16. bölüm · JANDARMA VE DERİN DEVLET

Bölüm 16

Bedirhan Korkmaz

Bedel – Gökten Gelen Karar
Saat 04.17’de Malatya’da pist ışıkları yandı.
7’nci Ana Jet Üssü sessizliğini bozdu.
İlk F‑16 havalandığında, ses şehir dışına taştı.
İkinci ve üçüncü uçaklar arka arkaya kalktı.
Gece, metal bir kararlılıkla yarıldı.
Suriye hava sahasında hedefler önceden işaretlenmişti.
DEAŞ’a ait silah depoları, geçici karargâhlar, füze atış noktaları.
Uçaklar alçalmadı.
Yaklaşmadı.
Ama vurdu.
Patlamalar sınırın ötesinde gecenin rengini değiştirdi.
Isı izleri kilometrelerce öteden algılandı.
Hedefler tek tek sustu.
Sabah olduğunda haberler çoktan dönmeye başlamıştı.
“Türk Hava Kuvvetleri’nden Suriye’de DEAŞ hedeflerine ağır darbe.”
“Malatya 7’nci Ana Jet’ten kalkan F‑16’lar operasyon gerçekleştirdi.”
“Sınır hattında güvenlik seviyesi en üst noktaya çıkarıldı.”
Ekranlarda aynı görüntü dönüyordu:
Geceyi yaran jetler.
Harita üzerinde kırmızı noktalar.
Ve alt yazı.
Ama Nusaybin’de konuşulan başka bir şey vardı.
Bir isim.
Üsteğmen Emir Yalçın.
Sınır saldırısından sonra adı raporlarda geçmişti.
Sahadaki soğukkanlılığı.
Koordinasyonu.
Karar alma hızı.
Sosyal medyada bile dolaşmaya başlamıştı.
“Genç üsteğmen”
“Operasyonu yöneten isimlerden biri”
Devlet bunu severdi.
Ama uzun süre değil.
Aynı gün, öğleden sonra iki ayrı zarf hazırlandı.
Biri Selin Çiçek için.
Biri Üsteğmen Emir Yalçın için.
Kararlar netti.
Tartışmasızdı.
Selin, Nusaybin’den alınarak daha üst düzey ve merkezi bir göreve atanıyordu.
Dosyaları devredilmişti.
Yetkisi yükselmişti.
Ama yeri değişmişti.
Emir ise sınır hattından çekiliyordu.
Başka bir görev.
Başka bir sorumluluk.
Daha geniş bir alan.
Bu bir ceza değildi.
Bu bir ayırma hamlesiydi.
Aynı gün akşamüstü, karargâhın arka bahçesinde kısa bir an yakaladılar.
Konuşmadılar uzun uzun.
Zaten ikisi de ne olduğunu biliyordu.
Selin, Emir’e baktı.
Bu kez bakışlarında sadece gurur yoktu.
Bir şey daha vardı.
Kabul edilmiş ama söylenmemiş.
“Bizi ayırıyorlar,” dedi sakince.
“Evet,” dedi Emir.
“Büyüyen şeyleri ayırırlar genelde.”
Selin hafifçe gülümsedi.
“Bu bir bitiş değil,” dedi.
“Bu… sınav.”
Emir ilk kez üniformasının altında kalbinin hızlandığını fark etti.
Sahada değil.
Ateş altında değil.
Bir bakışta.
“Görev yerleri değişir,” dedi.
“Taraflar değişmez.”
O gece Nusaybin’de sirenler yoktu.
Sınırda sessizlik vardı.
Suriye tarafında hedefler susturulmuştu.
Ama başka bir şey hareketlenmişti.
Haberler jetleri konuşuyordu.
Analistler sınırı tartışıyordu.
Devlet görev değişikliklerini açıklıyordu.
Ve kimse şunu bilmiyordu:
Bu hikâyede asıl güç, ne jetlerdeydi
ne de kararlarda.
Asıl güç,
ayrılmış ama kopmamış iki insanın
aynı davaya, aynı duyguyla bakmaya devam etmesindeydi.
Bu bir mola değildi.
Bu, daha büyük bir hikâyenin başlangıcıydı.