İTHAMKÂR kitap kapağı

2. bölüm / 4

İTHAMKÂR

Yara izleri

Vaveyla Yazarı: Ceren Can

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Yara izleri

2. Bölüm

Empati kurmak hiç bu kadar zor, bu kadar can yakıcı olmamıştı. Bir insanı ne kadar düşünebilirse bir zihin, o kadar düşünüyordum onu. Ne hissettiğini, nerede ne yaptığını, hatta o an önünde bir sıcak çorba olup olmadığını bile merak ediyordum.O gün yanımdan, birlikte oturduğumuz o sıradan sessizce kalkıp giden, belki biraz daha zamanımız olsa, kabuğunu kırabilsek en yakın arkadaşım olabilecek o içine kapanık çocuğun, Alaz'ın annesi vefat etmişti. Bu kelimeleri yana yana getirmek bile içimde bir yerleri eziyorken, onun dünyasının nasıl yıkıldığını tahmin etmek benim için imkansızdı. Kendi aileme karşı her zaman çok hassas olmuştum ama anne bu ya...Annesi yoktu artık Alaz'ın. Şimdi her sabah saçlarını kim tarayacak, ona kim şefkatle yemek yapacak, canı yandığında kime "anne" diye koşacaktı?
Bu kimsesiz sorular, Alaz'ın ocak ayındaki o gidişinden beri, tam altı aydır zihnimin bir köşesinde kira vermeden, sinsice yaşıyordu.Annesi nasıl biriydi acaba, neden ölmüştü? Okuldaki öğretmenlerimiz de bu konuyu açmıyor, adeta köşe bucak kaçıyorlardı. Acaba amansız bir hastalığa mı yakalanmıştı, korkunç bir kaza mı geçirmişti, yoksa... Yoksa birisi mi ona kıymıştı? Bir dakika, hayır, saçmalıyordum. Kim, o sessiz sakin çocuğun annesine neden zarar versin ki?
Bu delice soruların arasında boğulurken, bir gün öğretmenlerimizden biri bizi geçiştirir gibi, belki de cidden canı yandığı ve konuyu deşmek istemediği için sadece "Hastaydı," demişti. Neyi vardı acaba?Hayatım kendi rutininde akıp gidiyordu; ta ki sadece adını bildiğim, sonra bir anda hayatımı ve yanımı terk eden o çocuğun bıraktığı boşluğa kadar. İnanın, o sınıftayken varlığıyla yokluğu arasında pek bir fark göremezdiniz. Sessizce dersini dinler, notlarını alır, bazen sıraya kafasını koyup uyur, bazen Kayra ile koridorda turlar ve çıkışta evine giderdi. Ya şimdi? En son gidişinden sonra hayatı nasıl bir altüst oluşa sürüklenmişti? Tek başına yemek yiyebiliyor muydu? Evlerinde yemek pişiyor muydu, yoksa bir teyze ya da hala eli mi değiyordu o mutfağa? Babası ona gerçekten destek oluyor muydu, yoksa o da mı kendi derdine düşmüştü?
Beynim yine bu cevapsız sorularla bulanırken, nihayet o gün gelmiş, karne gününün gürültüsü sınıfı sarmıştı. Sıra arkadaşım Beliz'in beni sertçe dürtmesiyle daldığım o derin kuyudan çekilip gözlerimi ona doğrulttum. Gözlerini kocaman açmış, endişeyle bana bakıyordu. "Bana bak kızım, sen iyi misin ya? Yine hangi uzaklardasın? Dudaklarını ısırmaktan kanatmışsın resmen. Karne çıkışı doğrudan dışarı çıkıyoruz, oturup konuşacağız. Nedir senin bu aylardır bitmeyen halin?" dedi. Kafamdaki o sessiz çığlıkların vücuduma bu kadar yansıdığını, Beliz söyleyene kadar fark etmemiştim bile.
Alaz, ocak ayından beri okula gelmiyordu. Tam altı aydır sıram boş, ben ise o boşluğun yanında yapayalnızdım. Umarım iyisindir Alaz Arslan. Seni çok tanımasam da, bu hayatta en çok merak ettiğim, gizemini çözemediğim insan sensin...Karne çıkışı Beliz'le Kadıköy'deki okulumuzdan ayrılıp, evlerimizin ortak noktası olan Üsküdar'a geçmek için vapura bindik. Kafamı dinlendirmek, dalgaların sesinde o soruları susturmak için en iyi seçenek buydu.
Boş bir köşeye geçip oturduk ve kafamı yorgunlukla Beliz'in omzuna koydum. Kıvırcık, gür saçları yine o çok sevdiğim tatlı şampuan kokusuyla sarmıştı etrafı. Kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çektiğinde, bu sıcak sarılmaya ne kadar çok ihtiyacım olduğunu tüm hücrelerimde hissettim. Saçlarımı şefkatle severken, aramızdaki o sessizliği bozdu: "Anlat bakalım kestane şekerim, nedir bu durgunluğun? Dönem başladığından beri bir günün bir gününü tutmuyor, yarın iyiyse öbür gün kötüsün. Bana anlatabilirsin, biliyorsun değil mi?" dedi. Kafamı omzundan kaldırdım. İstanbul'un uçsuz bucaksız, sanki içine atlasam beni boğmayacak da kucağına alıp saracakmış gibi duran o samimi denizine bakarak fısıldadım: "Beliz, beni yanlış anlamayacağını biliyorum ama... Benim aklımda biri var. Aylardır beynimi kemiriyor. Bu kişi şu an iyi mi, kötü mü, ne halde inan bilmiyorum." Sözlerim biter bitmez Beliz'in gözlerinde bir anlayış dalgası belirdi. Güneşin altında kızıl-kahve parlayan saçlarımı şefkatle kulağımın arkasına itti ve bir anne sakinliğiyle cevap verdi: "Sanırım sevgili sıra arkadaşın Alaz'dan bahsediyorsun kestanem."Onun bu sezgisine karşı, suçlu bir çocuk gibi boynumu bükerek hafifçe kafa salladım.
