8. bölüm / 8
KAÇIRILAN POLİSBÖLÜM 8 İHANET
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 8 İHANET
- 1 1. BÖLÜM KAÇIRILMA981 kelime
- 2 2. BÖLÜM KENDİNDEN VAZGEÇİŞ3.003 kelime
- 3 3.BÖLÜM ŞÜPHELİ KORUMA1.674 kelime
- 4 -4- GÖREV3.147 kelime
- 5 BÖLÜM 5 RÜYALARDAKİ KADIN3.122 kelime
- 6 BÖLÜM 6 GÖTÜRÜLME2.581 kelime
- 7 Bölüm 7 NİŞAN1.692 kelime
- 8 BÖLÜM 8 İHANET1.825 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bu gece olanlar aramızda kalacak. Eğer bundan birisine bahsedersen sana cehennemi yaşatacağıma yemin ederim.”
(Toprak’ın Bakış Açısından)
Gözlerimi araladığımda gözüme giren ışıkla gözlerimi yine yumdum. Gözlerimi bu sefer tamamen açtığımda gözüme giren ışığın şiddeti azalmıştı. Kalkmaya çalıştığımda ise sırtıma giren ağrıyla beraber inledim.
“A-Ah.” En son ne olmuştu? ben neden yine hastanedeydim? Bunu hatırlamıyordum. En son ne olduğunu hatırlamıyordum. Kafama giren ağrıyla sol elimle başımı tuttum ve sağ elimle de yardım çağırma tuşuna basmaya çalıştım. Elimin duvarda bir şeye çarpmasıyla hemen oraya bastım.
İçeri giren hemşire ile ona bana ne olduğunu sordum. “Hemşire Hanım ben neden hastanedeyim? Bana ne oldu? Hiçbir şey hatırlamıyorum.” dediğimde hemen bana bakıp ağzını aralayıp geri kapattığında kötü şeyler olduğunu anlamıştım. Sinirimin yükselmeye başladığını hissedebiliyordum.
“Hemşire Hanım lütfen söyler misiniz? Ben yine, NEDEN buradayım?” dediğimde gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. “Ben arkadaşlarınızdan birisini çağıracağım bekleyin, olur mu?” dediğinde kafamı olur anlamında salladım.
Birkaç dakika sonra içeri Talha’nın girmesiyle bakışlarım ona döndü. “Talha neler oluyor? En son ne oldu? Hiçbir şey hatırlamıyorum.” diye sorduklarımla yeşil gözlerindeki o korkuyu gördüğümde içimde bir şeyler kopmuş gibi hissetmiştim. Duyacaklarımdan korkmam oldukça zordu. Ben duygularımı dışarıya göstermeyi sevmeyen birisi olarak bilinirdim. Hatta bana bazen duygusuz bile derlerdi ama alışmıştım bu tür lakaplara.
Talha’nın o yeşil gözlerindeki korku geçmedikçe içimdeki fırtına dinmeyecek gibi hissediyordum. “Oğlum KONUŞSANA! NELER oluyor Talha?” Gözlerimdeki sinir sesime yansıdığı için ağzını konuşmak için açmıştı ki aklına ne geldiyse geri kapamıştı. Söyleyeceği şey, her neyse bunu nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi. Bakışlarındaki bu duygular bunu düşünmeme neden oluyordu.
Konuşmak için ağzını açtığında dudaklarının arasından duymak istemeyeceğim cümlelerin çıkmasını beklemiyordum.
“Komiserim, en son Melek Komiserimi kaçırmışlardı. Onu almak için bir ormana gitmiştik. Tam Melek komiserimi bulmuştuk ki siz sırtınızdan veya omuzunuza yakın vurulduğunuz için hiçbir şey hatırlamıyorsunuz galiba?” dediğinde kalbimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştım.
Aklıma gelenlerle içime bir şüphe düştü. ‘Melek buradaydı, değil mi? Bizimleydi? Bizim yanımızdaydı, değil mi?’ diye aklımdan geçenlerle hemen Talha’ya bakmıştım. Benden gözlerini kaçırdığında kalbimdeki sızı daha da büyümüştü. “Siz vurulduktan sonra sayımız hızla düşmeye ve ağır yaralananlar olunca Melek Komiserim, sizin hayatta kalabilmeniz için onlara teslim oldu.” dediğinde etrafımdaki hiçbir konuşmayı veya kişileri göremememle birlikte sinir krizinin eşiğine geldiğimi anlamıştım.
Bir süre sonra kolumda hissettiğim sızıyla bütün gücümü kaybetmiş ve gözlerim kapanmaya başlamıştı. Bana sakinleştirici vermişlerdi, değil mi?
