Kalp Hırsızı kitap kapağı

3. bölüm / 3

2. Tutsak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 2. Tutsak

“Kalbim sende mi?”
Birkaç dakika boyunca yalnızca yüzündeki omaskeye baktım. Baştan aşağı titriyordum, cevap veremiyordum.
Kalbim sende mi?
Nasıl bir soruydu böyle?
“Cevap vermeyecek misin Balkın? Kalbim sendemi, değil mi?” Sonra sanki önemsediğim konu dönermiş gibi alayla ekledi,“Cevabın yemeğini etkilemeyecek. Söz veriyorum yiyeceksin o döneri.”
“H-Hayır,” dedim kekeleyerek. “Kalbin bende değil, Kalp Hırsızı.”
Başını sallamakla yetindi. Eli cebine giderken mırıldandı, “Yanlış cevap, ama olsun, yemek yemene engel değil.”
Cebinden çıkardığı anahtarla üzerime gelmeye başladığında anlık bir refleksle geri çekildim. Başını omzuna yatırdı, “Zincirleri açacağım sadece. Sana böyle davranmak istemiyorum. Sadece sınırlarını yokluyordum.”
Son cümleyi söylerken güldüğüne neredeyse emindim. Bileklerimdeki zincirleri açtıktan sonra sessizce odadan gitti ama bu kez kapıyı kilitlemedi. Amacı dışarı çıkmam mıydı yoksa sadece beni mi deniyordu bilmiyordum.
“Hey!” diye seslendim. “Ne yani?Dışarı çıkabilir miyim şimdi ben?” Hiçbir cevap alamadığımda önümdeki tabağa yumuldum. Kaçmak umurumda değildi. Yemek yemeden ne kaçabilirdim ne dekoşabilirdim.
Yemeğimi bitirdiğim an sanki bunca zaman beni izlemiş gibi o geldi. Az önceki sessizliğiyle tepsiyi aldı ve gitti. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu çünkü yine kapıyı kilitlemeden çıkmıştı. Ayağa kalkıp odaya daha geniş bir açıdan baktım.
Çift kişilik yatak, makyaj masası ve bir şifoniyer dışında hiçbir şey yoktu. Makyaj masası makyaj malzemeleriyle doluydu. Burada kim yaşamıştı, bu malzemeler kimindi bilmiyordum ama oda çok tanıdıktı. Masanın aynasına baktığımda ise Arazilimin beni boğazladığı sırada boynumda oluşan sızının sebebini öğrenmiştim.
Boynumda kazılı bir kalp vardı.
Tıpkı diğer kurbanlarına yaptığı gibi beni de işaretlemişti. Bakışlarım kalpte gezindi, parmağımla o bölgeye baskı uyguladığımda ise aynı acı içimi kemirdi.Yüzeysel bir kesik olsa da canımı yakmıyor değildi.
Aynanın önünden çekilip şifoniyere doğru yürüdüm. Çekmeceleri açtığımda ise bir sürü eşofmanla karşılaştım. İçlerinde tek bir elbise vardı, o da beni şoka uğratmıştı.
17’nciyaş günümde giydiğim elbiseydi bu. Tam da o gün aynı elbise üzerimdeyken bir kaza geçirmiştim. Ama o elbiseden farklı olarak yırtıklar da yoktu üzerinde,kan da.
Bordo renkli uzun bir elbiseydi. Topuklu ayakkabı giydiğimde yere değmediğini hatırlıyordum. Sol tarafında derin biryırtmaç vardı. Askıları ise inceydi. Evet, bu aynı elbiseydi.
“Kalp Hırsızı! Biliyorum şu an bana tripatıyorsun ama bu elbiseyi nerden buldu- “derken cümlemi tamamlayamadan kapı açıldı.
“Sana trip mi atıyorum?” dedi alayla. “Ben o bildiğin prenseserkeklerden değilim Balkın. Sana trip falan atmıyorum.”
Kaşlarımı çattığımda o da başını omzuna yatırdı. İtiraf etmek gerekirse böyle yapınca çok sevimli duruyordu. Yüzündeki maskeye rağmen. “Bu ne?” diye sordum konuşmayı başa alarak.
Omuz silkti, “Elbise.” Şaşırmış gibi gözlerimi açtım, “Dalga geçiyor olmalısın, ben bunu tulum zannediyordum.” Yeniden ciddi ifademi takındığımda “Aptal!”diye suratına bağırdım. “Elbise olduğunu biliyorum herhalde. Kimin bu?”
“Senin.”
“Nereden buldun?”
“Butikten.”
“Nereden benim oluyormuş o zaman? Benim değil ki bu.” Kısa süreli bir sessizlik odayı kaplarken yanıtsız kalmanın verdiği sabırsızlıkla yeniden direttim. “Cevap bekliyorum,” dediğimde başını elbiseden bana doğru çevirdi.
“Kıyafetin var mı yanında, Balkın?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. “O yüzden aldım işte, belki lazım olur diye.”
“Bu tür bir elbise nerede lazım olacak tam olarak?” derken elbiseyi gösterdim. “Bu benim doğum günü elbisemdi. Nereden buldun?” “Çok yaygın bir elbise modeli, bulması çok zor değildi.”