Beliz derin bir nefes alıp devam etti: "Biliyorsun, annesinin vefatından sonra okulu tamamen bıraktı. Ben de geçen gün arkadaşı Kayra'dan duydum; bir süre anneannesinin yanında kalmış. Ama ne yazık ki yaşadığı o büyük acı yüzünden hastalanmış, bir süre hastanede müşahede altında tutulmuş. Kayra bugün onun yanına, hastaneye gideceğini söylüyordu. Psikolojik olarak ciddi bir destek alması gerekiyormuş." Duyduklarımla birlikte vapurun motor sesi kulaklarımda uğuldadı, bir anda ayaklandım. Şansımıza tam da iskeleye yanaşıyorduk.
"Ne? Ne demek hastane? Ne desteği? Hangi hastaneymiş Beliz, biliyor musun?" diye arkası arkasına sordum, sesimdeki telaşı gizleyemeyerek. Yalvarır gibi bakan gözlerime, "Sen neden bu kadar yükseldin?" der gibi şüpheci bir bakış attı. Durumu kurtarmak için aceleyle, "Ya... Ben annemin çalıştığı hastanede midir acaba diye merak ettim, öylesine işte," diyerek yalan söyledim. Bunu duyunca bakışları yumuşadı, "Üsküdar Devlet Hastanesi," dedi.
Bir dakika... Bu, tam olarak annemin nöbetçi olduğu hastaneydi! O an elim ayağım birbirine dolandı. İskeleden iner inmez Beliz'in kolundan tutup durdum ve büyük bir panikle ona, annemin yanına acilen uğramam gerektiğini, bir dosya bırakacağımı söyleyip kaçarcasına hastaneye doğru koşmaya başladım. Hastane koridorlarına adım attığımda, Alaz'ı tam altı ay sonra görebilecek olmanın getirdiği o tuhaf, göğsümü sıkıştıran heyecanı yaşıyordum. Annem bugün acil serviste nöbetçiydi, bu yüzden ona görünmeden üst katlara sızmalıydım.
Poliklinikleri hızlı adımlarla geçtim. Beliz'in söylediğine göre yatan hasta servisinde olmalıydı. Neden yatıyordu, fiziksel bir rahatsızlığı mı vardı? Güvenlik görevlisinin yönlendirmesiyle yatan hasta katına çıktım ama koridora adım atar atmaz acı bir gerçekle yüzleştim: Ben henüz reşit bile değildim, kapıdaki hemşirelere onun neyi olduğumu söyleyecektim ki? Koridorun bir köşesinde kara kara düşünerek on beş yirmi dakika harcadım. Tam umudumu kaybedip dönecekken, koridorun sonundaki odalardan birinden sarışın bir hemşirenin çıktığını gördüm.
Yanında, kolundan tutarak yürümesine yardımcı olduğu bir çocuk vardı. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi vurmaya başladı. O esmer ten, o siyah kapüşonlu... Bir saniye, dikkatli bakınca nefesim kesildi. Oydu.
Alaz'dı.
Görünmemeye çalışarak, gizli ama aceleci adımlarla onları uzaktan takip ettim. Hemşire, Alaz'ı koridordaki bekleme koltuklarından birine doğru yaklaştırdı, kulağına bir şeyler fısıldayıp yanından ayrıldı; muhtemelen evrak işleri için geri dönecekti. Uzaktan Alaz'ı izlemeye başladım ama onu bu halde görmek, içimdeki o eski üzüntüyü ikiyle, üçle çarpmıştı. O kadar zayıflamıştı ki, kapüşonunun içinde adeta kaybolmuştu.Tam onu incelerken, başını kaldırdı ve o karanlık, yorgun gözleri doğrudan beni buldu. Şok dalgası tüm vücudumu sararken, ani bir cesaretle ona doğru ilerlemeye karar verdim. Şaşırmış olmalıydı, hiçbir şey yapamadan sadece bana bakakaldı.
O sırada gözleri yavaşça elime kaydı. Elimde sımsıkı tuttuğum bir çikolata vardı; okulda onu birkaç defa iştahla yerken görmüştüm, ona küçük bir teselli olsun diye verecektim. Tam yanına ulaşıp ağzımı açmıştım ki, Alaz'ın gözleri aniden geriye doğru kaydı, dengesini kaybetti.Yanında taşıdığı o tekerlekli demir serum askısıyla birlikte, gözlerimin önünde acı bir şekilde yere yığıldı. Neyse ki tam o an dibindeydim.
Reflekslerim benden bağımsız hareket etti; kafasını o sert, acımasız mermer zemine çarpmaması için ileri atılıp onu göğsüme doğru çektim. Kendimden asla bekleyemeyeceğim bu ani ve hızlı manevra, Alaz'ı çok daha büyük bir yaralanmadan kurtarmıştı. Kafası ve o dağınık saçları dizlerimin üstüne düştü, ben de onun ağırlığıyla birlikte yere kapaklandım.Anın şokuyla ve dehşetiyle ne yapacağımı şaşırmıştım. Yüzünün rengi tamamen kül gibi uçmuştu. Düşerken devrilen serum şişesi mermerde büyük bir gürültüyle patlamış, etrafımız saniyeler içinde keskin cam kırıklarıyla dolmuştu. Ellerim onun soğuk yüzündeydi; bir yandan uyanması için yalvarıyor, bir yandan gözyaşlarıma boğuluyordum.

