17. bölüm · Kan ve Kül
16
Merhabaa. Ben geldimm. Keyifli okumalaarrrr🩷🙈
𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Küçük evin salonuna akşamın loşluğu çökmeye başlamıştı. Nikâhın üzerinden sadece birkaç saat geçmişti ama sanki bir ömür yaşanmış gibiydi.
Fadime pencerenin önünde duruyor, şehir ışıklarını izliyordu. O ışıkların her biri başka bir hayatı temsil ediyordu. Normal, sakin, kavgasız hayatlar… Onunki ise daha ilk günden fırtınaya tutulmuştu.
İsmail mutfakta çay koyuyordu. Sessizdi. İlk kez bu kadar sessizdi.Kapı kapandıktan sonra Eleni ve Oruç da gitmişti. Şerif, Zarife ve Şirun Nine nikâhtan sonra kısa bir süre kalmış, sonra “Ortalık yatışsın” diyerek ayrılmışlardı. Herkes gitmişti.Artık gerçekten yalnızlardı.İsmail iki bardak çayla salona geldi. Birini Fadime’ye uzattı.
“İstersen ağlayabilirsin,” dedi sakin bir sesle. “Güçlü görünmek zorunda değilsin.”Fadime çayı aldı ama elleri titriyordu.“Abim beni evden kovdu,” dedi fısıltıyla. “O an… gerçekten kovdu.” İsmail derin bir nefes aldı. “Öfkeyle söyledi.”“Hayır,” dedi Fadime başını sallayarak. “O öyle bir adam değil. Ağzından çıkan lafı geri almaz.”
Sessizlik.Bir süre sadece çayın buharı konuştu.İsmail yavaşça yanına oturdu. Aralarında hâlâ küçük bir mesafe vardı. Bilinçli bir mesafe.“İstersen yarın gidip konuşayım,” dedi.Fadime aniden döndü. “Hayır!”“Niye?”“Çünkü konuşma dediğiniz şey kavgaya döner. O seni gördüğü an…”Cümle yarım kaldı.
İsmail gülümsedi ama o gülüşün altında yorgunluk vardı. “Korkma. Artık seni almaya hakkı yok.”“Ben alınacak bir eşya değilim,” dedi Fadime birden sertleşerek.İsmail başını eğdi. “Haklısın. Özür dilerim.” O an Fadime fark etti. İsmail ilk kez savunmaya geçmemişti. İlk kez gurur yapmamıştı.“Biz ne yapacağız şimdi?” diye sordu.
“Yaşayacağız,” dedi İsmail net bir şekilde. “Sakin sakin. Kimseye meydan okumadan. Kimseyi kışkırtmadan.”Fadime çayından bir yudum aldı. “Abim kolay kolay sakinleşmez.”“Biliyorum.”“Ya ortaklık?”“Babam halleder.”Fadime başını iki yana salladı. “Bu sadece iş meselesi değil İso. Bu gurur meselesi. Sen onun gözünde düşmansın.”
İsmail bir an sustu. Sonra yavaşça konuştu:“Ben onun düşmanı olmak istemedim. Ama senin için göze aldım.”Bu söz havada asılı kaldı.Fadime’nin gözleri doldu ama bu kez ağlamadı.“Beni sevdiğin için mi?” diye sordu.“Hayır,” dedi İsmail. “Seni kaybetmek istemediğim için.”Gece ilerledi.
Evin içinde iki yabancı gibi dolaştılar. Fadime banyoya girdi, yüzünü yıkadı, aynaya baktı. Parmaklarındaki yüzüğe dokundu.“Furtuna…” diye mırıldandı.Soyadı ağır geliyordu. Yeni bir kimlik gibi değil, yeni bir savaş gibi.Yatak odasına döndüğünde İsmail hâlâ salondaydı. Yere yeniden yatak seriyordu.“Ne yapıyorsun?” diye sordu Fadime.
“Dün nerede yattıysam bugün de orada,” dedi sakin bir şekilde.“Saçmalama. O kadar da değil.”“Sen hazır olana kadar,” dedi İsmail. “Bu evde hiçbir şey zorla olmayacak.”Fadime kapı eşiğinde bir süre durdu. İçinde minnetle korku birbirine karışmıştı.
