2. bölüm · İspanya Tutkusu

1. BÖLÜM:O BIR BALERIN

Irmak İlhan

(Lara'nın ağızından)
Hava yağmurlu, şehirde hayat devam ediyor. Ben ise gece gündüz demeden çalışmak zorundayım. Kaslarım çok acıyordu yaklaşık 3 saattir aralıksız dans ediyordum. Ayaklarımı yere bastım, sabahtan beri zevkime uymayan saçma klasik müziği değiştirmek için ilerledim. Favori şarkımdı o,
Meyhaneler Sen...-Gece Yolcuları
Şarkıyı açtıktan sonra tekrar salonun ortasına geldim. Şarkının verdiği gaz ile dans etmeye başladım. Bu şarkıyı çok seviyorum. Bana birini hatırlatıyor, Ateş Araz'ı şu an antremanda olmalıydı.
Şarkının sözleri kulaklarıma dolarken dans etmeye devam ediyordum.

Yandım, tutuştum uğruna
Meyhaneler sen, içtikçe biten ben
Senden vazgeçersem haram olsun
Tüm kadehler sen, kırılıp düşen ben
Beni mahveden sen, helal olsun
Meyhaneler sen, içtikçe biten ben
Senden vazgeçersem haram olsun
Tüm kadehler sen, kırılıp düşen ben
Beni mahveden sen, helal olsun

Dansını son haraketle bitirdiğimde aynada birinin yansımasını gördüm. Mavi uzun marka bir elbise, siyah topuklu ayakkabılar ve saçlarını sıkı topuz yapmış annem Alev. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, büyük bir otoriteyle beni izliyordu.
-Bu gün kaç saat çalıştın?
Ellerimi önümde birleştirmiş, bale ayakkabılarımı izleyerek cevap verdim.
-Yaklaşık 3 saat.
Annem karşıma dikildi.
-Az, akşam saat 20.00'da Araz'ın maçı var. O zamana kadar 1 saat daha çalışacaksın, yoksa maça gelmeyi unut.
Maç gelmemek mi? Hayır olamaz. Bunun gerçekleşme ihtimalinin olmasını istemiyordum. Araz'ı zaten çok az görebiliyorum. Bu maçı kaçıramam, öte yandan ayaklarım çok yorulmuştu, sadece uzanmak istiyorum. Başımı ayakkabılarımdan ayırıp,
-Ama-
Annem elini kaldırıp beni susturdu.
-Sakın. İtiraz istemiyorum Lara. Çalışmanı bitir, hazırlan ve saat 19.00'da kapının önünde ol.
Hızlı adımlarla kapıya yöneldi, çarparak çıktı.
Çarpan kapının sesiyle gözlerimi yumdum.
-Peki...

Aynadaki yansımama bakarak, bütün yorgunluğumu Araz'ı düşünerek içime attım. Stüdyonun sessizliğinde önce ahşap barre’ye ellerimi koydum; derin bir nefes alıp plié ile dizlerimi bükerek kaslarımı ısıtmaya başladım. (Plié: Dizlerin bükülerek vücudun aşağıya doğru esnetildiği, tüm bale adımlarının temeli olan temel bükülme hareketidir.)
Bedenim esnedikçe zihnimdeki gürültü yok oluyordu. Yorgundum hem de çok, buna rağmen devam etmemi sağlayan tek şey Araz düşüncesi. Ayağımı zeminde kaydırıp tendu pozisyonuna getirdiğimde, ritmi damarlarımda hissetmeye başladım. (Tendu: Ayağın tabandan kaydırılarak parmak ucunun yere değecek şekilde ileri, yana veya geri uzatılmasıdır.)
Çalışmayı biraz daha hızlandırıp relevé ile parmak uçlarıma yükseldim; o an yer çekimine meydan okuyormuş gibi hissediyorum. Kollarımın duruşunu ayarlarken yaptığım port de Bras, sırtımdaki tüm gerginliği akıcı bir kavisle yok etti. Sıra bacağımı kalçamdan itibaren savurarak yaptığım grand battement hareketine geldiğinde, odadaki tüm odak noktamın kendi eksenim olduğunu biliyordum.
(Relevé: Topukların yerden kesilerek ayak parmak uçlarına veya yarım parmak ucuna (demi-pointe) yükselme hareketidir.)
(Port de Bras: Kolların duruşu, kolların bir pozisyondan diğerine geçerken çizdiği estetik ve akıcı kavislerdir.)
(Grand battement, bale terminolojisinde bacağın kalçadan itibaren, dizler tamamen gergin (bükülmeden) ve güçlü bir şekilde öne, yana veya arkaya doğru hızlıca savrularak maksimum yüksekliğe çıkarılıp ardından kontrollü bir şekilde başlangıç pozisyonuna indirildiği temel bir bacak çalışma (barre veya orta) hareketidir.)

