2. bölüm · KANLA YAZILAN BAĞLANTI:WONKİ
Yeni Bir Başlangıç
İnsan bazen geçmişinden kaçabileceğini sanıyor ben de öyle sanıyordum.Otobüsün camına başımı yaslayıp dışarıdaki yağmuru izlerken içimden sadece tek bir cümle geçiyordu.
'Bu şehirde kimse beni tanımayacak.'
Belki de buna gerçekten ihtiyacım vardı.En önemlisi, geçmişimi hatırlatan hiçbir şey olmayacaktı.
Telefonum titredi.
Pavyondaki 3lü
Beomgyu;
"Vardın mı lan?
Siz;
"Yok daha varmış."
Yeonjun;
"Gidince bizi unutma çok pis bozuşuruz."
Siz;
"Sizi unutursam dünyada unutamayacağım kimse kalmaz."
Yeonjun;
"Öf tamam edebiyata bağlama."
İkisi de yıllardır en yakın arkadaşlarımdı. Buraya gelmeden önce defalarca
'Bizim yanımızda kal.' demişlerdi ama istemedim.
Kimseye yük olmak istemiyordum.Kendi başıma yaşayabileceğimi kanıtlamak istiyordum.
Yaklaşık iki saat sonra otobüs küçük bir kasabada durdu.
Şöför;
"Son durak!"
diye bağırınca valizimi alıp aşağı indim.Yağmur hâlâ yağıyordu hava beklediğimden soğuktu.
Tam o sırada siyah takım elbiseli yaşlı bir adam bana doğru yürüdü.
"Mehaba siz Yang Jungwon olmalısınız?"
"Evet."
"Ben emlakçıyım önden buyrun."diyip valizimi alırken hafifçe gülümsedi.
"Malikâne biraz şehir dışında arabayla yaklaşık 20 dakika sürecek."
Arabaya bindik yol boyunca ormanların arasından geçiyorduk.
Ağaçlar o kadar sıktı ki gökyüzü neredeyse görünmüyordu.
Yağmurun sesi arabaya vurdukça içimde açıklayamadığım garip bir huzursuzluk oluşuyordu.
"Malikâne gerçekten dendiği gibi uzun zamandır boş mu?"
Adam direksiyondan gözünü ayırmadan cevap verdi.
"Evet. Uzun süre kimse ne önünden geçti neden taşınmak istedi."
"Peki neden kimse yaşamıyor?"
Adam birkaç saniye sustu sonradan derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"İnsanlar eski evlerden korkar."
Bu cevap bana pek inandırıcı gelmedi.
"Başka bir sebebi olmadığına emin misiniz?"
Adam hafifçe gülümsedi.
"Söylentiler var."
"Ne söylentisi?"
Bu kez cevap vermedi.Sadece önüne baktı.Ben de daha fazla üstelemedim.
Yaklaşık yirmi dakika sonra araba devasa demir kapının önünde durdu.Nefesim kesildi.
Karşımda gördüğüm malikâne bir filmden çıkmış gibiydi.Yüksek taş duvarlar sarmaşıklarla kaplanmış balkonlar dev pencereler ve etrafını saran kocaman bir orman.Acaba geri dönme şansım var mı?
Yağmur altında daha da ürkütücü görünüyordu.Kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı arabayı içeri sürdü.
Bahçede kurumuş güller vardı.Ortadaki taş çeşme yıllardır çalışmıyormuş gibi görünüyordu.
Arabadan indiğim an içimi buz gibi bir rüzgâr sardı.Sanki biri tam kulağıma nefes vermişti.
Arkamı döndüm.Kimse yoktu.
"..."
Kendi kendime gülmeye başladım.
"Abartıyorsun Jungwon."
Emlakçı anahtarı bana uzattı.
"Merak etmeyin elektrik çalışıyor.Su da var.Bir sorun olursa beni ara."
Anahtarı alırken sordum.
"Siz hiç burada kaldınız mı?"
Adamın yüzü bir anlığına değişti.
"Hayır.Neden?"
Gerek kalmadı ne kadar garip cevaplar veriyordu.Tam gidecekken tekrar bana döndü.
"Bir tavsiye vereyim mi?Geceleri olabildiğince üst kata çıkmamaya çalış."
Kaşlarımı çattım.
"Neden böyle bir şey söylediniz?"
Adam sadece,
"Eski evler geceleri çok ses çıkarır."diyip arabasına binip uzaklaştı.
Çok saçma bir konuşmaydı.Şimdi tamamen yalnızdım-en azından öyle sanıyordum-
Kapıyı açıp içeri girdim.İçerisi beklediğimden çok daha temizdi.
