10. bölüm · KAN VE MASKELER

10. Bölüm: Maskelerin Düşüşü

Zeynep Zeynepppp

Ceren’in ofisindeki teknik odada saniyeler, birer saat gibi ağır akıyordu. Bora, telefondaki emniyet amirine emirleri yağdırırken gözlerini ekrandaki o buz gibi mavi gözlerden, annesinin yüzünden ayıramıyordu.
"Sinyal kulelerini ve cadde kameralarını taratın dedim!" diye kükredi Bora telefona. "Ofisten çıktıktan sonra hangi yöne gitti, hangi araca bindi? Bana nokta atışı koordinat verin!"
Telefonun ucundaki polis memurunun klavye sesleri Ceren’in odasında yankılandı. Birkaç saniyelik ölümcül bir bekleyişin ardından ses geldi: "Amirim, şüpheli kadın ofisten çıktıktan iki sokak sonra ticari bir taksiye binmiş. Taksinin plakasından şoföre ulaştık. Kadını Eminönü sur diplerindeki eski bir pansiyonun önünde indirmiş. Pansiyon kayıtlarında 'Leyla' ismi yok ama eşkal birebir uyuyor."
Bora telefonu kapatıp cebine koydu. Yüzündeki ifade, operasyona giden bir yırtıcının ifadesiydi. "Yeri bulduk," dedi Ceren’e dönerek.
Ceren, masanın üzerindeki çantasını hızla omzuna taktı. "Ben de geliyorum," dedi net bir sesle.
"Hayır, sen burada güvenli bir yerde kalacaksın," diye kestirip attı Bora.
"Beni dinle Bora Çevik!" dedi Ceren, onun önüne geçerek ve gözlerinin içine meydan okurcasına bakarak. "O kadın benim ofisime geldi, beni tehdit etti! Kumsal’ın dosyasına dokundu. Bu işin tam ortasındayım ve beni tek başıma bir odaya kapatıp gidemezsin. Üstelik bir psikolog olarak, o kadının vereceği tepkileri senin o öfkeli polis aklından daha iyi analiz ederim. Yanında geliyorum."
Bora, Ceren’in gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığa baktı. Mezarlıkta ellerinin birleştiği o anı hatırladı. Bu kadını arkasında bırakırsa, Rusların onu burada da bulabileceğini biliyordu. En güvenli yer, kendi yanıydı. "Pekâlâ," dedi dişlerinin arasından. "Ama yanımdan bir milim bile uzaklaşmayacaksın."
Aynı dakikalarda, sur diplerindeki loş otel odasında Doruk, sırtından aşağı süzülen soğuk terlerle Suzan’ın karşısında dikiliyordu. Suzan’ın, Erkan’a attığı yalan raporları bildiğini söylemesi, Doruk’un elini kolunu bağlamıştı.
"Ne istiyorsun?" diye sordu Doruk, sesi bir fısıltı gibi çıktı. "Benden ne istiyorsun Suzan Hanım?"
Suzan sigarasından derin bir nefes çekip dumanını Doruk’un yüzüne doğru üfledi. "Çok basit Doruk. Bora’yı o klinikten birkaç saatliğine uzaklaştıracaksın. Bir sevkiyat, bir emniyet yalanı... Ne uydurursan uydur. O klinikten çıkacak. Ben gidip Kumsal’ı alacağım. Kızımı ve zihnindekileri yanıma alıp Rusya’ya döneceğim. Sen de Erkan’a 'Bora kızı kaçırdı' diye yalan söylemeye devam edeceksiniz. Eğer bunu yaparsan, Erkan senin hain olduğunu asla öğrenmez. Yaşarsın. Ama yapmazsan..."
Suzan, elindeki sigarayı odadaki ahşap masanın üzerinde duran KUMSAL isimli sahte raporların üzerine bastırarak söndürdü. "...Önce seni, sonra da o çok sevdiğin dostun Bora’yı Erkan’ın adamlarına yem ederim."
Doruk yumruklarını sıktı. Kumsal’ı bu kadına teslim etmek, küçük kızın hayatını tamamen karartmak demekti. Tam bir şey söylemek için dudaklarını aralamıştı ki...
GÜÜÜM!
Odanın eski ahşap kapısı, devasa bir darbeyle menteşelerinden sökülerek içeri doğru patladı. Kapı parçaları yere saçılırken, içeriye elindeki namlusu havaya kalkmış, siyah deri ceketli bir kasırga daldı. Bora Çevik, arkasında Ceren’le birlikte odaya çökmüştü.
"Polis! Kıpırdamayın!" diye kükredi Bora.
Ama o cümlenin hemen ardından, odadaki cılız ışığın altında duran iki yüzü gördüğünde Bora’nın namlusu saniyeliğine aşağı doğru sarktı.
Sol tarafta, altı yıldır öldü sandığı, yüzü estetikle değişmiş ama o buz gibi gözleriyle ona bakan annesi Suzan duruyordu. Sağ tarafta ise... Hayattaki tek dostu, kardeşi, kliniğinin ortağı Doruk duruyordu. Doruk’un elleri havaya kalkmıştı, yüzünde suçluluk ve dehşetin o korkunç karışımı vardı.
Bora’nın beyni saniyeler içinde felç oldu. Gözleri bir annesine, bir Doruk’a kaydı. Ceren ise arkada, Doruk’un o odada olmasının yarattığı şokla elini ağzına götürdü.
"Doruk?..." dedi Bora. Sesi ilk kez bu kadar kısık, bu kadar kırık ve ihanete uğramış bir tonda çıktı. "Sen... Senin ne işin var burada?"
Suzan, odadaki bu şok anını fırsat bilerek şeytani bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. "Ah Boracığım..." dedi, yıllar sonra oğluna ilk kez hitap ederek. "Sadık dostun Doruk’un aslında babanın köstebeği olduğunu, yıllardır Kumsal’ı ve seni babana raporladığını bilmiyor muydun yoksa? Sizi koruyan Doruk değil, benim kocam Erkan Çevik’ti."
Bora duyduklarıyla kelimenin tam anlamıyla yıkıldı. Namlusunu yavaşça, titreyen elleriyle en güvendiği dostu Doruk’un alnına doğru çevirdi. Gözlerinden akan o saf öfke ve ihanet acısı odayı yakacak güçteydi.
"Bana yalan söylediğini söyle Doruk..." diye fısıldadı Bora. "Yalan de!"
Doruk gözyaşları içinde başını öne eğdi. "Bora... Ben seni korumak için..."