1. bölüm · Kalplerdeki Çiçek Bahçesi

Orkide.

Elif Tekin

"Zelal, nereye gülüm?" Abime baktım, gözlerimle elimi tutan Aylin'i işaret ettim. "Şu cimcimeyi parka götürüyorum." Aylin el salladı abime.

Aylin komşumuzun kızıydı. Benim manevi kız kardeşimdi. 4 yaşında olmasına rağmen kafası zehir gibi çalışıyordu. Çok konuşurdu ama tatlılığı ile herkesin kalbine taht kurduğu için ne kadar konuşursa konuşsun, yine de dinliyorduk. Yine her zamanki gibi abime tatlı bakışlarla baktı.

"Gidebiliy miyis, Ayman'cığım?" Abim gülümsedi. Aylin'in bu tatlı bakışlarına direnmek imkansızdı.

"Gidebilirsiniz, Aylin'cim. Ama ablanın elini bırakmak yok." diyerek tembihledi Aylin'i. Aylin kafa salladı. "Tamam Ayman'cığım." Arman abim gülerek kafasını belli belirsiz sallarken, Cemal abim odasından çıktı ve koridorda duran bize bir bakış attı.

"Nereye gidiyorsunuz lan?" Aylin minik elini kendi ağzını kapatacak bir şekilde üzerine koydu. "Aa, Cemal abi 'lan' demek çok ayıpmış. Annem öyle söyledi." Cemal abim ağzına fermuar çeker gibi yaptı. "Özür dilerim Aylin'im. Bir daha söylemem."

Aylin'in üzerine montunu giydirdim. Cemal abim gülümseyerek bize bakarken, Arman abim memnuniyetsiz bir bakışla Cemal abime bakıyordu. Bu bakışların altında bir şey yatıyordu... Ama ne yattığı belli değildi.

Arman abinin normal bakışları da böyle, dedi içimden bir ses. İçimdeki sese hak vermem gerekirdi. Maalesef duygularını gizlemeyi beceremeyen, bakışlarıyla çok fazla belli eden bir abiye sahiptim.

"Bu arada," dedi Cemal abim. Cemal abime doğru baktım. "Ben hâlâ cevabımı alamadım." Kaşlarım çatıldı.

"Ne cevabı?"

Cemal abim bıkkın bir nefes verdi. "Az önce sorduğum sorunun cevabını alamadım, güzelim." Hangi soru ya? Asıl soru, Cemal abim az önce bana soru mu sormuştu?

"Payka gidiyoyus." dedi Aylin araya girerek. Cemal abim cevabını aldığında gülümsedi ve Aylin'e baktı. "Sen olmasan ablana laf anlatana kadar ömrüm biterdi."

Aylin kaşlarını çattı. "Ömyüm biteydi, ne demek?"

"Boş ver ablacığım. Cemal abin saçmalıyor yine." Cemal abime bir bakış attım uyarı amaçlı. Bunun üzerine Arman abim, Cemal abimin kafasına bir tokat attı.

"Çocuğun yanında ne saçma sapan konuşuyorsun oğlum?" Cemal abim, Arman abimin vurduğu yeri ovarken Arman abime tuhaf bir bakış attı. "Sen çocuğun yanında beni döverken sorun yok ama?"

"Abartma oğlum. Sen nasıl adamsın lan? Minicik vurdum ona sızlanıyorsun." Arman abimle Cemal abim atışırken Aylin'e baktım.

"Hadi biz gidelim. Abinler yine tartışmaya başladı." Aylin'in dudaklarından minik bir kıkırdama kaçtı. Kapıyı açtım. Hâlâ Arman abim ve Cemal abim atışıyordu. İlk kendi ayakkabılarımı giydim ve sonrasında eğilip Aylin'in ayakkabılarını giydirdim. Aylin'i kucağıma aldım ve kapıyı kapattım.

"Haydi payka!" dedi Aylin mutlulukla ellerini havaya kaldırırken. Güldüm ve yanağına minik bir öpücük bıraktım.

"Evet bakalım hadi parka." O kucağımdayken merdivenlerden inmeye başladım. Apartmanın kapısını açtım ve apartmandan çıktık. Aylin'i kucağımdan indirdim ve elini tuttum. Minik elleri benim büyük elimin arasında kayboluyordu. Aylin hoplaya zıplaya elimi tutarak yürüyordu.

