9. bölüm · Kader kafesi
8. BÖLÜM
“Neyi ben istedim? Ne demeye çalışıyorsun?” Diye art arda sorularımı yöneltsem de Ares sorularımın hepsini duymamazlıktan geldi ve beni kolumdan tutup odadan çıkarttı.
Tutuşu çok sıkı değildi fakat boyu benden uzun olduğu için attığı hızlı adımlara yetişmekte epey zorlanıyordum. En sonunda dayanamayıp kolumu sertçe çektim ve elinden kurtardım.
Ares bir anlığına duraksayıp arkasına baksa da umursamaz bir tavırla yürümeye devam etti.
Evden dışarı çıktığımızda büyük bir iştahla temiz havayı içime çektim. Evin etrafı tamamen ağaçlarla kaplıydı ve etrafta başka bir yerleşim yeri yoktu.
Arkamı dönüp çıktığımız eve baktım. Ev, dışarıdan da çok büyük ve görkemli duruyordu.
Ben etrafı incelerken yanımızda duran aracı fark etmemiştim. Ares’in “Bin.” Diyen sesiyle irkildim. Büyük siyah bir limuzindi yanımızdaki araç. Plakasına bakmayı düşündüm, fakat Ares’in bakışları altında bunu yapmaya cesaret edemedim.
Önce ben bindim ardından da Ares tam karşıma oturdu. Kapı kapandı ve araba hareket etmeye başladı.
Ares’in bakışlarını üstümde hissediyordum ama inatla ona bakmıyordum. Nereden olduğumu anlamak için dışarıyı izliyordum fakat gördüğüm yerler hiç tanıdık gelmiyordu.
Tanıdık yerler görmeyi beklerken yabancı binalar ve sokaklar beni huzursuz etmişti.
Derin bir iç çekip kafamı camdan çevirdim. Bu sefer ben onu izlemeye başladım. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki kafasını kaldırıp o da bana baktı.
Göz göze geldik. İkimiz de bakışlarımızı ayırmıyorduk fakat hiçbirimiz konuşmuyorduk.
En sonunda Ares aramızdaki sessizliği “Sormayacak mısın?” Diyerek bozdu.
“Neyi?”
“Nereden olduğumuzu veya Nereye gittiğimizi.”
“Sorsam cevaplayacak mısın?” Diye sordum bıkkın bir sesle. Sırf beni sinirlendirmek için konuştuğunu biliyordum. Fakat sorun şu ki, sinirleniyordum da.
Ares’in dudaklarının kenarı kıvrıldı, “Bilmem nasıl soracağına bağlı.” Dedi.
“Yalvarmamı mı istiyorsun?”
“Aklımın ucundan bile geçmemişti böyle bir şey” Sahte bir şaşırma ifadesi takındı yüzüne. “Senin aklın nelere çalışıyor Ariad?”
“Benimle muhattap olma. Rica ediyorum.” Dedim. Bu adamın yanındayken sakin kalmak bir mucizeydi.
“İspanya.”
“Ne?”
“İspanya’dayız. Bu yüzden tanıdık gelmemiş olabilir.” Dedi Ares.
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü gibi hissettim. Doğru mu duyuyordum? İspanya.. İSPANYA!
Yok, böyle bir şey olamaz. Ares her zamanki gibi dalga geçiyor biliyorum…
“İspanya mı?” Kısa ve içten olmayan bir kahkaha attım. “Tabii. Şimdi de sangria içeceğiz herhalde.”
Ares beklediğimin aksine oldukça ciddiydi. Cebinden telefonunu çıkartıp bir şeylere tıklayıp telefonu bana doğru uzattı.
Canlı konumumuzu haritada görüyordum. Daha önce hiç duymadığım İspanyolca sokak isimleri, mağazalar, değişik mekanlar…
Gerçekten İspanya’daydık. Ve ilk kez ne kadar uzağa getirildiğimi anladım.
