6. bölüm · KAFES: Acıların Ateşi

Bölüm 6

Lil Yum

İnsan bazen yaşadığı şeyin gerçekliğini anlayamıyordu. Çünkü yaşanması imkânsız gelirdi. Hayal olduğunu düşünecek kadar imkânsız bir şeydi.

Gözlerini açtığında bir rüya sanacak ve hiçbir şeyin olmadığı o güne geri dönecek gibi hissederdi.

Gözlerimi açtım ama hala aynı yerde, aynı haber kanalının olduğu yerdeydim.

Bakışların hepsi benim üzerimdeyken ben sadece televizyona bakakalmıştım. Sanki şakaydı her şey ve bizde o şakanın içindeydik. Bir kamera şakası olsa ne çok gülerdim ama. Biri gelsin ve biz sana bir oyun oynadık bunlar aslında hazırlanan bir sürprizi dese ve bende gülsem.

Gülmek istiyordum.

Biri bunlar şaka desin ve bende güleyim istiyordum.
Ama değildi işte; kendi ellerimle dokunmuş o cesede. Görmüştüm onu. Rüyamda ve gerçekte. Neden dün gece gördüğüm gibi gülüp geçmiyordum ki? Neden şu an buz kesmiştim?

Ben hiçbir şey bilmiyorum.

Aiden sürekli kanalları değiştiriyordu. Hepsinde biz vardık. Kameralara yansıyan arabanın görseli ve blurlanan ceset. Kendini tekrar eden haberlerin ardı kesilmiyordu. Bu kadar önemli bir olaydı onlar için.
İlk defa böyle bir şey gördükleri içindir belki de.

Tenime değen soğuk ellerle irkildim. O zamana kadar donduğumu anlamamıştım. Karşımda Vera, endişeli gözlerle beni süzerek duruyordu. Ellerini bileğimden yüzüme doğru çıkardı ve avuçlarının içine aldı. Parmak uçları ile yanağımı okşadığında, tenimde ıslaklık hissettim. Ağlıyor muydum? Çoğu şeyi hissetmez olmuştum. Canım yanıyordu belki de ama bunu da hissetmiyordum.

“Gel şöyle otur abla.” Dedi Vera ve beni yanımızdaki koltuğa oturttu.
Elinde su dolu bardağı tutan Selin, elleriyle suyu içirmeye başladığında; durdurarak elinden alıp kendim içtim. Elimde bardağı tutmaya devam ederken tekrar televizyona baktım. Cesedin yanında bulunan fotoğrafı koymuşlardı ekrana.

Fotoğrafın altındaki tarih fazla tanıdıktı.

Öyle ki Leyla ablanın albümünde olan fotoğraf ve tarihle aynıydı.
İki kız bir erkek. Biliyordum o zamanlar bile o fotoğrafta bir şey olduğunu ama anlayamıyordum. Fotoğrafın altında bile 2 Ocak 2002 yazıyordu. Siyah saçlı kızın yüzü fotoğraf çekilirken vuran ışıktan dolayı gözükmüyordu ama Leyla ablanın ve onun sevgilisinin yüzü netti. Cesetle aynıydı.

O zamandan bu zamana kadar donmuş bir şekilde ormanda duran cesedi polisler nasıl fark etmemişlerdi? Hiç izciler veya orman görevlileri de mi görmemişti? Nasıl oluyordu bunlar anlamıyordum gerçekten. Sürekli bunu diyordum farkındaydım ama hiçbir şey anladığım yoktu.

Leyla ablanın o cesetten haberi var mıydı; varsa niye hiç bahsetmemişti, polislere neden anlatmamıştı, hepsini öğrenmek istiyordum.