"YARDIM EDİN! HEMŞİRE HANIM, DOKTOR BEY, YARDIM EDİN!"

Çığlıklarım tüm koridoru inletirken, köşeden elinde sedyeyle bize doğru koşan sağlık görevlilerini gördüm. Etrafımızı çoktan büyük bir kalabalık sarmıştı bile. Yüzünü ilk başta gözyaşlarımdan dolayı seçemediğim o ilk görevli, ekibiyle birlikte hızla üstümüze çöktü.
Annemdi bu acil durum kahramanı! Bana kocaman, dehşet dolu gözlerle baktı. Daha doğrusu bana mı bakıyordu, yoksa cam kırıklarının üzerine düştüğüm için kan içinde kalmış, şortumun paçalarından aşağı kan damlayan bacaklarıma mı, ayırt edemedim. Hemşireler Alaz'ı hızla sedyeye alırken annem beni kollarının arasına çekti:

"DEVA! NE İŞİN VAR BURADA KIZIM? SEN NE YAPIYORSUN ANNECİĞİM?"

diyerek çığlık attı. İçimden, "Anne dur, ne olur bana böyle sarılma, bana anneciğim diye bağırma... Alaz duyarsa canı çok yanar, onun annesi yok artık," demek geçti ama tek bir kelime bile edemedim.Sadece annemin boynuna sarılıp ağladım. Annem hemen telsizden bir sedye daha istedi. Beni de emniyete aldıktan sonra Alaz'ın peşinden acil servisin kırmızı alanına geçiş yaptık.
Alaz'ı hemen yanımdaki paravanın arkasındaki yatağa aldılar. Onunla ilgilenen acil doktoru yanına gelip annemle konuşmaya başladığında, paravanın arkasından söylenen her kelimeyi dikkatle dinledim: "Vitamin değerleri kritik seviyenin altında. Yaşadığı ağır travma sonrası vücudu adeta kendini kapatmış. Fiziksel muayenesinde düşmeye bağlı ciddi bir darbe bulgusu yok. Bu ani yığılma; akut anksiyete atağına bağlı gelişen hiperventilasyon ve vazovagal senkop ile tamamen uyumlu görünüyor.
Yani vücudu bu acıyı daha fazla kaldıramamış."Gözlerimi yavaşça anneme çevirdim. Annem bir yandan bacaklarımdaki cam kırıklarını temizleyip pansuman yapıyor, bir yandan da "Evde bunun hesabını vereceksin," der gibi sert bakışlar fırlatıyordu. Birkaç saat sonra bacaklarımdaki o keskin acı biraz olsun hafiflemişti. Sürdükleri o antiseptik ilaç ilk başta etimi koparırlar gibi yakmıştı ama iki saatin sonunda o yangın yerini küllere bırakmıştı.
Annem yanıma gelip, odasından çantasını alıp hemen geleceğini, benim yavaşça kalkıp hastane çıkışındaki arabaya doğru ilerlememi söyledi.Bakışlarım istemsizce yan taraftaki Alaz'a kaydı. Tam bacaklarımı sedyeden aşağı sarkıtmıştım ki...
Ah! Bacağım..."
Doğrulup arkama baktığımda, bu küçük ses yüzünden Alaz'ın kirpiklerinin kıpırdadığını ve gözlerini araladığını fark ettim. Doğrudan bana bakıyordu. O an göğsümün ortasında bir bomba patladı sandım; panikle, ne yapacağımı bilemeden topallayarak kapıya doğru adımladım. Tam çıkacakken, arkamdan o kısık, çatallı ve aylardır özlediğim ses yükseldi:
"Deva... Sen misin?"
Kalbim o an göğsümde değil; resmen burnumda, göz kapaklarımda, tüm bedenimde atıyordu. Durdum. Beni tanımıştı... Sadece iki ay aynı sırada, neredeyse hiç konuşmadan yan yana oturmuştuk ama o karanlığın içinden beni çekip çıkarmış, adımı hafızasına kazımıştı. Şaşkınlığın ve yakalanmış olmanın verdiği o çocuksu utançla, ağzımdan hayatımın en saçma yalanı dökülüverdi. Kafamı hafifçe arkaya doğru çevirip, göz temasından kaçarak, "Aaa... Sanırım beni biriyle karıştırdınız. Doktor çağırmamı ister misiniz?" dedim ve arkama bile bakmadan oradan kaçtım.