"Abla, bende büyüyünce senin gibi olabiliy miyim?" dedi zıplayarak yürürken kafasını bana kaldırarak.

"Nasıl yani?"

"Senin gibi güsel oluy muyum?"

Tebessüm ettim. Kalbim erimişti bu sözüne.

"Olursun ablacığım. Benden bile güzel olursun, ki şimdi bile güzelsin zaten." Kıkırdadı.

"Ne kaday güselim? Azıcık mı, çok mu?" Güldüm.

"Çok güzelsin Aylin'im." Aylin gülümsedi. Parka girdiğimizde elimi bıraktı ve yine hoplaya zıplaya kaydıraklara doğru gitti. Ellerimi montumun cebine koydum ve yavaş adımlarla arkasından ilerledim.

Arkasını döndü. Benim yavaş ilerlediğimi fark edince koşarak yanıma geldi ve elimi cebimden çıkarıp tuttu ve beni çekmeye başladı. Yeniden koşmaya başlamıştı. Güldüm.

"Abla, çok yavaşsın!" dedi beni çekerken Aylin. Aylin'e ayak uydurmaya başladım yavaştan. Benim hızlandığımı gören Aylin gülümsedi ve beni çekmeye devam etti. Beni çeke çeke en sonunda kaydırakların olduğu yere getirmişti.

"Abla beni izle, tamam mı?" dedi Aylin bana bakarak. Kollarımı göğüs hizamda çaprazladım ve Aylin'e kafa salladım.

Aylin merdivenlerden zıplayarak çıktı ve kaydırağın tepesinde durdu. İzliyor muyum diye beni kontrol etti göz ucuyla. "Hadi kay bakalım." dedim kaydırağın bitiminde dururken.

"Tut beni ama." Gülerek kafa salladım.

"Tamam tutarım, kay hadi." Kaydırağa oturdu ve bana baktı. Kendini hafif ittirdi ve kaydıraktan kaymaya başladı. En sona geldiğinde eğildim ve omuzlarından tutup onu durdurdum. Dudaklarından şen bir kahkaha döküldü. Onun gülmesine karşılık bende tebessüm ettim. Onun mutlu olduğunu görmek beni daha çok mutlu ediyordu.

Elimin arasından kaçtı ve salıncaklara doğru koştu. Salıncaklardan birine oturdu ve bana baktı. Hafif hafif kendini ileriye ittirerek sallanmaya çalışıyordu. Beceremedi. Beceremeyince bana baktı masum bir bakışla. "Abla salla beni."

Yanına gittim. Salıncağın arkasına geçip Aylin'i sallamaya başladım. "Uçuyoyum!" dedi mutlu bir sesle. Dudaklarından sürekli bir kıkırtı dökülüyordu. "Abla daha hızlı salla." dedi sallanmaktan keyif aldığını belli eden bir ses tonuyla.

Geriye doğru çekildim. "Yeter bu kadar Aylin'im. Başın döner, miden bulanır sonra." Aylin omuz silkti. "Abla salla..." dedi mızmız bir ses tonuyla.

"Mızmızlanma Aylin. Sallamayacağım dedim." Kesin bir ses tonuyla söylediğimde yüzü düştü. Alt dudağı istediğini alamadığı için büzüldü. Kollarını göğsünde bağladı ve benim dışımda her yere bakmaya başladı.

Salıncağı durdurdum ve önünde diz çöktüm. Nereden biliyordu böyle trip atabileceğini? Yeni neslin çocukları, diye araya girdi içimden bir ses. Yeni neslin çocukları senin bile bilmediğin şeyleri biliyor Zelal, buna mı şaşırdın? Diye tamamladı kendini içimdeki ses.

Hak verdim iç sesime. Benden daha iyi trip atıyordu. Bu gözden kaçırılmayacak kadar belli olan bir şeydi. "Aylin'im," Bana bakmamak için kafasını yana çevirdi. "Aylin." dedim nazik bir ses tonunda. Yine bana bakmamak için direndi.

Aklıma gelen parlak fikirle gülümsedim. "Galiba birileri akşam yemeğinden sonra sütlaç istemiyor..." diye mırıldandım etrafıma bakınarak.

