8. bölüm · James Curious - Kaos Parçacığı
Bölüm 7: Malikânedeki İz
“Yerini bildirdi.”
Adrian’ın sözleri arşiv odasında asılı kaldı.
Novera haritasının üzerinde yanan mor nokta, Curious Malikânesi’nin bulunduğu Northcrest Tepeleri’ni gösteriyordu. Ondan çıkan ince çizgi Dünya’nın dışına, yıldızların arasından ölçüm cihazlarının sınırlarına doğru uzanıyordu.
Çizginin öteki ucunda kırmızı bir ışık yanıp söndü.
Bir kez.
Sonra yeniden.
James’in göğsündeki ikinci kalp aynı ritimde karşılık verdi.
Tak.
Kadres’in yüzeyindeki -R- işareti mor ışıkla parladı.
Tak.
James elini göğsüne bastırdı.
Kırmızı nokta üçüncü kez yandığında arşiv odasının bütün ekranları aynı anda karardı.
Nate bir adım geri çekildi.
“Bunun iyi haber olan bir açıklaması var mı?”
Adrian ekranları yeniden çalıştırmaya uğraştı.
“Henüz yok.”
“Bugün ‘henüz’ kelimesini fazla iyimser kullanıyorsunuz.”
Selene, Kadres’in önüne geçti.
Kılıç masanın üzerinde sessizce duruyordu. Birkaç saniye önce kendi kendine kılıfından çıkan, James’in elinde Nitakorm’u gösteren ve yüzeyinde -R- işaretini taşıyan silah şimdi tamamen hareketsizdi.
Fakat James onun uyumadığını hissediyordu.
Bekliyordu.
Bileğindeki siyah saat titreşti.
Sadric’in sesi odanın içindeki hoparlörlerden değil, doğrudan saatten geldi.
“Dr. Curious, malikânenin dış iletişim hatlarında kısa süreli bir yön değişimi tespit edildi.”
Adrian başını kaldırdı.
“Kaynak?”
“Dışarıdan bir giriş görünmüyor. Buna rağmen ana sistem, dört saniye boyunca Northcrest’ten gelen bütün veriyi malikâne içine değil, bilinmeyen bir hedefe gönderdi.”
Nate James’in bileğine baktı.
“Sadric hâlâ bizi mi dinliyor?”
Saatten kısa bir sessizlik geldi.
“Bay Harlow, cümlenizin tonu bunun yeni bir bilgi olduğunu düşündürüyor.”
Nate kaşlarını kaldırdı.
“Senin yatakta olman gerekmiyor mu?”
“Yataktayım.”
“Ve buradaki konuşmaları dinliyorsun.”
“İki eylem birbirini engellemiyor.”
James saatine yaklaştı.
“Nasıl hissediyorsun?”
Sadric’in sesi her zamanki kadar sakindi.
“Doktorumun düşüncesine göre dinlenmem gerekiyor.”
Adrian ekranlara bakmayı sürdürerek konuştu:
“Doktorun düşüncesi değil. Tıbbi zorunluluk.”
“Terim seçiminiz durumu değiştirmiyor, efendim.”
James’in ağzının kenarı çok hafif kıpırdadı.
Sadric devam etti:
“Malikânenin iç güvenlik sistemi yerel moda alındı. Dış ağ bağlantıları kesildi. İş birimleri aktif. Ana asansörler ve servis yolları yalnızca kapalı devre çalışıyor.”
Nate arşiv kapısına baktı.
“Bizi eve mi kilitledin?”
“Hayır, Bay Harlow.”
Kapı kendi kendine kilitlendi.
Sadric’in sesi saatin içinden sakin biçimde geldi:
“Evi dışarıya kapattım.”
James masanın üzerindeki kırmızı sinyalin yeniden yanmasını bekledi.
Gelmedi.
Fakat bunun geçtiği anlamına gelmediğini biliyordu.
Adrian sonunda ekranlardan birini çalıştırdı. Yalnızca siyah zemin üzerinde tek bir satır görünüyordu:
KAYNAK FREKANSI KAYBEDİLDİ
Nate başını ekrana yaklaştırdı.
“Gitti mi?”
“Hayır,” dedi Selene.
Kadres’in kabzasına elini koydu.
“Bakmayı bıraktı.”
James ona döndü.
“Aradaki fark ne?”
Selene’in gözleri kılıcın üzerindeki sönmekte olan -R- işaretindeydi.
“Bir şey seni aradığında yerini bilmez.”
Parmaklarını kabzadan çekti.
“Bakmayı bıraktığında bulmuş olabilir.”
---
James o gece uyumadı.
En azından uyuduğunu hatırlamıyordu.
Arşiv odasından çıktıklarında sabah henüz doğmamıştı. Malikânenin uzun koridorlarında yalnızca zemin boyunca uzanan düşük ışıklar yanıyordu. Siyah mermer, bronz detaylar ve koyu taş duvarlar gecenin içinden yapılmış gibi görünüyordu.
Nate misafir odalarından birine gönderilmişti.
Adrian laboratuvara dönmüş, Selene Kadres’i koruma alanına götürmüştü.
James ise odasına çıkmıştı.
Birinci kattaki koridor evin geri kalanından daha sessizdi. Ana merdivenin geniş sahanlığından James’in bölümüne doğru ilerlerken duvarlardaki tabloların sensör ışıkları çok hafif yanıyor, ev onun hareketini takip ediyordu.
Odasının kapısı kendiliğinden açıldı.
James içeri girdi.
Yatağı düzeltilmişti.
Yere bıraktığı ceket ortada yoktu. Masanın üzerindeki defterler sıralanmış, yarım bıraktığı su bardağı kaldırılmıştı. Küçük bir servis robotu yatağın kenarından sessizce uzaklaşıyordu.
Robot, yaklaşık yarım metre yüksekliğinde koyu metal bir gövdeye sahipti. Üst bölümünde iki katlanabilir kol, altındaysa zeminde neredeyse ses çıkarmadan ilerlemesini sağlayan çok yönlü tekerlekler vardı.
James ona baktı.
Robot durdu.
Üst panelindeki küçük beyaz ışık yandı.
James saatine konuştu:
“Sadric.”
“Evet, Bay James?”
“Odamı mı temizletiyorsun?”
“Evin olağan düzeninin, kozmik olaylar nedeniyle tamamen bırakılması gerektiğini düşünmüyorum.”
“Sabahın dördünde mi?”
“Şu an saat dört değil.”
James duvardaki saate baktı.
Ekran:
02.43
gösteriyordu.
James dondu.
“Sadric.”
“Saat sistemiyle bağlantım kesildi.”
Duvardaki rakamlar değişmedi.
James bileğindeki saate baktı.
O da 02.43’tü.
Masadaki tablet.
Yatağın yanındaki kontrol paneli.
Pencerenin önündeki küçük analog saat.
Hepsi aynı zamanı gösteriyordu.
02.43.
James pencereye yaklaştı.
Dışarıda Northcrest Tepeleri karanlıktı. Ağaçların arasında ince sis hareket ediyor, uzak Novera ışıkları tepelerin altında soluk bir deniz oluşturuyordu.
Malikânenin bütün ışıkları aynı anda kısıldı.
Sonra odanın içinden bir bebek ağlaması geldi.
James hızla arkasına döndü.
Oda boştu.
Servis robotu yatağın yanında hareketsiz duruyordu.
Ağlama sesi bir kez daha yükseldi.
Bu kez aynadan geliyordu.
James’in karşı duvarındaki büyük aynanın yüzeyi buğulanmaya başladı. Oda sıcak değildi. Buhar yoktu. Yine de camın üzerinde ince bir sis tabakası oluştu.
Buharın içinde rakamlar belirdi.
02.47
Aynadaki James hareket etmedi.
Gerçek James ona doğru bir adım attı.
Yansıması yarım saniye sonra ilerledi.
James’in nefesi kesildi.
Dört dakika geçmeden duvardaki saat bir anda 02.47’ye sıçradı.
Malikânenin ışıkları geri geldi.
Bebek ağlaması kesildi.
Aynadaki görüntü normalleşti.
Saatinden Sadric’in sesi geldi:
“Bay James?”
James aynadan gözünü ayırmadı.
“Buradayım.”
“Dört dakika boyunca odanızdan hiçbir veri alamadım.”
James elini cebine götürdü.
Selene’in Mercer Row’a gitmeden önce verdiği koyu taşı hâlâ yanında taşıyordu.
Taş sıcaktı.
Gümüş çerçevesinin içindeki koyu yüzeyde, daha önce bulunmayan ince bir çizgi parlıyordu.
James taşı avucuna aldı.
Çizgi önce halka oluşturdu.
Sonra halka, merkezinden kırıldı.
Sadric yeniden konuştu:
“Herhangi bir anormallik görüyor musunuz?”
James aynadaki yansımasına baktı.
Yansıma da ona bakıyordu.
Bu kez gecikme yoktu.
“Hayır,” dedi.
Sadric sessiz kaldı.
James iç çekti.
“Evet.”
“Hangisini kayda geçirmemi tercih edersiniz?”
“Ayna geç kaldı.”
“Ne kadar?”
“Yarım saniye.”
“Başka?”
James avucundaki taşı sıktı.
“Taş değişti.”
Sadric’in sesi ciddileşti.
“Mrs. Curious’a haber veriyorum.”
“Şimdi değil.”
“Bay James—”
“Şimdi değil, Sadric.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Peki.”
James rahatlayacakken Sadric ekledi:
“Üç dakika sonra haber vereceğim.”
James gözlerini kapattı.
“Sen yaralıyken bile yorucusun.”
“Görev tanımımda yaralanmalara bağlı geçici kişilik değişikliği bulunmuyor.”
Servis robotu yeniden hareket etti.
James onu eliyle durdurdu.
“Şunu da dışarı çıkar.”
“Robot mu?”
“Ayna.”
Saatten ilk kez gerçek bir duraksama geldi.