*****
Uyandığımdan beri duyduklarımı kabul etmeye çalışıyordum. Melek. Bizim için kendi hayatından vazgeçmişti hala ayağa kalkamıyordum sırtımdaki kurşun yarası yüzünden. Ayağa kalksam da geri oturmak ve yatmak zorunda kalıyordum.
Ne zamandan beri yattığımı sorduğumda aldığım cevap şaşırtıcıydı. Vurulmamdan bu yana iki gün geçtiğini ve Melek’i kaçıranlar hala bulunamamıştı.
Şu an da hastane yatağımı dikleştirmiş bir şekilde televizyondaki haberleri izliyordum. Kanallardan birinde Melek’ten bahsedilince o kanalda durdum. Televizyonun sesini de açmayı ihmal etmedim.
“Yaklaşık dört gündür kayıplarda olan Asayiş bürosundaki Kıdemli komiserlerimizden Melek Kılıç’ın kaçırılmasının arkasındaki kişiler hala bilinmiyor. Ne için kaçırıldığı? Henüz belli olmayan Asayiş komiseri nerede ve ne zaman bulunacağı meçhul. Kendisini arayan Polis ekipleri ve askerler hala bir iz bulamadı.” diye konuşan Spikeri dinlediğimde tekrar ayağa kalkmaya çalışmam bir olmuştu ama bu seferde ayağa kalkmıştım kalkmasına ama bacağımdaki uyuşukluk adım atmama engel oluyordu.
“Şimdi sizlere kaçırılan polisin en son görüldüğü yeri göstericez.” dediğinde geri yatağa oturmuştum bakışlarım geri televizyona dönerken içimdeki öfkeyi dizginlemeye çalışıyordum.
“Evet Asayiş Komiseri Melek Kılıç en son bu ormanda görülmüş. Eğer duyduklarımız doğruysa Kendisini ağır yaralanan nişanlısı ve diğer polisler için onu kaçıran kişilere teslim olduğu söyleniyor. Tabi söylenenlerin doğruluğu kesin bir bilgi olup olmadığı bilinmiyor. Henüz bu konuda kesin bir açıklama gelmedi.” Muhabirin söyledikleri içimdeki fırtınanın üstüne bir taş düşürmüştü.
En son Melek’in görüldüğü ormanı herkese gösterirlerken Melek’in bıraktığı izi kimse görmemişti ama ben bu izi görmüştüm.
Sadece ekranı etrafta gezdirirlerken Melek’in bir ağaca bıraktığı o tokayı kimse fark etmemiş gibiydi. Melek gitmeden önce bize gittikleri yön hakkında aslında bir iz bırakmıştı ama kimse bunun farkında bile değildi.
Sadece o tokanın olduğu yerde ekran birkaç saniye durmuş olsa bile ben bunu fark etmiştim. Aklıma Melek’le üniversitede yaptığımız o konuşma gelmişti.
‘Eğer bir gün beni kaçırsalardı onlara fark ettirmeden gideceğimiz yere doğru bir iz bırakırdım. Onlar bile fark etmezdi biliyor musun?’ dediğinde hiç ciddiye almamıştım.
‘Saçmalama melek kim seni neden kaçırsın ki?’ diye sorduğumda o zaman böyle bir durumla karşılaşacağımızı bile bilemezdik.
‘Toprak Asayiş komiserlerinin düşmanları çok olur ama benim düşmanın herkesten fazla olurdu, biliyor musun? Çünkü ben kendi babamı ve babamın akrabalarımın hepsine tek başıma meydan okudum. Sırf beni 15 yaşımda evlendirmeye çalıştıkları için bu bile onların bana düşman olması için yeterli bir sebep.’ dediğinde içimde ona karşı bir üzüntü olmuştu.
Ama şimdi fark ediyordum üniversitedeki halim ile şu anki karakterim aynı değildi. Yıllar ne çabuk geçiyordu. Kendimdeki değişikliği ancak şimdi farkına varabilmiştim. Yıllar önceki Toprak’la şu anki Toprak arasında sanki bir uçurum vardı.
Melek benim nazik ve sevecen halimi sevmişti. Öfkeli her gün ona bağıran birini değil ve ben bunu şu an şu dakika fark ediyordum. Yeni bir sinir krizimin yolda olduğunu fark ettiğimde kendimi zorlayıp ayağa kalktım ve dolaptaki ceketimden beni sakinleştirebilecek hapları almıştım.
Yatağa geri oturduğumda hemen yanımdaki sürahiden bardağa su doldurup hapı ağzıma atar atmaz içmiştim.
İçeri Talha’nın girişiyle beni iyice çökmüş bir halde görmeyi beklemiyordu büyük ihtimalle. “Komiserim biraz toparlanmaya mı çalışsanız? Hani Melek Komiserimin kendisinden küçük ve kendini tam olarak korumayı bilmeyen iki kardeşi olduğunu hatırlasanız mı artık?” diye sorduğunda aklıma İklim ve Mert geldi.