"Sütlaç mı?" dedi Aylin heyecanlı bir sesle. Biliyordum işte. O tripliyse, bende onu ezbere bilecek kadar zekiydim. Ona baktım ve kafa salladım.

"Evet, sütlaç."

"Abla tamam küsmedim. Şakacıktandı..." dedi hızlıca.

Güldüm. Sütlaç aşığı bir tanıdığınız varsa ve eğer trip atıyorsa, ve ekstra olarak küçük biriyse işte böyle tribini yerle bir edebilirsiniz.

"Peki o zaman gel birlikte eve gidelim sütlaç yapalım, ne dersin?" İşaret ve baş parmağını sanki minicik bir şey tutuyormuş gibi yakınlaştırdı.

"Şu kadaycık daha oynasam?" Tebessüm ettim.

"Ne kadarcık?"

"Şu kadaycık işte." dedi yaptığı hareketi daha fazla gözümün önüne yaklaştırarak. Elini gözümün önünden indirdim.

"Tamam o kadaycık daha durabiliriz." Onu taklit ettiğimde gülmeye başladı. Kafasını geriye doğru atmıştı gülerken. Gülmesi yavaş yavaş sakinleştiğinde kafasını aşağı doğru eğdi. Salıncaktan inmek için hareket ettiğinde hafif geriye doğru çekildim ve inmesi için ona alan açtım. Aşağı zıpladı ve ayakları yerle temas edince gülerek bana baktı.

"Birazcık oyna sonra eve gidelim, tamam mı?" Kafasını salladı ve ben banka otururken o parkta oynamak için oyuncaklara yönelmişti. Cebimden telefonumu çıkardım ve telefona bakmaya başladım. Arada sırada Aylin'i kontrol ediyordum. Biraz zaman geçtikten sonra sıkıntıdan oflaya puflaya gelen Aylin'le kafamı kaldırdım.

"Sıkıldım..." dedi ve yanıma oturup kafasını dizlerime koydu. Telefonu kapattım ve ellerimi sakince Aylin'in saçlarında gezdirdim. Parmak uçlarımdan upuzun saç telleri geçip gitti.

"Sütlaç yapmaya gidelim mi, Aylin'im?" Kafasını dizimden kaldırdı.

"Gidelim... Ama bizim evde yapalım." Kafa salladım ve ayağa kalktık birlikte. Elimi uzattım ona tutması için. Elimi minik eliyle tuttu. Elleri soğuktu.

"Üşüdün mü sen?"

"Biyazcık." dedi ve yine hoplaya zıplaya yürümeye başladı. Her zıplayışında kahve tonlarındaki saçı bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Birlikte eve doğru yürürken Aylin kendi kendine mırıldanıyordu. Sonrasında yürüyüşünde bir şey fark ettim. Çizgilere basmadan yürümeye çalışıyordu. Bilerek tam çizgiye basmadan geçeceği an durdum. Çizgiye bastığında yüzünde olan minik bir sinir ifadesiyle bana baktı.

"Ya!" dedi hızlı bir şekilde çıkışarak. Çizginin üstünden atladı yeniden. Kaşlarını çattı ve somurtkan bir yüz ifadesi takındı. "Bileyek yaptın, değil mi abla?" Gülmemek için alt dudağımı ısırırken yüzüme bir sırıtış çoktan yerleşmişti.

Ofladı ve dudaklarını büzdü. "Gıcıksın abla!" diye yükseldi.

"Ablaya ses yükseltilmez," diye araya girdim. Onun boy hizasına indim. Gözlerini etrafta gezdirmeye başladı. Yüzünde huysuz bir ifade vardı. Güldüm ve yanağına bir buse kondurdum. Öptüğüm yeri elinin tersiyle sildi.

Kırıldım, Aylin'cim. Ayıp oldu.

Yüzüme şaşkın bir ifade yerleşirken Aylin hâlâ etrafa bakınıyordu. "Öyle olsun," dedim ayağa kalkarken. Aylin'e bakmadım ve ellerimi montumun cebine koydum. Dümdüz yürümeye başladığımda arkamdan birkaç adım sesi geldi. Aylin hızla gelip bacağıma yapıştı.

"Şakaydı abla." diye mırıldandı. Ellerimi cebimden çıkardım ve belimin iki yanına koydum. Ona doğru eğildim. "O zaman öp bir kere ablayı." dedim ve yanağımı işaret ettim. Parmak ucuna yükseldi ve yanağıma minik bir öpücük bıraktı. Geriye çekildi ve bana baktı.

