6. bölüm / 8
KAÇIRILAN POLİSBÖLÜM 6 GÖTÜRÜLME
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 6 GÖTÜRÜLME
- 1 1. BÖLÜM KAÇIRILMA981 kelime
- 2 2. BÖLÜM KENDİNDEN VAZGEÇİŞ3.003 kelime
- 3 3.BÖLÜM ŞÜPHELİ KORUMA1.674 kelime
- 4 -4- GÖREV3.147 kelime
- 5 BÖLÜM 5 RÜYALARDAKİ KADIN3.122 kelime
- 6 BÖLÜM 6 GÖTÜRÜLME2.581 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 7 NİŞAN1.692 kelime
- 8 BÖLÜM 8 İHANET1.825 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Bir Yıl Önce)
Herkes bir telaşla etrafa koşuşturuyordu. İki gün sonra Akif babam beni ve Toprak’ı nişan yüzüklerimizi takacaktı. İçime pek sinmiyordu, bu nişanlanma olayı ama Akif babamın kalp sorunları vardı bu yüzden onu üzecek hiçbir şey yapmamaya çalışıyordum. Akif babamın beni ve kardeşlerimi evlat edindiği günü hatırlıyorum da o gün hayatımda yaşadığım en aksiyon dolu gündü.
“Abla. Abla. Abla!” diye bağırdı Mert. Üzgünüm mert suratına bunu söylemeyeceğim hiçbir zaman. “Ne diye bağırıyorsun lan başımda davul kafa. Dalmışız işte düşüncelere görmüyor musun? Bir şey yad ediyoruz burada.” diye çıkıştım. Kulağımın dibinde bağırmaması gerektiğini biliyordu ama o bunu asla umursamazdı ve benden her seferinde hem azar hem dayak yerdi hak ediyordu o da bunu biliyordu.
“Lan sen asla akıllanmayacak mısın he. Sen benden dayak yemekten sıkılmadın mı? Anlayamıyorum çocuk seni. Ben seni dövmekten yoruldum ama sen dövülmekten yorulmadın.” dedim kısılan sesimle.
Sesimin kısıldığını anlayınca başını yere eğdi. “Yine ne oldu? Kim ne dedi sana he söyle ben onların icabına bakarım tamam mı?” diye sordum. Ancak birisi ona zorbalık yapınca karşımda başını eğerdi ve ben bunu zaten biliyordum. “Mert söyle haydi ablam?” Mert’in sınıf arkadaşlarıyla içli dışlıydım. Bunu biliyordu söylemezse en yakın arkadaşını arayıp durumu öğreneceğimi.
“Abla.” diye bağırarak girdi iklim odaya. “Toprak abi ve babam sizi bekliyor.” dediğinde mert ile sonra konuşmam gerektiğini anlamıştım. “Sen içeri geç biz geliyoruz.” dedim be bunu der demez odadan çıkmıştı. “Sonra konuşacağız bu konuyu unutacağımı sanma, anladın mı Mert?” diye sordum ona. A-Anladım abla.” dedi kekeleyerek.
İyi anlamında kafamı salladım. “Hadi içeriye geçelim yoksa İklim yine bağırarak odaya girecek.” dedim hafif gülümseyerek.
Gülümsemesini görmek iyi gelmişti. Aksi halde asla gülmezdi. Mert ile aramda üç yaş vardı. İklim ile aramda beş yaş vardı. Bu yüzden Mert’te iklimin neler yapabileceğini az çok öğrenmişti.
Ben kıdemli polis olduktan sonra İkliminde polislik sınavlarını kazandığını öğrenmiştim, ne yaptıysam vazgeçirememiştim. Asla vazgeçmemişti. Bende pes etmiştim artık uğraşamayacağımı anladığımda.
Ne yapayım iklim vazgeçmeyince ben vazgeçmiştim. Normalde bu kadar çabuk pes ede birisi değildim. Asla olmadım ama İklimin inadını da kıramayacağımı bildiğim için bunu yapmıştım.
Mert ile birlikte içeriye geçtiğimizde Toprak’la göz göze geldik. Ben ona soğuk bakışlar atarken onun gözlerindeki duyguyu çözemiyordum aylardır. Bu artık bana tuhaf gelmiyordu. Aylardır gözlerindeki duyguyu anlayamadığım için alışmıştım. Doğru aylardır diyorum yaklaşık yedi aydır böyleydi. Bu nişanı sırf Akif babam için kabul etmiştim. Toprak düzelmediği sürece o nikah massına oturmayacaktım.