İnşa ettiğimi sandığım hayatın tam ortasında olan olayların benimle ne alakası vardı, bilmek istiyordum. Öğrenecektim de. Gerekirse zorla.
“Dağılın da nefes alsın.” Dedi Aiden. Onun sesini duyunca bakışlarımı ona çevirdim. Televizyonu kapatmıştı ama elinde hala kumanda vardı. Koltuktan hiç kalkmamış direkt bana bakıyordu. “Yalnız bırakın bizi.”
Herkes odadan çıktı. Baş başa kaldığımızda, Aiden hızla yanıma geldi ve elini omzuma koyarak beni kendisine çekti.

Benim buna ihtiyacım yoktu. Sarılmasını istemiyordum çünkü beni yeterince zaten güçsüz gördüğünü biliyordum; daha fazlasına gerek yoktu. Kendimi geriye çekerek ondan uzaklaştım. Bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum.

Ayağa kalkarak barın önüne gittim. Su doldurarak dudaklarıma götürdüğümde konuşmaya başladım. “Cesedin benimle bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum, muhtemelen sende. Bunu öğrenmek içinde benimle birlikte olacaksın onu da biliyorum. Çoğu kez her şeye şahit olduğun için görmek ve öğrenmek hakkın olacak.” Suyun hepsini içip bardağı bıraktım ve geri ona döndüğümde beni dikkatle dinlediğini gördüm. “Ama hayır. Bu benim meselem; ben kendi meselemle ilgilenirken, sende kendi meselelerinle ilgileneceksin.” bunları demem ne kadar doğruydu bilmiyordum ama hemen söyleyip kaçmak istiyordum.

Ayağa kalkarak yanıma geldi. “Görev mi ayırıyoruz? Gördüğün rüyalar, halüsinasyonlar ya sen yalnızken tekrar başıma gelse, ne yapmayı planlıyorsun?”

Önceden ne yapıyorsam onu. Sen hiçbir zaman benimle değildin ki şimdi yanımda oldun ki, seni ilgilendirmeyen bir olayda yanımda olacaktın.

“Aiden bu seni ilgilendirmez diyorum. Biz seninle ortağız sadece bu kadar. Ailevi olayımda seni yanımda tutacak biri değilim.” dedim ve saçlarımı geriye atarak iç çektim.

“Sadece ortak mıyız?” Dedi inanmayarak. “Söylesene ortaklar ne zamandan beri birlikte yatıyorlar?”

“Birlikte yatmak mı? Sarhoştun Aiden, kendinde değildin. Üzgün duruyordun. Sana acıdım ve yardım etmek istedim.” gerçekten şu an bile aklında bunlar vardı ve aramızda bir şeyler olduğunu düşünerek hayatıma dahil olabileceğini düşünüyordu.

Yüzündeki tüm ifadeler bir anda yok olmuştu. Gözlerindeki bakışların anlamını çözemiyordum gördüğüm tek şey boşluktu.

“Acıdın mı?” Dedi sadece. Başka şeylerde demek istiyordu ama sadece son kez bakıp hızla odadan çıktı.

Yanlış bir şey dediğimi düşünmüyordum. O gün ona üzülüp, acıdığım için yanında yatmıştım. Tabii ki bunlar yalandı ama kendime inandırdığım şekilde böyleydi. Birisine his beslemek için fazla yanlış zamandı. Beni böyle gördükten sonra özellikle.

Üzerimi düzelterek odadan çıktım ve merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenlerin arkasında kalan ikili koltuğun birinde tek başına oturarak sigara içen Vera’yı gördüm. Sigaraya geri başladığıysa gerçekten hiçbir şey yolunda değildi onun için. Çünkü; babamı her sigara içerken gördüğünde sigarasını alıp atan, doktor olmak için gece gündüz çalışan o kız, şu an bu halde arkalarda durarak sigara içiyor olmazdı.

İşimi sonraya ertelemem hiçbir sorun olmazdı. Zaten yeterince gecikmiştim. Kız kardeşim ile ilgilenip, uzun zamandır yapamadığım ablalığı yapmam ve onun yanında olmam lazımdı.