Niye öyle söylemiştim bilmiyordum ama o an içimdeki korku, hissettiğim tüm duygulardan daha büyüktü. Eve dönüş yolunda arabada annemle sessiz bir kritik yaptık. Ona haber vermeden, gizlice hastaneye geldiğim için bana biraz çıkıştı ama Alaz'ı korumaya çalıştığımı görünce halimi anlayışla karşıladı. Dayanamayıp, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak sordum:
"Anne... Gerçekten neyi var Alaz'ın? Yani, neden o hale geldi?" Annem dikiz aynasından bana bakarak hafifçe gülümsedi:
"Ağır bir panik atak geçirmiş anneciğim. Geçer, dinlenmesi lazım," dedi. O yaşımda panik atağın ne demek olduğunu, bir insanın ruhunu nasıl kafese kıstırdığını tam olarak anlamamıştım. Yine de onu canlı görmek, az da olsa içimdeki o yangını söndürdüğü için eve daha huzurlu bir adımla döndüm.
Eve vardığımızda babam salondaki büyük masaya kurulmuş, önündeki onlarca kâğıdı ve kalın bir dosyayı dikkatle inceliyordu. Yanına gidip omzundan öptüm. Merakla kafamı dosyalara doğru eğmiştim ki, babam dosyayı hızla kapatıp sahte bir ciddiyetle,
"Aaa, olmaz Deva Hanım! Ne zamandır benim gizli adli dosyalarıma bakar oldunuz? Yasak bunlara bakmak," diyerek gülümsedi. Sanki söylese ne olacaktı, o karmaşık hukuki terimleri anlayacak mıydım ki?
"Tamam baba, sustum," diyerek odama doğru yöneldim.
Tam koridora adım atmıştım ki, babamın arkamdan anneme hitaben, sesini alçaltarak söylediği o cümle, ayaklarımla birlikte ciğerimdeki nefesi de buz kestirdi:
"Bir kadın cinayeti Meral... Uzun zamandır bu dosyayı inceliyordum ama deliller netleşti. Kadını kendi öz eşi katletmiş, hem de çocuklarının gözü önünde... Ne hayatlar, ne canavarlar var. O masum çocuğun günahı neydi, o psikolojiyle nasıl yaşayacak bu dünyada?"
Boğazıma demirden kocaman bir yumru oturdu. Sebebini bilmediğim, anlamlandıramadığım bir ağırlık göğsüme çöktü; kalbim adeta kaburgalarımı kırıp çıkmak istiyordu. Aklıma o an, hastane koridorunda serum askısıyla yere yığılan o kimsesiz çocuk geldi... Alaz ve annesi...
Onlar mıydı acaba bu dosyadaki isimler? Yok hayır, hayır, olamazdı. Onun annesi hastaydı, öğretmenimiz bize öyle söylemişti, yalan söyleyecek değildi ya... "Değildir" diyerek kendimi yatağa attım, yastığa sarıldım ve o zifiri karanlığın içinde, nedenini bilmediğim bir feryatla sessizce ağlamaya başladım...

"Bir yalanın gölgesinde ağlarken bilmediğim bir şey vardı: Hayatımı altüst edecek o büyük dava, babamın masasında çoktan başlamıştı."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18