1. bölüm · İstasyon

1.bölüm Karanlık

Emir Keskin

Gözlerimi açtım korkuyordum bilmiyordum merak ediyordum neler oluyordu ne olmuştu ve ne olacaktı kafam allak bullaktı gözlerimi açıp etrafa bakıyordum ama yine hiçbir şey yoktu korkuyordum içimden geçti acaba ben öldüm mü? Düşün düşün artık başka duyularımı kullanmalıydım etrafa dokunmaya başladım burada küpümsü bir şey vardı ve onun içindeydim korkum gittikçe artıyordu bir çıkış olmalıydı ben neden buradaydım dünyada milyarlarca insan vardı ama neden ben? Sert bir şekilde duvara vurdum. Ah! Kolum acımıştı şurada bir çıkıntı vardı bir umut hemen oraya dokundum dışarıdan biri beni görse ne kadar garip bulurdu kim bilir dokundum dokundum aha bu bir kapı kolu ama açmalı mıydım? Bu kapının arkasında her şey olabilir. Sakin bir şekilde yere oturdum. Tamam sakin olalım nefes al nefes ver... En son ne olmuştu? Hatırladıklarımı düşünmeye başladım. Hmm ben evimde oturuyordum televizyon izliyordum sonra biri gelmişti evet biri bana dışarı çıkmamı biraz yürümemi söylemişti ben de kulaklığımı alıp çıkmıştım çok sıcak bir hava vardı güneş kremi sürmeyi de unutmuştum. Sonra büyük dalgamsı garip bir şey üzerime doğru geldi gözümü kapattım açtığımda ise buradaydım. Tamam yani ben kaçırıldım hah! Buradan çıkmazsam polisler beni bulur bu da kapak olsun sizi kaçıranlara! Ama burası çok havasızdı çıkmam lazımdı. Tamam kapı kolu neredeydi şurada hah buldum. Kapı kolunu hızlıca çevirdim kapı fazla sesli bir şekilde açıldı çıkan gıcırdama sesi çok rahatsız ediciydi. Hah şimdi burası da neresi? Ben neredeyim? Ve bu insanlar kim? Burası büyüleyici bir yerdi neredeyse bir kilometre genişliğinde devasa bir alan ama her yerinden her yer görülebilecek şekilde tasarlanmıştı tavan dev bir kubbeydi yukarıdan güneş ışığı geliyordu ama güneş ya da bulutlar görünmüyordu garipti etrafta üniformalı insanlar vardı ve kubbenin çevresinde sayısız kapı diziliydi. Bir anda biri bana doğru yürümeye başladı. Adam yanıma gelir gelmez kibirli bir ses tonuyla konuştu tamamen siyah bir takım elbise giyiyordu mavi gözleri vardı ve göğsünde bir isim kartı takılıydı. Kartta kocaman harflerle G-47 yazıyordu altında ise Personal yazıyordu. Adam, "Ne bakıyorsun? İlk gün görevleri başlamak üzere hemen oyun alanına git." dedi. Sinirlendim hem beni kaçırmışlardı hem de bana emir veriyorlardı. Hızlı bir tokat attım. "Sen ne hakla beni kaçırıp sonra bana emir vermeye kalkarsın?!" Tam ikinci tokadı atacaktım ki adam elimi havada yakaladı sert davranmıyordu sakindi. Elimi bıraktı. Sinirle ona baktım. "Bana açıklama yapacak mısın?" Adam derin bir iç çekti. "Galiba sen yenisin burada ne işin var bilmiyorum ama sanırım kapsülde çok uzun kalmışsın karşılama seansı bitmek üzere hemen Başlangıç İstasyonu'na git." dedi. Hiçbir şey anlamıyordum ama burada yeni bir tartışmaya başlayacak hâlim de yoktu. Etraftaki kapılardan en yakın olana baktım adam konuşurken bir anda koşmaya başladım. Kapıyı açtım. Karşımda uzun bir koridor vardı. Kolumdaki saate baktım 16.57. Koşmaya başladım arada yoruluyor durup nefesleniyordum tahminen yarım saat geçmişti ter içinde kalmıştım. Arkama dönüp ne kadar yol geldiğime bakmak istedim ve arkama baktığım anda çığlık attım. Sadece bir ya da iki metre ilerlemiştim ama bu imkânsızdı neredeyse yarım saattir koşuyordum! Hemen saate baktım 16.58. "Ne?!" Artık hiçbir şey mantıklı değildi. Öf tamam sorgulamayacağım. Hafif korkuyla adamın yanına geri döndüm. "Burada neler dönüyor?" Adam hiç beklemeden cevap verdi. "Buranın mantığını anlamamışsın kapılar çıkışlara açılmaz koridorlara açılır kapıyı açarken nereyi düşünürsen oraya gidersin. Sen çıkışı düşündün ama çıkış diye bir yer yok. Başlangıç İstasyonu'nu düşün kapıyı açarken sadece orayı hayal et seni orada yönlendirirler." Adama gülmeye başladım. "Püff kapıyı açacağım ve ışınlanacağım öyle mi? Hahaha..." Ama başka seçeneğim de yoktu denemeye karar verdim. Kapıya doğru yürüdüm pek hevesli değildim eski püskü kapı koluna baktım tuttum. Kapıyı açarken içimden "Başlangıç İstasyonu..." dedim. Tam o anda kapı kendi kendine açıldı. Korkmuştum ama girmeliydim. Arkama baktım. "Hazır mıyım?" Sonra kendi kendime söylendim. "Salak mısın? Kaçırıldın ve hâlâ hazır olup olmadığına mı bakıyorsun?" Galiba başka seçeneğim yoktu. Ayağımı yavaşça içeri uzattım ve bir anda çok güçlü bir kuvvet beni içeri çekti.