Adımlarımı hızla Vera’nın olduğu yine doğru çevirdim. Topukluların sesini duyunca hızla başını kaldırıp bana baktı, telaşlı bir şekilde sigarasını koltuğun arkasına doğru attığını gördüm. Zaten gördüğümün farkında olduğu için mahcup bir ifade ile bana bakmaya devam etti. Yaklaştığımda eğilerek saçlarından öptüm. “İyi misin?” diye sordum.

Başını sallayarak geri çekildi. “Neden geldin, dinlenmen gerekiyor.” dedi. Sesindeki endişeyi hissedebiliyordum. Her zaman benim için endişelenirdi. Kendisini düşündüğünü anlar; parmakla sayılabilecek kadar azken, benim için yaptıklarını kelimelerle bile anlatamazdım.
“Seni özledim kardeşim. Aynı evdeyiz ama resmen görüşemiyoruz.” diyerek onu kendime biraz daha çektim. “Sanki bu ev bizi ayırmaya çalışıyor gibi.”

Bana bakarak gülümsedi. “Başına bu kadar şey gelmişken, biraz seni yalnız bırakıp kendini toplaman daha iyi olur diye düşündüm.”
“Yani ‘evle bir alakası yok, ben kendim seni yalnız bıraktım’ demek istiyorsun?” diyerek dudağımı hafif büzdüm.

“Başkasının bizi ayırabileceğini düşünmen çok yanlış ablacım, ben hep seninleyim.” dedi ve kollarını boynuma dolayarak tekrar sarıldı. Gülümsediği çıkardığı kıkırdama seslerinden anlayarak bende güldüm ve kollarımı omzuna doladım. Geri çekilerek bana baktı ve hafif kaşlarını çatarak, “Ayrıca kafan doluyken seni yalnız bırakmazsak; çok kırıcı, sinirli ve bencil bir insan oluyorsun. Konu ile alakalı alakasız her şeyi pat diye söylüyorsun ve sonra hepimizin kalbini kırdıktan sonra gelip bizden özür bile dilemeden, hiçbir şey olmamış gibi emirler yağdırıyorsun. Bu yüzden de yalnız bırakıyorum seni; kırılmamak için.” dediğinde şok olmuştum. Gerçekten böyle biri olduğumu sanmıyordum.

Evet bazen çok sinirlendiğimde herkese kızıp, onları kırıyordum ama sonra gülümsediğimde onlarda bana gülüyorlardı ve hiçbir sorun kalmadı sanıyordum.

Herkes mi böyle düşünüyordu yoksa sadece kız kardeşim mi?
Aiden. Ona da aynısını yapmıştım dimi az önce. “Kahretsin.” diye fısıldadım. Ben gerçekten öyle biriydim ve herkes yanımda olmak isterken onları uzaklaştırıp sonrasında niye böyle oldu diye onları suçluyordum.

“Abla özür dilerim, kıracak bir şey dediysem eğer-”

“Kes sesini, kıracak hiçbir şey demedin.” diyerek sözünü kestim ve ona baktığımda bu sefer gözlerinde korku vardı. Neyden korkuyordu ki? “Özür dilerim Vera, ben farkında değildim bunların hiçbirinin.,” dedim ve tekrar ona sarıldım. Kokusunu içime çekerek, “Özür dilerim bir tanem.”

“Tamam sarılmaktan içimiz bir oldu.” diyerek benden uzaklaştığında güldüm. “Abla bir de biliyorum bunları düşüneceksin şimdi ama ağzımdan çıktı yanlışlıkla.” diyerek bakışları hemen üzüntüyle doldu.

Elimi saçlarına götürdüm. “Önemli değil.”

Ne konuşmak için yanına gelmiştim ve ne olmuştu. Gerçekten Vera’nın sigara içmesine dikkat edeceğime daha çok kendime dikkat edip, insanları üzmemeliydim.

“Lavin,” diyerek ayağa kalktı. “O cesedin seninle alakasını araştıracağını biliyorum. Ama bak, yalnız kalma lütfen.” dediğinde kaşlarımı çattım. Konuları bu kadar hızlı değiştirmesine yetişemiyordum. “Lavin başına bir şey gelirse ve yardım edemezsem kendimi suçlarım.” dediğinde bende ayağa kalktım.