“Bunun robotun taşıma kapasitesini aşacağını düşünüyorum.”
James aynaya son kez baktı.
“Öyleyse üzerini kapat.”
Duvarın üst bölümünden siyah bir panel indi. Aynanın tamamını örttü.
James’in yansıması karanlığın altında kayboldu.
Ama panel tamamen kapanmadan hemen önce camın köşesinde ince, uzun bir silüet belirdi.
James başını çevirdiğinde panel kapanmıştı.
---
Sabah, Curious Malikânesi’ne yavaş geldi.
Northcrest Tepeleri’nin üzerinden yükselen soluk ışık önce çatıdaki gözlemevinin kubbesine, ardından uzun pencerelere ve koyu taş duvarlara dokundu. Gecenin siyah görüntüsü, bronz ve koyu kahverengi tonlara dönüştü.
James zemin kata indiğinde ev artık uyanmıştı.
Ana merdiven, giriş salonunun iki tarafına doğru geniş kıvrımlarla açılıyor; siyah mermer basamakların kenarındaki ince aydınlatmalar gün ışığına rağmen soluk mor parlıyordu. Tavandaki büyük geometrik aydınlatma henüz tam güçte değildi. Uzun pencerelerden bahçenin sisli görüntüsü içeri düşüyordu.
Giriş salonunun merkezindeki koyu taş yüzey, evin sade Curious sembolünü taşıyordu.
Salonun sağ tarafında misafir bekleme bölümü bulunuyordu. Koyu deri koltuklar, uzun bir şömine ve Novera’nın eski hâlini gösteren geniş bir tablo.
Sol tarafta aile oturma alanına açılan cam kapılar vardı. Daha sıcak tonlarla döşenmiş bu bölümde geniş koltuklar, alçak bir masa, duvara gömülü ekran ve bahçeye açılan uzun pencereler bulunuyordu.
James yemek salonuna yöneldi.
Nate, mutfak kapısının önünde durmuş küçük bir servis robotunu inceliyordu.
Robotun üstündeki tepsiye uzandı.
Robot tepsiyi ondan uzaklaştırdı.
Nate yeniden uzandı.
Robot geriye gitti.
“Benden kaçıyor.”
Sadric’in sesi Nate’in kol saatinden geldi:
“Tepsideki kahvaltı Bay James için.”
Nate saate baktı.
“Bana ne zaman saat taktınız?”
“Sağlık bölümünden ayrılırken.”
“Ben fark etmedim.”
“Bu, sistemin başarısıdır.”
“Beni takip etmek için mi?”
“Malikânede kaybolmanızı engellemek için.”
Nate yemek salonunun açık kapısından içeri baktı.
“Bu evde kaybolmam normal sayılmaz mı?”
“İlk gün için kabul edilebilir. İkinci gün dikkatsizliktir.”
James masaya oturdu.
Yemek salonunun uzun masası on iki kişilikti. Buna rağmen sabah için yalnızca bir ucu hazırlanmıştı. Siyah seramik tabaklar, koyu metal çatal bıçaklar ve ortada küçük beyaz çiçekler vardı.
Mutfaktan ikinci bir robot çıktı.
Bu daha alçaktı. Üst yüzeyi hareketli bir servis platformu gibi açılıyor, içindeki sıcak bölmelerden yiyecekleri çıkarıyordu.
Nate masaya oturdu.
“Sadric hastanede yatarken bile kahvaltıyı mı yönetiyor?”
“Sağlık bölümünde yatıyorum,” dedi Sadric. “Hastanede değil.”
“Bu ayrım önemli mi?”
“Malikânenin yemek standartları açısından evet.”
James önüne bırakılan tabağa baktı.
“Yemeyeceğim.”
Masanın yanındaki hoparlörden Sadric’in sesi geldi:
“Gücünüz kozmik olabilir, Bay James. Kan şekeriniz değildir.”
Nate gülümseyerek çatalını aldı.
“Buna karşılık veremezsin.”
James tabağı kendisine çekti.
Mutfaktan metalik bir tıkırtı geldi.
Nate sandalyesinden kalkıp kapıya yaklaştı.
Mutfak, yemek salonunun ağır ve klasik havasının aksine tamamen modern görünüyordu. Siyah taş tezgâhlar, koyu ahşap dolaplar ve metal yüzeylerin arasında üç küçük çalışma robotu hareket ediyordu.
Biri tezgâhı temizliyor, diğeri kullanılan malzemeleri depoluyor, üçüncüsü kahve makinesinin yanında bekliyordu.
Arka tarafta daha küçük bir servis mutfağı ve kapalı bir erzak bölümü görünüyordu.
Nate başını içeri uzattı.
“Burada insan çalışıyor mu?”
Sadric cevap verdi:
“Gündüz vardiyasında çalışan personelimiz var. Ancak malikâne güvenlik modundayken yalnızca temel ekip kalır. Şu anda personelin çoğu ana yapıdan uzak tutuluyor.”
“Robotların isimleri var mı?”
“Hayır.”
Nate ilk robota baktı.
“Bunun adı Kevin olsun.”
Robot yön değiştirdi ve mutfağın öteki tarafına gitti.
Sadric’in sesi geldi:
“Teklifiniz reddedildi.”
Nate yeniden masaya oturdu.
Adrian yemek salonuna girdiğinde hâlâ dün geceden kalmış gibi görünüyordu. Gömleğini değiştirmişti ama gözlerinin altındaki yorgunluk, birkaç saatlik sessizliğin hiçbir şeyi çözmediğini gösteriyordu.
Elinde ince, şeffaf bir veri paneli vardı.
Selene arkasından geldi.
Üzerinde koyu mor, uzun bir elbise ve siyah bir hırka bulunuyordu. Kadres yanında değildi.
James bunu hemen fark etti.
“Kılıç nerede?”
Selene masaya oturdu.
“Güvende.”
“Benden mi?”
Adrian veri panelini masaya bıraktı.
“Hepimizden.”
James tabağındaki yiyeceğe dokunmadı.
“Bu sabah saatler durdu.”
Adrian ona baktı.
“Ne kadar?”
“Dört dakika.”
Nate’in eli havada kaldı.
“02.43 ile 02.47 arasında mı?”
James başını salladı.
Selene’in yüzündeki ifade değişti.
James cebinden taşı çıkardı ve masaya koydu.
Koyu yüzeyindeki kırık halka hâlâ görünüyordu.
“Bu da tepki verdi.”
Selene taşı avucuna almak için uzandı.
Taş, James’in parmaklarından ayrıldığı anda karardı.
Selene durdu.
Tekrar James’e doğru itti.
Taşın içindeki halka yeniden yandı.
Nate eğilip baktı.
“Bu nedir?”
James annesine döndü.
“Bunu dün sormayı unuttum.”
“Unutmadın,” dedi Selene. “Sormak için doğru zamanı bekledin.”
“Şu an doğru zaman mı?”
Adrian veri panelini kapattı.
“İkinci kattaki laboratuvara geçelim.”
Nate tabağındaki son parçayı ağzına attı.
“Evin normal kısmını görmeye yeni başlamıştık.”
Sadric’in sesi hoparlörden geldi:
“Bay Harlow, malikânenin tamamını gezmek için resmî bir talepte bulunmadınız.”
Nate etrafına baktı.
“Resmî talepte bulunuyorum.”
“Reddedildi.”
“Bunu hızlı düşündün.”
“Hayır. Daha önce tahmin etmiştim.”
---
James odasına çıkarken Nate de peşinden geldi.
Ana merdivenin birinci kat sahanlığı, giriş salonunun tamamını yukarıdan görüyordu. Koridorun bir tarafı aile odalarına, diğer tarafı misafir bölümüne uzanıyordu.
Nate, açık bırakılmış kapılardan birine baktı.
İçeride açık renkli, sade bir misafir odası; yanında küçük oturma alanı ve balkona açılan cam kapılar vardı.
“Bu evde kaç misafir odası var?”
James yürümeye devam etti.
“Bilmiyorum.”
“Burada yaşıyorsun.”
“Misafir değilim.”
Koridorun diğer ucunda Selene ve Adrian’ın odalarına giden daha özel bölüm bulunuyordu. Kapılar kapalıydı. Aralarındaki duvarda aileye ait eski bir tablo asılıydı.
James kendi odasının kapısını açtı.
Nate içeri girdiğinde birkaç saniye sustu.
“Bu oda senin düşündüğümden daha fazla sana benziyor.”
James dolabın yanındaki masaya yöneldi.
“Bu iltifat mı?”
“Henüz karar vermedim.”
Odanın koyu renkleri, büyük pencereden gelen sabah ışığında daha belirgin görünüyordu. Siyah ve antrasit duvarlar, koyu mor detaylar, deri koltuk ve yarı açık gitar kutusu.
Rafların bir kısmında bilim kitapları, kozmoloji çalışmaları ve romanlar bulunuyordu. Başka bir rafta eski taşlar, küçük metal objeler ve James’in nereden aldığını hatırlamadığı sembollü parçalar vardı.
Nate gitar kutusuna baktı.
“Bunu çalıyor musun?”
“Bazen.”
“Hiç duymadım.”
“Bu yüzden.”
James masadaki siyah deri kaplı defteri aldı.
Rüyalarını yazdığı defter.
Yanındaki çekmeceyi açtı.
İçinden daha eski, daha küçük defterler çıkardı.
Nate birini aldı.
“Bunlar ne?”
“Annem küçükken rüyalarımı çizdirmiş.”
İlk defteri açtılar.
Sayfalarda çocuk eliyle çizilmiş şekiller vardı.
Mor kalemle yapılmış daireler.
Siyah kuleler.
Gökyüzünün ortasında kırmızı bir göz.
Bir sayfada birbirine zincirlerle bağlanmış dört koyu yapı bulunuyordu.
James sayfaya baktı.
“Nitakorm.”
Nate çizime yaklaştı.