"Oldu mu?" Sorduğu soruya kafa salladım gülerek. "Oldu Aylin'im. Ama bundan sonra benim öptüğüm yeri silme, tamam mı?" Omuzları düştü. Biraz isteksiz duruyordu. "Tamam," dedi harfleri uzattıkça uzatarak.

Zafer gülümsemesiyle duruşumu dikleştirdim ve elimi tutması için uzattım. Minik elleri ellerimi tuttu. Birlikte sessizce ilerlerken eve varmamıza az kalmışken aniden Aylin konuştu.

"Ama sulu sulu öpmek yok." Çatık kaşlarla Aylin'e baktım yürümeye devam ederken. "Dedin ya, ben biy daha öptüğümde silmek yok diye. Bende çok sulu öpmek yok diyoyum." Ne dediğini açıkladığında anladığımı belli eden bir şekilde mırıldandım ve kafa salladım. Yine hoplaya zıplaya eve doğru ilerledik.

Apartmanın kapısına geldiğimizde cebimden anahtarı çıkardım ve kapıyı açtım. Önce Aylin, sonra ben girdim ve kapıyı arkamdan kapattım. Bir kat yukarı çıktık ve Aylin'lerin evinin kapısına geldik. Cebimde bulunan anahtarı çıkardım. Aylin'e baktığım için bende ev anahtarı vardı. Kapıyı açtım ve yine ilk Aylin, sonra ben girdim eve. Aylin montunu bir kenara fırlatıp koşarak mutfağa gittiğinde gülerek eve girdim. Aniden Aylin çığlık attığında hızla mutfağa doğru koştum.

Mutfağa girdim ve önce Aylin'e, sonra onun tam karşısında duran Hakan'a çarptı gözlerim. Evet, baya baya Hakan'dı bu.

Aylin, "Abi!" dedi ve Hakan'a sarılmak için zıpladı. Elimi kalbimin üstüne koydum. Korkudan tuttuğum nefesimi dışarıya verdim. Hakan, Aylin'i kucağına aldı.

"Sevgili Hakan Yiğit Özgün... Neden geleceğinizi daha önceden söylemediğinizi sorabilir miyim?" Hakan göz devirdi sözlerime. "Sana da merhaba, Mavi."

Mavi dediğinde Hakan'a baktım. Zelal isminden çok hoşlanmazdım. Bunu Hakan'a söylediğim günden beri bana Mavi diyordu. İtiraf etmem gerekiyorsa... Bana Mavi demesi hoşuma gidiyordu.

Boğazımı temizledim ve kendi gerçekliğime geri döndüm. "Merhaba, Hakan. Sorumun cevabını alabilir miyim acaba?" Hakan sessizce bana baktı. Kucağındaki Aylin'e minik bir bakış attı. Sonra bana baktı ve sonra konuşuruz, der gibi bir bakış attı. Aylin'in yanında konuşmak istemediğini anlayarak kafa salladım.

Aylin abisine baktı. "Abi sütlaç..." dedi abisine hafiften bir nazlanarak. Hakan tebessüm etti.

"Yine mi sütlaç?" dedi Hakan alıştığını belli eden bir ses tonunda. Aylin kafa salladı. "Sen yapınca çok güsel oluyoy." Hakan, Aylin'in yanağından öptü ve masanın üzerine oturttu Aylin'i.

Hakan ile Aylin'i mutfakta bırakarak mutfaktan çıktım. Montumu çıkardım üstümden. Askılığa astım ve üzerimi düzelttim. Bileğimdeki tokayla saçımı gelişigüzel bir topuz yaptım. Hakan ve Aylin'in mutfaktan gülme sesleri geliyordu. Telefonumu çıkardım montumun cebinden. Derin bir nefes aldım ve mutfağa doğru ilerledim.

Mutfağın kapısından içeri girdiğimde her yeri sütlaç olmuş bir şekilde sütlaç yiyen Aylin'i ve onu yüzündeki tebessüm ile izleyen Hakan Yiğit ile karşılaştım.

