1. bölüm · KAFES: Acıların Ateşi

BÖLÜM 1

Lil Yum

Öyle bir an vardır ki, yaşadığınızı hissetmezdiniz. Rahatlamak için aldığınız nefes sizi daha çok boğardı.
Sanırsınız ki bu son başka bir kayıp yok, olmayacak.

Ama olurdu.

Hep olurdu.

Bazen kendim canımdan vazgeçmek istiyordum her şeyin son bulması için. Hayatımdaki herkesi kaybetmiştim çünkü kimsem yoktu benim, yalnızdım. Ağladığım da gelip gözyaşlarımı silecek, üşüdüğümde üzerimi örtecek, kanepe de uyuya kaldığımda beni kollarında taşıyarak yatağıma götürecek, hastalandığım da çorba ısıtacak kimsem yoktu.

Ben istemezdim yalnız olmayı. Her zaman sarılmak nasıl bir histir merak ederdim.

Bir ailem var mıydı? Vardı.

Kız kardeşim ve babam.

Her zaman benim yanımdaydılar. Okuldan mezun olduğum da ilk yaramı aldığım da ağladığım da hastalandığım da uyuya kaldığımda veya çorbamı ısıtmaları gerektiğinde.

En azından eskiden.

Soğuk rüzgâr, giydiğim askılı bluz yüzünden açıkta kalan tenime temas ettiğimde ürperdim. Saatlerdir yağan yağmurdan dolayı çamur olan toprağın üzerinde ağlıyordum. Her yerim toprak olmuştu ama umurumda değildi çünkü oturduğum yer benim en huzurlu yerimdi, rahat nefes alabildiğim ama yutkunamadığım yerdi.

Elimle göz yaşlarımı silerek toprağa koyduğum başımı kaldırdım ve mezar taşına baktım.

Sıraç Eralp.

Babamın mezarıydı. Hayatımın tam merkezindeki adam şimdi topraktaydı.

En son kaybetmek isteyeceğim insan bile değildi, onun yerine ben ölmeliydim. En azından şansım varken onu yapmalıydım ama yapamadım. Silahı doğrulttum ama elim tetiğe gitmedi, yapamadım. O an, o saniye babam kanlar içinde yerdeydi. Babamla göz göze geldiğimde her şey geçti.

Benim yüzümden ölmüştü.

"Sen en iyisini yaptın Lavin, hem de en iyisini." demişti babam kollarımın arasında can çekişirken. Elimle göğüsün de ki yarasına baskı uyguluyordum, bir faydası olmasa bile.

"Baba, ne olur konuşma tüketme nefesini canımın içi."

Dediğime gülerek sağ elini kaldırıp saçlarımı geriye itti. "Saçların kan oldu ama kusura bakmazsın artık güzel kızım."

Ağlamam şiddetlenirken saçlarımdaki elini yüzüme getirerek göz yaşlarımı sildi. Saçlarım benim için önemliydi ama şu anda en son düşüneceğim şey bile değildi.

Başımı kaldırarak babamın vurulmasına şaşkınlıkla bakan adamlarımıza çevirdim. Hepsi endişeliydi. Korkuyorlardı, bu yaşlarına kadar yanında büyüdükleri ölmeyeceğine inandıkları adam son nefeslerini veriyordu. "Bakmayın öyle yardım çağırın, ne olur."

Ben bağırdıktan sonra babamın gelen sesi ile bakışlarımı geri ona çevirdim."Lavin, iş sana emanet güzel kızım." Ve gözleri kapanmıştı. Nefes almıyordu.

"Baba hayır, uyan."

Omzuma değen el ile irkilerek başımı elin sahibine baktım. Korumamızdı. Gitmemiz gerektiğini söylediğinde başımı salladım ve son kez babamın mezarını öpüp geri çekildim.

"Görüşürüz baba."

***

En son ki mezar ziyaretinin üzerinden bir hafta geçmişti.

Babamın ölümünün üzerinden ise bir sene.

Bu bir sene içerisinde çoğu şeyi yola koymuştum; babamın yerine geçmek gibi. Bu duruma çoğu ortağımız tepki gösterip bizimle bağını kesmişti. Sebebini sorduğumdaysa "Bu kadar şirketin ve yasadışı işlerde bir kadının olması, devamlılık gösteren ataerkile saygısızlıktır." demişlerdi.

Tabii o sırada bende yanımızda duran insanlarla daha çok mal satım yapmıştım. Çoğu gemileri gizlice gümrükten geçirmiş, kıyıya ulaşmalarını dahi sağlamıştım.

Yeni ortaklar edinerek, ünlü Meksika karteli ile de bağlantım oluşmuştu.

İşlerime odaklanmışken, çoğu yanımızdan ayrılan kişiler geri gelmek bile istemişti.

Ama benim en başımdan beri hedefim bambaşkaydı. Babamın intikamını almak. Gittikçe daha çok güçlenmek ve arkadan bir darbe yememek için kendimi koruyordum, güvendiğim tek bir kimse yoktu bu yüzden bu olayı kendim halletmeye çalışıyordum. Bitkin düşüyordum, bazen günlerce yemek yiyemiyordum ama değeceğine inanıyordum çünkü bu babam içindi.

