7. bölüm · Kader kafesi
6.BÖLÜM
Kapı açıldığında karşımda görmeyi beklediğim Ares’in sert bakışlarıydı.
Fakat yanılmıştım. Kapının eşiğinde duran kişi o değildi.
Kapıyı açan kişi Diego idi. Beni görünce olduğu yerde kaldı. Uzun boylu geniş omuzlu bir adamdı. Koyu kumral saçları dağınık duruyordu. Yüzünde ise oldukça umursamaz bir ifade vardı. Üzerindeki beyaz gömleğin birkaç düğmesi açıktı, kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı.
Sanki bir mafya evinin koridorunda değil de yaz akşamı bir davete geç kalmış gibiydi.
O da beni baştan aşağı süzdü. Kısa bir ıslık, ardından konuşmaya başladı.
“Vaya… Con razón Ares está perdiendo la paciencia contigo.”
Ne dediğini anlamıştım. Vay canına… Demek Ares sabrını bu yüzden kaybediyor.
Aynı şekilde benim de dudağımın kenarı kıvrıldı. Diego denen bu adam Ares’in tam zıttıydı. Onunla biraz eğlenmek güzel olabilirdi.
“Encantada.” dedim. “Pero hablar de mí en mi cara sería más educado.”
Memnun oldum. Ama benim hakkımda yüzüme konuşmak daha kibar olurdu.
Adamın yüzündeki rahat ve kendini beğenmiş tavır bir anlığına kayboldu. İspanyolca bilip ona cevap vermemi beklemediği kesindi.
Ardından gelen büyük kahkaha ise benim beklemediğim bir şeydi. Diego karşımda kahkaha atıyordu. Ona bakarken gülmemek imkansızdı. Ciddi tavrımdan ödün vermemek için çabalıyordum.
Gülmesi sonunda bitince “Madre mía…” diye mırıldandı. “La chica muerde.”
Tanrım, Kız dişli çıktı..
Odanın içinden bize doğru gelen ayak sesleri ikimizi de susturdu. Diego’dan bir tepki almamıştım fakat Ares geldiğinde bana bir şey diyeceğinden emindim. Nefesimi tutmuş, Ares’in yanımıza gelmesini bekliyordum.
Ares göründüğünde Diego hâlâ gülümsüyordu. Ares önce ona, sonra bana baktı.
“Ne oluyor?” Dedi soğuk bir sesle.
Diego omuz silkti.
“Nada grave. Nuestra invitada entiende más de lo que pensabas.”
Ciddi bir şey yok. Misafirimiz sandığından daha fazlasını anlıyor.
Orada hava bir anda değişti. Ares’in bakışları anında bana döndü. Duygularını yüzünden anlamak imkansızdı. Hiçbir düşüncesini ve duygusunu belli etmeyen o sert yüzünde ilk defa endişe ve merak duygularını görür gibi oldum.
“İspanyolca biliyorsun.” Dedi.
Benim hakkımda her şeyi bildiğinden çok emindi. Bilmediği bir özelliğim olduğunu anlayınca kafasında neler döndüğünü çok merak ediyordum açıkcası.
Benim hakkımda bilmediği daha çok şey vardı.
Çenemi kaldırıp gözlerinin içine baktım.
“Sen de çok şey bildiğini sanıyorsun.”
Diego bu sefer kahkahasını tutamadı. Tahminimce Türkçe biliyor fakat konuşamıyordu, ya da konuşmak istemiyordu.
Ares hâlâ benim gözlerime bakarken konuştu.
“Vete.”
Çık.
Diego pişkin pişkin sırıtarak ellerini iki yana açtı.
“Tranquilo, hermano. Ya me iba.”
Sakin ol kardeşim. Zaten gidiyordum.
Yanımızdan ayrılmadan önce son kez dönüp bana göz kırptı.
“Por fin hay alguien divertido en esta casa.” Dedi neşeyle.
Bu evde sonunda eğlenceli biri çıktı.
Merdivenlerden inen Diego’nun arkasından gidişini izliyordum. En sonunda gözden kaybolunca Ares’e döndüm.
Ares, soğuk bakışlarla beni izliyordu.
Ares ile yalnız kalmak istemiyordum. Odaya gitmek için bahane düşünürken Ares çoktan konuşmaya başlamıştı.
“Ne kadar zamandır anlıyorsun?” Dedi.
İspanyolca’yı o kadar iyi bilmiyordum. Küçüklükten kalma, babamın öğrettiği kadarıyla konuşuyordum sadece.
Ayrıca konuştukları şeylerden pek bir şey anladığım da söylenemezdi.
Fakat Ares’in bunları bilmesine gerek yoktu.
Gülümsedim.
“Ne kadar zamandır yanlış şeyler söylediğinize bağlı.”
“Ariad. Bana cevap ver.” Yavaş yavaş sakinliğini ve sabrını kaybediyordu.
Sıkıntıyla oflayarak “Tamam, çok bir şey anlamadım konuştuklarınızdan merak etme. Sadece baban ile ilgili bir şey vardı sanırım. Sergei’ydi sanırım. Değil mi?” Dedim.
Anladığım her şeyi söyleyemezdim fakat hiçbir şeyi anlamadığımı söylemem de pek inandırıcı olmazdı.
Ares beklediğimin aksine gayet sakin bir tavırla
“Duyman gereken kısmı duymuşsun zaten.” Dedi.
Söylediği bu cümle ile donakaldım.
“Nasıl yani?”
Cevap vermedi.
