9. bölüm · Kaderin çizimi
9. Bölüm
Raflardaki Gölgeler
Yade, elindeki sararmış dosyayı kucağına bastırarak yere çökmüş, şaşkınlıkla Boran’a bakıyordu. Boran ise pencerenin önünde, dışarıdaki sokağı gözleyen bir heykel gibi kaskatı kesilmişti.
"Boran..." dedi Yade, sesi titreyerek. "Bu dosya... Babamın ve babanın yanındaki bu adam kim? Neden yüzü karalanmış?"
Boran yavaşça arkasına döndü. Gözlerindeki o her zamanki otoriter ışık yerini karanlık bir kuyuya bırakmıştı. Adımlarını ağır ağır Yade’ye doğru attı ve tam karşısında diz çöktü.
"Sana bu kapıyı açmamalıydım Yade," dedi, sesi fısıltı gibi ama buz gibiydi. "Bazı kapılar, içindekilerle birlikte gömülü kalmalıydı."
Yade, dosyanın içinden çıkan o paslı mermi kovanını avucuna aldı. "Sadece bir tasarım için geldim Boran. Ama bu... bu bir iş kazası değil. 'Kanla kurulan ortaklık' ne demek? Babalarımız ne saklıyor?"
Boran, Yade’nin titreyen elini kavradı. Parmakları mermi kovanının üzerinde birleşti. "Mardin’de hiçbir başarı sadece masa başında kazanılmaz Yade. Bu şehirde toprak, üzerinden geçen her sırrı yutar ama asla unutmaz. O karalanmış yüz, üçüncü ortaktı. Amcamdı..."
Yade’nin gözleri irileşti. "Amcan mı? Babam bana hiç amcandan bahsetmedi."
"Bahsetmezler," dedi Boran acı bir gülümsemeyle. "Çünkü o gece, bu konakta sadece bir ortaklık bitmedi. Bir can da gitti. Ve o günden beri bu konak mühürlüydü. Ta ki sen gelene kadar."
Yade, elini Boran’ın elinden çekmeden sordu: "Neden bana verdin o zaman bu anahtarı? Madem bu kadar tehlikeliydi, neden beni bu kuyuya attın?"
Boran, Yade’ye biraz daha yaklaştı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Yade onun hızlı nefes alışlarını yüzünde hissediyordu.
"Çünkü," dedi Boran, sesi ilk kez bu kadar savunmasız geliyordu, "senin o modern ışığının, bu evin karanlığını yenebileceğine inandım. Senin korkusuzluğun, benim en büyük zayıflığım oldu Yade."
Yade tam cevap verecekken, dışarıdan gelen o sert ses konağın duvarlarında yankılandı: "Boran Kaya! Emaneti uyandırdın, şimdi bedelini öde!"
Yade korkuyla Boran’ın gömleğine tutundu. "Boran, kim bu adam?"
Boran, Yade’yi hızla belinden kavrayıp ayağa kaldırdı ve onu kütüphanenin kuytu bir köşesine, gölgeye çekti. Sırtı Yade’ye dönük, yüzü kapıya bakacak şekilde durdu.
"Eski bir borcun alacaklısı," dedi Boran, belindeki silahı çıkarıp emniyetini sessizce açarken. Yade’ye dönüp gözlerinin içine baktı: "Şimdi sadece benim sesime odaklan. Ne olursa olsun buradan çıkma. Beni anladın mı?"
Yade, korkusuna rağmen Boran’ın bakışlarındaki o korumacı ateşi gördü. "Seni burada tek başına bırakmamı mı bekliyorsun? Ben Antalya’ya kaçmadım Boran, buradayım!"
Boran hafifçe gülümsedi, bu kez gözlerinde hayranlık vardı. "İnatçı bir mimarsın Yade Demir... Ama bu kez taşın inadını değil, merminin hızını konuşuyoruz. Sus ve bekle."