Gözlerim bu görüntüye inanmak istemedi. Görmezden gelsem, böyle bir dağınıklığı görmezden gelemezdim. Sessizce Aylin'e baktım. Aylin'in üzeri sütlaçken bile mutlu mutlu sütlaç yiyişini izledim. Sonrasında bakışlarımı Hakan'a çevirdim. Hâlâ yüzündeki tebessümle Aylin'i izliyordu.

"Hakan bu çocuğun üstünün hali ne?" dedim ikisine doğru yavaş adımlarla yaklaşarak. Hakan gülümseyerek bana baktı.

"Ben yerim, dedi. Bende izin verdim."

"İyi halt ettin." dedim dayanamayarak. Hakan kınayıcı bir bakış attı.

"Ne kadar ayıp, Mavi." Aylin sütlacını kaşıklamaya devam ederken bizi izliyordu. "Ayrıca bırak biraz dağıtarak yesin. Ne olacak ki?" dedi kollarını göğsünde bağlayıp tezgâha yaslanırken.

Hakan Yiğit haklı, dedi içimden bir ses. Tövbe estağfirullah, saçmalama sevgili iç sesim. Onun ne zaman haklı olduğu görülmüş?

"Bu çocuğun üzerini sen mi temizleyeceksin, Yiğit?" Meydan okur bir tonda söylediğim lafa karşılık sadece omuz silkti. Gıcıktı işte. Adam her yaşında gıcıktı. Liseden beri bu gıcıkla ömrüm gidiyordu. Ey güzel ömrüm, bununla geçirdiğin tüm zamanlar için özür dilerim.

"Üzerini temizlemek dert değil. Eskiden sen Aylin'den daha dağınıktın."

"Eskiyi açma şimdi. Ayrıca ona bakılırsa eskiden sen evde yemek yaparken az daha tüm evi yakıyordun." dedim ve meydan okumaya bu sefer farklı bir konuyla devam ettim.

"Ama bunu dediğin adam, şu an Türkiye'nin en ünlü şeflerinden biri. Onu ne yapacağız?" dedi ve göz kırptı meydan okumanın bittiğini belli eder gibi. Sonrasında aklına bir şey gelmiş gibi gülümsedi. "Ha, bir de aynı zamanda sadece Türkiye ile de kalmayıp Dünya'ya açılmış bir şefim."

Hazır cevap Hakan Yiğit Özgün...

En başında hak verseydik sorun çıkmazdı bence, dedi iç sesim yine konuya dahil olarak. İç sesler kapatılsın. Programlarda dış ses olur, hep özendiğim. Benimde işte iç sesim var, susmasını dilediğim. Kime niyet, kime kısmet...

"Ne oldu, Mavi? Sustun kaldın?" Hakan'a baktım. Kaşlarım havalandı. İnatçılıkta beş yaşındaki çocuklar gibiydik cidden. Keçiler bizim inadımızı görse Ben insanım, der hayatına devam ederdi.

"Sen temizlersin o zaman Aylin'in üstünü." dedim olaydan sıyrılmak için. Hakan bana baktı. Uzun uzun bana baktıktan sonra Aylin'e baktı.

"İyi, temizlerim sorun değil." Gülümsedim. Aylin sütlaç kasesini bana doğru uzattığında boş sütlaç kasesine baktım.

"Aval aval bakacağına kaseyi alsana." Hakan'a baktım. Aylin'in elinden kaseyi aldım ve Hakan'a yaklaştım. Hakan'ın tam önünde durmuşken Aylin'e baktım.

"Aylin'im, sen odana git bakalım." Aylin bana baktı. Masadan önce sandalyeye sonra yere indi ve odasına doğru ilerlemeye başladı.

Aylin odadan çıktığında Hakan'a baktım. "Kırarım bu kaseyi kafanda!" dedim elimdeki kaseyi havaya kaldırıp gözüne sokar gibi göstererek. "Aylin'in yanında ne saçma sapan konuşuyorsun? Aval aval ne demek ya? Öküz müsün Hakan sen?" Hakan elimdeki kaseyi çekerek tezgâha koydu.

"Öncelikle, hayır öküz değilim. Aynı zamanda beni tehdit ettiğin şeyin bir kase olması sence de komik değil mi?" Gözlerim kısık bir şekilde Hakan'a baktım.

"Kaseyi mi küçümsüyorsun sen?" Hakan güldü. "İstersen minicik bir kasenin bile ne kadar can acıtıcı olabildiğini kafanda kırarak gösterebilirim. Ne dersin?"