“Vera yanımda olmadan da yardım edebilirsin.”

“Bu imkânsız, bırak hep birlikte yapalım işte. Bu gizli iş rollerini bir kenara bırak. Hiçbirimiz yabancı değiliz ki, yani Aiden dışında ama o da seni kaç kez kurtardı.” kurtarmadı ki, onun bir kelimesiyle ben tekrar aynı kâbusu yaşadım.

O nereden bilecekti ki?

Bilmesi lazım.

“Vera şu an bunları konuşmak istemiyorum. Odalarımıza dağılalım, güzelce uykumuzu alalım ve sabah kahvaltı masasında hep birlikte konuşalım.” dediğimde başını salladı.

“Hep birlikte.” diyerek yanağıma öpücük kondurdu ve geldiğimden beri sehpanın üzerinde duran sigara paketini alarak merdivenlere doğru ilerlemeye başladı.

“Onu bir daha görmeyeceğim.” dediğimde baş parmağını kaldırarak merdivenlerden çıkmaya başladı.

Arkasından ilerleyerek bende kendi odama çıktım ve her ne kadar kendimi yatağa atmak istesem de banyonun kapısına gittim. Daha bu sabah banyo yapmıştım bu yüzden sadece dişlerimi fırçaladım ve aynadan biraz kendime bakarak geri odaya döndüm. Odanın aydınlığı ay ışığı ve yatağın kenarındaki gece lambası sağlıyordu.

Yatağa oturarak camda dışarı bakmaya başladım.

Uzun zamandır kendimle baş başa kalamamıştım ve yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Bu evde kaldıkça sorunlarım kafamın içinde artıyor ve susmuyorlardı. Zaten burası da fazla gürültülüydü. Ben haber izlemezdim, diğerlerinin de böyle bir alışkanlığı olmadığı için onlarda izlemwzlerdi. Aiden'in hiç bilmediğim haber sevdası yüzünden de öğrenmek istemediğim şeyi öğrenmiştim.

Bunlar bazıları için normal gelebilirdi ama benim için ilk ve beklenmedikti. İlk önce sadece bir rüya sanmıştım, notun bile alakasını anlamamıştım. Daha sonrasında halüsinasyon görüp kafayı yemiştim ve kendi kendime konuşurken bir başkasının değişik bakışlarını görüştüm. O an için belki norma bakıyor olabilirdi bilmiyordum ama ben bu şekil bir bakışa hiç rastlamamıştım.

Her neyse.

Halüsinasyondan sonra ise eve dönerken orman yolunda rüyamdakinin aynısı olan o cesedi, o adamı tam yolun ortasında karşımızda bulmuştum ve bu artık tamamen işlerin ciddileştiği yerdi benim için. Kafayı yediğimi düşündüğüm an haberlerde ise o cesedin uzun zamandır donmuş bir şekilde durduğunu, bu yüzden yeni işlenmiş bir ceset gibi gözüktüğünü öğrenmiştim. Ve fotoğraftaki adamın aslında Leyla ablanın sevgili olduğunu, uzun zaman önce onu kaybettiğini söylediği anlar aklıma geldiğinde ise Leyla abla için yanmıştı canı.

Şimdi nasıldı acaba?

Uzun zamandır yanına gitmiyordum gerçekten. Her gün kapıda beni beklediğini düşünürsek, yanına gitmeliydim.

Ayağa kalkarak dolaba doğru ilerledim. Kapaklarını açarak içinden rahat olmak içinden siyah tişört ve kısa gri şort giydim. Ayağıma spor ayakkabılarımı da geçirerek saçlarımı bağladım. Zaten kafa dinlemeye gittiğim için çok fazla süslenmeme gerek yoktu.

Aşağıda kaç adam olduğunu bakmak için pencereye yaklaştım. Korumaların sayısı artmıştı.

