12. bölüm · Kan ve Yaraları
Boşluk
Uyandığımda odadaki tekli yatakta yatıyordum. Yanımdaki tekli yatakta da Alex yatıyordu. Yanımdaki komidindeki dijital saate baktım.
02:37
Bayağı uyumuşum. Ayağa kalktığımda başım dönüyordu ama çok değil.
Yağmur yağıyordu cama yaklaştım. Aklımda bir şarkı dolanıyordu ve ritimle cama vurmaya başladım.
"Dün-yaya bir-kere geldim aşk-tan ö-le-mem."
Bir anda bir şeyi fark etmemle cama tekrar vurmaya başladım.
El hareketlerime göre şimşek çakıyordu. Ve yağmur o tarafa doğru yağıyordu.
Okurlar:Anasının örekesi
Bir güç daha. İyiymiş.
Dışarı çıkıp hava almak ve gücümü tekrar etmek iyi olabilirdi. Odadan çıkıp bara geri döndüm. Girdiğimiz ara sokaktan çıktım.
Barın hemen arkasında sahil vardı. Oraya gittim. Ayakkabılarım ve çoraplarımı çıkarıp elime aldım. Islak kumda yürümek o kadar güzeldi ki. Tüm sinirim gidiyordu. Kimse yoktu. Koskocaman okyanusun kıyısına geldim ve ayaklarımı suya soktum.
Ayakkabıları su değmeyecek kadar uzak bir yere koydum. Yağmur yağıyordu her türlü su gelirdi ama olsun.
Su ayağıma değdiğinde hafif bir parıltı oluyordu. Eğilip elimi suya değdirdim ve suyu elimle hareket ettirmeye başladım.
Damarlarımın dahi içerden parıldaması gözüküyordu. Dalgalar hareketlerimle büyümeye başladı. Derinlere doğru gidiyordum. Su artık dizime kadar gelmişti. Suyu etrafımda dolaştırmaya başladım. Ve ya kendi kendine başladı. Çok huzurluydu...
Bir anda omzuma bir el değdi. Tüm dikkatim dağıldı. Okyanusun bana kızdığını hissediyordum. Okyanus beni dibine çekti. Aynı zamanda omzuma dokunan Alex'i de...
Hareket edemiyordum. Derinlere doğru süzülürken sadece Alex için endişeleniyordum. Tam karşımda boğuluyordu ama ben hiç bir şey yapamıyorum. Aklıma gelen fikirle okyanusa karşı geldim. Suyun içinde nefes alabildiğim için bende sorun yoktu.
"Ben seni yönetirim. Sen beni değil!"
Dememle beraber hareket edebiliyordum. Ellerimi yumruk yaptım. Alex'in bedenine doğru yüzdüm. Belinden tutup aynı zamanda yüzeye geri çıkmaya uğraşıyordum.
Daha önceden havuzda,elimle yaptığım baloncuktan oluşturdum. Alex'in dudaklarını parmaklarımla aralayarak baloncuğu ağzına koyup ağzını kapattım. Bir anda göğsünün şişmesiyle gözünü açtı.
Elleriyle ağzını kapadı. Çok şaşkın bakıyordu. Hızlıca yüzeye çıktı. Onu takip ettim.
Deniz sakinlemişti sahilden biraz uzaktaydık. Alex sürekli nefes alıp alıp veriyordu. Ben yüzeye çıkınca bana döndü
"Victoria gözlerin,ben-ben öldüm mü?"
Gözlerimin masmavi parlamasını suyun yansımasından gördüm. Kapkaranlık ortamda parlayan tek şey benim gözlerimdi.
"Ölmedin akıllı,yaşıyosun."
"Nasıl? Nefes alamadım. Su bir anda derinleşti."
"Anlatacağım ama gel çıkalım şuradan."
Ellerimi suya bir iki kez çarptım. Su Alex'i belinden tutarak kaldırdı ve sahile götürmeye başladı. Alex bağırıyordu.
Bende suyun üstünde yürüyerek sahile geri gidiyordum. Galiba en beğendiğim şey vücudumda herhangi bir yer suya değdiğinde oranın parlamasıydı.
Sahile geldiğimde Alex sırüstü kumlara uzanmış şaşkın şaşkın gökyüzüne bakıyoruh. Hava o kadar sakinlemişti ki yıldızlar gözüküyordu. Okyanusa iyi akşamlar diledim ve Alex'in yanına uzandım.
"Gücün,güzelmiş gerçekten."
"Biliyorum."
"Okyanusu kontrol ederken,çok güzel görünüyordun."