“Bunu kaç yaşında çizdin?”
James sayfanın altındaki tarihe baktı.
“Dört.”
Nate diğer sayfaları çevirdi.
Birinde kırık bir pusulaya benzeyen sembol vardı. Bir başkasında uzun, ince bir kılıç çizilmişti.
Kılıcın kabzası Kadres’in korumasına benziyordu.
James’in nefesi ağırlaştı.
“Onu görmeden önce çizmişim.”
Nate cevap vermedi.
Son sayfada uzun, ince bir insan şekli vardı.
Şeklin yüzü yoktu.
Yalnızca iç içe geçmiş iki halka çizilmişti.
Nate çizime dokunmadı.
“Bu ne?”
James başını salladı.
“Bilmiyorum.”
Odadaki siyah panelin arkasından ince bir tık sesi geldi.
Ayna örtülüydü.
Yine de Nate başını o tarafa çevirdi.
“Orada ne var?”
“Ayna.”
“Neden üstü kapalı?”
James eski çizime baktı.
“Geç kaldığı için.”
Nate birkaç saniye sustu.
“Bunu normal bir cümle gibi söylediğinin farkındasın, değil mi?”
Saatlerinden Sadric’in sesi geldi:
“İkinci kattaki ana kütüphaneye gelmeniz bekleniyor.”
Nate çizim defterini aldı.
“Bunu götürüyoruz.”
James elinden çekip aldı.
“Sen hiçbir şeyi götürmüyorsun.”
“İpucu buldum.”
“Benim çocukluk defterim.”
“İpucunun kişisel olması onu daha az ipucu yapmıyor.”
James defterleri kolunun altına aldı.
Odasından çıkarken Nate balkona açılan cam kapıların önünde durdu.
Aşağıda ön bahçenin büyük siyah su havuzu görünüyordu. Su yüzeyi sabah rüzgârına rağmen tamamen sakindi.
Nate cama yaklaştı.
Havuzun ortasında siyah bir gölge hareket etti.
Başını eğdi.
“James.”
James kapının yanında durdu.
“Ne?”
Nate yeniden suya baktı.
Gölge kaybolmuştu.
“Hiç.”
Saatten Sadric’in sesi geldi:
“Üçüncü ‘hiç’. Bugün verimli ilerliyoruz.”
Nate bileğine baktı.
“Sen James’ten bunu mu öğrendin?”
“Hayır. Bay James benden öğrendi.”
---
İkinci kattaki büyük kütüphane, zemin kattaki kütüphane salonundan çok daha genişti.
Burası misafirlerin kahve içip kitap seçtiği sıcak bir alan değil, Curious ailesinin gerçek çalışma merkeziydi.
Tavana kadar yükselen raflar, hareketli merdivenler ve dijital arşiv sütunları vardı. Ortadaki geniş masalarda açık kitaplar, haritalar ve şeffaf veri ekranları bulunuyordu.
Kütüphanenin sağ tarafındaki kapı Adrian’ın çalışma alanına, sol tarafındaki kapı Selene’in mistik araştırma odasına açılıyordu.
Daha ileride rüya ve bilinç odası ile sembol-harita bölümü vardı.
Nate başını kaldırıp rafların yüksekliğine baktı.
“Burada kaç kitap var?”
Sadric’in sesi tavandaki hoparlörden geldi:
“Son sayımda yirmi üç bin dört yüz on iki.”
Nate gülümsedi.
“Bu soruya hazırdın.”
“Her sorunuza hazır olmak giderek zorlaşıyor.”
Adrian laboratuvarın kapısını açtı.
İçeri girdiklerinde kütüphanenin koyu ve eski havası tamamen değişti.
Duvarlar antrasit metal panellerle kaplıydı. Ortada çok katmanlı bir çalışma masası, çevresinde hücresel tarayıcılar, holografik haritalar ve James’in daha önce görmediği örnek muhafazaları vardı.
Bir duvarda Novera’nın enerji haritası duruyordu.
Başka bir ekranda James’in hücresel yapısına ait görüntüler dönüyordu.
Adrian merkezdeki yuvarlak sistemi etkinleştirdi.
Karanlığın içinde ışık küreleri belirdi.
Bir tane.
Sonra bir diğeri.
Ardından onlarcası.
Küreler birbirlerinden farklı büyüklükteydi. Bazılarının çevresinde ince halkalar, bazılarının arasında iplik kadar zayıf enerji çizgileri bulunuyordu.
Nate modelin çevresinde yürüdü.
“Bunlar evrenler mi?”
Adrian başını salladı.
“Bir temsil.”
James kollarını göğsünde birleştirdi.
“Hangisi bizimki?”
Adrian iki küreyi büyüttü.
Birinin altına:
N8
diğerinin altına:
N9
yazıldı.
“N9, bizim yaşadığımız 9. Evren için kullandığımız teknik kayıt.”
Nate modele baktı.
“N ne?”
Adrian diğer ekranları kapattı.
“Niver.”
Nate kaşlarını çattı.
“Niver tam olarak nedir?”
Adrian kısa süre düşündü.
Sanki kelimenin anlamını değil, ne kadarını anlatması gerektiğini seçiyordu.
“Birden fazla evrenin var olması fikrini biliyorsun.”
“Çoklu evren.”
“Bu yalnızca sayı hakkında konuşur. Birden fazla evren bulunduğunu söyler.”
Adrian iki küre arasındaki ince çizgiyi büyüttü.
“Niver ise bu evrenlerin tamamen bağımsız olmadığını ileri süren modeldir.”
Yeni çizgiler belirdi.
Bazı evrenler doğrudan birbirine bağlıydı.
Bazıları başka küreler üzerinden dolaylı bağlar kuruyordu.
Bazıları yalnızca kısa süreliğine aynı çizgi üzerinde kesişiyordu.
“Enerji, madde, bilgi ve bazı koşullarda canlı varlıklar bu bağlantılar arasında hareket edebilir.”
Nate çizgilerden birini işaret etti.
“Bunlar N mi?”
“Hayır. N, Niver Dizini’ni ifade ediyor. Bağlantıların kendisine nodal yapı diyoruz.”
“Nodal.”
“Düğüm ve bağ yapıları. Nodal eşik, nodal geçiş, nodal kırılma gibi.”
Nate modeli bir süre inceledi.
“Yani Niver sistemin tamamı.”
“Evet.”
“Nodal, içindeki yollar.”
“Basitleştirirsek.”
“Ve N8, Niver Dizini’ndeki 8. Evren.”
“Evet.”
“Yaratılmış sekizinci evren değil.”
“Hayır. Sınıflandırma numarası.”
Nate ışık kürelerinin çoğaldığı karanlığa baktı.
“Kaç evren var?”
Adrian’ın eli modelin üzerinde durdu.
“Bilmiyoruz.”
Nate başını James’e çevirdi.
“Babanın ilk kez düzgün cevap verdiğine tanık olduk.”
Adrian onu görmezden geldi.
James N8 işaretli küreye yaklaştı.
“8. Evren hakkında ne biliyoruz?”
Adrian’ın yüzü ciddileşti.
“Bildiğimizi düşündüğümüz şeyler var.”
“Fark ne?”
“Kanıt.”
N8 küresinin çevresinde dalga grafikleri açıldı.
“Senin enerji yapın, 9. Evren’de ölçtüğümüz hiçbir doğal kaynakla tam olarak uyuşmuyor. Madde gibi davranıyor fakat sabit kütlesi yok. Elektromanyetik özellik taşıyor ancak alan sınırlarını aşabiliyor. Bazen hücrelerine bağlı, bazen çevrendeki uzay dokusuna.”
James kendi hücresel görüntüsüne baktı.
“Bunlar 8. Evren’den geldiğimi kanıtlıyor mu?”
“Hayır.”
Adrian N8’i çevreleyen kırmızı bir çerçeve oluşturdu.
“Yalnızca kaynağının, 9. Evren’den farklı fiziksel sabitlere sahip bir yapıyla bağlantılı olabileceğini düşündürüyor. Sekizinci kayıtla eşleştirmemizin nedeni, yıllar içinde topladığımız birkaç nodal iz.”
Nate sordu:
“Oraya gittiniz mi?”
“Hayır.”
“Birini gönderdiniz mi?”
“Hayır.”
“Oradan bir şey geldi mi?”
Adrian James’e baktı.
Nate de bakışını ona çevirdi.
“Tamam. Aptalca soruydu.”
James N8 görüntüsünün içine uzandı.
Eli ışığın içinden geçti.
“Gördüğüm yer gerçekten 8. Evren miydi?”
“Bilmiyorum.”
Adrian’ın cevabı kesindi.
“Bir anı gördüğünü varsayıyoruz. Ancak bu anı -R-’ye aitse, gördüğün şeyin zamanı, konumu ve gerçekliği onun algısına bağlı olabilir.”
James’in yüzü gerildi.
“Nitakorm?”
“Bir hapishane olduğunu söyledin.”
“Öyleydi.”
“Bundan emin misin?”
James gözlerini ona çevirdi.
“Oradaydım.”
Adrian gözlüğünün üzerinden oğluna baktı.
“Hatırlamakla orada olmak aynı şey değildir.”
Selene laboratuvarın kapısında belirdi.
“Elbette bazen aynı şey olabilir.”
Adrian ona baktı.
Selene içeri girdi.
“Fakat hangisi olduğunu şu anda bilmiyoruz.”
Nate iki ebeveyne baktı.
“Bu evde her cevabın sonunda ‘bilmiyoruz’ demeniz yasal zorunluluk mu?”
Selene’in dudaklarında kısa bir gülümseme belirdi.
“Bazen en dürüst cevap odur.”
---
Selene’in odası laboratuvardan yalnızca bir koridor uzaktaydı.
Ama içeri adım attıklarında sanki malikânenin başka bir bölümüne değil, başka bir düşünce biçimine geçmişlerdi.