“Böyle bir şey mümkün olamaz. Nasıl… Bir insanı kaçırıp ülke dışına çıkarmak.. anlamıyorum?” Kendimi Türkiye sınırları içerisinde, hatta Eskişehir de biliyorken ülkemden binlerce kilometre uzakta başka bir ülkedeydim.
Kendimi berbat hissediyordum. Hissettiğim korku mideme vurmuştu. Kusacak gibi hissediyorum. Nefes alışverişim hızlanmış ve kontrol edemediğim titremeler başlamıştı vücudumda.
Ares’e belli etmemeye çalışsam da bir şeyler olduğunu anlamıştı.
“Ne oldu?”
Ona cevap vermeden arabanın camını açtım ve kafamı camdan dışarı uzatıp derin bir nefes aldım.
Biraz daha öyle kaldıktan sonra kendimi bir nebze iyi hissettiğimi anlayıp kafamı tekrar içeri soktum ve camı kapattım.
Dönüp Ares’e baktığımda kafasını eğmiş telefona bakıyordu. Telefonda ne görüyor bilmiyordum fakat kaşları hafif çatılmıştı.
“İyi misin?” Diye sordu bakışları hâlâ telefondayken.
“Değilim.” Sesim titriyordu fakat daha fazla susmak istemiyordum. “İyi falan değilim. Kaçırıldım, işkenceye maruz kaldım, hiç bilmediğim bir ülkede, tanımadığım adamlarla bir arabadayım.Neden? Yaptığım ödev yüzünden.” Bağırıyordum artık “Bir daha sorsana iyi miyim? Hadi sor!” Gözümden akan yaşları durduramıyordum. Ağlamaya başladığımı fark ettiğimde sustum ve kafamı aşağıya doğru eğdim.
Bu özelliğimden nefret ediyordum. Ne zaman öfkelenip ağlasam insanlar bunu üzüldüğüm için yaptığımı düşünüyordu.
Yolun geri kalanı oldukça sessiz ve sorunsuz geçmişti. Kendimi toparlayıp sakinleştiğimde Ares’e defalarca kez nereye gittiğimizi sormuştum fakat hepsinde kaçamak cevaplar vermiş, nereye gittiğimizi söylememişti.
En sonunda araba yavaşlayıp büyük bir demir kapıdan içeri girdiğinde vardığımızı anladım. Araba büyük bir malikanenin önünde durdu ve kapımız başka bir adam tarafından açıldı.
İlk Ares çıktı arabadan. Biraz tereddüt etsem de ben de arabadan indim ve araba geldiği yoldan geri gitti.
Ben etrafa bakarken malikanenin kapısı açıldı ve bir kadın sesinin “Ares, oğlum! Hoşgeldiniz, çok özledim seni. Gel buraya!” Dediğini duymamla kafamı sesin geldiği yöne çevirdim.
Kapıdaki kadın oldukça şık giyinmiş, sarı saçlı, oldukça uzun ve zayıf, hoş bir kadındı. Ares’e oğlum demese ablası olduğunu düşünebilirdim.
Ares’in aksine, annesi oldukça sevecen ve neşeli duruyordu.
Annesini görmesiyle Ares hızlı adımlarla yanına gitti ve ona sıkıca sarıldı.
Bu anda onlarla aynı ortamda bulunmam oldukça garip hissettirmişti. Onlar sarılmakla meşgulken kafamda kaçma planları yapıyordum.
En sonunda sarılmaları bitince ikisi de bana döndü.
Ares’in annesi nazik bir şekilde gülümsedi ve “Sen de Ares’in bahsettiği şu misafir olmalısın. Gelsene içeri.” Dedi.
Yavaş adımlarla yürümeye başladım. Kapıya vardığımda Ares çoktan içeri girmiş, annesi; kapıda benim gelmemi bekliyordu. Yanına geldiğimde ise elini uzatıp “İlayana, Ares’in annesiyim.” Diyerek kendisini tanıttı.
Aynı şekilde ben de ona elimi uzattım. “Ariad.”
Kısa bir el sıkışmadan sonra biz de eve girdik.
