7. bölüm · JANDARMA VE DERİN DEVLET
Bölüm 7
Devletin Ağırlığı
Patlamadan sonra Mardin susmadı.
Ayağa kalktı.
Saat 08.30’da Valilik binasının önünde bayraklar yarıya indirilmedi.
Tam tersine, göndere çekildi.
Bu bir yas değil, bir mesajdı.
Mardin Valisi Hasan Turgut kameraların karşısına geçti.
Yüzü sertti.
Kelime seçmedi.
“Bu saldırı,” dedi,
“ne sadece jandarmaya, ne sadece devlete yapılmıştır.
Bu saldırı Nusaybin’in kendisine yapılmıştır.”
Yanında Nusaybin Kaymakamı Cemal Arslan vardı.
Genelde konuşmazdı.
Ama bu kez mikrofonu aldı.
“Bu ilçede,” dedi,
“PKK’ya da, DEAŞ’a da nefes aldırılmayacak.
Kim dağa çalışıyorsa, kim hücre kuruyorsa,
kim uyuşturucuyla bu yapıları besliyorsa
hepsi aynı dosyadadır.”
Cümle bittiğinde karar çoktan verilmişti.
TEM, JÖH, Narko Jandarma ve Özel Harekat
tek merkezden emir almaya başladı.
Operasyonun adı yoktu.
Çünkü bu bir dosya değil, bir temizlikti.
Savcı Selin Çiçek sahaya indi.
Bu kez masa başında değildi.
Çelik yelek giydi.
Araçtan indiğinde askerler doğruldu.
İlk toplantıda sesi daha sertti.
“Gözaltı süreleri uzatılacak,” dedi.
“İfade almadan serbest bırakma yok.
Hukuk sınırları içinde ama maksimum baskıyla çalışacağız.”
Bir komiser çekinerek sordu: “Savcım, halk tepkisi artabilir.”
Selin gözünü kırpmadı. “Terör halktan cesaret alır,” dedi.
“Devlet korkmaz.”
Emir Yalçın toplantının sonunda konuştu. Sesi yükselmedi.
“DEAŞ hücreleri doğuda sessizdir,” dedi.
“PKK gürültülüdür.
Ama ikisi de uyuşturucudan beslenir.”
Selin ona baktı.
İlk defa bakışı yumuşamadı ama netti.
“Dosyaları doğru okuyorsun, Teğmen,” dedi.
“Ve sahayı tanıyorsun.”
Bu bir iltifattı.
Selin kolay kolay iltifat etmezdi.
Gün boyu baskınlar başladı.
Bir evde PKK bildirileri çıktı.
Başka bir adreste DEAŞ’a ait dijital materyaller.
Üçüncü evde sahte kimlikler.
Duvarlarda aynı semboller yoktu.
Ama para aynıydı.
Akşamüstü bir gözaltı odasında Emir ile Selin yan yana durdu.
Hüseyin Karaaslan içerideydi.
Terliyordu.
Susuyordu.
Selin kapıya yaklaşmadan konuştu: “Emir, bu adam senin tarzını anlıyor.”
Emir başını çevirdi. “Çünkü sokakta büyüdüm,” dedi.
“Ve korkunun nerede başladığını bilirim.”
Selin ilk kez gülümsedi.
Kısa.
Keskin.
“Belli,” dedi.
“Ben hukuku temsil ederim.
Sen gerçeği.”
O gece Nusaybin’de sirenler susmadı.
Evlerin ışıkları tek tek söndü.
Sokaklar boşaldı.
Artık bu şehirde
sadece devlet dolaşıyordu.
Ve herkes şunu biliyordu:
Bu operasyonlar durmayacaktı.
Çünkü bu kez mesele isimler değildi.
Mesele hâkimiyetti.