Bizim adamların hepsini hemen tanıyordum. Babam onlar için ayrı özel kravatlar yaptırırdı her zaman. Benim en sevdiğim renk sarıydı bu yüzden ince hafif sarı çizgiler, Vera’nın da en sevdiği çiçek olan leylak, yani Rusça siren yazılı bizi temsil eden bir tasarımdı. Her zaman yanımızda taşıyamıyorduk biz bu yüzden uğur getirmesi için bize ayrı broş yaptırmıştı.

Sarı renkli leylak.

Camdan uzaklaşacağım sırada adamlarıyla konuşan Aiden'i görünce durdum. Uzun uzun bir şeyler söylüyordu ama ağız okuma gibi bir yeteneğim olmadığı için anlayamıyordum. Selin olsaydı bana yardımcı olurdu.

Her şeyi boşladığımı hissediyordum. Ailemi, hayatımı, işimi.; onlar olmasa burada olamazdım bile ama şimdi onlara hak ettikleri değeri veremiyor gibi hissediyorum.

Bakışlarım hala Aiden’in üzerindeydi. Hissetmiş olacak ki kafasını çevirdi. Göz göze geldiğimizde bakışlarında hala aynı ifade vardı.

Boşluk.

Pencereden ayrılarak perdeyi kapattım. Şu an ilk yapmam gereken şey; Aiden’le konuşup, diğerleriyle birlikte hareket etmekti. Tek başıma sadece bazı şeyleri yapabilirdim ve yine yardım istemem gereken şeyler olacağından emindim. Bu yüzden hepsine şimdi her şeyi açıklasam ileride sorun yaşamazdım.

Ondan önce yapmam gerekende Leyla ablanın yanına gitmek. Hatırladığı kadarı ile her şeyi anlatmasını isteyecektim. Belki bu sayede bir şeyler öğrenebilir, zamanı gelince de doğru hamleyi yapabilirdim.

Arabanın anahtarını alarak odadan çıktım ve hızla merdivenlerden indim. Karşıma kimse çıkmadığından rahatlıkla garaja inen kapıyı açarak arabanın yanına ilerledim. Kilidini açarak elimi kapıyı açmak için elimi uzattığımda, etrafa bakındım. Aiden’in arabasının olmadığını fark ettim. Karşıma çıkmasında nereye giderse gitsin.

Arabayı çalıştırarak gaza bastım. Garajdan çıkarak adamların başı ile selam vermesi ile demir kapıları açması bir oldu. Topraklı yolun çıkardığı seslerle arabayı şehir dışındaki evime sürmeye başladım.

***

Eve vardığımda köşeye park ettim. Arabadan inerek kilitledim ve eve doğru ilerledim. Apartmanın şifresini girerek kapı açıldığında merdivenlerle üçüncü kata çıkmaya başladım. Üçüncü katın merdivenine geldiğimde apartmanda o tanıdık ses yankılandı.

“Lavin kızım sen mi geldin?” diyen Leyla ablanın sesi ile duraksadım. Aklıma yine o ceset ve fotoğraf gelmişti. Yutkunarak merdivenlerden çıkmaya devam ettim.

Dördüncü kat’a çıktığımda kapıda duran Leyla abla ile göz göze gelerek gülümsedim. “Ben geldim tabii, özledim seni annem.” dedim ve hızla ona sarıldım. Anne deme sebebim annem öldüğünde her zaman yanımda olması ve saçımı okşayıp, kurutmasıydı. Bunlar bile benim için yeterli oluyordu.

