KAN ve MÜHÜR kitap kapağı

3. bölüm / 5

KAN ve MÜHÜR

Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: Aylin Naz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm 3

Güneş ilk ışıklarını yaymaya başladığında nihayet ormandan çıkmış, Agror’un batı kapısına ulaşmıştık. Arabadan en son Brownen ile birlikte indim. Başımı kaldırıp sınır boyunca uzanan duvara baktım. Aşılması imkânsız görünüyordu. Gökyüzüne uzanıyormuşçasına yükselen taş duvar, sanki bambaşka bir dünyayı bizimkinden ayırıyordu.
Kapının önünde duran üç vaelden genç olanı bize doğru ilerledi. Hayatımda ilk kez bir vael görüyordum. Kitaplarda okuduklarımdan pek farklı görünmüyorlardı aslında; yine de boyları tahmin ettiğimden çok daha uzundu. Boynuzlarıysa çizimlerde gördüklerimin aksine şaşırtıcı derecede küçüktü.
Genç vael birkaç adım önümüzde durdu ve arabaya kısa bir bakış attı.
“Buradan sonrasına yalnızca izni olanlar geçebilir.”
Sesi ciddi ve netti. Ardından Brownen’a döndü.
“Kraliyet mührünü taşıyan belgeleriniz nerede?”
Brownen, cebinde taşıdığı kâğıdı çıkarıp ona uzattı ve kendini tanıttı. “Ben Meliorya Prensi Brownen.”
Vaelin kaşları hafifçe çatıldı. Önce Brownen’a, ardından bana baktı. Kehribar rengi gözleri üzerimde birkaç saniye boyunca şüpheyle gezindi. Sonra yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Bakışlarını tekrar Brownen’a çevirdiğinde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum.
“Agror’a hoş geldiniz, Prens Brownen. Ben Maeron. Agror’da size ben eşlik edeceğim.”
Belgeleri inceledikten sonra Brownen’a dönerek “Eşyalarınızı alın gidelim,” dedi.
Her birimiz getirdiğimiz eşyaları yüklendik.
“Bütün yol boyunca elimizde çantalarla yürüyecek miyiz?” diye fısıldayarak sordu Luke. Tapınak Agror’un merkezindeydi, oraya yürümek günler belki de haftalar sürerdi. “Bilmiyorum,” diye karşılık verdim.
Konuşmalarımızı sesiz olmamıza rağmen Maeron duymuştu. “Geçidin arkasında bir araba bekliyor,” dedi ciddi bir sesle.
Kapının önünde bekleyen diğer vaellerin yanına gittiğimizde Maeron onlara eski dilde anlamadığım bir şeyler söyledi. Diğerlerinden daha cüsseli olan vael, kapının üzerindeki taş oyuğa elini yerleştirdi. Taş duvardan derin bir uğultu yükseldi ve devasa kapı büyük bir gürültüyle aralandı.
Alysone şaşkınlıktan büyümüş gözlerle kapıya bakıyordu. “Az önce büyü mü yaptı?” dedi hayranlıkla.
Maeron’un yüzüne kibirli bir tebessüm ilişti. “Her vaelin büyü gücü vardır. Hatta kendine özgü yetenekleri de.”
Biliyorduk, sadece ilk defa gördüğümüz için şaşkındık.
“Seninki ne?” diye sordu Luke.
“Bunu insanlarla paylaşmamız yasak.”
“Neden?”
Maeron cevap vermemişti. “Çünkü hiçbir krallıkla yakın olamamalılar,” diyerek onun yerine cevapladım.
Açılan geçit öylesine karanlıktı ki birkaç adım ötesini bile seçemiyordum. Hepimiz içeri girdiğimizde taş kapı arkamızdan büyük bir gürültüyle kapandı.
“Beni takip edin,” dedi Maeron ve önümüze geçti. Birkaç adım ilerlemiştik ki Kath’in bağırması duyuldu. Ne olduğunu soramadan mahcup bir sesle ekledi. “Önemli bir şey yok. Sanırım duvara çarptım.”
“Siz insanların gözlerinin ne kadar zayıf olduğunu unutmuşum,” dedi Maeron. “Benim hatam.”
Ardından başını kaldırıp, “Liora ven!” diye haykırdı. Bu söze aşinaydım. Agror’dan kalma yazıtların başında defalarca görmüştüm.
Yolumu aydınlat…
Geçidin iki yanındaki meşaleler birbiri ardına alev aldı. Işık yayıldıkça bulunduğumuz yerin tahmin ettiğimden çok daha büyük olduğunu fark ettim. Etrafımız farklı yönlere açılan kapılar ve merdivenlerle doluydu. Hiçbir yere sapmadan bir süre sadece düz yürüdük. Sol tarafımızda büyükçe bir geçit belirdiğinde Brownen geçidin aşağıya uzanan merdivenlerini işaret ederek “Bu yol nereye gidiyor?” diye sordu.
“Draven zindanlarına.”