Demesiyle kafamı ona çevirdim. Yanlış anlamak istemiyordum.
"Yanlış anlama senin gibi bir arkadaşa sahip olduğum için çok mutluyum. Sana daha önce hep yapmak istediğim bir şeyi söyliyim mi?"diyerek doğruldu ve ayağa kalktı. O kalkınca bende ayağa kalktım.
Elinde cam bir şişe oluşturdu ve onu bir taşa çarparak kırdı. Cam parçalarından birini alıp
"Yemin edelim. Daha önce senin gibi bir arkadaşım olmadı ve seni kaybetmek istemiyorum. Eğer sende istersen yemin edelim."dedi
Avcumu ona uzattım. Tekrar konuştu
"Yemin ediyorum ki Victoria sonsuza kadar benim dostum olacak. Birbirimizi asla kaybetmeyecek ve terk etmeyeceğiz. Her küslüğümüz en az 1 gün sürecek. Birbirimizin arkasından asla bıçaklamayacağız. Sırlarımızı bizden başka kimse bilmeyecek. Asla birbirimize aşık olmayacağız."diyerek avcunun içini cam parçasıyla kesti. Onun dediklerini tekrar ettikten sonra benim avcumu da kesti.
Bu iz sonsuza kadar burada duracak...
Bara dönüp ellerimizi sargıladık. Eşyalarımı alıp odadan çıktım. Barın dışında Alex beni bekliyordu. Motra binip köşke vardık. Motoru otoparka koyup köşke büyük kapıdan girdik.
Rıchard bizi kameralardan görmüş olmalı ki merdivenlerden koşarak aşağıya indi.
"Sizi lanet olası çocuklar. Beni nasıl endişelendirdiniz bi fikriniz var mı?" Diyerek bir koluyla bana bir koluyla Alex'e sarıldı.
"Salona geçin sorularım var."diyerek bizi salona götürdü.
Koltuklara oturduk ve sorusunu sormasını bekledik.
"İlk başta neden gittiniz? Ve bu zaman kadar neredeydiniz?"
İlk soruyu cevaplayamazdım çünkü o iğrenç olayları söylemeye niyetim yoktu. Alex bunu anlayıp ilk soruyu cevapladı
"Victoria'nın son zamanlarda yaşadıkaları çok ağır Bay Rıchard. Mucizevi olarak çok fazla gücü var ve bu onu yoruyor. Kafa dinlemeye ihtiyacı vardı. Onu bir gün boyunca dinlenmesi için sahil kenarında bir yere götürdüm. Ve o güçlerini kullanmaktan vazgeçemedi yeni bir gücü daha var!"
Alex sen varya tam bir DramaKing'sin az kala ben inanıcaktım.
"Aman tanrım. Bu doğru mu Victoria daha kaç tane gücün var senin?"diye sordu baba demem gereken adam.
"Evet Bay-baba;okyanusu ve hava olaylarını kontrol edebiliyorum,suda nefes alabiliyor ve aldırabiliyorum; ışınlanabiliyorum;ateş gücüm var;duvardan geçebiliyorum; kalkan oluşturabiliyorum; telekinezi yapabiliyorum;geleceği hissedebiliyorum vesaire vesaire. Anlatırken yoruldum."diye patır kütür cevap verince Richard'ın ağzı açık kaldı.
"Bunlar gerçekten yorucu olmalı. Herneyse bu arada..."
Diyeceği şeyi neden bu kadar uzatyığını bilmiyorum. Ama güzel bir şey olduğunu hissediyordum.
"Alex sakın bana bir daha adımı seslenme."
Alex şaşkınca ve sorgularcasına Richard'a bakıyordu. Anlamını bilmiyordu ama ben ne olduğunun söylemek için çıldırıyordum.
"Bundan sonra bana baba diyeceksin çünkü artık çocuğumsun."diyerek evlatlık kağıdını çıkardı. Mutluluktan çığlık atıp Alex'e sarıldım.
Şaşkın ve bir o kadar mutluydu.
Çığlığımı tanıyıp merdivenden uçarak gelen Eva'yı görünce ayağa kalktım. Sarılmak için kollarımı açtığımda omzuma inanılmaz bir yumruk yedim.
"Eva napıyosun ya?"
"Bu beni meraktan öldürdüğün içindi."
Sonra da sarılıp
"Bu da geri döndüğün için."dedi.
Bende ona sıkıca sarıldım.
Bir hizmetçi yanımıza gelerek konuştu.