Nişan’ı bile sırf toprak kendine gelsin diye erteletebildiğim kadar erteletmiştim en fazla üç ay erteletebilmiştim. Akif babamla Toprak gittiğinde bu konu hakkında konuşacaktım. Toprak hakkında babamla konuşmamıştım ama bugün Toprak’ın değişimi hakkında konuşacaktım.
“Eee gençler bugün söz yüzüklerinizi takacağız iki sonra nişanınızı yapacağız.” diyerek söze girmişti Akif babam. İçerideki huzursuzluğu bir kenara atıp konuşmaya başladım. “Bana uyar sana da uygun mu Toprak?” diye sordum tehdit vari bir şekilde. Tehtid’imi anlamış olmalı ki,” Bana da uyar Akif baba.” dediğinde gülümsedim.
Toprak aniden bana dönünce gözlerinde ki o bakış beni korkutmaya yetmişti. Sırf onu tehdit ettiğim için gözlerinde ki o mınzır dolu bakış beni korkutmuştu çünkü daha önce de böyle bir bakış almıştım ve ondan sonrasında olanları hatırlamak dahi istemiyordum. Birbirimizle tanıştığımız ilk seneydi o zaman yine o sıralar onu kızdırmıştım ki bunun hırsını o akşam çıkarmıştı. O deli gecenin bir yarısı benimle buluşmak istediğini söyleyince hemen inmiştim ne konuşacağını merak edip ama o akşamı hatırlayınca keşke o gün oraya gitmeseydim diyorum. Bilmediğim ve eve bayağı uzak olan bir ilçede beni bırakmış ve arkasına bile bakmadan gitmişti.
O gün Toprak’la uğraşmamam gerektiğini çok acı bir şekilde öğrenmiştim. Şimdi ise yine uyuyamayacağım belliydi. Bu delinin ne yapacağını asla kestiremezdim.
Kestiremiyordum. Toprak’tan bu kadar korkmam hiç iyi değildi. Özellikle emniyette değilsek ve görevde değilsek. Daha birkaç ay önce ben bu adama rest çekiyordum.
Bu akşam kendimi hazırlasam iyi olurdu. Anlaşılan yine ya tek başıma olacaktım ya da orada bir otelde kalacaktım Toprak gittikten sonra yanıma birkaç eşya alsam iyi olurdu. İklim’in ne ara yüzükleri getirdiğini anlamasamda, yüzükleri takmıştık.
“Toprak hadi daha ailene haber vermen gerekiyordu öyle değil mi, ayrıca iki gün sonra ki nişanımızda senin ailende gelmeli. Şimdiden haberleri olsa daha iyi olur. En azından hazırlıklara başlarlar.” dedim ve odama doğru ilerlemeye başladım. “Seninle birazdan konuşacağız Melek!” Akif babam bunu dediğine göre Toprak gittikten sonra evde bir kıyamet kopacaktı. Bunu o ses tonuna yerleştirmişti benim anlamam için; odama doğru değilde mutfağa doğru ilerlemeye başlamıştım. Akif babamın ilaçlarını hazırlamaya başlamıştım ve bir bardağa su koymuştum hatta yanıma fazla olarak sürahi almıştım ne olur ne olmaz diye.
“Melek! Buraya gel çabuk!” diye bağırdığında tepsiyi de alıp içeriye geçmiştim. “İklim, Mert hadi ablacım siz odanıza gidin benim Akif babamla konuşmam gereken özel konular var.” dedim onlar salondan çıktıktan sonra Akif babama tepsiyi uzattım. “İç ilaçlarını baba haydi lütfen.”
Anlamamış gözlerle bakıyordu bana bu olmamalıydı. Bu şekilde bakmaya devam ederse ona anlatamazdım ilaçlarını da içmezdi. “İlk önce bana Toprak’a neden öyle dik dik baktığını ve ona emir verir gibi konuştuğunu anlatacaksın.” dediğinde omuzlarıma daha da büyük bir yük binmişti ve ben ne yapacağımı gerçekten çok iyi biliyordum. “Anlatacağım ama ilk önce ilaçlarını içsen hem içim rahat eder öyle anlatsam ne dersin baba, lütfen.” dedim yorgun çıkan sesimle.