Hakan umursamaz bir şekilde etrafa bakınıyordu. Elimi kaseye attığımda elimi havada yakaladı. Büyük elleri benim ellerimi yakaladığında Hakan'a baktım.

"Aklından bile geçmesin, Mavi." Omuz silktim.

"Çoktan aklımdan geçti. Hatta az önce dile bile getirdim." Hakan bıkkın bir nefes verdi.

"O zaman şöyle değiştiriyorum cümlemi, sakın böyle bir şey yapmaya kalkma." Kaseyi bıraktığımda o da benim elimi bıraktı. Geriye doğru çekildim. Aramızda biraz aralık oluşturdum.

"Dünya'da bir ilk..." diye mırıldandığını duyduğumda anlamamış bir şekilde Hakan'a baktım. Ne zırvalıyordu bu?

"Ne?"

Kendini iyice tezgâha yasladı. Kollarını göğüs hizasında bağladı ve gülümseyerek bana baktı. Gamzeleri belirginleşiyordu her gülüşünde.

"İlk defa bu kadar çabuk pes ettin." diye kendini açıkladı.

"Yat, kalk, dua et, inat etmedim." Hakan gülerek kafa salladı.

"Dua ederiz etmesine de yine de bir şaşırdım yani." Kollarımı göğüs hizamda bağladım ve dik dik Hakan'a baktım.

"Cidden kafana kase yemek istiyorsun galiba?"

"Ne taktın sende bu kaseye?"

"Sende kaşınıyorsun ama." Hakan omuz silkti.

"İnan bana o kaseyi kafama vursan bile sen vurdun diye sesim çıkmaz." Kaşlarım kalktı sözleriyle.

"Yoksa sesin çıkmadan bayılıp kalır mısın?" Güldü.

"Bayılacağım şeyin bir kase olduğunu düşünüyorsan bu düşünceden vazgeçmen gerektiğini söylemek isterim."

Omuz silktim. "Doğru. Senin o taş kafan için bir kase yetmez."

Hakan ciddi misin, der gibi gözlerime baktı. Gayet ciddiyim. O kalın kafasını kırmak için binlerce kase lazımdı.

"Abla, abi!" Aylin'in sesiyle irkildim ve Aylin'e baktım. Bakışları ikimizin arasında gelip gidiyordu.

Hakan, Aylin'in yanına doğru ilerledi. "Ne oldu Aylin'im?" dedi onun boy hizasına eğilirken. Aylin eliyle kendi üstünü işaret etti. "Pislendi." Hakan gözlerini Aylin'in üzerinde gezdirdi.

"Ee, sütlaç canavarısın. Gel değiştirelim üstünü." dedi Hakan ve Aylin'in elinden tutup Aylin'in odasına doğru yürudüler birlikte. Onlar birlikte Aylin'in odasına giderken bende sütlaç kasesini yıkadım.

Kaseyi yıkadıktan sonra yerine koydum. Hakan ile Aylin'in yanına doğru adımladım. Kapının çerçevesine sırtımı dayadım. Kıyafetini ters giymiş Aylin'e ve Aylin'in bu haline gülen Hakan Yiğit'e baktım. Hakan beni gördüğünde Aylin'i bana doğru çevirdi. Aylin gülüyordu. Hakan Aylin'in önüne gelen kapüşonunu kapattığında Aylin'in yüzü kapandı. Bende güldüm dayanamayarak. Yatağa oturdum ve ikisine baktım.

"Aylin'im biraz ters olmuş sanki kıyafetin." dedim ve kapüşonunu indirdim. Yine gülen yüzüyle karşılaştım.

"Kendin giyebilirsin dedim. Ters giydi. Bende bir şey demedim." dedi Hakan gülümserken.

"Düz giydirelim mi?" dedim ve Aylin'e baktım. Aylin gülerken kafa salladı. Aylin'in üzerini çıkardım ve düzgün bir şekilde yeniden giydirdim. Hakan, Aylin'e baktı. "Öreyim mi saçını?" diye bir tavsiye sundu Aylin'e. Aylin kafa salladı hızla.