Geriye çekilerek ona baktığımda yüzündeki kırışıklıkların daha fazla arttığını gördüm. Tombul yanaklarını öptükten sonra Leyla abla geri çekildiğinde eve girdim. Her zamanki tanıdık kokuyla karşılaştığımda derin bir nefes aldım. Çiçek kaplamalı duvar desenleri olan koridora girdiğimde kahverengi boy aynasından kısa bir an kendime baktım. Duvara asılı olan lambalardan evin ışıklanması hep böyle sağlanıyordu. Koridordan salona geçerek krem rengi koltuklara oturduğumda gözlerimi etrafta gezdirdim. Tanıdık olan evin her yerinde anılarımı gezdiriyordum her seferinde. Televizyon köşesisin kenarında cam kapaklı kitaplıkta benim ve Vera’nın fotoğraf çerçeveleri vardı. Sadece bu kadar başka hiçbir fotoğraf koyma gereği duymamıştı bile. Geri kalan her yerde bir sürü renkli çiçekler vardı. Özellikle leylaklar camların önünde renkleriyle salona renk katıyordu.

Leyla abla elinde sevdiğim çilekli gofret ve gazozla geldiğinde ayağa kalkarak onun elinden aldım. “Ablacım hep böyle yapıyorsun gerek yok diyorum.” diyerek orta sehpaya tepsiyi koydum.

“Her seferinde de sen böyle diyorsun ama içimden gelerek yapıyorum kızım, söylenmede ye hemen.” dedi ve yanıma oturdu.

Haklıydı hep istemediğimi söylüyordum. Sadece yorulmasını istemiyordum.

Tepsiden gofreti alarak yemeye başladığımda gülerek bana bakıyordu. “Çok özledim seni, aklım bu sıralar daha çok gidip duruyor ama sen bir türlü sen çıkmıyorsun kızım.” dedi elini saçlarıma götürerek.
“Çıkmanı da istemiyorum zaten güzelim benim, tek varlığımsınız sen ve kız kardeşin.” derin bir nefes aldı. “Gerçi Vera unutmuştur kesin beni.”

Dizinin üstüne koyduğu elinin üzerine elimi koyarak tuttum ve sıktım. “Hayır annecim, okulu var o yüzden gelemiyor.” dedim ve gülümsedim. Başını sallayarak televizyona doğru döndü. Hemen dikkati dağılmıştı.

Hızla ayağa kalkarak televizyon ünitesine doğru ilerledi ve çekmeceden albüm aldı. O benim yerime hemen konuya girecekti. Geri yerine oturduğunda öksürerek boğazını temizledi. Albümün kapağını açarak konuşmaya başlamadan önce su içti.
“Bak her zaman ilk sayfalarda senin ve Vera’nın fotoğraflarını tutuyorum.” diye konuştu. Daha önce ne diyorsa aynılarını tekrarlıyordu her zaman, hiç sıkılmadan dinliyordum bende. Nasıl sıkılabilirdim ki? “Normalde herkesin ailesinin, eşinin, çocuğunun fotoğrafı olur hep; ama benim hiç çocuğum olmadı ki.” sayfayı çevirmeye devam etti. “Nasıl olsun ki, ben onların değil fotoğraflarına bakmak; gözlerimi kapattığım an onlar geliyor önüme, ciğerim yanıyor kızım.” dediğinde elini su bardağına geri uzatarak bu sefer tamamını içti.

Elimi sırtına götürerek sıvazladım. “İyisin değil mi annecim?” diye sordum. Sadece başını salladı. Elinden albümü alarak o üçlü çekildikleri fotoğrafı bulmaya başladım.

Fotoğrafı bulduğum an Leyla ablaya baktım. Göz bebekleri büyüyerek fotoğrafa baktı ve hızla bakışlarını çevirdi. Her zaman kendisinin gelip açarak anlattığı fotoğrafa şu an korkarak bakıyordu resmen. Ne değişmişti?

“Haberleri gördüm. Onu bulmuşlar...” elini dudağına götürerek ağzını kapattı.

“O gün kamp yerinde ne oldu annecim? Anlat bana lütfen çok önemli.” diyerek elini ağzından çekerek avuçlarımın içine aldım. Fotoğrafı albümden çıkartarak, yüzü gözükmeyen kadının üzerine parmaklarını gezdirdi.