Akif babam sesimin yorgun çıktığını fark etmesiyle elimden tepsiyi aldı ve gözlerimin içine bakarak tepsideki ilacı içmişti ve ardından bardağa doldurduğum suyu da içmişti. Rahat bir nefes verdim. Birkaç ay önce başlayan Toprakla ilgili olan anılarımı hazırlamam gerekecekti.
*****
(Şimdiki zaman)
Emre’ye bilgisayarı unutmasını söylememin üzerinden birkaç saat geçmişti tam olarak sayamadığım saatler. Burada zaman akıp gidiyordu. Fark etmiyordum bile. Şimdi Emre’nin hangi tarafı seçeceğini belirlemesi lazımdı. Kızına kavuşmak istiyorsa benimle iş birliği yapmak zorundaydı. Eğer o adamları seçerse kızını unutsa iyi olurdu.
Korumanın biri kapımı tıklatmıştı. Anlaşılan akşam yemeği vakti gelmişti ve aşağı inmem gerekiyordu.
Aşağı indiğimde eskisinden bile çok koruma olduğunu görmemle donup kalmıştım. Yerime oturdum ve sakince tabağıma yiyeceğim yemeklerden azar azar almıştım.
"Bu arada yeni korumalar geldi herhalde. Yoksa bu kadar çok koruman yoktu senin ne iş?" diye sordum. Ağzıma bir kaşık yemekten atarken.
"Evet, eskiden bu kadar koruma yoktu bu evde. Yemekten sonra seni götürmeye gelmişler. Ben öyle anladım yanlış anlamadıysam." dediğinde benim şalterler atmıştı ama çaktırmamaya çalışıyordum. Yarım ağız gülümsedim.
"Bana senin adamlarına güvenmiyorlarmış gibi geldi. Yoksa sana mı güvenmiyor? Patronun olacak kişi?" dediğimde suratı mosmor olmuştu. Birden öksürmeye başladı sanırım boğazına bir şey kaçmıştı.
İyice keyiflenmiştim. Bu adamların benim yerimi öğrenmeleri pek kolay olmayacaktı, onlar bunu da sonra öğrenecekti. İlk önce Patronlarının kim olduğunu öğrenmeliyim. Ondan sonra atacağım bütün adımlarda dikkatli olacaktım.
“Gitmiyorum desem. Ne yapabilirsiniz ki? Merak ediyorum.” dedim Patron ’un adamlarına üzerime altı kişi gelmesiyle anlamıştım. Burada daha fazla keyiflenemezdim. Bu keyif sade bir buçuk dakika sürmüştü. Çünkü üzerime altı kişi gelirken keyifli bir şekilde oturamazdım. Ayağa kalktım ve onlara doğru yürümeye başladım.
“Üzerime altı kişi gelerek beni korkutabileceğinizi mi sanıyorsunuz siz. Bu kadar kafayı mı yediniz?” dedim alaycı bir sesle. Dudaklarım hafif bir şekilde yukarı kıvrıldı. Adamlardan biri bana yumruk atmaya kalkmıştı ki sağa doğru eğerek kurtulmuştum.
Yumruk atmaya çalışan adamın elini tuttum ve elini bükmemle sağ yanındaki adamın tekme atmayı kalkışınca elini büktüğüm adamı bırakıp bana tekme atmaya çalışan adamın ayağını tutup adamı oldukça uzağa ittim.
Bunu gören diğer dört adam tek tek gelerek beni yenemeyeceklerini anlayıp aynı anda üstüme gelmeye başlamışlardı. Bu benim açımdan oldukça kötüydü çünkü tek başıma anca üç adamla idare edebiliyordum. Dört kişiyle şu zamana kadar bir kere dövüşmüştüm ve onda da hem kolum hem de ayağım sakat kalmıştı o zamandan bu yana hiç dört kişiyle aynı anda dövüşmemiştim bile.
Şimdi korkmaya başlamıştım bu durumdan ama bunu gözlerime yansıtmamıştım yansıtmayı da düşünmüyordum açıkçası benim zayıf yönümü öğrenmeleri benim açımdan hiç iyi olmazdı. Şu an ki durumum oldukça kötüydü hemen bir şeyler düşünmeliyim. Hiçbir darbe yemeden bunu halletmem lazımdı açıkçası bunu nasıl yapacağıma sonra karar versem daha iyiydi. Çünkü her an bir darbe gelebilirdi aramızda bir kol uzunluğu mesafe kalmıştı.
