6. bölüm · Kan ve Kül

6

Aysun Vibesel✨️

Merhabaaaa. Nasılsınız bakimm? Keyifli okumalarrr🫣🩷

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡

Adil’in gözlerindeki öfke, Trabzonun kararmış dalgaları gibi kabarmışken İsmail’in o umursamaz tavrı fitili ateşlemeye yetti. Adil bir adım öne atıldı, aradaki mesafeyi hırsla kapattı. Fadime’nin omuzlarındaki yabancı ceketi sanki bir suç deliliymiş gibi tek hamlede çekip aldı. Kendi ceketini, kardeşinin omuzlarına sertçe bırakırken, İsmail’in siyah deri ceketini ona doğru bir hakaret gibi uzattı.

"Al!" dedi Adil, sesi boğazından hırıltılı ve zehir gibi bir tonla çıkarak. "Kardeşimin ısınmak için elin adamının ceketine ihtiyacı yok. Benim olduğum yerde ona üşümek düşmez!"

İsmail ceketi havada yakalayıp omzuna attı, yüzündeki o sinir bozucu, ukala tebessüm bir an bile solmadı. Fadime ise kalbinin kulaklarında attığını hissediyordu. Koçari ve Furtuna aileleri arasındaki o pamuk ipliğine bağlı yeni anlaşmanın, şu an bu balkonda kopmak üzere olduğunu biliyordu. Eğer bir şey yapmazsa, abisinin inadı her şeyi yakıp yıkacaktı.
"Abi!" dedi Fadime, Adil’in koluna yapışarak. "Lütfen... Ben gerçekten çok üşüdüm. İsmail Bey sadece nezaketen, ben donmayayım diye koydu ceketini. Başka bir niyet yok, ne olur sakin ol."

Tam o sırada, İsmail’in abisi Oruç, ağır adımlarla balkona çıktı. Kapının eşiğinde durup ortamdaki barut kokusunu anında aldı. Bakışları önce kardeşine, sonra Adil’in titreyen çenesine takıldı.
"Noluyor burada?" dedi Oruç, sesindeki otoriteyle ortamı bir nebze soğutarak.

İsmail, abisine bakıp hafifçe omuz silkti. "Yok bir şey abi ya... Ben nezaketen Fadime’ye, yani Fadime Hanım’a ceketimi verdim, Adil Bey biraz yanlış anladı herhalde. Malum, İstanbul havasına alışık kız buranın havası rüzgarlı" dedi

Oruç, kardeşinin bu gevşek hallerine içten içe kızsa da durumu toparlamak zorundaydı. "Adil Bey, siz İsmail’in kusuruna bakmayın. Gençlik işte, bazen sınırı neresidir unutuyor," dedi ve elini Adil’in omzuna dostane ama uyarıcı bir şekilde koydu. "Hadi, biz geçelim içeri. Dışarısı cidden ayaza çekti, kahveleri içeride, Babamın huzurunda içelim. Tadımız kaçmasın."

Adil, dişlerini sıkarak Fadime’yi kolundan tuttu ve adeta sürükleyerek içeri soktu.
Konağın Salonunda Gergin Bekleyiş
İçeri geçtiklerinde salonun ağır ve görkemli havası üzerlerine çöktü. Fadime, bir an önce bu evden kaçmak istiyordu. Hemen yeğeni ve dert ortağı Eleni’nin yanına ilişti.

Salonun ortasındaki büyük koltuklarda Oruç ve Adil, Şerif Bey’in tam karşısına, sanki bir mahkemedeymiş gibi oturdular.
Hemen arkalarından İsmail içeri süzüldü. Hiç istifini bozmadan babası Şerif’in yanındaki boşluğa yerleşti. Arkasına yaslanıp gözlerini doğrudan Fadime’ye dikti.

