1. bölüm · Kaderin bedeli
1 bölüm 🎀
KADERİN BEDELİ
Bölüm 1 – Borcun Bedeli
İstanbul...
Yağmur damlaları camdan süzülürken Alya, mutfakta annesinden kalan eski kupaya kahve doldurdu. Küçük evlerinde sessizlik hâkimdi. Bir zamanlar kahkahalarla dolan bu ev, annesinin ölümünden sonra yalnızca borçların ve suskunluğun yuvası olmuştu.
Babası son aylarda sürekli gergindi. Geceleri geç geliyor, telefon konuşmalarını balkonda yapıyor, Alya bir şey sorduğunda ise sadece "Bir şey yok kızım." diyordu.
Ama Alya bunun doğru olmadığını hissediyordu.
O sabah telefonuna gelen iş görüşmesi mesajıyla yüzü aydınlandı.
"Belki de bugün şansım döner."
Aynanın karşısına geçti. Siyah, uzun saçlarını topladı, beyaz gömleğini düzeltti ve gülümsemeye çalıştı.
"Haydi Alya... Dünyanın sonu değil."
Çantasını alıp evden çıktı.
---
Aynı saatlerde...
Şehrin en yüksek binalarından birinin son katında başka bir sessizlik vardı.
Kocaman ofisin ortasında siyah takım elbiseli genç bir adam oturuyordu.
Mirza.
Henüz yirmi dokuz yaşındaydı ama İstanbul'un yeraltı dünyasında adını bilmeyen yoktu.
İnsanlar ondan korkardı.
Adamları ona saygı duyardı.
Düşmanları ise adını duyunca bile tedirgin olurdu.
Kapı çalındı.
"Gel."
İçeri en güvendiği adamı Emir girdi.
"Patron... Yılmaz dosyası."
Mirza önündeki dosyayı açtı.
"Borç?"
"Faizlerle birlikte otuz iki milyon."
"Ödeyebiliyor mu?"
"Hayır."
Mirza dosyayı kapattı.
"Soğuk bir sesle, "O zaman konuşuruz."
---
Öğleden sonra...
Alya iş görüşmesinden çıkmıştı.
Yine olmamıştı.
Derin bir nefes verdi.
"Bir gün olacak."
Tam o sırada telefonu çaldı.
Arayan babasıydı.
"Alya..."
Sesi titriyordu.
"Eve gelir misin?"
"Baba, ne oldu?"
"Lütfen..."
Telefon kapandı.
Alya'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Koşarak eve gitti.
Kapıyı açtığında salondaki manzara nefesini kesti.
Babası başını öne eğmiş oturuyordu.
Karşısında siyah takım elbiseli dört adam vardı.
İçlerinden biri ayağa kalktı.
"Hoş geldin."
"Siz kimsiniz?"
"Babanın alacaklıları."
Alya babasına döndü.
"Baba?"
Adam gözlerini bile kaldıramadı.
"Özür dilerim kızım..."
Alya ne olduğunu anlamaya çalışırken dışarıda siyah bir araç durdu.
Kapı açıldı.
İçeri uzun boylu, geniş omuzlu, siyah takım elbiseli bir adam girdi.
Odaya girer girmez herkes ayağa kalktı.
"Patron."
Mirza tek kelime etmeden salona göz gezdirdi.
Sonra bakışları Alya'da durdu.
Beyaz teni...
Uzun siyah saçları...
Meydan okuyan bakışları...
Alya da ona aynı sertlikle baktı.
"Demek patron sensin."
Odadaki herkes donup kaldı.
Hiç kimse Mirza'ya böyle hitap etmeye cesaret edemezdi.
Mirza ise şaşırtıcı şekilde gülümsedi.
"Cesursun."
"Hayır."
Alya kollarını bağladı.
"Sadece senden korkmuyorum."
Mirza birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra ilk kez hafifçe güldü.
"Bu hoşuma gitti."
Alya sinirle cevap verdi.
"Benim hoşuma gitmedi."
Mirza cebinden borç dosyasını çıkarıp masaya bıraktı.
"Baban bana büyük bir borçlu."
"Beni ilgilendirmez."
"Aslında ilgilendiriyor."
Alya kaşlarını çattı.
"Neden?"
Mirza gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Çünkü baban seni korumak için her şeyi göze almış."
Alya şaşkınlıkla babasına baktı.
Babası ağlamaya başlamıştı.
"Kızım... Ben..."
Mirza sözünü kesti.
"Merak etme."
Sonra Alya'ya döndü.
"Sana zarar vermeyeceğim."
"İnanmamı mı bekliyorsun?"
"Hayır."
Mirza sakinliğini hiç bozmadan devam etti.
"Sadece beni tanımanı istiyorum."
Alya öfkeyle başını iki yana salladı.
"Seni tanımaya hiç niyetim yok."
Mirza kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
"Yarın saat on bir."
Alya sertçe sordu.
"Nerede?"
"Ofisimde."
"Gelmezsem?"
Mirza bu kez arkasını dönüp hafifçe gülümsedi.
"O zaman seni ikna etmek için tekrar gelirim."
Kapı kapandı.
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Alya, hayatına giren bu gizemli adamın kim olduğunu bilmiyordu.
Mirza ise siyah aracına binerken camdan eve son kez baktı.
İçinden tek bir cümle geçti.
"Bu hikâye daha yeni başlıyor..."