“Yatağın yarısı boş,” dedi sonunda.İsmail durdu. Ona baktı. “Emin misin?”Fadime yutkundu. “Evet. Evliyiz artık.”İsmail ışıkları kapattı. Yatağın bir ucuna uzandı. Aralarında yine mesafe vardı ama bu kez aynı zemindeydiler.
Karanlıkta Fadime’nin sesi duyuldu.“İso…”“Hm?”“Ya yanlış yaptıysak?” İsmail tavanı izleyerek cevap verdi.“Yanlış yapmış olsak bile, bu bizim yanlışımız. Başkasının doğrusu değil.”Fadime ilk kez o gece huzurla gözlerini kapadı.
Koçari Konağı’nda ise huzurdan eser yoktu.Adil salonda tek başına oturuyordu. Önündeki sehpanın üstünde Fadime’nin çocukluk fotoğrafı duruyordu. Küçük saç örgülü, gülümseyen bir kız çocuğu.Esme sessizce yaklaştı.“Yemek yemedin,” dedi.
“İştahım yok.”“Bağırıp çağırdın, kovdum dedin… içini rahatlattı mı?”Adil dişlerini sıktı. “Hak etti.”“Gerçekten mi?”Adil cevap vermedi.Eleni merdivenlerden indi. Sessizdi ama kararlıydı.“Baba,” dedi.Adil başını kaldırdı. “Ne?”“Ben de oradaydım.”
“Biliyorum.”“Fadime zorla götürülmedi.”Adil’in bakışları sertleşti. “Bunu bir daha duyarsam…”“Duyacaksın,” dedi Eleni ilk kez babasına karşı dimdik durarak. “Çünkü gerçek bu.”Salonda gerilim yükseldi.“Sen de mi karşımdasın?” diye sordu Adil.
“Karşında değilim. Yanındayım. Ama Halamında yanındayım.”Adil ayağa kalktı. “O artık bu evin kızı değil.”Eleni’nin gözleri doldu ama geri adım atmadı. “O hep bu evin kızı olacak.”Adil bir şey söylemedi. Odayı terk etti.Esme gözyaşlarını sildi. “Bu iş kolay bitmeyecek.”
Furtuna Konağı’nda da durum farklı değildi.Şerif balkonda sigara içiyordu. Zarife yanında oturdu.“Adil durmayacak,” dedi Zarife.“Biliyorum" "Peki ya sen?”
Şerif dumanı üfledi. “Ben oğlumun arkasındayım. Ama savaş istemiyorum.”Şirun Nine içeriden seslendi. “Savaş isteyen çok olur. Barışı isteyen az olur.”Şerif içeri döndü. “Anam,sence doğru mu yaptı?”Nine bastonuna yaslandı. “Gönül doğruyu bilir. Ama doğru her zaman kolay değildir.”
Günler geçti.İlk hafta kimse kimsenin kapısına gitmedi. Köyde dedikodular büyüdü. Şehirde haberler yayıldı.Fadime küçük eve alışmaya çalışıyordu. Sabahları erkenden kalkıyor, evi topluyor, yemek yapıyordu. İsmail işe gidiyor, akşam dönüyordu.
Aralarındaki mesafe yavaş yavaş azaldı. Artık aynı masada kahvaltı yapıyor, aynı koltukta film izliyorlardı.Ama her telefon sesi Fadime’nin kalbini sıkıştırıyordu.Bir akşam kapı çaldı.İkisi de dondu.İsmail yavaşça kapıya yürüdü.
Kapıyı açtığında karşısında Oruç vardı.“Abi,” dedi nefes nefese. “Adil şehirde seni aratıyor.”Fadime’nin rengi soldu.“Ne yapmış?” diye sordu İsmail.“Henüz bir şey yok. Ama adamları araştırıyor. İş yaptığın yerlere kadar gitmişler.”İsmail dişlerini sıktı. “Babam biliyor mu?”“Biliyor. Ama Adil dinlemiyor.”