O bakışlarda bir meydan okuma, sanki "seni bu konakta ağırlayacağım günleri iple çekiyorum" diyen gizli bir vaat vardı.
Eleni, halasının titreyen ellerini fark edince eğilip fısıldadı: "Noluyordu dışarıda ya? Babamın sesi ta içeriye kadar geldi. Duvarlar zangırdadı resmen."

Fadime, karşısında ona dik dik bakan İsmail’le göz göze gelmemek için başını önüne eğdi. "Bir şey yok ya... Arabada zaten anlayacaksın her şeyi. Şimdi sorma ne olur," dedi bitkin bir sesle.

İki saat boyunca süren kahve merasimi, Fadime için asırlar gibi geçti. Şerif Bey ve Adil, yeni ortaklık hakkında birkaç teknik detay daha konuşurken, İsmail’in bakışları bir an olsun Fadime’nin üzerinden çekilmedi. Sonunda Adil, hışımla ayağa kalktı.

"E hadi o zaman, bize müsaade. Yarın fabrikada çok işim var, erkenden gitmem lazım," dedi Adil ve Şerif Bey’e elini uzattı. "Bir gün de sizi Koçari Konağı’na bekleriz Şerif Bey. İade-i ziyaret sünnettir."

Şerif Bey, Adil’in elini samimiyetle sıktı. "Tabii tabii, geliriz elbet. Teşekkür ederim beni kırmayıp geldiğiniz için. Kapımız size her zaman açık, her zaman bekleriz."

Vedalaşma faslı biter bitmez kendilerini dışarı attılar. Arabaya bindiklerinde Esme yenge, kocasının barut gibi olduğunu bildiğinden hemen Adil’in yanına, ön koltuğa oturdu. Fadime ve Eleni ise arkaya geçtiler.

Arabanın motorunun çalışmasıyla birlikte, Adil’in içindeki o tuttuğu volkan patladı. Direksiyonu sanki birinin boğazını sıkıyormuş gibi sıkıyordu.

"Ben size demedim mi?" diye kükredi Adil, dikiz aynasından Fadime’ye bakarak. "O konakta, o herifin olduğu yerde nefes alışınıza bile dikkat edeceksiniz demedim mi! Fadime! Nedir o ceket meselesi? Sen daha dün geldin İstanbul’dan, nedir bu rahatlık? Elin adamının ceketini omzuna alıp bir de karşımda bana açıklama mı yapıyorsun!"

"Adil, tamam, çocuklar arasında olmuş bir nezaket..." dedi Esme yenge, ortamı yumuşatmaya çalışarak."Sen sus Esme! Nezaketmiş! Ben adamın gözünün içindeki o pırıltıyı görmüyor muyum sanıyorsunuz? 'Aileler birbirine karışır' diyor herif! Ortaklık dedik, namusumuzu teslim etmedik!"

Eleni, babasının bu aşırı tepkisine şaşkınlıkla bakarken Fadime sadece camdan dışarıyı seyrediyordu. Adil yol boyunca bağırdı; İstanbul’un terbiyesinden, Trabzonun raconundan, aile şerefinden girdi; İsmail’in ukalalığından çıktı. Eve vardıklarında arabanın kapısını öyle bir çarptı ki, yankısı köyün diğer ucundan duyulmuştur.

Fadime, eve girer girmez odasına yöneldi. Arkasına bile bakmadan, "Ben uyuyacağım, rahatsız etmeyin beni!" dedi ve odasına koştu. Kapıyı içeriden kilitleyip kendini yatağa attı.Adil odanın dışında durup arkasından gürledi:

"Bu konuşma burada bitmedi Fadime Hanım! Yarın sabah o İstanbul havasından çıkıcaksın, biz seninle asıl hesabı göreceğiz!" Dedi AdilFadime, yastığa gömüldüğünde hala burnuna o deri ceketten bulaşan yoğun parfüm kokusu geliyordu. Göğsündeki o öküz oturtmuşçasına hissettiren ağırlıkla tavanı izlerken tek bir şeyi merak ediyordu: İsmail, bu fırtınanın ne kadarını planlamıştı?