Derin bir nefes aldı. Anlatmaya korkuyordu resmen. “Bu kadın, senin annendi.” dediğinde ellerimin boşluğa düştüğünü hissettim.
Bakışlarım hızla fotoğrafa, siyah saçlı kadının tam yüzüne kaydı. Arkadaş olduklarını biliyordum ama bu olaylarla bir bağlantısı olacağını hiç düşünmezdim. Asla. Bunca zamandır bilinmeyen kadın, onun yerine kendimi koyduğum kişi benim annemdi. Ben bunu bilmiyordum.

Kampa gittiğini hatırlıyordum. Dört yaşındaydım o zamanlar. Bana sıkıca sarılıp Vera’ya iyi bakmam gerektiğini söyleyerek evden çıkmıştı. Ve o gün her zaman uslu olan o küçük kız çocuğu aşırı huysuzlanmıştı. Hissetmiş miydi? Annem iki boyunca eve gelmemişti ve Vera’da annem gelesiye kadar asla susmamıştı. Zaten annem geldiğinde de o sabahki gibi değildi.

Ben bunları o zaman anlamamıştım sadece gözlerine çöken ölü bakışlarından kötü olduğunu anlayabiliyordum o kadar. Bende o zamanlar küçük bir kızdım, sadece annem neden benimle ilgilenmiyor diye sürekli kızardım. Özellikle Vera hiç susmadığında gelip bir kere bile olsun onu görmedi diye herkese kötü anne olduğunu söylemiştim.

Aptal.

Annemin o gün canı yanmıştı ve ben bunları yaparak daha çok canını yakmıştım. Ama bir kez olsun gelip bana kızmamıştı. Gelip saçımı öpmüş ve ilgilenmediği günlerin acısını çıkartır gibi daha çok ilgilenmişti kardeşimle.

“O gün ateş yakacaktık, odun toplanılması gerekiyordu.” diye devam etti Leyla abla. “Annen iyi bir izciydi ilkokulda. O zamandan kalan bilgileriyle kolayca ateş yakabileceğimiz odunları toplamak için görevi o üstlendi. Ben ve Berkte çadırları kuruyorduk.” alnını okşayarak kaşlarını çattı.

Hatırlamakta güçlük çekiyordu.

Fotoğrafı yüzüne doğrulttum. “Leyla abla iyi bak, hatırlamaya çalış ne olur bunlar benim için çok önemli.” dedim.

Başını salladı. “Bir hayvan sesi duyduk, geyikti hatırladığım kadarıyla yanlışta olabilir bilmiyorum. Sonra aradan baya bir zaman geçti ama annen gelmedi, bizde çok endişelendik. Sonra... sonra bir araba sesi geldi. Tam yanımızda durdu. Sonra silah sesi ve Berk’in acı içinde çığlığını duydum. Sonra benim canım yanmaya başladı. Öyle canım yandı ki sanki canlı bir şekilde kalbimi sökmüşlerdi.”

Yutkunamadığımı hissediyordum. Kadın unutamamışken ben daha çok acısını kazıyormuşum gibiydim. Haberleri ne kadar görse de anlatmak onun için her zaman zor olacaktı.

“Kim olduğunu soracaksın biliyorum ama hatırlamıyorum kızım. Gerçekten sadece en son annen gelmişti. Bir de hayatımın aşkının acı çekerken attığı çığlıkları bu kadar. Geri kalan her şeyi bu aptal beynim hatırlamıyor, siliyor hep.” diyerek kafasına sertçe vurmaya başladı.
Hızla elini tutarak öptüm. Gözümden yaşlar akmıştı çünkü karşımdaki kadın acı içindeydi ve benim de canım yanıyordu. “Annem yapma lütfen, bunlar senin elinde değil.” göz yaşlarımı silerek ayağa kalktım. “Hem belki annemden kalan albümü de getirirsem bazı şeyleri hatırlarsın.” dedim ve kapıya doğru ilerledim.

“Güzel kızım,” diye arkamdan seslendiğinde durdum ve Leyla ablaya döndüm. “Sadece iki parmağı yoktu bir elinde bunu hatırlıyorum.” dedi ve geri önüne döndü.