İç güdülerime güvenmekten başka bir seçeneğim kalmamıştı en az hasarla buradan kurtulmaya çalışacaktım ve bu hiç kolay olmayacaktı.
Adamlardan ikisi yumruk atmaya çalışırken diğer ikisi tekme atmaya çalışıyordu zar zor bu hamlelerinden kaçmaya çalışıyordum. Göz ucumla hafif bir şekilde Emre’ye bakıyordum. Oturuyordu dikkatlice beni izliyordu. Bekle bir dakika o beni mi izliyordu? Anlamadım. Bu adam ne halt ediyordu böyle gerçekten anlamıyordum.
Emre yüzünden dikkatim dağıldı için arkamdan gelen darbeyi son saniyeye kadar fark edemedim. Gözlerim yavaşça kararmaya başlayınca bilincimi kaybetmek üzere olduğumu hemen anladım.
*****
Uyandığımda ellerim bağlıydı. Ayaklarımı oynatmaya kalktığımda hareket ettiremiyordum. Ayaklarımı tekrar oynattığımda ses geliyor mu diye kontrol ediyordum. Evet bir ses duyuyordum. Bu bir zincir sesiydi. Ayaklarımı zincirle bağlamışlardı. Sırf kaçamayayım diye. Bunu yaptıklarına göre daha önce ki kaçma girişimim olduğunu ve kaçmaya başardığımı biliyorlardı.
Önümü de göremiyordum. Bu yüzden başımda çuval olduğunu veya gözlerimi koyu siyah ve kalın bir bezle bağladıklarını varsayabilirdim. Kafamın bir şeye çarpmasıyla bir arabada ve lastiklerin duyulamayan sesinden hızlı veya orta hızda tenha bir yerden geçtiğimizi anlamıştım.
“Nereye götürüyorsunuz beni? Yoksa o korkak olacak patronunuza mı?” diye söylendiğimde çenemin sıkılması bir oldu. Adamlardan biri çenemi öyle sert tutuyordu ki bıraksa iz kalacaktı neredeyse. Bu yüzden önümü görememenin sebebinin kalın koyu siyah bir kumaş parçasıyla bağlı olduğunu daha net anlamıştım sadece gözlerim bağlıydı. Bu yüzden ayık olup olmadığımı anlayamamıştılar. Sonuçta baygın bir insanın ayıldığı gözlerinden anlaşılırdı.
“Bırak çenemi it herif. Ne o çenemi böyle sert tuttuğunuza göre patronunuzun bir korkak olmadığını düşüneceğimi mi sandınız? Zavallılar sizi. Eğer kendisi benden korkmasaydı, bu kadar adamı yollamaz beni kendisi almış olurdu. Ne o yalan mı?” dediğimde arabanın ani fren yapmasıyla çenemi sıkan el uzaklaşmıştı. Öyle görünüyor ki arabayı kullanan kişi dediklerimi duymuş olmalıydı. Diğer adamlarda büyük olasılık öne doğru savrulmuştu.
Adamlardan biri, “Eğer bir daha patronumuza korkak dersen sonun kötü olur küçük polis!” dediğinde korkacağımı sanmıştı herhalde. “Yanlış bir şey söylemedim ki, Gerçekleri söylüyorum ben. Eğer bu gerçekler sizi kızdırıyorsa, gururunuza dokunuyorsa böyle bir adamın adamları olduğunuz için kendinizden utanın.” Dediğimde kapı açılma sesi duyduğumda adamlardan birisinin baya sinirlendirmiş olmalıydım ki, beni kolumdan tuttuğu gibi yere fırlatmıştı. Aniden karnımda bir acı hissettiğimde tekme attığını anlamıştım.
“Sana tekrar söylüyorum küçük polis. Eğer patronumuz hakkında bir daha konuşursan bu senin için kötü olur.” dediğinde gülümsemiştim. “Neden sadece sen üstüne alındın. Diğerleri niye bir şey yapmıyor? Yoksa söylediklerimin doğru olduğunu anladılar mı, sence?” diye sorduğumda nefes nefeseydim hayvan herif karnıma öyle bir tekme atmıştı ki hala sızlıyordu. Birden saçımın çekilmesiyle “Eğer şu an seni öldürmüyorsam Patron seni canlı istedi diye öldürmüyorum. Bunu o kafana sok küçük polis.” dediğinde bana ikide bir küçük polis demesi sinirlerimi bozmuştu.
