7. bölüm · KAN VE MASKELER
7. Bölüm: Sadakatin Bedeli
Klinikteki deponun loş ışığı altında Doruk, elindeki şifreli telefona bakarken alnından soğuk terler süzülüyordu. Ekranda, Karadeniz sınır ağındaki eski bir kaçakçı dostundan gelen o kriptolu mesaj yanıp sönüyordu:
"Suzan Çevik, Erkan’dan gizli, sahte bir kimlikle (Leyla adıyla) kaçak bir tekneyle Türkiye’ye giriş yaptı. İstanbul’a, sizin tarafa doğru geliyor. Erkan Bey’in bundan haberi yok. Kendi başına bir iş çeviriyor, bilgin olsun."
Doruk’un nefesi boğazında düğümlendi. Suzan... O acımasız kadın kocası Erkan’ı bile çiğneyip tek başına Türkiye’ye sızmıştı. Amacı belliydi; Kumsal’ı ve kızın bedenindeki o milyar dolarlık formülü kendi başına ele geçirip Ruslara satmak.
Doruk’un parmakları telefonun üzerinde titredi. Normalde yapması gereken tek bir şey vardı: Hemen Rusya hattını arayıp Erkan Çevik’e bu durumu rapor etmek. Erkan da anında adamlarını devreye sokup karısını infaz ettirirdi. Ama Doruk duraksadı. Eğer Erkan’ı ararsa, Erkan’ın adamları İstanbul’a çökecek, kliniğin etrafı kan gölüne dönecek ve eninde sonunda Bora’nın gizli polis kimliği de, Kumsal’ın saklandığı yer de patlayacaktı. Hepsinden öte, Kumsal’ın o masum, dilsiz gözleri gözünün önüne geldi.
Doruk, hayatının en zor, en ölümcül kararını o saniyede verdi. Yıllardır tetikçiliğini yaptığı, emirlerini harfiyen uyguladığı Erkan Çevik’e karşı ilk ağır ihanetini yapacaktı.
Telefonu kaldırdı, Erkan’ın doğrudan hattına değil, Rusya’daki ana merkeze sahte bir durum raporu yazdı: "Türkiye ayağında her şey kontrol altında. Herhangi bir sızma, şüpheli durum veya yabancı hareketlilik yok. Bora ve kız stabil."
Mesajı gönder tuşuna bastığı an, Doruk kendi ölüm fermanının altına imza attığını çok iyi biliyordu. Eğer Erkan bu yalanı öğrenirse, Doruk’u canlı canlı toprağa gömerdi. Ama içindeki o uyanan vicdan, korkusuna baskın gelmişti. "Bu işi kendim çözeceğim," diye mırıldandı dişlerinin arasından. "O kadını Bora ve Kumsal'a dokunmadan önce ben bulup yok edeceğim."
Aynı dakikalarda, Ceren’in psikoloji ofisinde zaman adeta donmuştu.
Kendisini "Leyla" olarak tanıtan Suzan, buz gibi mavi gözlerini Ceren’e dikmiş, zehirli kelimelerini fısıldamaya devam ediyordu:
"Ben geçmişiyle bağını koparmış bir anneyim," dedi Leyla, sesindeki o yapay tınıyı hiç bozmadan. Masanın üzerindeki KUMSAL yazılı dosyaya parmak ucuyla hafifçe vurdu. "Ama bazı bağlar kanla yazılır Ceren Hanım. Silinmez. O yüzden size dostane bir tavsiye... O küçük kızın etrafındaki duvarları yıkmaya çalışarak kendinizi tehlikeye atmayın. O duvarlar yıkılırsa, altında ilk siz kalırsınız."
Ceren, bu cümlenin altındaki o net, keskin ölüm tehdidini anında yakaladı. Karşısındaki kadın seans almak için gelmemişti. Bu, doğrudan bir infaz uyarısıydı. Ceren arkasına yaslandı, kalbi deliler gibi çarpıyordu ama dik duruşunu bozmadı. "Beni kendi ofisimde tehdit mi ediyorsunuz Leyla Hanım?" diye sordu, sesi titremesin diye büyük bir irade göstererek.
Leyla, hiçbir şey söylemeden sahte bir tebessümle ayağa kalktı. Siyah güneş gözlüklerini tekrar yüzüne taktı, kürklü paltosunu düzeltti ve topuklarının çıkardığı o ritmik tık tık sesleriyle ofisin kapısından çıkıp gitti.
Ceren, odada tek başına kaldığında derin bir nefes verdi. Elleri titreyerek masanın üzerindeki telefona uzandı. Artık Bora’nın "klinikten uzak dur" uyarısını dinleyecek durumda değildi. Bu kadının kim olduğunu, Bora’nın anlattığı o "uçak kazasında ölen anne" hikayesiyle bu kadının anlattıklarının neden bu kadar birebir uyuştuğunu öğrenmek zorundaydı.
Bora’nın numarasını tuşladı.
O sırada Bora, emniyetteki gizli odasında, Karadeniz’deki o eski uçak kazasının arşiv belgelerini inceliyordu. Telefonu çaldığında ekranda "Ceren" ismini gördü. Kaşlarını çatarak ahizeyi açtı:
"Ceren? Bir şey mi oldu? Sana gelme dememiş miyim?"
Ceren, nefes nefese bir sesle konuştu: "Bora... Kliniğe geliyorum. Hemen. Konuşmamız gereken çok, çok önemli bir şey var. Seninle, Kumsal'la ve... öldü sandığın annenle ilgili."
Bora, "annenle ilgili" kelimesini duyduğu an elindeki kalemi masaya düşürdü. Yıllar önce Karadeniz'in soğuk sularında gömdüğünü sandığı kadının adının, bu psikolog kadının ağzından çıkmasıyla Bora’nın dünyası sarsılmaya başladı.