Duvarlar koyu ahşap ve taşla kaplıydı. Raflarda eski ciltli kitaplar, rulo hâlinde haritalar, taş tabletler ve kapalı kutular bulunuyordu.
Tavandan sarkan ışıklar elektrik lambalarına benziyordu fakat yaydıkları aydınlık daha yumuşak, neredeyse ay ışığı gibiydi.
Odanın merkezinde birbirine geçen dairelerden oluşan büyük bir çalışma masası vardı. Masanın çevresindeki zemine ince gümüş çizgiler işlenmişti.
Bir köşede meditasyon alanı, diğer tarafta küçük bir rüya kayıt bölümü bulunuyordu.
Duvarlardan birinde Niver modeline benzemeyen bir harita asılıydı.
Haritada küreler yoktu.
İç içe geçen halkalar, kapılar ve akıntılar vardı.
Nate iki oda arasındaki farkı anlamış gibiydi.
“Adrian evrenleri makine parçaları gibi gösterdi.”
Selene koyu taşı masaya bıraktı.
“Benim kaynaklarım onları rüya gören âlemler gibi anlatıyor.”
“Hangisi doğru?”
“Belki ikisi de.”
Nate iç çekti.
“Bu cevabı tahmin etmeliydim.”
James taşı işaret etti.
“Bunun adı ne?”
Selene taşın çevresindeki gümüş halkayı açtı.
“Nemorin.”
James kelimeyi tekrarladı.
“Nemorin.”
“Nemor adı verilen bir yapının 9. Evren’de kararlılaşmış hâli olduğunu düşünüyoruz.”
Adrian kollarını göğsünde birleştirdi.
“Kesin değil.”
Selene ona baktı.
“Bunu özellikle söyleyecektim.”
Nate taşa yaklaşmak istedi.
Selene eliyle durdurdu.
“Nemorin enerji üretmez. Fakat yakınında uzun süre bulunan bilinçlerin izini tutabilir.”
James kaşlarını çattı.
“Bilinç kaydı mı?”
“Görüntü ya da düşünce değil.”
Selene taşı yeniden James’in avucuna bıraktı.
Taşın içindeki kırık halka parladı.
“Ritim.”
James’in göğsündeki normal kalp attı.
Ardından ikinci kalp.
Taş iki farklı ışık verdi.
İlki soluk gümüş.
İkincisi koyu mor.
Nate gözlerini büyüttü.
“İkisini de algılıyor.”
“Evet,” dedi Selene. “Fakat aynı biçimde değil.”
James taşı sıktı.
“8. Evren’deki hâline Nemor deniyor.”
“Öyle olduğunu düşünüyoruz.”
“Kim diyor?”
Selene raftan eski, ince bir metal levha aldı.
Yüzeyinde James’in bilmediği semboller vardı.
“Bu işaret birkaç farklı metinde geçiyor. Nemor olarak okunabileceğini düşünüyorum. Fakat bu onların verdiği gerçek isim olmayabilir.”
“Taş 8. Evren’den mi geldi?”
“Belki.”
“Belki mi?”
“Taşın kendisi mi geçti, yoksa Nemor yapısı 9. Evren’de başka bir maddeyi mi dönüştürdü, bilmiyoruz.”
Adrian ekledi:
“İzotop bileşimi Dünya kaynaklı değil. Fakat tamamen dış kökenli olduğunu da kanıtlayamadık.”
James taşı ışığa tuttu.
“Bunu neden bana verdin?”
Selene’in yüzü yumuşadı.
“Mercer Row’a giderken sana söylediğim şeyi hatırlıyor musun?”
“Kaybolursam seni bulacak.”
“Tam olarak değil.”
Selene parmaklarını taşın birkaç santimetre üzerinde tuttu.
“Nemorin bulunduğun yeri göstermez. Kimliğinin ritmini korur.”
James cevap vermedi.
Selene devam etti:
“Rüyalarında ya da eski hatıraların içinde kendini kaybedersen, taş bugünkü seni hatırlar.”
Nate taşı işaret etti.
“Bir tür bilinç çapası.”
“Evet.”
James’in sesi alçaldı.
“Kadres de beni hatırlıyor.”
Selene’in gözleri odanın kapalı bölümüne kaydı.
“Kadres senden önce var olan izi tanıyor olabilir.”
“Nemorin?”
“Nemorin, şu anda kim olduğunu.”
James iki nesnenin görünmez ağırlığını aynı anda hissetti.
Kadres.
-R-.
Nemorin.
James Curious.
Selene taşı yeniden onun cebine koydu.
“Kadres geçmişe açılan kapıysa Nemorin geri dönüş yolundur.”
James annesinin gözlerine baktı.
“8. Evren hakkında sen ne biliyorsun?”
Selene çalışma masasının arkasındaki eski haritaya döndü.
“Çok az.”
“Babama göre farklı fizik kuralları var.”
“Babanın söylediği bir teori.”
“Senin teorin ne?”
Selene uzun süre cevap vermedi.
“Bazı metinlerde sekizinci eşikten söz ediliyor. Bazılarında zincirlerin ardındaki âlemden. Birkaçında ise mor fırtınanın doğduğu karanlık bir kıyı anlatılıyor.”
James haritaya yaklaştı.
“Bunların hepsi aynı yer mi?”
“Bilmiyorum.”
“Nitakorm?”
“Gördüğün şey gerçekten bir anıysa orada olabilir.”
“Gerçekten bir anıysa.”
Selene başını salladı.
“Anılar gerçeğin tamamı değildir, James. Özellikle sana ait olmadan önce başlamış anılar.”
James bakışlarını kaçırdı.
Nate odanın arka raflarındaki siyah kaplı bir kitaba uzandı.
Saatinden Sadric’in sesi geldi:
“Bay Harlow, kitabı yerine bırakın.”
Nate irkildi.
“Beni buradan da mı görüyorsun?”
“Sağ elinizin üç santimetre yakınında bir güvenlik sensörü bulunuyor.”
Nate elini çekti.
“Bütün ev seni dinliyor.”
Sadric’in sesi odanın tavanından geldi:
“Hayır. Ben evi dinliyorum.”
---
Araştırma için gerekli eski kayıtların bir bölümü üçüncü kattaki aile arşivindeydi.
Ana merdivenle yukarı çıktıklarında Nate, koridorun beklediğinden çok daha geniş olduğunu fark etti.
Üçüncü kat malikânenin hafızası gibiydi.
Bir tarafta aile strateji odası ve Novera’nın ayrıntılı şehir haritası bulunuyordu. Diğer tarafta fiziksel arşivler, koleksiyon odaları ve güvenlik kasaları yer alıyordu.
Koridorun sonunda kış bahçesinin cam duvarları görünüyordu. İçeride koyu yeşil bitkiler, küçük bir su kanalı ve sabah ışığını toplayan uzun pencereler vardı.
Yan taraftaki kapılardan biri müzik odasına açılıyordu. İçeride piyano, yaylı çalgılar ve eski ses kayıt cihazları vardı.
Başka bir bölümde terapi ve sakinleşme odası bulunuyordu. Açık renkli duvarları ve sade mobilyalarıyla evin geri kalanından farklı görünüyordu.
Nate oraya baktı.
“Bu odanın en sık kullanıcısı kim?”
James yürümeyi sürdürdü.
“Sadric’in bana vermek istediği cevabı söylemeyeceğim.”
Saatten Sadric konuştu:
“Cevabı bildiğinizi görmek sevindirici.”
Koridorun sağ tarafında küçük bir arşiv robotu belirdi.
Dar ve uzun gövdesi duvarın içindeki ray üzerinde ilerliyordu. Üstündeki metal kutuda Selene’in istediği dosyalar vardı.
Nate robotu takip etti.
Robot strateji odasının önünden geçti.
Ardından başka bir koridora döndü.
James arkasından seslendi:
“Nereye gidiyorsun?”
“Evi tanıyorum.”
Sadric saatten cevap verdi:
“Hayır. Robotu takip ediyorsunuz.”
“Benzer şey.”
Robot bir kapının önünde durdu.
Kapı açıldı.
Nate içeri baktı.
Oda diğerlerine göre şaşırtıcı biçimde sadeydi.
Koyu renk bir yatak.
Düzgün yerleştirilmiş birkaç takım elbise.
Küçük bir çalışma masası.
Duvarın birinde malikânenin elle çizilmiş eski planları.
Masada siyah kaplı bir defter ve birkaç eski fotoğraf vardı.
Nate içeri adım attı.
Sadric’in sesi duvar hoparlöründen geldi:
“Bay Harlow.”
Nate durdu.
“Bu senin odan mı?”
“Evet.”
Nate masadaki fotoğraflardan birine baktı.
Çok daha genç bir Sadric, çocuk James’in yanında duruyordu. James’in elinde tahta bir kılıç vardı. Sadric’in yüzünde bugünkü sakinliğinin daha yumuşak bir hâli görünüyordu.
Nate fotoğrafı eline almadı.
“Seni hiç genç düşünmemiştim.”
“Bu durumun biyolojik olarak kaçınılmaz olduğunu üzülerek bildiriyorum.”
Nate masadaki başka bir kâğıda baktı.
James’in çocukluk programı.
Yemek saatleri.
Dersleri.
Rüya kayıtları.
İlk motosiklet isteğinin yanına kırmızı kalemle:
Kesinlikle hayır.
yazılmıştı.
Nate gülümsedi.
“İlk motoruna ne zaman izin verdin?”
“Vermedim.”
James kapının yanında belirdi.
“Ben aldım.”
Sadric devam etti:
“Bu nedenle garaj güvenlik protokolleri yeniden yazıldı.”
Nate odadan çıktı.
“Sen yatağında dinlenirken bile odanı koruyorsun.”
“İnsanların odama izinsiz girmesi dinlenme kalitemi düşürüyor.”
Arşiv robotu yeniden hareket etti.
Nate onu takip etmeye devam etti.
Sadric iç çekti.