“Senden korktuğumu mu düşünüyorsun sence? Bana ikide bir küçük polis deme bir bakmışsın bu küçük polis seni öldürmüş ne dersin.” diye söylediğimde saçımdaki eli bırakmıştı. “Bagajda ki kırbacı getirin!” dediğinde iste şimdi korkumu belli etmemem gerektiğini anlamıştım. Her ne kadar kırbaç yemekten korksamda şu an bunlara korktuğu mu asla göstermemeliydim. Özellikle deminden beri laf dalışına girdiğim o adama.
“Gözlerini çözün bunun! Ona Korkuyu öğreteceğim.” dediğinde kırbacı vurmak istediği yerin düşündüğüm yer olmasını istemedim. “Ama abi eğer açarsak suratımızı görür ve Patron ’un ne dediğini unuttun mu? Bu kızın gözlerini asla açmayın yoksa başınıza bela alırsınız demişti.” dediğinde patronları beni oldukça yakından tanıyordu sanırım. Gözüm açıkken yapamayacağım bir delilik yoktu. Ellerim ve ayaklarım zincirle bağlı olsa dahi sanırım patronları bu huyumu çok iyi biliyordu.
“Bunu yapamam. Ayrıca kırbacı da unut. Eğer bu kızın başına senin yüzünden bir şey gelirse. Patron hepimizi öldürür. Bunu da unutma!” dediğinde demek ki diğerleri benimle uğraşan adamın yanında durmayacaktı. “Sana kırbacı ver dediysem vereceksin emrime karşımı geliyorsun.” Benimle uğraşan adam demişti bunu. Sonra başka bir ses, “Biz senden değil Patron’dan emir alırız. Sana bunu hatırlatmakta fayda var.” dedi.
Şu an’a kadar üç kişi saymıştım. Bir, benimle laf dalaşına giren adam. İki, kırbacı vermeyen adam. Üç, sesi uzaktan gelen ama bir o kadar da yakından gelen adam. Toplam üç kişiydiler sanırım. Üç kişi olmamaları gerekiyordu neden üç kişi vardı ki burada? Diğerleri neredeydi?
Emre’nin olduğu evde daha kalabalıktılar. Altı kişi üzerime gelmişti yanlış hatırlamıyorsam. Eğer üçü buradaysa diğerleri Emre’yle beraberdi veya önden gitmişlerdi. Patronlarına bildirmek için. Bu ikisinden birisi kesinlikle yaşandığına eminim ama kanıtlayamam.
Hava gittikçe soğuyordu. Hafif nemli toprakta öyle gitgide soğuyordu hava. Kendimi kasmış adamların önünde titrememeye çalışmalıyım.
Bir ses duymuştum sanki ya da bana öyle gelmişti. Adamlardan birisi küfrettiğinde, daha demin ki duyduğum sesin bir yumruk sesi olacağını hiç düşünmemiştim. Onlar birbirine tekme, yumruk birbirine girmeye mi başlamıştı? ne baş ağrılarıydı ama Patronları olacak herif bu üçünü aynı gruba koyarak içinden ne geçiriyordu? İyi anlaşacaklarını falan mı düşünüyordu?
Amma salaktı Patronları olacak kişi. Birden içim buz kesti. Nefes almamı zorlaştıracak kadar ne olduğunu anlamamıştım. İçim de bir sıkıntı vardı ama çözemiyordum. Dışarıya bunu göstermemem gerektiğini çok iyi biliyordum. Akif babam, İklim ve Mert iyiler miydi? Yoksa başka bir şey mi vardı? İçimi bu kadar soğutan.
İçimde ki sıkıntıyı şu an için unutmam lazımdı, aksi halde her an beklenmedik bir saldırıda adamlara laf sokamazdım. Şu an acaba aklımdan geçenleri adamlara söylemeli miyim? Yoksa söylememeli miyim? Bu konuda kararsız kalmıştım. Söyleyeceğim. Böylece ne kadar beceriksiz olduklarını görürlerdi bence.
