20. bölüm · Kan fısıltıdı

Kan fısıltısı 20

Zümranur Çantaş

Mağaranın içi bir anda sessizleşti.

Ama bu sessizlik…
huzur değil, fırtına öncesiydi.

Kapının içindeki karanlık hareket etti.

Ve o iki kırmızı göz…

Daha da belirginleşti.

Herkes geri çekildi.

Sadece Ahsen yerinde kaldı.

Sanki görünmeyen bir güç onu tutuyordu.

Emre hemen kolunu tuttu.

— “Ahsen, geri gel.”

Ama Ahsen kıpırdayamadı.

Gözleri kapıya kilitlenmişti.

— “Beni çağırıyor…” dedi fısıltıyla.

Kapının içinden bir ses yükseldi.

Derin.

Soğuk.

“Kanını taşıyorsun…”

Belgin’in yüzü bembeyaz oldu.

— “Bu… mümkün değil…”

Mert sertçe sordu:

— “Ne demek bu?!”

Belgin titreyerek konuştu:

— “Yıllar önce… bu kapıyı mühürleyen kişi…”

— “Aşiretten biriydi.”

Herkes Ahsen’e baktı.

Belgin devam etti:

— “Ve o kişinin kanı… hâlâ yaşıyorsa…”

Sessizlik.

Emre fısıldadı:

— “Varis…”

Ahsen’in kalbi hızlandı.

— “Hayır… bu saçmalık…”

Ama kapı tekrar konuştu.

“Gel…”

Ahsen bir adım attı.

Emre onu tuttu.

— “Hayır!”

Ahsen bağırdı:

— “Bırak!”

Emre gözlerinin içine baktı.

— “Oraya gidersen geri dönemezsin!”

Ahsen’in gözleri doldu.

— “Ama içimde bir şey… gitmemi istiyor…”

O anda kapının içinden bir figür çıktı.

Bu diğerleri gibi değildi.

Daha uzundu.

Daha sakindi.

Daha korkutucuydu.

Yüzü karanlıktaydı.

Ama sesi netti:

“Ben seni bekledim.”

Tuğba korkuyla Ozan’a sarıldı.

— “Bu ne…”

Ozan dişlerini sıktı.

— “Bu… lider.”

Efe silahını kaldırdı.

Ama Emre elini tuttu.

— “Dur.”

Efe şaşırdı.

— “Neden?”

Emre ciddi bir sesle söyledi:

— “Bu normal bir hedef değil.”

Lider bir adım daha attı.

Gözleri Ahsen’deydi.

— “Seninle bu kapı açılacak.”

Ahsen geri çekildi.

— “Hayır!”

Ama yer titredi.

Kapı daha da aralandı.

Tam o anda…

Ozan acıyla inledi.

Tuğba panikle baktı.

— “Ozan… kanın durmuyor…”

Ozan zorlukla gülümsedi.

— “Bir şey olmaz…”

Tuğba gözyaşları içinde başını salladı.

— “Olur!”

Ve eğilip onu öptü.

Bu öpüşme yumuşak değildi.

Aceleciydi.

Korku doluydu.

— “Seni kaybedemem…” dedi Tuğba.

Ozan alnını onun alnına yasladı.

— “Kaybetmezsin…”

Ama savaş henüz bitmemişti.

Ahsen tekrar kapıya doğru çekildi.

Emre bu sefer onu kendine çekti.

— “Bana bak!”

Ahsen ona baktı.

Gözleri doluydu.

— “Korkuyorum…”

Emre yumuşadı.

— “Ben buradayım.”

Ve onu öptü.

Bu öpüşme…

Sakin değildi.

Kararlıydı.

Sanki ona şunu söylüyordu:

“Gitmeyeceksin.”

Ama o anda…

Lider elini kaldırdı.

Ve görünmeyen bir güç Emre’yi savurdu.

Emre yere çakıldı.

— “EMRE!”

Ahsen bağırdı.

Lider fısıldadı:

“O seni koruyamaz.”

Ahsen’in gözlerinden yaş aktı.

Ama bu sefer…

geri çekilmedi.

Yumruklarını sıktı.

— “Ben kimsenin varisi değilim!”

Kapı şiddetle titredi.

Ve lider ilk kez…

gülümsedi.

“Göreceğiz…”