“Bay Harlow, sola dönün.”
“Robot sağa gidiyor.”
“Robotun yetkisi sizden yüksek.”
Nate sola döndü.
Koridor dördüncü kata çıkan ana merdivene açıldı.
James onun arkasından geldi.
“Sadric seni bilerek dolaştırıyor.”
“En azından evi görüyorum.”
Dördüncü kat malikânenin en farklı bölümüydü.
Gizli laboratuvarlar, arşivler ve ağır aile odalarından sonra burası neredeyse başka bir ev gibiydi.
Koridorun bir yanında sinema odasının geniş kapıları vardı. İçeride kademeli koltuklar ve bütün duvarı kaplayan bir ekran görünüyordu.
Yanında oyun ve sanal gerçeklik alanı bulunuyordu. Hareketli platformlar, VR kabinleri ve duvara gömülü oyun sistemleri.
Daha ileride ses kayıt odası, küçük bir müzik stüdyosu ve akustik panellerle kaplı çalışma bölümü vardı.
Lounge alanında geniş koltuklar, bilardo masası ve içecek ünitesi bulunuyordu.
Koridor spor salonuna, mini spa bölümüne ve çatı geçişine kadar uzanıyordu.
Nate yavaşladı.
“Bütün bunlar varken neden zamanımızın çoğunu yeraltında zincirlenerek geçiriyoruz?”
James bilardo masasının kenarına dokundu.
“Bazen ben de merak ediyorum.”
Nate oyun alanına baktı.
“Burası gerçekten kullanılıyor mu?”
“Eskiden.”
“Ne değişti?”
James cevap vermedi.
Sadric’in sesi tavandaki hoparlörden geldi:
“Bay James’in programı yoğunlaştı.”
Nate James’e baktı.
“Program mı?”
James spor salonunun kapısını kapattı.
“Antrenman. Dersler. Kontroller.”
Nate salonun tamamına yeniden baktı.
Evin içinde James’in isteyebileceği neredeyse her şey vardı.
Oyun.
Müzik.
Sinema.
Spor.
Yüzme.
Kitaplar.
Teknoloji.
Ama bütün odalar fazla düzenliydi.
Fazla temiz.
Fazla az kullanılmış.
Nate’in yüzündeki merak ilk kez yerini başka bir ifadeye bıraktı.
“Bu ev sana her şeyi vermiş.”
James çatı merdivenlerine yöneldi.
“Evet.”
“Özgürlük hariç.”
James durdu.
Nate söylediği şeyden pişman olacak gibi oldu.
Ama James yalnızca kapıyı açtı.
“Gözlemevine gidiyoruz.”
---
Çatıdaki hava soğuktu.
Güneş Northcrest Tepeleri’nin arkasından yeni yükseliyordu. Çatı havuzunun siyah suyu gökyüzünü koyu bir ayna gibi yansıtıyordu.
Bir tarafta açık oturma alanı ve küçük çatı bahçesi bulunuyordu. Alçak ağaçlar, koyu yapraklı bitkiler ve rüzgârdan korunmuş cam bölmeler.
Daha ileride açık teleskop platformu vardı.
Çatının merkezindeyse kapalı gözlemevinin yuvarlak kubbesi yükseliyordu.
Nate çevresine baktı.
“Helikopter pisti nerede?”
Sadric’in sesi saatinden geldi:
“Görünmüyor olması amacına uygundur.”
Çatının arka kısmındaki zemin çizgileri kısa süreliğine yandı. Bahçenin ve oturma alanının bir bölümü iki yana ayrıldı. Altından geniş, siyah bir platform yükseldi.
Nate gözlerini büyüttü.
“Tabii.”
Platform yeniden kapandı.
James gözlemevine girdi.
Kubbenin içi karanlıktı. Adrian merkezi teleskobun yanında bekliyordu. Selene, duvar boyunca uzanan yıldız haritalarını inceliyordu.
Kubbe yavaşça açıldı.
Sabah gökyüzünün soluk maviliği göründü.
Adrian Niver modelini yeniden etkinleştirdi. Bu kez ışık küreleri yıldızların altında, gözlemevinin ortasında asılı duruyordu.
James N8 ile N9 arasındaki ince bağı gördü.
“Bunlar gerçekten birbirine bu kadar yakın mı?”
“Yakınlık doğru kelime değil,” dedi Adrian. “İki evren fiziksel olarak yan yana olmak zorunda değil. Nodal yakınlık, geçiş potansiyelini ifade eder.”
Nate gözlemevi koltuğuna oturdu.
“Yani haritada komşu değiller ama birbirlerine kapıları olabilir.”
“Evet.”
“Peki 8. Evren’den buraya gelen şeyler neden beden bulmak zorunda?”
Adrian bir görüntü açtı.
Nudor taşıyıcılarının enerji grafikleri belirdi.
“Bunun tüm varlıklar için geçerli olduğunu bilmiyoruz. Nudorların 9. Evren’de kararlı kalmak için biyolojik bir sisteme bağlandığını gördük.”
Vorgath’ın görüntüsü ortaya çıktı.
Zincirkıran’ın kırmızı çekirdeği ve siyah taş görünümündeki bedeni.
“Vorgathlar daha yoğun geçitlere ihtiyaç duyuyor. Kütleleri veya enerji yapıları bu evrenin sınırlarında kendiliğinden oluşamıyor olabilir.”
Nate bir başka boş sınıf satırını fark etti.
“Rith ne?”
Adrian ona baktı.
“Nerede gördün?”
Nate ekranın altındaki bozuk veri parçasını gösterdi.
RITH / SINIFLANDIRMA BELİRSİZ
Selene yaklaşarak satıra baktı.
“Bu kelime Mercer Row kayıtlarından çıktı.”
James ona döndü.
“Nudor mu?”
“Hayır.”
Selene eski metal levhalardan birinin görüntüsünü açtı.
Üzerindeki şekil uzun, ince ve yüzsüzdü. Gözlerinin yerinde iç içe geçmiş halkalar vardı.
“Rithlerin fiziksel dünyaya taşıyıcı yoluyla girdiğini düşünmüyoruz.”
Nate öne eğildi.
“Nasıl geliyorlar?”
“Yansımalarla.”
James’in aklına odasındaki ayna geldi.
Selene devam etti:
“Bir yüzey yalnızca görüntüyü göstermez. Aynı zamanda önünde duran şeyin o anki hâlini kaydeder. Bazı eski metinler buna ikinci iz diyor.”
“Rithler bu izi mi kullanıyor?”
“Belki.”
Adrian veriyi büyüttü.
“Mercer Row’daki güvenlik kayıtlarında, aynı silüetin farklı kameralarda zaman sırası olmadan göründüğünü tespit ettik. Koridorda hareket etmiyor. Bir görüntü yüzeyinden diğerine geçiyor.”
Nate’in yüzündeki mizah kayboldu.
“Görevi ne?”
Selene metal levhadaki sembolün altına baktı.
“İz Sürücü.”
James gözlerini kıstı.
“Türü Rith. Sınıfı İz Sürücü.”
“Öyle görünüyor.”
Adrian ekledi:
“Bunu kesin bir askerî sınıflandırma gibi kabul etmeyin. Elimizde parçalı kayıtlar var.”
Nate teleskobun büyük yansıtıcı aynasına baktı.
“Bu şeyler insanlara mı giriyor?”
“Hayır,” dedi Selene. “İnsanın dünyada bıraktığı izi takip ediyor olabilirler.”
“Ne demek?”
“Görüntülerini. Kayıtlarını. Güçlü anılarını. Başka insanlarla kurduğu bağları.”
James’in göğsündeki ikinci kalp hafifçe attı.
Nemorin cebinde ısındı.
Teleskop aynasının içinde yıldızlar görünmüyordu.
James aynaya baktı.
Kendi yansımasını gördü.
Nate’i.
Adrian’ı.
Selene’i.
Ve aralarında olmayan beşinci bir şekli.
Uzun.
İnce.
Yüzsüz.
Gözlerinin yerinde soluk halkalar dönüyordu.
James hızla arkasına döndü.
Gözlemevi boştu.
Tekrar aynaya baktı.
Şekil kaybolmuştu.
“James?” dedi Selene.
James teleskop aynasına yaklaştı.
Yüzeyde yalnızca kendi görüntüsü vardı.
“Bir şey gördüm.”
Adrian kontrol paneline geçti.
“Ne?”
“Rith.”
Nate koltuğundan kalktı.
“Az önce hakkında konuştuğumuz şey mi?”
James başını salladı.
Adrian gözlemevinin bütün görüntü sistemlerini kapattı.
Teleskop aynasının üzerine mat siyah bir koruyucu indi.
Sadric’in sesi hoparlörden geldi:
“Malikâne genelinde yansıtıcı yüzey güvenliği başlatılıyor.”
Nate çatı havuzuna baktı.
“Su da yansıtıcı sayılıyor mu?”
Havuzun yüzeyinin altından siyah paneller yükselmeye başladı. Suyu bölümlere ayırarak yansımayı bozdu.
Sadric cevap verdi:
“Şu andan itibaren evet.”
---
Strateji odasındaki Novera haritası masanın tamamını kaplıyordu.
Şehrin dokuz bölgesi ışıkla işlenmişti. Meridyen merkezde, diğer sekiz bölge çevresinde yönlere ayrılıyordu.
Adrian, Mercer Row’un eski hastane planını haritanın üzerine getirdi.
Sıfır Koridoru’nun altındaki dairesel yapı yeniden belirdi.
Kırk iki hücre çevresinde halka oluşturuyordu.
James karanlık noktalara baktı.
“Onları çıkarmamız gerekiyor.”
Adrian başını kaldırmadı.
“Şu anda geri dönemeyiz.”
“Bunu zaten söyledin.”
“Ve şartlar daha iyi olmadı.”
Nate, Mercer Row’dan kurtarabildiği tarayıcı verilerini masaya aktardı.