“Hiç de inanmadım ama neyse.” Sonra elbiseyi bana uzattı. “Elbise bile zihninde be Balkın,” dediğini duydum sessizce.
“Neden zihnimde olmasın? Kaza geçirmiştim o gün. Elbisem de duruyor hâlâ. O yüzden merak ettim. Madem kaçırıyorsun, soruya da alış bir zahmet.”
“Kendi alışkanlıklarım dışında hiçbir şeye alışmam ben.”
“Kendi alışkanlıklarımdan kastın adam kaçırıp öldürmek ve boyunlarına kalp çizmek mi? Gerçekten harika alışkanlıklara sahipsin.”
“Gördün değil mi? Tahmin etmiştim.”
Kaşlarımı çatarak ona dik dik baktım. “Sen ne yaptığının farkında mısın? Beni. Resmen. Kesmişsin! Ve bana ‘Göğrdöğndöğöl möğ’ mi diyorsun?” Omuzlarına doğru uzanıp onu ittirdim. “Ne tür bir hastasın sen! Hem sen bana niye elbise alıyorsun? Ne haddine? Gelmiş bir de gevşek gevşek konuşuyor.”
“Asıl sen,” dedi yavaş adımlarla yanıma gelip çenemi kaldırırken. “Seni esir alan bir katille nasıl bu kadar rahat konuşuyorsun?”
Omuz silktim. “Kazanmak için çabalamaya değer bir hayatım yok. İstediğin gibi öldür beni.” Kollarımı iki yana açtığımda çenemi bırakıp kollarımı tuttu bu kez. Yavaşça aşağıya ittirdiği kollarım iki yanıma düştü.
“Belki vardı?” derken sesinin değiştiğini fark ettim. “Eskiden yani.”
Onun gibi başımı omzuma yatırdım, “Sen niye bilmece gibi konuşuyorsun? Sanki beni tanıyorsun da eskimi biliyorsun.”
“Haklısın,” derken sesinde hüzün vardı. “Bilmiyorum.” Sonra ise aklıma tekrar boynumda kazılı olan kalp geldi ve ona hesap sormak için bileğini tuttum.
Kaslar lens mi?
Kolunu kaldırıp boynumdaki kalbe doğru götürürken hareketlerimle afalladı. Ancak sonra göstermeye çalıştığım şeyi anladı ve omuzları çöktü. “Bunun açıklamasını yapacaksın! Bu ne?” dedim hesap sorarcasına. Sonrasında onu duvara doğru ittirdim. “Beni alıkoyduğun yetmiyormuş gibi bir de- “
“Şu an sen beni alıkoyuyor gibi görünüyorsunama sen bilirsin.” Sonra elini sahne senin der gibi uzattı. “Buyur devam et.”
“Peki. Sanki beni alıkoyduğun yetmiyormuşgibi bir de işaretliyorsun. Öldürdüğün kişileri işaretlediğin gibi! Öldürsene o zaman! Neyi bekliyorsun?”
“Kendi ölümümü,” diye düzeltti beni. “Sen öldüğünde ben ölmüş olacağım çünkü. Bu kez somut olarak.”
“Ne zırvalıyorsun sen be! Seni tanımıyorum!Sadece hakkında işim olduğu için haber yaptım diye bana bunu yapamazsın.”
Yatağa gidip köşeye oturduğumda o yalnızca arkasını dönmekle yetindi. “Bazı şeyler çok can yakar Balkın. Sen de benim canımı yakıyorsun. Yakmak yetmiyor, çürütüyorsun. Sen bana ne yaptığının farkında olmadan her gün başka bir…”
Duraksadığında kaşlarım çatıldı. “Ne başka bir?” dedim öfkeyle. “Başka bir adam dersen o maskeyi çıkarır götüne sokar sonra da o çok yakışıklı zannettiğin suratını patlatırım! Duydun mu beni? Kuzey benim sevdiğim adam. Sen olmasaydın eğer birkaç saat önce olduğu gibi şu an da onunla kahkahalar atıyor olabilirdik.”
“Kes sesini Balkın,” derken kendini kontroletmeye çalışıyor gibiydi.
“Neden, kaçırıp yanaştığın kişi sevgilisini sevdiği için çok mu üzüldün yoksa Bay Kalp Hırsızı?”
“BALKIN KES SESİNİ!”
Odada yankılanan sesi nefesimi kesti. Yüzümü buruşturdum. Sonu gelmeyen kavgalarla ilerleyen çocukluğum Kalp Hırsızı’nın yükseksesine esir düştü.
Görüşüm netliğini kaybederken bir yandan geçmiş kulağıma fısıldıyordu. Karanlık beni esir alıyordu ama ben karanlıktan korkardım.
“Baba yalvarırım bağırma,” dedi Hazel kulaklarını kapatarak.
“Uslu bir kız olana kadar bu böyle devamedecek Hazel!” dedi acımasızca o adam.
“Baba vurma!”
Geçmiş can yakardı. Bazı yaralar hiç kapanmazdı. Oynadıkça açılır, sen yeniden kapatmaya çalıştıkça daha da kanardı.Babam, benim kapanmayan yaramdı. Kapatacak birini henüz bulamamıştım. Bugünden sonra ise o kişi bulduğumda elini asla bırakmayacağıma yemin etmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…