkunç olan, bu hikâyenin daha yeni başlıyor oluşuydu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…