Kırk iki ayrı sinyal belirdi.
Hepsi merkezdeki tek bir karanlık noktaya bağlıydı.
“Bunları dün fark etmemiştim,” dedi Nate. “Çünkü her taşıyıcı ayrı bir enerji kaynağı gibi görünüyordu.”
Çizgileri üst üste getirdi.
“Fakat hepsi aynı merkeze bağlı.”
James yaklaştı.
“Geçide.”
Adrian veriyi inceledi.
“Muhtemelen.”
Selene, Kadres’in kılıfını masanın kenarına bıraktı.
Kılıç içeride hareket etti.
“Bağlar yalnızca taşıyıcıları Nudorlara bağlamıyor olabilir.”
James ona döndü.
“Ne demek istiyorsun?”
Selene kırk iki çizgiyi inceledi.
“Her insan ile Nudor arasında bir gerilim var. Biri diğerini tamamen ele geçiremiyor. Bu gerilim merkezdeki yapıya enerji taşıyor.”
Nate çizgileri yakınlaştırdı.
“Ama aynı zamanda akışı yavaşlatıyor.”
Adrian ona baktı.
“Emin misin?”
“Tam olarak değil.”
Nate başka bir grafiği açtı.
“Bağlantı güçlendiğinde merkez yükseliyor. Fakat bir taşıyıcının insan ritmi arttığında merkezdeki geçit daralıyor.”
James ekrana baktı.
“Yani onları besliyorlar.”
Selene başını salladı.
“Ve tutuyorlar.”
Odada sessizlik oluştu.
James kırk iki noktaya baktı.
“Yaşayan mühürler.”
Adrian’ın yüzü sertleşti.
“Kadres’le bağlantıları kesmek geçidi açabilir.”
James annesine döndü.
“Kesmezsek insanlar sonsuza kadar orada kalacak.”
“Biliyorum.”
“Kaders—”
“Kadres,” dedi Selene.
James dişlerini sıktı.
“Kadres hedef dışındakilere zarar vermiyor. Nudorları kesebilir.”
Selene kılıcın kabzasına dokundu.
“Bir bağlantıyı kesebilmesi, sonuçlarının güvenli olacağı anlamına gelmez.”
James cevap verecekti.
Nemorin cebinde ısındı.
Aynı anda strateji odasının duvarındaki Novera haritası titredi.
Şehrin ışıkları sönmedi.
Fakat Meridyen Bölgesi’nin cam kulelerinde küçük siyah lekeler belirdi.
Nate ekrana yaklaştı.
“Bu canlı görüntü değil.”
Adrian veriyi değiştirdi.
“Hayır. Arşiv yansıması.”
“Ne demek?”
“Şehir kameralarının kapalı ekranlarında kalan son görüntüler.”
Siyah lekeler birer birer hareket etti.
Hepsi Northcrest yönüne döndü.
Sadric’in sesi odadaki hoparlörlerden geldi:
“Malikâne iç yansıtıcı yüzeylerinde eş zamanlı bozulma tespit edildi.”
James başını kaldırdı.
“Kaç tane?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Yüz on üç.”
Nate etrafına baktı.
“Bu evde yüz on üç ayna mı var?”
“Cam, ekran, cilalı metal ve su yüzeyleri dâhil.”
Selene Kadres’i aldı.
“Rezonans Odası’na iniyoruz.”
Adrian ona baktı.
“Şimdi mi?”
“Rith içeri girmeden önce James’in Kadres’in neyi hedeflediğini öğrenmesi gerekiyor.”
James kılıca baktı.
“İçeri girmeden önce mi?”
Sadric’in sesi geldi:
“Mrs. Curious.”
“Ne oldu?”
“İç sistem sayımında yüz on dört yüzey görünüyor.”
Nate kaşlarını çattı.
“Bir tane fazla.”
Sadric’in sesi ilk kez belirgin biçimde sertleşti.
“Evet.”
---
Ana asansörün siyah metal kapıları açıldı.
James, Nate, Adrian ve Selene içeri girdi.
Kadres, Selene’in elindeydi.
James cebindeki Nemorin’i tuttu.
Asansör panelinde normal katlar görünüyordu:
Garaj
Zemin
1
2
3
4
Çatı
Selene avucunu yan taraftaki gizli okuyucuya koydu.
Panel değişti.
Yeraltı katları belirdi.
Y1–Y12
Nate sayılara baktı.
“On iki kat.”
Sadric’in sesi asansör hoparlöründen geldi:
“Daha önce bu bilgiye ulaştığınızı hatırlıyorum.”
“Görmek başka.”
Asansör aşağı inmeye başladı.
Duvarın bir bölümü şeffaflaştı.
İlk yeraltı katından geçerken geniş güvenlik koridorları, malzeme tarama alanları ve teknik tüneller görünüyordu. Küçük bakım robotları rayların üzerinde ilerliyor, kapalı kasaları farklı bölümlere taşıyordu.
Sadric konuştu:
“Yeraltı 1. kat lojistik ve güvenlik geçişidir. Malikâneye giren malzemeler ana yapıya ulaşmadan burada taranır.”
Nate camın arkasındaki geniş depolara baktı.
“Bu evin posta kutusu biraz büyük.”
Asansör ikinci kata indi.
Operasyon Bölümü’nün siyah dolapları, koruyucu saha ceketleri ve iletişim sistemleri görünüyordu.
“Yeraltı 2,” dedi Sadric. “Saha hazırlığı, operasyon ve acil çıkış sistemleri.”
Nate daha önce giydiği ceketin bulunduğu bölümü tanıdı.
“Ölçülerimi tuttuğunuz yer.”
“Konuyu yeniden açmamanızı tavsiye ederim.”
Üçüncü katta tıbbi ışıklar görüldü.
Şeffaf kapıların arkasında sağlık odaları, cerrahi sistemler ve hareketli tarayıcılar vardı.
Bir odada Sadric yatıyordu.
Üzerinde koyu bir hastane kıyafeti, göğsünde sabitleyici ve yanında birkaç ekran bulunuyordu. Başını çevirerek asansör kamerasına baktı.
Nate cama yaklaştı.
“Bizi gerçekten yataktan yönetiyorsun.”
Sadric’in sesi asansöre geldi:
“Durumun sizi bu kadar etkilemesi şaşırtıcı.”
James cama baktı.
“İyi görünmüyorsun.”
“Yatakta olmanın görsel avantajları sınırlıdır.”
Adrian konuştu:
“İki saat sonra yeniden kontrol edeceğim.”
“Bunu tehdit olarak algılıyorum.”
Asansör devam etti.
Yeraltı 4. katta kalın cam muhafazalar, biyolojik olmayan örnekler ve enerji analiz cihazları vardı.
Adrian açıkladı:
“Anomali maddeleri ve dış kaynaklı örnekler.”
Beşinci katta karanlık enerji odaları, manyetik halkalar ve merkezlerinde asılı küçük metal parçalar görünüyordu.
“Alan fiziği ve nodal rezonans.”
Altıncı katta bölümler tamamen kapalıydı. Yalnızca ağır kapılar ve sarı güvenlik ışıkları görünüyordu.
Nate sordu:
“Altı?”
Adrian cevap verdi:
“Kararsız örnekler.”
“Biraz daha açık olabilir misin?”
“Hayır.”
Asansör yedinci katta yavaşladı.
Kapılar henüz açılmadı.
Nate panelde sekiz, dokuz ve onuncu katların da bulunduğunu gördü.
“Onlarda ne var?”
Sadric cevap verdi:
“Bilmeniz gereken miktar bugün için yeterince arttı.”
“Bu cevap değildi.”
“Amacı buydu.”
Asansör, 11. katı gösteren panelin önünden geçti.
James’in bağlandığı Mühür Odası’nın kırmızı güvenlik simgesi yandı.
Adrian konuştu:
“Yeraltı 11, karantina, tutma ve dış tehdit mühürleme alanı olarak yeniden düzenleniyor.”
James ona baktı.
“Artık beni bağlamak için değil mi?”
Adrian’ın gözleri paneldeydi.
“Umarım değil.”
Asansör 12. katın hizasından geçtiğinde Kadres kılıfının içinde sertçe vurdu.
Bir kez.
Bütün asansör titredi.
Nate kapıya baktı.
“Bu neydi?”
Selene kılıcı iki eliyle tuttu.
12. katın kapısında sayı yoktu.
Yalnızca siyah bir panel ve ortasında kapalı bir daire sembolü görünüyordu.
James o sembolü tanımıyordu.
Ama Nemorin cebinde buz gibi oldu.
“Orada ne var?”
Sadric cevap vermedi.
Adrian cevap vermedi.
Selene gözlerini kapıdan ayırmadı.
“Şimdi değil.”
Asansör yeniden yükselerek 7. katta durdu.
Kapılar açıldı.
---
Rezonans Odası daireseldi.
Duvarları koyu, mat bir malzemeyle kaplıydı. Yansıtıcı hiçbir yüzey görünmüyordu. Zeminde birbirine geçen gümüş çemberler, merkezde geniş bir boş alan ve çevresinde Adrian’ın sensör sistemleri bulunuyordu.
Tavanın çevresindeki ışıklar doğrudan parlamıyor; ışığı duvarlara dağıtarak gölge oluşumunu azaltıyordu.
Odanın bir tarafında kalın siyah camlı bir muhafaza vardı.
İçinde Mercer Row’dan alınmış küçük bir siyah kalıntı duruyordu.
Kalıntı, duman ile katı madde arasında sürekli biçim değiştiriyordu.
Nate muhafazaya yaklaşmadı.
“Bu Nudor parçası mı?”
Adrian kontrol panelini açtı.
“Taşıyıcısından kopan bir bağlantı kalıntısı.”
“Canlı mı?”
“Canlı tanımına bağlı.”
“Bu ailede normal cevap verme yasağı gerçekten var.”
Selene odanın merkezine geçti.
Kadres’i kılıfından çıkardı.