İklim her gün Asayiş bürosunda masada çalışıyordu. Dövüşmeyi pek bilmez ama bilgisayar kullanmada çok iyiydi bu yüzden Melek onun masada çalışmasını istemişti. Mert desen daha üniversitesini bile bitirmemiş on sekiz veya on dokuz yaşındaydı bu bile onların korunması için tek nedendi bizler liseyi bile polislik olarak okusak direkt işe girebiliyorduk ama o polislik okumak istememiş hukuk okumaya karar vermişti.
Mert, ablalarının peşinden gitmemişti. Aralarında kavgayı sevmeyen ve kendisini korumaya bile çalışmayan tek kişiydi. Bu dünya için Mert, çok fazla iyimserdi.
Aklıma İklim ve Mert geldiğinde toparlanmam gerektiğini anladım sabahları onları koruyacak akşamları ise kapıda onlar için nöbet tutacaktım.
Ta ki Akif Amir uyanana ve kendini toplayana kadar. Bu yüzden hemen toparlanmaya ve kendime gelmem lazımdı Melek’i ne zaman bulabileceğimizi kestirmek zordu.
*****
Talha ile hastanede olan konuşmalarımızdan bu yana iki gün geçmişti. Şu anda evde ilaçlarımı içip düzgün bir şekilde beslenip toparlanmaya çalışıyordum. Ne kadar erken toparlanırsam o kadar iyi olacaktı sonuçta Melek’in kardeşleri kimsesizdi şimdi. Onları koruyabilecek kimsesi yokken, onları tek başlarına bırakamazdım.
Yarın onlarla beraber yaşamaya başlayacaktım. Akif Amir kendisini toparlayana ve iyileşene kadar ama Akif Amir’in ne zaman uyanacağı bile belli değildi.
Hızlıca üstümü değiştirdim ve bizim çocuklarla buluşacağımız o mekana gittim. Yani Gece Barına gidecektim. Üstüme beyaz bir gömlek, beyaz bir ceket giymiştim yaram açılırsa belli olsun diye.
“Halife abla ben çıkıyorum! Haberin olsun!” dediğimde Halife abla mutfağın kapısından bana doğru bakmıştı. “Nereye gidiyorsun oğlum sen gecenin bu saatinde?” diye sorduğunda, direkt cevapladım. “Arkadaşlarla buluşacağız bugün. ayrıca son zamanlarda olanlar yüzünden biraz kafa dağıtmalıyım. Ha bu arada, yarından itibaren İklim ve Mert’i korumak için onlarla kalacağım. Bana orada giyebileceğim ve rahat edebileceğim birkaç parça kıyafet hazırlar mısın?” diye sordum.
Kafasını evet anlamında salladığında evden çıkmıştım. Gecenin ilerleyen saatlerinde yaşayacağım şeyi bilseydim kesinlikle oraya asla gitmezdim.
Gece Barının önüne geldiğimde arabayı valeye verip içeri geçmiştim. Talha’yı ve yanında bizden birkaç kişiyi görmemle birlikte oraya doğru ilerlemeye başlamıştım.
“Bugün son kez bu mekana geliyorum ve son kez Gece Barında içki içeceğim.” Dediğimde bütün hepsinin gözleri inanmaz gözlerle bana baktı. “Kardeşim.” dedi Tuğrul. “Sen yaklaşık bir buçuk yıldır yani beş yüz otuz gündür her gece gelip burada içki içersin. Ne oldu da bugün senin buradaki son günün oldu?” diye sorduğunda Tuğrul’dan gözlerimi kaçırarak cevapladım.
“Bir şey olduğu yok. Canım istemiyor artık buraya gelmek. Ayrıca yarın Melek’in kardeşlerini korumak için onlarla yaşamaya başlayacağım. Malum o çocukların şu an kimi kimsesi yok.” dediğimde herkesin içinde bir sessizlik oldu.
Talha’ya baktığımda hastanede konuştuklarımızı hatırlıyor olmalı ki başını yere eğdi. Üzerimde hissettiğim gözler ile etrafa bakındım ama bana bakan kimseyi bulamadım. Tek biri dışında o da bir erkekti. Eğer o kişi bir kadın olsaydı hiç arkama bakmaz giderdim.
Yavaş yavaş uyuşmaya başlayan başımla birlikte sarhoş olmaya başladığımı anlamıştım. Şu an içtiğim beşince kadehti. Birazdan tamamen sarhoş olmuş olurdum.
Aradan birkaç dakika geçmişti ki kaçıncı kadehi içtiğimi artık sayamıyordum bile. Melek’e benzeyen bir kadının gelmesiyle beraber ayağa kalktım ve arkamdan Tuğrul’un “Nereye gidiyorsun?” dediğini duyduğumda, “Lavaboya gidip geleceğim.” dedim titrek bir sesle.