Gözlerimi Maeron’a çevirdim, bakışları donuklaşmıştı. Draven adı bile en karanlık günleri hatırlatmaya yetiyordu. Agror Kralı yeryüzünde kendisini durdurabilecek sihirli bir varlığın kalmasını istememiş; bu yüzden yüzlerce vaeli o zindanlarda acımasızca katletmişti.
Geçitten çıkasıya kadar başka bir şey konuşmadık. Çıktığımızda da Maeron’un söylediği gibi bizi bir araba bekliyordu. Vakit kaybetmeden yola çıktık. Etrafı gözlemleyip nasıl bir yere geldiğimizi anlamaya çalışsam da günlerdir yolda olmanın verdiği yorgunluğa daha fazla direnemedim. Arabanın arkasında uyuyakalmıştım. Uyandığımdaysa güneş neredeyse batmak üzereydi.
Aeden ve Brownen, Maeron’un yanında arabanın önünde oturuyordu. Gözlerimi ovuşturup çevreme bakındım. Nerede olduğumuzu anlamaya çalışırken Luke seslendi.
“Merak etme, hiçbir şey kaçırmadın. Hâlâ ormanın içinde dolanıyoruz.”
Leya sesimizi duyup başını yasladığı yerden kaldırdı. Bana baktığında yüzünde yorgun bir ifade vardı.
“Uyandığına göre artık ben de biraz uyuyabilirim,” dedi ve çantalardan birini alıp başının altına yerleştirdi. Maeron’un yanına yaklaşıp ne kadar yolumuz kaldığını sordum.
“Tapınağa az kaldı. Sabah olmadan varmış oluruz.”
***
Tapınak sonunda ufukta görünmüştü.
“Tahmin ettiğimden çok daha büyük,” Dedi Alysone. Luke “Bir kaleyi andırıyor” diye ekledi. Haksız sayılmazdı. Tapınak, eski kalenin kalıntıları üzerine inşa edilmişti. Etrafını saran kale ve surlar ise geldiğimizde kalmamız için yıllar içinde onarılmıştı.
Tapınağın mermerden yuvarlak zemini, çevresine dizilmiş on üç tanrının heykelleriyle birlikte dört tarafından yükselen devasa yapının ortasındaydı. Birbirlerine dış geçitler ve surlarla bağlı olan kalelerin her biri neredeyse Meliorya’daki sarayımızdan büyüktü.
Yaklaştıkça buraya ulaşan ilk grubun biz olmadığımızı anlamamız uzun sürmedi. Henüz herkes gelmemişti ama batı kulesinin önünde Vargor askerleri ve birkaç at arabası bekliyordu.
Bizi fark ettiklerinde aralarında yükselen gülüşmeler kısa sürede etrafı sardı. Üzerimize baktım. Hâlâ Vargor köylülerinden farksızdık. Yol boyunca hiçbirimizin aklına kıyafetlerimizi değiştirmek gelmemişti. Aptalca görünmemize rağmen bir şey yapmak içinse çok geçti.
Kalabalığın alaycı tavırlarına tek bir kişi katılmıyordu. Gözlerini öfkeyle Brownen’a dikmişti.
Kaelan…
Onu diğer Vargorlardan ayıran şey, göğsündeki kraliyet armasıydı. Kralın en küçük oğlu, taht sıralamasında on birinci…
“Kendini beğenmiş suratlarından nefret ediyorum,” diye mırıldandı Kath.
Leya askerlerden gözlerini ayırmadan parmaklarını kılıcının kabzasında gezdirdi. “Görevler sırasında o alaycı gülüşlerini yüzlerinden silmeye can atıyorum.”
Aeden ikisine döndü. “Bize saldırmadıkları sürece düşmanca tavırlardan uzak durun. Ölü bir prens yüzünden savaşı yeniden ateşlemek istemeyiz.”
“Buradan döndüğümüzde o savaş her hâlükârda başlayacak.” Brownen’ın sesi sakindi. “En azından prenslerini tanrıça Raeven’in yanına göndermeyi tercih ederim.”
Maeron, Vargorların yanındaki vaelle bir şeyler konuşmaya gittiğinde önümüzdeki devasa yapıya baktım. En az üç katı vardı. Daha önceki avlarda olduğu gibi Vargorya ve Asterya’dan gelenlerle birlikte kalacaktık. Asteryalılar henüz gelmemişti. Vargorların aksine onlarla bir sınır paylaşmıyorduk, belki de bu yüzden daha önceden hiç savaşa bile girmemiştik. Maeron diğer vaelle konuşmayı bittiğinde eşyalarımızı alıp kaleye doğru ilerledik.
Vargorlarla aramızdaki mesafe yalnızca birkaç adıma düştüğünde kimseden ses çıkmıyordu. Elimse belimdeki kılıçtaydı. Yanlarından geçerken sessizliği Kaelan bozdu.
“Bir Vargoryalı olmak için işgal edilmeyi beklememeniz gerçekten çok hoş.”