Önümdeki dosyalara bakarken eksik nakliyatları görünce kaşlarımı çattım. Bu son uyuşturucu nakliyatımdı ve zamanında yerinde bulunmaması sinirlerimi germişti.

Oturduğum yerden kalkarak kapıya doğru ilerleyip ofisten çıktım. Kapının yanında duran koruma arkamdan gelirken elimdeki dosyayı ona verdim. "Neden iki kamyonda yerinde değil? Niye dikkatsizlik var."

Aras'ın dosyayı incelediğini sayfaların değişme sesinden anlamıştım. "Bilmiyorum efendim." Gerildiği sesinden belliydi çünkü en ufak bir uyuşmazlık her şeyin batması demek olduğunu biliyordu.

"Bilmiyorum da ne demek Aras?" aniden durarak ona döndüm. Ani dönmem ile tökezledi ama hemen kendisini topladı.

Hafif keskin çene hattı, koyu kaşları ile bütünleşen koyu gözleri ile sert bir imajı vardı. Esmer teni, uzun boyu ile ne kadar ayağımda topuklu olsa da çenesine zor yetişiyordum. Kaslı büyük vücudu ile giydiği siyah takım elbise tam onun için gibiydi. Kulağındaki her an haberleşmek için olan kulak içi telsiz kulaklığı ile havası bozulmuyordu. "Lavin Hanım, tüm sayımlar yapıldığında hepsi tamdı, depo da herhangi bir sorun yoktu. Dediğiniz gibi beş kişi sayım yapmıştık.

Derin bir iç çekerek yürümeye devam ettim. Asansörün önüne geldiğimizde Aras düşmeye basarak asansörün kapısının açılmasını sağladı, içeri girdiğimde o da arkamdan gelerek depo katının düğmesine bastı.

Otuz katlı bir rezidansın en üst katından aşağıya inerken oluşan sessizliği asansörün on beşinci katta durması bozmuştu.

Kapı açıldığında karşımızda uzun boylu oldukça zengin olduğunu vurgulayan takım lacivert takım elbiseli bir adam durmuştu. Koyu kahverengi saçları dağınıktı, keskin çene hattı ile yakışıklı duruyordu. Buğday tenli olduğunu açıkta kalan boynundan anlamıştım ve boynundaki çok az bir kısmı gözüken dövmesi dikkatimi çekmişti, merak etmiştim. Meraklı biriydim ama içimde yaşamam her zaman en iyisiydi. En son bir sene önce çok meraklandığımda babam ölmüştü.

Bakışlarımı adamdan çekerek önüme döndüm. Adam asansöre bindiğinde Aras herhangi bir tehdit ihtimaline karşı aramıza girerek, beni biraz daha köşeye aldığında arkamda duran adamın hafif güldüğünün sesini işittim. Ona doğru dönmeyerek elime telefonumu alarak mesajlar kısmına girdim. İşle ilgili gereksiz ortaklardan gelen mesajları umursamadan kız kardeşimden gelen mesajını gördüm

Evet bir de kız kardeşim vardı. Hayatımda kalan tek ailemdi.

Eralp ailesinin son varisleri, evlenmezlerse sondu.

Mesajına bakmadan önce profil resmine girdim ve gülümsedim. Birbirimize çok benzerdik, hem de o kadar çok benzerdik ki; küçükken tanımayanlar bize siz ikiz misiniz derlerdi. Ama değildik, ben ondan dört yaş büyüktüm.

28 ve 24 sadece sayılar.

Profiline bakmayı bırakarak mesajına girdiğimde göz devirdim.

Vera: sissterrrs, tatlı pls.

Lavin: ben senin uşağın mıyım? Adamlardan birine söyle onlar alsınlar. Bu gece gelemeyebilirim.

Vera: again?????

Görüldü.

Mesajından çıkarak telefonu geri çantama koyduğumda son 2 kat kaldığını görmüştüm. Aşırı yorgun hissettiğim için hemen arabaya gidip biraz olsun kestirmek ve şu eksik nakliyatları halletmek istiyordum.

“Lavin, değil mi?” son bir kat kaldığında arkamdaki adamın konuşması ile ona doğru döndüm ve tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Aksanı ve bazı kelimeleri zor çıkarmasından yabancı olduğunu anlamıştım.

“Ben Aiden, Amerikalı yeni ortağınız.” diyerek elini uzattığında dudaklarımda samimi olduğunu hissettirmeyen gülüşümle elini sıktım.

“Merhaba, bu kadar çabuk ve erken geleceğinizi düşünmemiştim ayrıca daha yaşlı birini bekliyordum. Şaşırdım.” dedim.

Hafif bir sırıtma ile elini geri çekti. “Bazı mallarınızın eksik olduğunu duyunca belki yardımım dokunabilir diye düşünerek hemen geldim. Ayrıca 30 yaşında aldığım en iyi iltifattı.”

“İltifat etmedim?”

“Yaşlı görünmediğimi söylediniz.”