Sorumu duymamazlıktan gelip sinir bozucu bir sakinlikle arkasını döndü ve odaya girdi. Kapıyı yüzüme kapatmasını bekledim fakat kapıyı açık bırakınca peşinden odaya girdim.
Odaya girdiğim gibi burnuma keskin bir erkek parfümü kokusu geldi. Ares gibi kokuyordu.
Odayı incelemeden gözlerimi direkt Ares’in üzerine diktim. Odanın ortasındaki büyük masanın üzerindeki kristal bardağa viski doldurdu. Doldurduğu viskiden küçük bir yudum aldı.
Arkasından baktığım için yüz ifadesini göremiyordum. Fakat gergin olduğu gerilmiş omuzlarından belliydi. Ağzımı açmaya korkuyordum ama ben konuşmazsam onun konuyu açmayacağını biliyordum.
Derin bir nefes alıp cesaretimi topladıktan sonra konuşmaya başladım.
“Babanla ilgili ne duymam gerekiyordu?” Sesim ister istemez sert çıkmıştı.
Bardağı aniden masaya bıraktı. Bana dönüp arkasındaki masaya yaslandı.
Delici bakışları üzerimde gezinirken “Sana soru sorma hakkı veren biri mi oldu?” Dedi.
“Başladığın işi bitir Ares.” Onun ismini ilk defa sesli dillendirmiştim. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Bunu neden söyledim diye kendime kızıyordum.
Ares de kendi ismini benim ağzımdan duymayı beklemiyor olacak ki kaşları havaya kalktı. Bu sefer bakışları tehditkâr değildi. Daha farklı bakıyordu.
Tabii bu bakış hemen yerini soğuk ve sert bakışlara bıraktı. Artık alışmıştım.
“Cesaretinle zekânı karıştırma, Ariad.”
“Sen de kontrolünle gücünü karıştırıyorsun.”
Bu sefer sustu. Odada yankılanan tek ses nefes seslerimizdi.
Ares’i izliyordum sadece. Onun ise bakışları yerdeydi fakat zihni çok farklı yerlerdeydi.
En sonunda kafasını sağa sola sallayarak “Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun güzelim.” Dedi.
“Yanılıyorsun. Öğrenmeye başlıyorum.” Sadece beni neden kaçırdığını söylemesini istiyordum.
Kafasını bir anlığına kaldırıp bana baktı, sonra doğruldu ve yatağın yanındaki çekmecenin önüne gitti. Çekmeceyi açıp içinden bir fotoğraf çıkarttı.
Elindeki fotoğrafa bakarak tekrar odanın ortasındaki masaya döndü. Fotoğrafa öyle dikkatli bakıyordu ki benim orada olduğumu unutmuş gibiydi.
Yavaş adımlarla yanına yaklaştım. Fotoğrafı bana göstermeyeceğini düşünüyordum fakat denemekten zarar gelmezdi.
Karşısında durduğumda kafasını kaldırıp bana baktı. Aramızda bir adımlık kısa bir mesafe vardı. Fotoğrafı görmek için hafifçe eğildim, başta bana göstermemek için kendine doğru çekse de sonradan fotoğrafı bana doğru uzattı.
Elime aldığımda fotoğrafın çok eski bir fotoğraf olduğunu anlamıştım. Siyah beyaz bir fotoğraftı. Fotoğrafta iki tane adam yan yana durmuştu. Adamlardan birisinin yüzü gülerken diğer admın yüzüne gölge düşmüştü.
Yüzü gülen adamın siması Ares’inkini andırdığı için o kişinin Sergei olduğunu tahmin etmiştim.
“Baban mı?” Dedim kısık sesle.
“Seni ilgilendirmiyor.”
“Baban öldürüldü mü?” Diye sordum bu sefer. Fakat soruyu sorduğum an pişman olmuştum. Ares’in yüzündeki ifade saniyesinde değişti.
Onu ilk defa böyle görüyordum. Yüzünde acı, hüzün, öfke… her şey aynı anda okunuyordu.
“Ağzından çıkan kelimelere dikkat et.” Dedi.
Her an bana bir şey yapacak korkusuyla soğuk terler döküyordum fakat sormadan da duramıyordum. Olayların benimle bir bağlantısı olduğunu öğrendiğim an bunun peşini bırakmamam gerektiğini biliyordum.
“Demek doğru…” Dedim istemeden.
Benim bunu dememle aniden bileğimde sıkı bir tutuş hissettim. Ares sertçe bileğimden tutarken bir yandan öfkeli bir şekilde nefes alıp veriyordu.
“Bazı kapılar vardır.” Dedi yüzü bana çok yakınken. “Bir kez açarsın, kapanmaz.”
Bana o kadar yakındı ki söylediği cümlenin anlamını bile düşünemiyordum. Korkudan nefesimi tutmuştum.
“Elini çek.”
“Çekmezsem nolur?”
“Ares. Elini çek.”
Bir süre daha bileğimi tuttuktan sonra bıraktı ve arkasını dönüp benden uzaklaştı.
“Odana dön Ariad.” Dedi bıkkın bir sesle.
“Hayır.” Ağzımdan çıkan bu kelimeyle olduğu yerde kaldı. Yavaşça arkasını döndü. Kaşları hafif şaşkınlıkla yukarı kalkmıştı.
“Ne dedin?”
“Bana gerçekleri söylemeden hiçbir yere gitmiyorum Ares.” Dedim kendimden emin bir şekilde. İçimde yaşadığım inanılmaz korkuyu dışarı vurmamak için çabalıyordum.
Uzun bir süre bir şey demeden gözlerime baktı Ares.
“Güzel.” Dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Bunu sen istedin yavrum.”