Küstah bir gülümsemeyle üzerimdeki elbiseye bakıyordu. Yanı başımdan Brownen’ın öfkeyle soluduğu nefesi duyunca ona döndüm. Sol elini yumruk yapmış, sıkıyordu; her an Kaelen’in yüzüne geçirecekmiş gibi bir ifadesi vardı. “Sırası değil,” diye fısıldadım.
Cevap bile vermeden kapıya ilerledik. Girişteki yüksek kemerin altından geçtiğimizde başımı kaldırdım.
İçerisi, dışarıdan daha görkemliydi.
Salonun karşı duvarına gryndel resmi işlenmişti, kanatlarını açmış yukarıdan parlak mavi gözlerle bize bakıyordu. Tek kanadı bile bir insan boyundan uzun olan yaratığın kabartmasını aramızdaki onca mesafeye rağmen fark etmemek elde değildi.
“Agror Hanedanı’nın sembolünün burada ne işi var?” diye sordu Alysone.
“Hanedanın değil,” dedi Maeron. “Tanrı’nın sembolü.”
Vaeller tanrı Agror’un sihrinden ve kanından yaratılmışken onu yok saymasını bekleyemezdik. Onların aksine biz tanrıları güç verdikleri hanedanlarla özdeşleştirmeye alışkındık.
Salon duvarlarına sıralanmış kapıların çoğu kapalıydı. Önünden geçtiğimiz bir tanesinin üzerinde Maeron’un adını okuyunca vaellerin kalacağı odalar olduğunu anlamıştım.
Önünde Tanrıça Melior’un heykeli olan merdivenin yanına geldiğimizde Maeron “Her merdiven bir kata çıkar. Önündeki heykel de o katta kalacak krallığın tanrısını gösterir,” dedi. “Burada geçireceğiniz süre boyunca bu merdiveni kullanacaksınız. Sizi doğrudan ikinci kata götürecek.” Daha sonra diğer merdivenleri işaret etti. “İlk katta Asterya’dan gelenler üçüncü katta da Vargorlar kalacak.”
Kate üçüncü kata uzanan merdivenlere bakarak, “Diğer merdivenleri de kullanmak istersek eğer buna engel olacak bir sihir yapmamışsınızdır, değil mi?” diye sordu.
Maeron gülümsedi. “Siz insanlar buraya neden geldiğinizi unutuyorsunuz. Ama madem sordun, merdivenler sihirli değil. Krallıkların birbirleri arasındaki ilişkilere karışmayız. Hem buradaki hem de kalenin dışındaki merdiven ve geçitleri kullanmakta özgürsünüz.”
Konuşması bittikten sonra merdivenden çıkmaya başladı. Arkasından yürümeden önce tanrıça Melior’un heykeline bir kere daha baktım. Mermer, ince bir işçilikle oyulmuştu. Sol elinde savaş kalkanı tutuyor, sağ koluna ise bir yılan dolanıyordu. Efsanelerimizde yılan, güçlerinin karanlık tarafını simgelediğinden onunla birlikte tasvir edilmesine şaşırmamıştım. Garipsediğim tek şey, yılanın başını eliyle sıkıca kavramış olmasıydı. Parmaklarını hayvanın başına geçirmiş, sanki onu öldürmek istercesine sıkıyordu.
Merdivenleri çıkarken Luke yanıma iyice yaklaşıp “Sence kalacağımız yeri değiştirmek için çok mu geç kaldık?” diye sordu. Birkaç adım ötemizde yürüyen Brownen da sorusunu duymuştu. Çatılmış kaşlarla dönüp Luke’a baktı.
“Onlardan korktuğumuzu düşünmeleri için mi? Bizi o kadar zayıf mı görüyorsun?”
Luke bakışlarını Brownen’dan kaçırdı. “Öyle demek istemedim. Ben sadece––”
“Kendine ve ülkene biraz güvenin olsun asker.”
İtiraf etmek istemesem de Luke’un dediklerini ben de düşünmüştüm. Onlardan birini görmek bile yeterince kötü anıyı canlandırırken aynı kalede kalmak bir eziyetten başka bir şey olmayacaktı.
Merdivenin sonundaki kapı yuvarlak bir salona açıldı. İçeride fazla eşya yoktu ama genişti ve duvardaki tahta kapılara bakacak olursak bize ayrılmış en az dört oda daha vardı. Biz içeri girerken Maeron kapıda durdu ve gitmeden önce Brownen’a “Güneş batmadan tanrıları onurlandırmak için Kuzey Meydanı’nda kutlama yapacağız. Aranızdan seçilenler de kutlamalardaki müsabakalara katılacak,” dedi.
“Bizden kimin katılacağını seçme şansımız var mı?”
Maeron, Luke’a doğru yargılarcasına baktı. Luke bir suçlu gibi ellerini havaya iki yana kaldırdı. “Kaçmaya çalışmıyorum. Sadece gönüllü olmayı düşünüyordum,” dedi gülerek.
“Bu çok uzun zamandır süregelen bir gelenek. Savaştan bile eski. Kuralları senin için değiştireceklerini sanmıyorum.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18