Kapıdan içeri adımımı attığım an kendimi loş sarı ışıklarla aydınlatılmış, oldukça geniş bir holde buldum.
Alışık olduğum sıradan evlere benzemiyordu.
Tavanlar gereğinden fazla yüksekti, ve tam ortada duran büyük avize malikanenin bu lüks havasını tamamlıyordu.
Her şey kusursuzdu. Fazla kusursuz.
Duvarlarda asılı tablolar, ince detaylarla işlenmişti. Göz gezdirdiğim her yerde bir düzen, bir kontrol hissi vardı. Sanki bu evde hiçbir şey rastgele bırakılmamıştı.
Gözüm sol tarafımızdaki geniş, mermer basamaklı merdivene kaydı. Merdivenin tam yanında trabzanlara dayanmış bir şekilde Ares duruyordu.
Ben evi incelerken o da orada durmuş beni izliyordu.
Bakışlarımız buluşunca gözünü ayırdı ve annesine baktı. “Anne, çalışma odasının anahtarı neredeydi?”
“Bende. Ne yapacaksın orada?”
“Ariad ile ufak bir işim var. Versene anahtarları. Ariad gel.”
Yukarı kata çıkmak istemiyordum. Bu loş ışık, sakin atmosfer ve sessizlik beni huzurlu hissettirmek yerine gerilmeme sebep oluyordu.
Ares’in söylediği şeyden sonra annesi önce bana bakıp beni baştan aşağı süzdü daha sonra Ares’e dönüp,
“Olmaz. Sen ne işin varsa tek başına yap. Ariad benimle gelecek.”
Duyduğum cümleyle Ares’in annesine döndüm. Yüzünde oldukça sert bir ifade vardı ve doğrudan Ares’e bakıyordu. Ares’in ona karşı çıkacağını düşünmüyordum.
“Gelmeyecek.” Ares annesine karşı çıkmıştı.
Bu anne oğulun seviyeli tartışması, konu ben olduğum için beni epey geriyordu. Fakat bir yandan da merakla ve keyifle onları dinlemekten alıkoyamıyordum kendimi.
“Ariad gel benimle.” İlyana beni kolumdan nazikçe tuttu ve peşinden götürdü.
Arkamı dönüp son bir kez baktığımda Ares’in bıkkın bakışlarla bizim ardımızdan baktığını gördüm.
Koridorda biraz ilerledikten sonra bir kapının önünde durduk. İlyana kapıyı açtı ve benim girmem için kenara çekildi.
Odaya girdiğimde evin içinden farklı olarak daha beyaz duvarlar ve mobilyalar dikkatimi çekmişti. Bu oda, evin geri kalanı gibi oldukça lüks duruyordu.
Ben girdikten sonra İlyana da odaya girmiş ve kapıyı ardından kapatmıştı.
Odaya girdiğinde önce beni inceleyip sonra kapının hemen yanındaki geniş dolaba yöneldi.
Ne yapmaya çalıştığını anlıyordum fakat neden yaptığını anlamıyordum. Beni bu hale getiren Ares iken düzeltmeye çalışan annesiydi.
Dolaptan birkaç parça kıyafet çıkarttıktan sonra bana döndü ve kıyafetleri uzattı.
“Sana olur mu bilmiyorum. Bir dene, istiyorsan duş da alabilirsin.” Dedi gülümseyerek.
Nasıl bir aile olduklarını bilmesem aynı şekilde karşılık verirdim fakat birkaç gündür yaşadığım olayları düşündükçe samimiyetine hiç güvenmiyordum.
“Gerek yok teşekkürler. Ares beni bekliyordur şimdi, ben en iyisi gideyim.”
Kıyafetleri almadan arkamı dönüp gidecektim ki İlayana beni bileğimden tuttu.
Bileğimden tuttuğunda duraksadım.
Gözlerimin içine baktı.
“Ares sana her şeyi anlatmayacak…” dedi sakin bir sesle.
“Ama bazı gerçekler vardır Ariad… İnsan onları ne kadar geç öğrenirse, o kadar çok zarar görür.”
