6. bölüm · Kan Tılsımı

6.Bölüm

Gece

Eve geldiğimizde, bir an olsun her şeyden uzaklaşmak için Dean’in bana verdiği odaya çekildim.

Olanlar, sıradan bir insanın kaldıramayacağı kadar yoğundu. İçimdeki karmaşa, düşüncelerimi alt üst ediyordu.

Liya ne yapıyordu acaba? Onu özlediğimi fark ettim ve hemen telefonu alıp aradım. Daha ilk çalmada açtı.

"Oo, sen beni arar mıydın hain arkadaş? Hayırdır, işin mi düştü, noldu?" dedi alaycı bir tonla.

İçimde bir sıcaklık hissettim, onun bu şakacı tavırlarını gerçekten özlemiştim. Hafifçe gülerek cevap verdim.

"Hayır, işim düşmedi. Sadece sizi özledim. Lily orada mı? Buraya taşındığımdan beri konuşamadım onunla."

İkisini de gerçekten çok özlemiştim. Sıradan bir gün geçirmek, sadece onlarla konuşmak bile bana iyi gelebilirdi.

Liya derin bir nefes aldıktan sonra, "Maalesef, Lily şu sıralar hayattan kendini soyutlamış durumda," dedi.

Sözlerindeki ciddiyeti fark ettiğimde içimde bir huzursuzluk belirdi. "Neden? Neyi var?" diye sordum endişeyle.

"Hey! Sakin olsana. Klasik kardeşim işte, kendi haline takılıyor, sorun yok, korkma," dedi Liya, beni rahatlatmaya çalışarak.

Tam o anda kapım çalındı ve içeri Dean girdi.

Daha ağzımı açamadan, telefondan Liya’nın sesi yükseldi. "Biri mi var evde? Kız, sen sevgili mi yaptın yoksa?!" diye cırladı.

Gözlerimi devirdim. Dean’in yüzündeki belli belirsiz gülümseme, onun her şeyi duyduğunu anlamama yetti. Tabii ki duyardı, vampir kulakları sağ olsun!

"Saçmalama, Liya! Sonra konuşuruz, kapatmam lazım," diyerek hızlıca telefonu kapattım.

Dean, gülmek ve gülmemek arasında sıkışmış gibi duruyordu. Dudaklarının kenarı hafif yukarı kıvrılmıştı.

"Sakın güleyim deme!" diyerek en yakınımdaki yastığı kaptığım gibi yüzüne fırlattım.

Ama elbette, havada yakaladı. Sinir bozucu şekilde rahat görünüyordu.

"Hiç yakışıyor mu bu hırçın haller sana, İris Hanım?" diyerek yastığı yatağa bıraktı ve yanıma oturdu.

"Ben eski olan tüm kitapları çıkardım. Eğer iyi hissediyorsan gidip bakalım mı?" diye sordu, her zamanki sakin sesiyle.

İlla bakacaktık zaten, bunu uzatmanın anlamı yoktu. Başımı onaylar şekilde sallayarak yataktan kalktım. Hazır hissetmesem bile bir an önce bu sırrı çözmemiz gerekiyordu.

Salona geçtiğimizde, L şeklindeki koltuğa kendimi bıraktım ve yanımdaki kitaplardan birini aldım. Dean de yanıma oturmuş, sessizce beni izliyordu.

Kitabın kapağına dokunduğumda, eski ve aşınmış bir dokusu vardı. Sayfalarını karıştırdığımda ise bingo! Anlamsız bir dilde yazılmıştı.

"Bunu nasıl okuyacağım?" diye sordum, kitabı Dean’e uzatarak.

O da aynı benim gibi kitabı inceledi ve huzursuzca iç çekti. "İnan ben de bilmiyorum. Bu kitaplar, Alex'in ruh eşinden kalma kitaplar. Yani sadece bir Sarrah cadısı okuyabilir," dedi.