Dudaklarım yanlara doğru kıvrıldığında üzerimdeki blazer ceketi düzeltip elimi cebine soktum. “Ben yine de iltifat olarak algılamazdım.”

“Haklısın,” eli ile çenesini kaşıdığında yakından fazlası ile belirgin olan yara izine bakışlarım takıldı. Baktığımı anlamış olacak ki eli ile yarasını kapatarak konuştu. “Sanırım aceleniz var, yarın akşam burada bir yemek yiyerek gerekli konuları konuşup, anlaşırsak her şey uygun olur mu sizin için? Ayrıca daha güvenli sevkiyatlarınız da olur, nakliyatlarınız da.”

Başımı salladığımda yüzünde memnun bir gülümseme meydana geldi. “Uygundur size haber vereceğim.”

Zaten kapısı açılmış olan asansörden çıktığımda, arkamdan gelen Aras'la yan yana durmak için yavaş yürüyerek aynı hizaya geldiğimizde ona döndüm. “Şu Aiden denen kişiyi araştırsana, ne tür bir bağı var da nakliyattan haberi oldu öğrenmek istiyorum.”

Aras başını salladığında önümüzde duran arabanın kapısını açarak binmemi bekledi ve kapıyı kapatıp şoför koltuğuna geçti.

Liman kenarına geldiğimizde, elime malların notları olan dosyayı aldım ve arabadan indim. Güneş gözlüğümü takmadan önce etrafıma bakım. Limana yanaşmış, konteynırlarla dolu üç gemi vardı, onun yanında vapurlar ve diğer çalışan insanlar. Beni gördüklerinde hepsi ellerindeki işi bırakarak ellerini önünde bağlayıp duruyorlardı.

Aras önde ben arkasında ilerleyerek, dinlendikleri diğer konteynıra girdiğimde malların sayımını yapan Mehmet Bey'in oturarak yumurta yediğini gördüğümde hızla yanına ilerleyip masasının üstüne sertçe dosyayı koydum. İrkilerek gerilediğinde ağzındaki yumurtayı yutkunmakta zorlandı.

Hızla ellerini silerek ayağa kalktığında, "Neden son zamanlarda sürekli eksik sayım geliyor?" dedim sesimi yükselterek.

"Aman Hanımım ne eksiği?" diye kekeleyerek eline dosyayı alıp kontrol etti.

İç çekerek elindeki dosyayı alıp açarak mal sayımlarını gösterdim. "Bak buraya, iyi bak. İki kamyon burada olması gerekirdi değil mi? Nerede? Bana yalan söylemeden her şeyi anlat, hemen."

Mehmet etrafına bakarak kaçamayacağını anlayınca biraz daha geriledi. "Efendim, ben cidden bilmiyorum hepsinin sayımı tamdı, buradaydı. Gemilere yüklendiğini de gördüm. Hem ben ne zaman böyle büyük bir hata yaptım da şimdi yapayım."

"Aç kameraları."

"Ne?"

"Aç güvenlik kameralarını."

Aras'a baktığımda başını sallayarak odadan çıktı. Bende arkasından ilerleyerek çıkmadan önce anahtarı alarak Mehmet çıkmadan önce kapıyı üzerine kilitledim. "Kaçmaya çalışırsan, ölürsün." duyduğunu belli eden bir ses çıkardığında, Aras'sın peşinden kontrol odasına ilerledim.

Bilgisayarda o gün ki kamera kayıtlarına baktığımızda, tahmin ettiğimiz gibi kamyonlar limana yaklaştıktan sonra iki adamı da öldürüp kamyonları başka bir yere götürüyorlardı.

"Anlamadığım şey, bunlar bu kadar malla ne yapacaklar. Hepsinin hayatları bizim elimizde öleceklerini biliyorlar." Aras'a baktığımda hala kameraya bakıyordu.

Bir şey görmüş gibi biraz daha bilgisayara yaklaştı. "Lavin, baksana şuna."

Tekrar bilgisayara döndüğümde iri olduğu kameradan bile belli olan adamın kameraya el salladığını gördüm. Duvara doğru yaklaşarak elindeki bıçakla duvara bir şeyler çiziyordu. "Neredeyse bu duvar oraya götür beni."

Odadan çıkarak dışarı çıktığımızda rüzgâr artmıştı. Çalışanların çoğu dağıldığını fark ettim kaşlarımı çattım, sonra ilgilenecektim.

Duvar, liman konteynırlarının gerisinde kalıyordu.

Önüne geldiğimizde duvara baktım doğru düzgün bir şey belli olmadığından daha da yaklaştım. Bıçakla kazıdığı yeri elimle aradım biraz çıkıntılık hissederek dikkatlice baktım. Gördüğüm yazı ile ayağımdaki topuklular hiç bu kadar canımı acıtmamıştı. Başıma ağrı girdiğinde kaşlarımı çattım, tırnaklarımı elime batırdığımı elime gelen kanla fark ettim.

Aras'a doğru dönüm. "Onlar."

Kimler?

Ivanovlar.

Bir sene önce babamı öldüren adamlar.