Kılıcın yüzeyi pasif hâlindeydi.
Koyu gümüş.
Neredeyse siyah.
Üzerindeki semboller görünmeyecek kadar sönüktü.
James ona yaklaştığında enerji kanalı mor renkte yandı.
Selene kılıcı kaldırdı.
“Kadres’in temel gücü kesmek değil.”
Nate muhafazanın arkasında güvenli bir nokta aradı.
“Bir kılıç için iddialı başlangıç.”
“Bağları ayırmak.”
Selene Kadres’in ucunu siyah kalıntıya çevirdi.
Kılıcın yüzeyindeki semboller hareket etti.
Kalıntıdan üç ayrı çizgi çıktı.
Biri muhafazanın iç duvarına bağlıydı.
İkincisi Mercer Row yönünde kayboluyordu.
Üçüncü çizgi, ince mor bir ışıkla James’e uzandı.
James ona baktı.
“Bana bağlı.”
“Senin frekansına tepki veriyor,” dedi Adrian. “Bu doğrudan bağlantı olduğu anlamına gelmez.”
Selene kılıcı indirdi.
“Kadres kullanıcıya hangi bağı kesmek istediğini gösterir. Fakat kararı kendisi vermez.”
James elini uzattı.
Selene kılıcı ona vermedi.
“Önce başka bir şey.”
Nate, Selene’in kendisine baktığını fark etti.
“Hayır.”
Selene’in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Ne yapacağımı henüz söylemedim.”
“Bana baktınız. Bu yeterli.”
Selene Nate’i odanın merkezine çağırdı.
Nate geri çekildi.
“Sadric?”
Saatinden anında cevap geldi:
“Buradayım.”
“Bu fikre karşı çık.”
“Mrs. Curious’un Kadres üzerindeki kontrolü sizinkinden daha güvenilir.”
“Bu, karşı çıkmak değildi.”
Sadric’in sesi sakin kaldı.
“Söylenseydi yerinizde durmayacağınızı tahmin ettik.”
Nate gözlerini kapattı.
“Bunu da mı planladınız?”
“Yaklaşık iki dakika önce.”
Selene, Nate’i siyah muhafazayla arasına yerleştirdi.
Nate kollarını iki yana açtı.
“Bunun güvenli olduğuna emin misiniz?”
Selene Kadres’i yatay tuttu.
“Kadres’in hedefi sen değilsin.”
“Bunu kılıç da biliyor mu?”
“Kılıç değil. Ben biliyorum.”
“Bu cümle beklediğim kadar rahatlatıcı olmadı.”
James bir adım öne çıktı.
“Anne.”
Selene gözünü hedeften ayırmadı.
“İzle.”
Kadres’i savurdu.
Kılıç Nate’in göğsüne ulaştı.
James’in nefesi kesildi.
Metal, Nate’in bedenine girdi.
Fakat kıyafeti yırtılmadı.
Kan çıkmadı.
Kadres, sanki Nate’in bedeni orada değilmiş gibi içinden geçti.
Nate’in yüzünde yalnızca ani bir soğukluk hissi oluştu.
Kılıç arkasındaki muhafazaya ulaşmadan durdu.
Gümüş bir enerji çizgisi siyah kalıntıya uzanan yapay bağı kesti.
Kalıntı bir an biçimini kaybetti.
Sonra muhafazanın tabanına çöktü.
Selene kılıcı Nate’in içinden geri çekti.
Nate hareket etmedi.
Önce göğsüne baktı.
Sonra elleriyle kıyafetini kontrol etti.
“Ben hâlâ buradayım.”
Sadric’in sesi saatinden geldi:
“Bunu doğrulayabilirim.”
Nate başını kaldırdı.
“Bunu yapmadan önce söyleyebilirdiniz.”
“Söylenseydi yerinizde durmayacağınızı tahmin ettik, Bay Harlow.”
“Bunu biraz önce de söyledin.”
“Geçerliliğini koruyor.”
James Nate’in göğsüne baktı.
Tek bir iz yoktu.
Selene Kadres’i dik tuttu.
“Kadres hedefi olmayan canlılara zarar vermez. Bir insan ile gerçek hedef arasında duruyorsa onun içinden geçebilir.”
James kılıca yaklaştı.
“Nasıl?”
Adrian cevap verdi:
“Bunu maddesizleşme olarak açıklayamıyoruz. Kılıç hâlâ fiziksel. Fakat hedef dışındaki bedeni kesilecek bir yapı olarak kabul etmiyor.”
Selene ekledi:
“Kadres niyetini değil, kararını dinler.”
James kılıcın kabzasına uzandı.
Bu kez Selene verdi.
James elini kapattığı anda Kadres ağırlaştı.
Beklediğinden çok daha ağırdı.
Kolu aşağı çekildi.
İki eliyle tuttu.
Kılıç neredeyse zemine değecekti.
Nate merkezden uzaklaşırken gülümsedi.
“Az önce annende daha hafif görünüyordu.”
James dişlerini sıktı.
“Yardımcı olmuyorsun.”
Selene karşısında durdu.
“Neyi kesmek istiyorsun?”
James siyah kalıntıya baktı.
“Onu.”
“Kadres için yeterli değil.”
“Bir Nudor parçası.”
“Onu neden kesmek istiyorsun?”
“Tehlikeli olduğu için.”
Kılıç daha da ağırlaştı.
James’in kolları titredi.
Selene’in sesi sakin kaldı.
“Neyi yok etmek istediğini biliyorsun.”
James başını kaldırdı.
“Neyi korumak istediğini bilmiyorsun.”
James siyah kalıntıya baktı.
Mercer Row’daki kırk iki insanı hatırladı.
Camın arkasındaki genç kadını.
Avucunu cama koymasını.
Bırakma.
Kadres’in ağırlığı çok hafif azaldı.
James kılıcı kaldırdı.
“Taşıyıcıyı korumak.”
Sembollerden biri gümüş ışıkla yandı.
“İçindeki Nudor bağını kesmek.”
İkinci sembol ortaya çıktı.
James kılıcı hedefe yöneltti.
Fakat siyah kalıntıdan çıkan üç çizgi birbirine karıştı.
Nudor bağı.
Mercer Row geçidi.
James’in mor frekansı.
James tereddüt etti.
Kadres yeniden ağırlaştı.
“Hangisi?” dedi Selene.
James cevap veremedi.
“Yanlış olanı kesersen?”
“Taşıyıcı ölebilir.”
“Başka?”
“Geçit açılabilir.”
“Başka?”
James kendisine uzanan mor çizgiye baktı.
“Kendimle bağlantılı bir şeyi serbest bırakabilirim.”
Selene başını salladı.
“Kadres güç istemez. Kesinlik ister.”
James kılıcı indirdi.
“Kendimden emin olmadan kullanamam.”
“Evet.”
“Sen her seferinde emin misin?”
Selene birkaç saniye sustu.
“Hayır.”
James ona baktı.
“Öyleyse nasıl kullanıyorsun?”
“Bazen kullanmıyorum.”
Odanın ışıkları bir kez titredi.
Sonra yeniden.
Adrian kontrol paneline baktı.
“Bu benden değil.”
Duvarlardaki mat yüzeylerden birinde ince bir parlama oluştu.
Yansıtıcı olmaması gereken metal, ayna gibi davranmaya başladı.
James, Nate, Selene ve Adrian’ın görüntüleri yüzeyde belirdi.
Sadric’in yatağındaki odası da yansımaya karıştı.
Beş kişi.
Sonra altıncı bir şekil ortaya çıktı.
Uzun.
İnce.
Kolları dizlerinin altına kadar uzanıyordu.
Yüzü pürüzsüz siyah cam gibiydi.
Gözlerinin olması gereken yerde iç içe geçmiş soluk halkalar dönüyordu.
Nate geriye çekildi.
“Rith.”
Selene Kadres’i James’ten almadı.
“İz Sürücü.”
Rith yüzeyin içinde başını yana eğdi.
Hareketi gerçekliğe ait görünmüyordu. Önce başı dönmüş, ardından boynu onu takip etmiş gibiydi.
Adrian bütün ekranları kapattı.
Yansıma kaybolmadı.
Rith bir başka duvarda belirdi.
Sonra siyah muhafazanın camında.
Sonra Adrian’ın gözlüğünde.
Adrian gözlüğünü çıkarıp yere attı.
Camlar çatladı.
Rith tavandaki sensör yüzeyinde göründü.
Sadric’in sesi hoparlörden geldi:
“Yansıtıcı yüzeyleri kapatıyorum.”
Duvarlardan siyah paneller çıktı.
Muhafaza camının önü örtüldü.
Sensörlerin parlak yüzeyleri karardı.
Rith bir yüzeyden diğerine atlamaya başladı.
Her geçişte odadaki ışık bir an gecikiyordu.
Nate kendi saatinin ekranına baktı.
Rith oradaydı.
Saatin karanlık yüzeyinde Nate’in arkasında duruyordu.
Nate saati çıkarmaya çalıştı.
Ekrandaki Rith kolunu uzattı.
Gerçek odada hiçbir şey görünmedi.
Fakat Nate’in göğsünde siyah bir çizgi belirdi.
Nate nefesini tuttu.
Çizgi saatten çıkıp bedenine uzanıyordu.
James Kadres’i kaldırdı.
“Onu bırak.”
Rith’in başı James’e dönmedi.
Göz halkaları Nate’in görüntüsüne kilitlendi.
Nate’in aynaya benzeyen gölgesi zeminde kendisinden bağımsız hareket etti.
Gerçek Nate geri çekilirken gölgesi Rith’e doğru yürüdü.
“James.”
Nate’in sesi ilk kez gerçekten korkuyordu.
James kılıcı savurmak istedi.
Kadres ağırlaştı.
Selene bağırdı:
“Gücünü değil, hedefi gör!”
Nate’in gölgesi duvarın içine çekilmeye başladı.