"Bayan Victoria ve Bay Alex umarım açsınızdır çünkü kimse sizsiz kahvaltı yapmadı. Ve kahvaltı daha soğumadı."
Gerçekten açtım midemde volim dışında hiçbir şey yoktu.
Kahvaltı masasına oturduk. Gözüm istemsizce Hector'u aradı. Masada bir o yoktu. Eva kulağıma fısıldadığında huylandım
"İki gündür yok. Seninle olduğunu düşünmüştük. Umarım ona bir şey olmamıştır."
Kalbime bir ağrı girdi. Kalbim sıkışıyordu. Kötü bir şey olmuştu. Hissediyordum. Son lokmamı bitirip su bardağını kafama diktim.
Eva bir anda su bardağını tuttuğum elimi tuttu
"Ne oldu eline?"
Alex'e baktım kaşlarını 'hayır' anlamında yukarı kaldırdı.
"Önemsiz bir şey."
O da Alex'e baktı.
"Konuşacağız seninle."
Kahvaltımızı bitirip odalarımıza dağıldık. Biri kapımı tıklattığında
"Gir!"dedim. Eva içeri girdi omzunda yorgan vardı. Kapıyı kapatıp yanıma oturdu. Ve gülümsedi. Bende gülümsedim. Bana göz kırptı. Anlamayarak bende ona göz kırptım. Daha sonra anladığımda kaşlarımı kaldırdım.
"Dökül!"
Pekala...
~Saat 20.25~
Olayları anlattığımda ağzı açık beni dinliyordu. Ben bitirene kadar tek kelime etmemişti.
"Vay anasını."dedi.
"Dimi?"
"Sana söyleyeyim mavişim senin daha zibilyar tane gücün var."
"Umarım daha yoktur ama Eva. Bu gerçekten beni yoruyor."
"Nasıl hissettiğini anlayabiliyorum."
Biraz daha konuştuktan sonra Eva kendi odasına gitti. Ben de zamanın geçmesi için spor kıyafetlerimi giydim.
Köşkün spor salonuna indiğimde su şişemi ilk karın çalışacağım yere bıraktım. Üstümdeki sweatshirt'ü çıkarıp yarım atletle kaldım. Telefonumdan süre ayarlayıp karın kası egzersizleri yapmaya başladım. Bir süre sonra ağırlıkları seviye seviye yükselterek kaldırmaya başladım. Vücudum çok çabuk alışıyor ve değişiyordu.
Daha önce de spor salonunda aynı hareketleri yapmıştım ama en az 3 ayda bu kadar kas yapabilmiştim. Şimdi sadece bir buçuk saattir burdayım ama şimdiden dörtlü karın kasım var. Ağırlıkların hepsini kaldırınca box torbasına ilerledim.
En başta yumruk attığımda bu kadar ağır beklemediğim için neredeyse dengemi kaybedip düşüyordum. Sonradan alışıp kum torbasını sarsmaya başladım...
Yeterince çalıştığımı düşünüp suyumun yanına oturdum suyumdan bir kaç yudum alıp yoga halısının üstüne uzandım. Karnım kasıldığı için gevşetmek amacıyla karnıma vuruyordum. Sweat'imi tekrar üstüme giyip odama çıktım...
~Saat 23:04~
Duş alıp pijamalarımı giydim. Saçımı kurutmaya üşendim. Yeşil güzel renktir. Eee herneyse...
Odamdan çıkıp mutfağa indim. Kendime sıcak çikolata yapmak için malzemeleri çıkardım. Sütü ısıtıp kupaya döktüm ve çikolata tozunu da atıp karıştırdım. Elimde kupayla birlikte odama çıktım.
Yatağıma oturup telefonumu çıkardım. Bir yandan sıcak çikolatamı içiyord bir yandan Pinterest'te geziniyordum.
Sıcak çikolatam bittiğinde hem uykum gelmişti hem gözlerim yorulmuştu. Boş kupayı yatağımın yanındaki komidiye koydum. Telefonumu da şarja taktım. Rahat bir şekilde uzandım ve uykuya dalmaya çalıştım.
Tam uykuyla uyanıklık arasındaydım ki bir ses duydum. Işınlanma sesi. Gerçek miydi? Yoksa ben kafamdan mı uyduruyodum?
İki seçenek arasında gidip gelirken. Bir ses daha duydum. Damlama sesi... Halıma bir şey damlıyordu. Artık gerçek olduğundan emindim. Doğrulup cama doğru baktım.