Başımı sallayarak evden çıktım. Geri geleceğim için kapıyı açık bırakarak bi kat aşağıya indim. Cebimden evin anahtarını çıkardım ve kapıyı açarak hızla odama gittim. Yatağımı kaldırarak fotoğrafların olduğu kutuyu çıkardığımda anneme ait olan ayrı albümünü aramaya başladım.

“Lavin.” duyduğum sesle hızla aradıklarımı bıraktım ve kapının önündeki bedene baktım.

Uzun boyundan dolayı başını eğerek bana bakıyordu. Mavi gözleri, gözlerimi delerken sinirle ona bakıyordum.

“Nereden buldun beni Aiden?” dedim elime bulduğum albümü alarak ona doğru daha doğrusu çıkmak için kapıya ilerlerken. Geçmeme izin vermeyerek doğruldu. Kollarını önünde birleştirerek kaşlarını hafif çattı.

“Seni takip ettim.”

Bir de marifet gibi söylüyordu bunu.

Elimi göğsüne koyarak onu itmeye çalıştım. “Hala hangi yüzle burada olabiliyorsun ki? İnsan utanır.”

İtmem ona gram işlemezken daha çok dik duruyordu karşımda. “Neden utanacağım ki? Sarhoş olup bir kadının koynunda yattım diye mi?” dudaklarında bir sırıtma belirdi. “Alışık olduğum şey zaten bu. Sadece ortağımın ne işler karıştırdığını merak ettim.”

Alışık olduğum şey mi? Dalga geçmek için gelmişti resmen. “Aiden siktir git, sırası bile değil, git.” diyerek sertçe ittim bu sefer. O da zorlamayarak çekilmişti önümden. Kapıya doğru ilerleyip anahtarı alacağım sırada çığlık sesi ve ardından o sesi kesen silah sesini duydum.

Hayır.

“Hayır!” diye bağırarak hızla merdivenlerden çıktım. Açık olan kapıdan içeri girerek salona girdiğimde yerde kanlar içinde yatan Leyla ablayı görmemle dizlerim hızla beni taşımayı bırakmıştı.

Birinin kollarımdan tuttuğunu hissettim. Aiden’di bu biliyordum ama umursamadım. Kollarından hızla ayrılarak bedenin yanına gittim ve ellerimi saçlarına götürerek ağlamaya başladım. Gözleri açık bir şekilde bana baktı. Titreyen elini göğsüne götürdüğünde gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. “Kızım göğsümde ağrı var da her zamanki gibi öpsen geçer belki.” dedi. Gözlerimdeki yaşlar artmaya devam ederken Aiden’in telefonla konuştuğunu duydum.

Bakışlarımı annemin göğsüne indirdim. Kalbinden vurmuşlardı. Kanlar akmaya devam ederken başımı yavaşça eğdim. Leyla’mın nefes alışverişleri sıklaşmaya başlarken dudaklarımı canı yanmasın diye yarasının yanına değdirdim ve öptüm. Başımı kaldırarak ona baktığımda gülümsüyordu.

“Geçti.” dedi sadece sonra da gözleri kapandı.

“Kapatma, kapatma gözlerini anne aç gözlerini!” diyerek ellerimi yanaklarına getirdim ve yüzünü sarstım. “Ben bir annemi kaybettim seni de kaybedemem anne ne olur aç gözlerini. Yalvarıyorum sana aç.”

Zar zor nefes alırken elime bulaşan kanların yüzünü boyadığını görmemle ellerimi çektim. Hızla üzerime silerek karşımdaki bedene bakmaya devam ettim.

Başımı karnını üzerine koyarak uzandım ve ağlamaya devam ettim. Etrafa kısa bir an bakındığımda Aiden yoktu. Gitmişti. Burada tek başımaydım ve nefes alamıyordum göğsüm acıyordu.

Yalnızdım.

Babam öldüğünde olduğu gibi.

Annemin mezarını tek başıma kazarken olduğu gibi.

Her zaman yalnızdım.