Fadime bir adım öne çıktı. “Ben gideyim.”İkisi birden ona döndü.“Nereye?” dedi İsmail.“Abime.”“Hayır,” dedi İsmail sertçe.“Bu benim meselem.” "Artık bizim meselemiz.”Fadime gözlerini ona dikti. “Bu kavga benim yüzümden başladı.”İsmail başını iki yana salladı. “Bu kavga gurur yüzünden başladı.”
Oruç araya girdi. “Belki konuşmak işe yarar.”İsmail bir süre düşündü. Sonra Fadime’ye baktı.“Gideceksen ben de gelirim.”“Hayır,” dedi Fadime. “Yalnız gitmem lazım.”İsmail’in yüzü gerildi ama bu kez onu durdurmadı.“Tamam,” dedi sonunda. “Ama kapının önünde beklerim.”
Ertesi gün Fadime Koçari Konağı’nın kapısına geldi.Kapı ağır ağır açıldı.Esme karşısında donup kaldı.“Fadimem…kuzum”Fadime’nin gözleri doldu ama dimdik durdu.“Abim evde mi?”Adil salondan çıktı. İkisi göz göze geldi.Uzun bir sessizlik.“Niye geldin?” dedi Adil soğuk bir sesle.“Konuşmaya.”“Konuşacak bir şey yok.”“Var.”
Adil kapıyı sonuna kadar açtı. “Gir.”Fadime içeri adım attı. Bu evin kokusu hâlâ ona aitti.Salonda karşı karşıya oturdular.“Mutlu musun?” diye sordu Adil aniden.Fadime şaşırdı.“Evet,” dedi dürüstçe.Adil’in yüzü kasıldı ama bağırmadı.“Pişman mısın?”“Hayır.”Adil başını eğdi. “Beni hiçe saydın.”
“Hayır abi,” dedi Fadime. “Seni kaybetmek istemedim. Ama kendimi de kaybetmek istemedim.”Adil sessiz kaldı.“Ben kaçmadım,” dedi Fadime. “Seçtim.”“Ben seni korumaya çalıştım.”“Beni hapsetmedin mi?”Bu söz havayı kesti.Adil ilk kez cevap veremedi.Kapının önünde İsmail bekliyordu. İçeri girmedi.
Yarım saat sonra Fadime çıktı.Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama yüzünde tuhaf bir sakinlik vardı. İsmail yanına geldi. “Ne oldu?”Fadime derin bir nefes aldı.“Bitti demedi.”“Ne dedi?”“Hiçbir şey.”“Bu iyi mi kötü mü?”Fadime hafifçe gülümsedi.“Bu… umut demek.”
O gün hiçbir şey mucizevi şekilde düzelmedi.Ama Adil o günden sonra adamlarını geri çekti.Ortaklık devam etti.Konağın kapısı Fadime’ye kapanmadı ama ardına kadar da açılmadı.Zaman geçti.4 ay sonra bir akşam Fadime elinde küçük bir zarfla Koçari Konağı’na gitti.
Adil masada oturuyordu.“Abi,” dedi.Adil başını kaldırdı.Fadime zarfı uzattı.Adil açtı.İçinde bir ultrason fotoğrafı vardı.Ellerinin titrediği ilk kez o gün görüldü.“Bu…”Fadime’nin gözleri doldu.“Dayı oluyorsun.”
Adil’in bakışları yumuşadı. Gurur, öfke, kırgınlık… hepsi bir anlığına dağıldı.“İyi misin?” diye sordu sadece.“İyiyim.”Uzun bir sessizlikten sonra Adil ayağa kalktı.Yavaşça kız kardeşine sarıldı.Tam affetmiş değildi.Tam kabullenmiş de değildi.Ama artık savaşacak bir şey kalmamıştı.
Çünkü kan bağı, gururdan daha ağır basmıştı.Ve iki soyadının savaşı, yeni bir soyun kalp atışıyla yavaş yavaş susmaya başlamıştı.Fadime artık hem Koçari’ydi hem Furtuna.Ama en çok kendisiydi.Ve bu kez kimse onu seçtiği hayat için yargılayamayacaktı.