Nate’in bedeni de onunla birlikte sürüklendi.
Adrian kolundan yakaladı.
Siyah bağ daha sert gerildi.
Rith, duvarın içinde Nate’in yüzünü taşımaya başladı.
Kendi pürüzsüz yüzeyinde Nate’in gözleri belirdi.
Sonra ağzı.
Sonra korkusu.
James’in içindeki mor enerji yükseldi.
Saç diplerinde renk değişmeye başladı.
Kadres’in sembolleri karardı.
Selene James’in önüne geçti.
“Öfkeni kullanırsan bağları ayıramazsın.”
“Nate’i alıyor!”
“Öyleyse neyi koruyacağını seç!”
James Rith’e baktı.
Siyah bağ.
Nate’in gölgesi.
Nate’in bedeni.
Sonra başka bir çizgi gördü.
İnce.
Mor.
James’in göğsünden Nate’e uzanıyordu.
Bu, Rith’in kurduğu bir bağ değildi.
Kütüphanede başlamıştı.
Mühür odasında güçlenmişti.
Mercer Row’da devam etmişti.
Nate her defasında James’i kendisine çağırmıştı.
Nate’in sesi uzaktan geldi:
“Dostum, şu an iyi bir fikir bulman gereken bölümdeyiz.”
James’in nefesi yavaşladı.
Mor enerji ellerinden çekildi.
Saç diplerindeki renk durdu.
Kadres hafifledi.
James kılıcı iki eliyle tuttu.
“Nate’i kesmeyeceğim.”
İlk sembol morlaştı.
“Aramızdaki bağı kesmeyeceğim.”
İkinci sembol yandı.
“Onu dünyadan çeken izi keseceğim.”
Kadres neredeyse ağırlıksız hâle geldi.
James ileri atıldı.
Rith, Nate’i duvara doğru çekti.
James kılıcı yatay savurdu.
Kadres Nate’in sol omzundan girdi.
Nate’in göğsünden geçti.
Kıyafetinde tek bir kesik oluşmadı.
Kılıç, kalbinin yanından ve omurgasının içinden hiçbir dirence uğramadan ilerledi.
Nate yalnızca soğuk bir nefes aldı.
Kadres’in ucu sırtından çıktı.
Siyah bağa ulaştı.
Kılıcın bütün sembolleri aynı anda mor ve gümüş ışıkla parladı.
James bağırdı:
“Bırak onu!”
Kadres siyah izi kesti.
Ses çıkmadı.
Fakat malikânenin bütün camları aynı anda çatlamış gibi bir titreşim yayıldı.
Rith’in yüzündeki halkalar dağıldı.
Nate’in gölgesi bedenine geri döndü.
Siyah bağ iki parçaya ayrıldı.
Bir ucu Nate’in göğsünden çekildi.
Diğer ucu duvarın içine savruldu.
Rith ilk kez ses çıkardı.
Çığlık değildi.
Binlerce eski görüntünün aynı anda silinmesi gibiydi.
Fotoğraf makineleri.
Kamera kayıtları.
Aynalar.
Camlar.
Hepsinin parçalanmış sesleri odada birleşti.
Rith’in uzun bedeni farklı yüzeylerde parçalara ayrıldı.
Bir eli duvarda kaldı.
Başı muhafazanın kapalı panelinde belirdi.
Gövdesi Nate’in saatinde kıvrıldı.
Sonra bütün görüntüler tek bir karanlık noktaya çekildi.
Nokta küçüldü.
Kayboldu.
Nate yere düşmedi.
Adrian hâlâ kolunu tutuyordu.
James Kadres’i bedeninden geri çekti.
Kılıç yeniden hiçbir iz bırakmadan Nate’in içinden geçti.
Nate kendi göğsüne baktı.
Ellerini kıyafetinin üzerinde gezdirdi.
“İyiyim.”
James nefes nefese kaldı.
“Nate?”
“İyiyim.”
Bir an durdu.
“Çok soğuktu.”
Kadres’in sembolleri yavaşça söndü.
James kılıcı hâlâ tutuyordu.
Bu kez ağırlaşmadı.
Selene oğluna baktı.
İfadesinde korku vardı.
Ama onun altında başka bir şey de bulunuyordu.
Gurur.
“İlk gerçek kesişin,” dedi.
James Nate’e baktı.
“Onu öldürdüm mü?”
Adrian karanlık ekranları yeniden çalıştırdı.
“Sanmıyorum.”
Selene başını salladı.
“Rith’in buradaki izini kestin. Gerçek varlığı başka bir yüzeyde, başka bir yerde ya da başka bir katmanda olabilir.”
Nate duvara yaslandı.
“Yani geri gelecek.”
Sadric’in sesi hoparlörden yükseldi:
“Malikâne genelinde yansıtıcı yüzeylerin yüzde doksan sekizi güvenlik altına alındı.”
Nate başını tavana kaldırdı.
“Yüzde yüz neden değil?”
“İki yüzeye ulaşamıyorum.”
Adrian kontrol paneline döndü.
“Hangileri?”
“Birincisi, çatı havuzunun alt tahliye katmanı. Fiziksel kapatma sürüyor.”
“İkincisi?”
Sadric cevap vermedi.
James’in Nemorin taşı yeniden ısındı.
Kadres’in ucu yavaşça yukarı kalktı.
Kimse tutmadığı hâlde James’in odasının bulunduğu yönü gösterdi.
Sadric’in sesi geldi:
“Bay James’in odasındaki ayna.”
James’in yüzü gerildi.
“Üzerini kapatmıştık.”
“Panel kapalı.”
“Öyleyse sorun ne?”
Sadric’in sesi ilk kez tereddüt etti.
“Panelin arkasından görüntü alıyorum.”
---
Asansör yukarı çıkarken kimse konuşmadı.
Nate, James’in yanında duruyordu. Göğsünde hiçbir yara yoktu. Yine de ellerini birkaç kez kalbinin üzerine götürdü.
Selene Kadres’i James’in taşımasına izin vermişti.
Kılıç elinde sessizdi.
Nemorin cebinde sıcaklığını koruyordu.
Adrian asansör ekranından malikânenin güvenlik verilerini izliyordu.
Sadric’in sesi hoparlörden geldi:
“Birinci kattaki koridorlar kapatıldı. İş robotları ilgili bölgeden çekildi.”
Nate başını kaldırdı.
“İş robotlarını da mı koruyorsun?”
“Malikâne mülkiyetine gereksiz zarar verilmesini önlüyorum.”
“Bir gün bu ev yanarken önce halıları kurtaracaksın.”
“Halılardan bazıları sizden daha eski.”
Asansör birinci katta durdu.
Kapılar açıldı.
Koridor karanlıktı.
James’in odasına giden zemin ışıkları dışında hiçbir aydınlatma yanmıyordu.
Kadres’in ucu o yöne döndü.
James öne geçti.
Selene koluna dokundu.
“Yalnız girme.”
James başını salladı.
Birlikte ilerlediler.
Odanın kapısı açıktı.
İçeride hiçbir şey hareket etmiyordu.
Yatak.
Masa.
Deri koltuk.
Raflar.
Her şey bıraktıkları gibiydi.
Aynanın üzerindeki siyah güvenlik paneli kapalıydı.
James içeri girdi.
Kadres hafifçe titreşti.
Nemorin’in içindeki kırık halka yandı.
Adrian kapının yanındaki sisteme bağlandı.
“Panel fiziksel olarak kapalı. Arkasında hareket algılanmıyor.”
Nate odanın dışında kaldı.
“Sadric görüntüyü nereden alıyor?”
Sadric’in sesi James’in saatinden geldi:
“Aynanın kendi sensöründen.”
James panele yaklaştı.
“Üstünü aç.”
“Bunu tavsiye etmiyorum.”
“Ben de istemiyorum.”
James Kadres’i kaldırdı.
“Ama içeride ne olduğunu bilmeliyiz.”
Selene onun yanında durdu.
“Hazır mısın?”
James kılıca baktı.
“Hayır.”
Kadres ağırlaşmadı.
James nefes aldı.
“Yine de aç.”
Sadric paneli birkaç santimetre kaldırdı.
Aynanın alt kısmı göründü.
Önce yalnızca James’in botları yansıdı.
Selene’in ayakları.
Arkadaki Adrian ve Nate.
Beş kişi.
James hareket etmedi.
Aynadaki yansıması bir adım geriye gitti.
Nate’in nefesi kesildi.
“James…”
Aynanın karanlık derinliğinde başka bir çift ayak belirdi.
Uzun.
İnce.
Zemine basmıyordu.
Rith’in bedeni yavaşça görünmeye başladı.
Bu kez yalnız değildi.
Arkasında yüzlerce soluk görüntü vardı.
Mercer Row taşıyıcıları.
Novera sokakları.
Kütüphane.
Hastane.
Nitakorm’un siyah zincirleri.
Rith’in yüzündeki halkalar James’e döndü.
Aynanın üzerinde siyah bir çizgi oluştu.
Çizgi bir kelimeye dönüştü:
BULUNDU
James Kadres’i kaldırdı.
Aynadaki Rith başını eğdi.
Sonra James’in yüzünü taklit etti.
Gözleri morlaştı.
Dudakları hareket etti.
Bu kez ses aynadan değil, malikânenin bütün hoparlörlerinden geldi:
“-R-.”
Sadric’in sesi aynı anda James’in saatinden yükseldi.
“Malikâne içi bilinç imzası yeniden sayıldı.”
Adrian aynadan gözünü ayırmadı.
“Kaç?”
Sadric’in cevabı ağır geldi.
“Altı.”
Odada bulunanlar beş kişiydi.
James aynadaki kendi yüzüne benzeyen Rith’e baktı.
Kadres’in sembolleri birer birer yandı.
Rith gülümsedi.
Aynanın yüzeyi karardı.
Ve Malikâne, ilk kez içindeki şeyin dışarıdan gelmediğini fark etti.