"Elsa izlemek ister misin peki?" diye yeniden bir tavsiye sundu. Aylin ona da kafa salladı. Hakan, Aylin'i kucağına aldı ve birlikte toka seçmeye başladılar. Onlar toka seçerken onları izliyordum. Hakan elinde iki tokayla arkasına döndü. Aylin, Hakan'ın sol koluna oturmuştu ve Hakan'a tutunuyordu minik elleriyle. Hakan ve Aylin odadan çıkmadan önce Hakan durup bana baktı ve kafasıyla gel, der gibi bir hareket yaptığında ayağa kalktım ve onların yanından ilerledim.

Üçümüz birlikte oturma odasına girdiğimizde Hakan, Aylin'i kucağına oturttu. Bende Aylin'in izlemesi için Karlar Ülkesi açtım. Hakan, Aylin'in saçlarını örmeye başlamadan önce güzelce taradı. Aylin'in saçlarını tararken narin olmaya dikkat ediyordu. Canını yakmak istemiyordu Aylin'in.

Bende Karlar Ülkesi izlemeye başladım. Ara sıra Aylin'in kıkırdama sesi kulaklarıma ulaşıyordu. Hakan ise büyük bir özenle Aylin'in saçlarını örüyordu. Hakan'ın telefonu çaldığında etrafına bakındı. Telefonu etrafta göremeyince bana baktı.

"Sen bakar mısın, Mavi?" Kafa salladım ve Hakan'ın telefonunu aramaya başladım. Aylin'in yatak odasında, yatağın üzerinde duruyordu. Telefonu aldım ve arayan kişiye baktım. Carlos yazıyordu yalnızca. Oturma odasına doğru ilerledim.

"Carlos diye biri arıyor." dedim Hakan'a bakarak. Aylin'in saçlarını örmeyi bitirmişti. Kafasını iki yana salladı.

"Boş ver, kapat telefonu. Sonra ararım ben onu." Aramayı meşgule attım. Koltuğa oturdum ve Karlar Ülkesi izlemeye devam ettim.

Aylin mayışmış bir şekilde Hakan'ın kucağında yatıyordu. Gözleri yarım bir şekilde açıktı. Aylin'in gözleri tamamen kapandığında kafası geriye doğru gitti. Hakan, Aylin'in uyuduğunu fark edince gülümsedi ve dikkatlice kucağında tuttu. Kucağındaki Aylin'i uyandırmamaya çalışarak ayağa kalktı.

"Aylin'i odasına götüreceğim." Kısık sesle söylediği şeye kafa salladım ve ayağa kalktım. Hakan Aylin'i odasına götürürken ben televizyonu kapattım. Karlar Ülkesi eğlencemiz bu kadardı. Malum Karlar Ülkesi'nin asıl prensesi uyumuştu bile. Oturma odasındaki eşyaları düzelttim dikkatlice. Her yerde bir eşya vardı. Ama eşyadan çok çiçekler vardı. Fatma abla ve çiçek sevdası... Çiçek saksılarını düzelttim. Cidden, bir insanın hayatında bu kadar çok çiçeğe yer var mıydı?

Masanın üzerinde şu ana dek dikkatimi çekmeyen bir vesikalık bulduğumda kaşlarım çatıldı. Fotoğrafı dikkatlice elime aldım. Bir kız vardı. Gözleri elaydı. Saçları koyu bir kahverengiydi, salık bırakılmış ve iki omzuna da dağılmıştı. Üzerinde bir kazak benzeri bir şey görünüyordu. Bu kız kimdi?

Yaklaşan adım sesleriyle kafamı vesikalıktan kaldırmadan kapının oraya doğru ilerledim. Adım sesleri durduğunda kafamı kaldırdım. Hakan bana ve elimdeki vesikalığa bakıyordu. Merakla yüzüme baktığında vesikalığı ona çevirdim.

Vesikalığı gördüğünde olduğu yerde kaldı. Gülümseyen yüzü yavaş yavaş soldu. Dikkatle fotoğrafa baktı. Yavaş adımlarla yanıma geldi ve elimdeki vesikalığı aldı. Vesikalığı inceledi dikkatle.

"Gülseren..." diye mırıldandı. Kaşlarım çatıldı dediğiyle.

"O kim?" dediğimde yüzüme baktı. Bir şey demek için ağzını açtı ve sonra geri kapattı. Derin bir nefes aldı ve fotoğrafa yeniden baktı. Baktıkça içi gidiyordu. Özlediği biriydi. Belli oluyordu.