Lavaboya giderken arkamdan Melek’e benzeyen kadınında geldiğini görünce hızlı adımlar atmaya başlamıştım ki kolumdan sertçe tutup önüne döndürdüğünde beni hemen çekmeye başlamıştı. “Melek bu sen misin?” diye sorduğumda kadının dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı.
“Evet, benim sevgilim.” dediğinde hemen onu buradaki odalardan uzak bir odaya getirmiştim.
Karşımdaki kadının kim olduğunu bilseydim bugün bu hamleyi asla yapmazdım.
Onu içeri itip üzerimize kapıyı kilitlemiştim. Melek olarak gördüğüm kadının üzerine çıkıp dudaklarını öpmeye başlamıştım.
*****
Güneşin gözlerime vurmasıyla beraber gözlerimi açmıştım. Etrafa bakınınca burasının benim odam olmadığını anlaya biliyordum. ‘Ben neredeyim? Burası neresi?’ diye aklımdan geçenlerle dün geceyi hatırlamadığımı fark ettim.
Yanıma bakınca kahverengi saçlı bir kadın yatıyordu ve çıplaktı. Kendi vücuduma baktığımda çıplak olduğumu görünce içimden ‘has…’ diye içimden kendime küfürler etmeye başlamıştım.
“Bunu yapmış olamam. Ben Melek’i aldatmış olamam.” diye kendi kendime fısıldadığımda çıldırmanın eşiğine gelmiştim. Kafam giren ağrıyla beraber kesik kesik dün gece yaşadıklarımı hatırlamaya başlamıştım. Ben Melek’e ihanet etmiştim.
Peki bu yanımda yatan kadın kimdi. Hemen yerden pantolonumu alıp giydim. Yerdeki beyaz gömleğimi ve beyaz ceketimi mi de giydiğimde hala yatakta yatan kadını uyandırmaya başladım.
Kadın uyandığında gözleri bana fazla tanıdık bakıyordu. Ama etrafımda kahverengi saçlı başka kimse yoktu. Sadece Melek ve İklim hayatımdaki kahverengi saçlı kadınlardan birisiydi.
“Kimsin sen? Cevap ver bana!” diye bağırdığımda irkilmek söyle durun gözlerindeki bakış fazla cesurdu. bu kadar cesaretli olabilen tek bir kadın tanıyordum hayatımda o da Sibel’di. Bu kahverengi saçın peruk olup olmadığını bir şekilde öğrenmem lazımdı.
“Sibel, bu sen misin?” diye sorduğumda hemen elleri kahverengi saça gitmişti ve onu bir kenara doğru çekmeye başladığında saçların peruk olduğu anlaşılmıştı. Ortaya çıkan sarı saçlarıyla onun Sibel olduğunu doğrulamıştım. Bu da koyu kahve gözlerinin de lens olduğu anlamına mı geliyordu?
“Ne için buradasın, Sibel? Ne yapmaya çalışıyorsun yine?” diye sorduğumda alacağım cevabı zaten biliyordum ama ben yine de sormaya devam ediyordum.
“Bence bunun cevabını zaten biliyorsun ama ben yine de söyleyeyim. Sadece tamamen bana ait olmanı istiyorum Toprak.” Dediğimde sinirlerime hakim olamamaya başlamıştım.
“SEN nişanlı bir adamla bir gece geçirmeyi İSTEYECEK kadar gurursuz bir kadın mısın SİBEL?” diye bağırarak sordum ona bu soruyu. “BEN NİŞANLIYIM BE KADIN. Benim hayatımdaki TEK KADIN Melek olacak. BİR BAŞKASI DEĞİL.” dediğimde gözleri dolmuştu ama hak etmişti. O benim bipolar kişilik bozukluğum olduğumu bilmiyor olabilirdi ama Melek tersimin ne kadar pis olduğunu biliyordu.
“Bu gece olanlar aramızda kalacak. Eğer bundan birisine bahsedersen sana cehennemi yaşatacağıma yemin ederim.” dediğimde arkama bile bakmadan uzaklaşmaya başlamıştım oradan.
Kolumdaki saate baktığımda saatin on buçuk olduğunu gördüm. Artık sabahları bu saatten nefret etmek için bir nedenim vardı.
Evet biliyorum bölümün biraz geç geldi ama yakında okullar açılıyor aynı zamanda üniversite kayıt yenileme işlemleri başlayacak üniversiteyi açıktan okuduğum için bölüm stolkluyorum bu yüzden bu ayki bölümü atayım dedim.
Çünkü üniversite vize ve final sınavlarına çalışırken bölüm yazacak vakit bulamıyorum.
Bölüm nasıl olmuş? Yorumlarda belirtirseniz sevinirim.
Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum.
Bölüm etkileşimi