“Cidden sizin bu kadar işe yaramaz herifler olduğunuzu bilmiyordum. Patronunuz sizi aynı yere koyarken ne düşünüyordu acaba söyler misiniz? Bu üç aptalı bir araya getirerek sizce iyi mi yaptı bir düşünün derim.” dediğim gibi birbirlerine attıkları yumruk ve tekme sesleri, hatta küfürler bile yok olmuştu. Umarım onlarda anlamıştır, kendilerinin ne kadar aptal olduklarının.
Ayak sesleri duymamla adamlardan birinin bu tarafa geldiğini hissetmiştim. “Ne dedin sen? Senin canın ölmek istiyor galiba ya da bana öyle geldi.” diyen adamı sesinden tanımıştım en çok dayağı herhalde beni kırbaçlayan adam yemişti. Sesi bir tuhaf geliyordu. “Aptal olduğunu kabul etmediğin için buradasın ya.” dediğimde yanağıma inen sert top şeklinde bir el. Dik tuttuğum vücudum toprakla buluşunca anladım yumruk yediğimi. Ağzımdaki metalimsi tatta neydi daha önce böyle bir şey kolay kolay başıma gelmezdi. Daha önce hayatımda bu kadar cesur birini görmemiştim, kendisi ilkti ama asla son olmayacaktı. Buradan kurtulduğumda ilk işim bana atılan her tokadın her yumruğun hesabını ona geri ödetecektim.
Uzaklardan çok az bir ses duyuyordum sanki bir tekerlek sesiydi ama çıkaramıyordum nedeni ise sanki bu ses ile aramızda yarım saatlik ya da on beş dakikalık bir yol varmış gibiydi. Ayırt edemeyeceğim kadar uzaktaydı tekerlek sesi ama buraya doğru geliyordu bundan eminim. Eğer buraya doğru geliyorsa ya patronun adamlarından biri ya da bir başkası olabilirdi sonuçta bunu kimse tahmin edemezdi ben bile.
Adamlar hayla fark etmemişti sanırım uzaktan gelen tekerlek seslerini aslına bakarsan bu benim için büyük bir avantaj sayılırdı. Tekerlek sesi gitgide yaklaşıyordu birisi ya buraya geliyordu ya da bu yolun yakınlarından geçecekti. Hava birden kasvetli bir yapıda soğuk olmuştu. Bana yumruk atan adamın nefes alışverişi bile hırıltılı ve öfkeli bir hale gelmişti. Bir süre sonra duyduğum tekerlek sesi durmuştu ama buralara çok yakın bir yerde. Bu kişi onlardan mıydı yoksa bir başkası mı? En çok merak ettiğim şey buydu aslında.
Adamlar gitgide daha da öfkeli bir şekilde nefes alışverişlerini kontrol edemez hale gelmişti. Bekle? Adamlar onu tanıyor muydu? Yoksa böyle bir şey beklemedikleri için mi bu kadar öfkeliydiler? Sanki birisi bana bakıyor muş gibi hissettiğimde, bu bana çok tuhaf gelmişti. Sanki hissettiğim bu garip hissi ‘daha önce de hissetim gibi bu hissi ama çıkaramıyorum. Çok tanıdık ama bir o kadar da uzak geliyor bana bu his neden?’ diye sormuştum kendime.
Öfkesini en çok hissettiğim hemen yanımdaki adamın bir şeyler demeye başlayacağını hissetmemle ona ve diyeceklerine odakladım kendimi. “Neden buradasın sen? Ne için buradasın? Antlaşmayı mı bozmak istiyorsun yoksa? Konuşsana be adam!” diye bağırdığında bu gelen kişi onlardan mıydı yani anlamadım. ‘Ne demek oluyor bu şimdi hiçbir şey anlayamıyorum karşımızda ki adam neden hiç konuşmuyor’ diye düşünmeye başlamışken aniden duyduğum bir patlama sesi yanımda ki adamın acılı inleyişini duymamla düşüncelerim bölünmüştü.
Kimdi bu adam? Yanımdakilerden ne istiyordu?
2563 kelime
Evet sizce Emre neden Melek'e bakıyordu?
Sondaki gelen kişi kim?
Sizce Melek ve Toprak söz günü olay yaşamış mıdır?
Bölüm etkileşimi