Dansın en büyüleyici kısmına, yani adagio bölümüne geçtim. Burada her hareketin yavaş, kontrollü ve kusursuz bir dengede olması gerekiyordu. Tek ayağımın üzerinde doğrulup diğer bacağımı arkaya doğru uzatarak arabesque pozisyonunu aldığımda, sanki zaman bir anlığına durdu; aynadaki silüetim adeta kanatlanmış gibiydi. Ardından etrafımda hızla dönmem gereken an geldi; tek ayak üzerinde kusursuz bir pirouette atarak tam tur döndüm ve dengemi hiç bozmadan sabitledim.
(Adagio: Dengenin, akıcılığın ve zarafetin ön planda olduğu, yavaş ve kontrollü hareketlerden oluşan bale kombinasyonudur.)
(Arabesque: Bedenin tek ayak üzerinde dururken diğer bacağın arkaya doğru tamamen gergin ve havaya kaldırıldığı, bale figürlerinin en zariflerinden biridir.)
Hafif bir mola vermeden bu kez tempolu allegro çalışmalarına başladım. Yerden güçlü bir şekilde itilip havada bacaklarımı makas gibi açarak yaptığım grand jeté sıçraması, bana uçma hissinin ne demek olduğunu yeniden hatırlattı. Ve tabii ki gecenin zirvesi... Özel sert ayakkabılarım ile birlikte en pointe kalktığım o ilk saniye, ayak parmaklarımın ucundaki tüm o acıya, ailemin yoğun baskısına ve Araz'a karşı duyduğum bütün özleme rağmen dünyanın en özgür insanı oluyorum.
(Allegro: Hızlı, dinamik ve sıçramalı adımları içeren, bale derslerinin enerjik bölümüdür.)
(Grand Jeté: Havada bacakların makas gibi açılarak yapılan büyük ve görkemli sıçrama hareketidir.)
(En Pointe: Ayak parmaklarının uçlarında (özel pointe ayakkabılarıyla) durma ve hareket etme tekniğidir.)

Dansımı, önde birleşmiş ellerimi zarif bir şekilde iki yana açarak bitirdim. Gözlerim saate kaydı, saat tam 18.00'dı. Hazırlanmam lazım.
Dans odasından çıkarak kendi odama geçtim. Çok güzel olmam lazımdı, kimseye anlatamasam da Araz'a karşı çok yoğun hisler hissediyordum. Aşıktım, ve onun da aynı hisleri bana karşı hissettiğini umuyorum.
Bunları düşünürken bale kıyafetlerimi çıkartım dolabıma yöneldim.

Dolabımı açtım,
Arkasında 'Ateş' yazan Barselona Formasını üzerime giydim. Altıma Beyaz bir kot pantolon geçirdim. Hava buz gibiydi o yüzden toz pembe ceketimi kollarımdan geçirirken gözlerim ayakkabı dolabına kaydı, montum ile uyumlu olması için toz pembe botları ayağıma giydim.
Aynadaki kendime baktım
-Allah'ım lütfen Araz beni fark etsin ve bin kere aşık olsun!
Çantama uzandım,
Beyaz bir omuz cantasıydı. İçini açtım, Sony marka fotoğraf makinesini içine koydum. Fotoğraf çekmeyi çok severim, maçta Araz'ın 40 farklı açıdan fotoğrafını çekeceğim. Kiko gloss, cüzdan ve kulaklık. Her şey harika gözüküyor. Çantamı kapatıp omzuma taktım.
Merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Araba çoktan gelmişti Siyah arabaya bindim ve başımı cama yasladım.
Önde anne ve babam sohbet ediyordu. Araz onların yeğeni sayılıyordu çünkü babalarımız İspanya'da birlikte büyümüş, annelerimiz Türkiye'de birlikte büyümüştü. Biz de dolayısıyla çocukluktan beri arkadaştık. 2 yıldır ondan hoşlanıyor ama söyleyemiyorum. Stadyuma giderken kalp atışlarım hızlanıyordu ve nedenini bilmiyordum.
Stadyuma vardık.
Tribünde bizi Araz'ın babası Diego Amca ve annesi Ferda Teyze bekliyordu selamlaşıp tribüne oturduk. Diego Amca ve babam Alvaro Türkçe öğrenmişti. Annem Alev ile Teyzem Ferda da uyum sağlamak için İspanyolca öğrenmişti. Ben de her ikisini biliyordum zaten.
Onlar sohbet ederken, maç saati yaklaşıyordu. Ben ise Araz'ı göreceğim için zon derece heyecanlıyım.
Ellerim ve bacaklarım tir tir titriyor, nefesim hızlanıyordu. Derin derin nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Oyuncular çıkmaya başladı kaptan Araz'dı bu nedenle ilk onu gördüm. Heyecanla ayağa kalktım, el salladım.
Gözleri bana döndü, BENI GÖRDÜ! elini kaldırdı ve o da bana el salladı kalbim güm güm atıyordu.
Saçları...o kadar güzel bir kahverengi tonuydu ki, bakmaktan gözlerimi alamıyorum. Gözlerim aşağı indi. Gözlerim gözlerini buldu. Gözleri, onun gözleri çok güzel bir kehribar rengi. Gözlerim biraz daha aşağı indi. Üzerinde Barselona forması vardı. Lacivert ve Bordo ona çok yakışıyordu. Formanın üzerinde sponsorluklar yer alıyordu, Nike ve Spotify.
Hiç vakit kaybetmeden fotoğraf makinamı çıkardım, fotoğrafını çektim.
Hakem ilk düdüğü çaldı ve maç başladı.