Elinde karambit bıçağı ile duran bir silüet vardı. Karambitin ucundan yere kan damlıyordu. Ve aynı şekilde silüetin sahibinin üzeri de kan içindeydi. Okyanus kokusu burnuma değdiğinde cesaretimi toplayıp gözlerine baktım ve yeşilleriyle karşılaştım.
Hemen yataktan fırlayıp yanına gittim.
"Hector. Ne oldu sana bu halin ne?"diye sorduğumda çok duygusuz bakıyordu. Birden sırıtarak omzumdan ittirdi ve beni duvara yasladı.
İçki kokuyordu...
"Ne olmuş biliyor musun?"derken, karambiti boynumda gezdiriyordu.
"Karşındaki çocuk işkence ustası olmuş."
Ne diyor bu? Düşündüğüm şey ise eğer... Beni taciz eden çocuğu-öldürmüş...
Boynuma karambitten bir kan damladı.
Hector yüzünü boynuma yaklaştırdığında bileğimi kurtarmaya çalıştım ama daha fazla sıktı. Güçlerimi hiçbir şekilde kullanamıyordum. Midemde bir boşluk hissi oluşmuştu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Derin nefes almakta zorlandığım için kesik kesik nefesler alıyordum. Aklımdan onu şuan uzaklaştırmak için bir sürü şey geçiyordu ama hiçbir gücüm çalışmıyordu.
Burnunu boynuma sürttüğünde huylandım. Kanın damladığı yeri öptü. Kalbim tüm bedenimde atıyordu.
Öptükten sonra geri çekildi. Karambiti tuttuğu elinin tersini göğsüme koydu. O sırada kalbimin dışarı fırlamak için çırpındığını fark ettim.
Gözlerime baktı ve
"Korkuyorsun?"dedi.
Yok canım ne alakası var alttarafı sevgilim elindeki kanlı karambiti boynuma dayadı sorun yok.
Birden içeri Rıchard ve çocuklar dalınca Hector beni önüne alıp karambiti boynuma gene dayadı.
"Yaklaşmayın öldürürüm onu!"
Ulan bokyiyen hele bi ayıl ağzına sıçacam senin.
"Hector sen ne yaptığının farkında mısın?"
Rıchard'ın sorusuyla bıçağı daha fazla boynuma yasladı.
Yutkunmamam gerekiyordu çünkü bıçak boğazıma o kadar yaslanmıştı ki hareket eden herhangi bir yer olursa kesilirdi.
Arkamda duyduğum cam kırılma sesiyle Hector'un elleri gevşedi. Yere düşerken karambit boynumu kesmişti. Arkamı döndüğümde görünmezlikten çıkan Stanley ve elindeki kırık şişeyi gördüm. Yerde yatan Hector'u da sayalım.
~
Bir insanın boynunun dikilmesi inanılmaz bir acı. Yutkunmaman ve hareket etmemen gerek aksi takdirde şah damar 'na-nay'.
Yeni gelen doktorladan birisi son dikişi atıp boynuma bant yapıştırarak çıktı. Çıkmadan önce 'çok derin değil ama bir süre konuşmamalısın'demişti. Sedyeden doğrulup ayağa kalktım. Üstüme başıma hem benim kanım... Hem de o çocuğun kanı bulaşmıştı.
Hector kontrolden çıktığı için o revirin başka bir odasındaydı.
Eva yanıma gelip bana sarıldı. Sarılmamız bitince bana bir defter ve kalem uzattı.
"Ne söylemek istiyorsan buraya yazabilirsin."
Deftere ilk yazdığım şey 'konuşmak istemiyorum,odama çıkabilir miyim?' oldu.
"Odanı temizlediler ve halıyı yenilediler gel birlikte çıkalım."
Kafamı 'tamam' anlamında sallayıp revirden çıktım.
Odama geldiğimizde etrafa baktım kan lekeleri gitmişti. Elime yeni bir pijama alıp banyoya girdim. Pijamamı giyip diğerlerini kirliye attım.
Eva yatağıma oturmuş beni bekliyordu.
"Bugün yanında uyumak istiyorum sen ne dersin."
Gözümden istemsizce bir yaş süzüldü. Koşarak yanına gittim ve omzuna kafamı koydum. Kolunu omzuma atıp üstümüzü örttü. Artık uyumak istiyordum ve Eva saçlarımı okşayarak bunu kolaylaştırıyordu. Biri saçımla oynarsa uykum gelirdi.
Gözlerimi kapatıp yorgunluğa ve uykuya teslim oldum. Fakat düşünceler zihnime hücum ederken uyumam zor olacaktı...