Toz bile yoktu.Kocaman avizeler uzun merdivenler duvarlarda eski tablolar her şey yüzlerce yıllık görünüyordu.
Valizimi salona bıraktım.
"Sanırım gerçekten burada yaşayacağım."
Sesim bütün malikânede yankılandı.Bir süre sonra arkamdan bir ses geldi.Hızla arkama döndüm kapı yavaşça kapanmıştı.
"Rüzgârdandır heralde of iyice delirdim galiba."
Kendimi ikna etmeye çalıştım.Mutfağa geçtim dolaplar bomboştu.Buzdolabını açınca şaşırdım.
İçinde birkaç şişe su vardı.
"Emlakçı koymuştur." diye düşündüm.
Evi gezmeye başladım.Birinci katta
Kütüphane
Yemek odası
Salon
Her yer çok büyüktü.Sonra merdivenlere geldim.
Üst kata baktım heryer karanlıktı.
Emlakçının sözleri aklıma geldi.
'Geceleri olabildiğince üst kata çıkma.'
Ne kadar saçma.Merdivenlerden çıkmaya başladım.
Her adımım yankılanıyordu.Tam son basamağa geldiğim anda bir şey hissettim.Sanki biri tam karşımdaydı.
Ama görünmüyordu.Boğazım düğümlendi.
Yavaşça koridora baktım.Kimse yoktu.
Derin nefes aldım.Tam arkamı dönecekken koridorun en sonunda. siyah bir gölge bir anlığına hareket etti.
Gözlerimi kırptım.Yok olmuştu.
"..."
Hayal gördüğümü düşündüm.
Odamı seçip eşyalarımı yerleştirmeye başladım.
Saatler sonra hava tamamen karardı fakat yağmur hala dinmemişti.
Akşam yemeği olarak hazır ramen yaptım daha yeni taşındığım için evde yiyecek yoktu.
Telefonumu masaya koydum.
Yeonjun görüntülü aradı.
Yeonjun;
"Oğlum yaşıyor musun? Naptın güzel mi ev?"
"Saçmalama daha ilk gün ölmedim."
Beomgyu;
"Ev nasıl?"
Telefonu çevirip gösterdim.İkisi de aynı anda bağırdı.
Yeongyu;
"BU EVDE TEK BAŞINA MI KALACAKSIN?"
"Evet lan niye o kadar şaşırdınız?"
Yeonjun;
"Jungwon sen delimisin?"
"Biraz öyle olabilirim."
Yaklaşık yarım saat konuştuk.Telefonu kapattığımda saat gece yarısını geçmişti.
Yatağıma uzandım.Yağmur sesi ninni gibi geliyordu.
Gözlerim kapanmaya başlamıştı ki koridordan bir ses geldi.
Olduğum yerde donup kaldım.Sonra bir kez daha.
Birisi yürüyordu.Kalbim hızla atmaya başladı.
"Yok ya bu evde benden başka kimse yok bence."
Ses gittikçe yaklaşıyordu.Yatağımdan kalkıp kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı yavaşça açtım.Koridor bomboştu.Derin nefes verdim.
Tam kapıyı kapatacaktım ki karşı duvardaki aynada arkamda duran uzun siyah saçlı bir siluet gördüm.
Korkuyla arkamı döndüm.Kimse yoktu tekrar aynaya baktım.
Siluet de kaybolmuştu.Kapıyı hızla kapatıp kilitledim.Yatağın içine girdim.Sabaha kadar uyuyamadım.
???
Yeni bir misafirimiz geldi yıllardır ilk kez bu malikânede birinin nefesini duyuyorum.
Pencerenin dışından onu izledim.Korkuyordu ama geri dönmedi.
Diğerleri de fark etmişti.Arkamdan bir ses geldi.
Jay;
"Onu gönderecek misin?"
Başımı iki yana salladım.
"Sanmıyorum."
Heeseung hyung sessizce pencereye yaslandı.
Heeseung;
"Onun insan olduğunu unutma, Niki."
Jake;
"Çok uzun kalmaz bence."
Sunghoon;
"Öncekiler gibi kaçar."
Sunoo ise meraklı gözlerle aşağı baktı.
Sunoo;
"Abartmayın tatlı görünüyor."
Kimse cevap vermedi.Ben gözlerimi Jungwon'un odasının penceresinden ayırmadım.
O anda içimde yıllardır hissetmediğim tuhaf bir duygu vardı.
Sebebini bilmiyordum tek bildiğim şey bu çocuk diğerlerinden farklıydı ve henüz hiçbirimizin bilmediği bir gerçek vardı.
Bu malikânenin kaderi onun gelişiyle değişmek üzere olmasıydı.