Yani özetle, bir Sarrah cadısı lazımdı ve o da bendim. Ama işin ironik kısmı, kendi dilimi bile bilmiyordum! Harika. Gerçekten harika.

"Mükemmel! Şimdi ne yapacağız?" diye sordum, aynı huzursuzlukla.

Dean yüzüme baktı ve bir şeyler düşünmeye başladı. "Serina, yani Alex'in eşi, bir keresinde bana sadece içindeki gücü hissedersen ve okumayı içten bir şekilde arzularsan, kitabın sana normal bir dilde görünmeye başlayacağını söylemişti. Ama tabii ki içindeki büyüleri sadece bir cadı yapabilir."

Mantıklıydı. Ve denemeye değerdi.

Kitabı elime aldım, ilk sayfasını açtım ve avucumu üzerine koyarak okumayı içten bir şekilde arzuladım. Sembollerin yer değiştirdiğini hissettiğimde kalbim hızlandı.

Garip, karmaşık işaretler yavaş yavaş anlamlı kelimelere dönüşüyordu. Başardım!

Dean’in gözleri hayretle açılmıştı. Kitaba bakıyordu, ama sanki gördüklerine inanamıyordu.

"Şey... Şimdi ne yapıyoruz?" diye fısıldadım.

Dean gözlerini yüzüme çevirdi, bir an şaşkınlıkla baktı ve sonra içten bir gülümseme bahşetti bana.

"Sen gerçekten özelsin, İris," dedi, mest olmuş bir sesle.

Utanmıştım. Demek ki vampir olsan bile utanma duygun hâlâ yerli yerindeymiş. Gözlerimi kaçırarak ilk sayfayı okumaya başladım.

"Kan Tılsımı, yüz yıllardır var olan kötülüğü yok edebilecek tek mühürdür. Bu tılsımlı büyüyü yapmak her cadıya özel değildir. Sadece seçilmişler yapabilir! Bir cadı ve bir vampir, ruh eşleri... Kötülüğü yok edip cadı ve vampir ırkına başçılık edecek kral ve kraliçe!"

Bir an okuduklarımı anlamlandırmaya çalıştım. "Kan Tılsımı mı? Bu da neyin nesi? Nasıl tüm kötülükleri yok edebilir?" diye sordu Dean, kelimenin tam anlamıyla duygularıma tercüman olarak.

Omuz silktim. Hiçbir fikrim yoktu. Merakla bir sonraki sayfaya geçtim.

"Melez soyu, sonradan yaranma melezlerden kat kat daha güçlüdür! Ruh eşlerinden doğacak bir bebek, tüm dünyanın en güçlüsü olacak! Melezlerin lideri, bilgesi, en güçlüsü!"

Bekle, ne?

Bir saniye.

Ruh eşi mi? Dean ve ben de ruh eşiydim!

O an yüzümün yandığını hissettim. Ah, keşke bu sayfayı atlasaydım!

Dean elimden kitabı aldı ve kapattı. Sonra parmaklarını nazikçe elime doladı. "Sakin ol," dedi yumuşak bir sesle.

Sakin olmak mı? Demesi kolaydı tabii! Kitap resmen bize, "Hadi sevişin, bebek yapın ve tüm dünyaya hükmedin!" diyordu!

Tam ağzımı açıp bir şey diyecekken, dışarıdan gelen sarsıntılı bir ses duyuldu.

İkimiz de hızla ayağa kalktık.

Dean elimi bırakmamıştı. Gerçi ben de bırakmaya pek niyetli değildim.

"O da neydi?!" diye sordum, panikle.

Dean, gözlerini kapıya doğru dikmişti. Kasları gerilmiş, gözleri tehlikeyi tartıyormuş gibi kısılmıştı.

"Bilmiyorum," dedi sert ve alaycı bir sesle. "Ama her şeye hazırlıklı ol, hayatım. Her kimse, canına susamış."