5. bölüm / 5
IŞIKLARIN ALTINDABölüm 5
Bölümler 5Şu an: Bölüm 5
- 1 BÖLÜM 1473 kelime
- 2 BÖLÜM 21.123 kelime
- 3 BÖLÜM 3 : 'GOLD'833 kelime
- 4 Bölüm 4411 kelime
- 5 Bölüm 5688 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gazeteci, Sahra'nın son cevabından sonra kısa bir süre bekledi. Ardından notlarının arasından başka bir sayfa çıkardı.
“Peki, biraz da bugünden bahsedelim,” dedi. “Hakkınızda çıkan haberlerde insanların sizi çoğunlukla güçlü, kendi ayakları üzerinde duran ve geçmişini geride bırakmayı başarmış biri olarak tanımladığını gördüm. Siz kendinizi böyle mi görüyorsunuz?”
Sahra hafifçe güldü.
“İnsanlar uzaktan bakınca pek çok şey düşünebilir.”
“Peki ya yakından bakanlar?”
“Onlar da her şeyi göremez.”
Gazeteci gülümsedi. Bu kez sorusunu sormadan önce biraz düşündü.
“Yani sizi gerçekten tanımak kolay değil.”
“Beni tanımak isteyen birinin kolay olanı seçmesini beklemiyorum.”
Sözleri sert değildi. Hatta sesinde belli belirsiz bir sıcaklık vardı. Fakat Sahra'nın cevapları, gazetecinin elindeki sorulardan çok daha fazlasını anlatıyordu.
Gazeteci sandalyesinde biraz öne eğildi.
“Hiç kendinizi, insanların tanıdığı kişiyle gerçekte olduğunuz kişi arasında sıkışmış hissettiğiniz oluyor mu?”
Sahra'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
Bu soru, beklediğinden daha yakındı.
Bir süre düşündü. Sonra gözlerini masanın üzerindeki su bardağına indirdi.
“Bazen insanlar sizin kim olduğunuzu değil, sizden geriye ne kaldığını görmek istiyor.”
Gazeteci kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Bunu biraz açabilir misiniz?”
Sahra başını kaldırdı.
“Bir zamanlar nasıl güldüğünüzü, kimlerle vakit geçirdiğinizi, neye inandığınızı hatırlayan insanlar var. Ama sizi yeniden gördüklerinde, o eski insanı bulamadıkları için değiştiğinizi söylüyorlar.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Belki de değişmişimdir,” diye ekledi Sahra. “Belki de bazı şeyler olduktan sonra insan, eskisi gibi kalamıyordur.”
Gazeteci bu kez not almadı.
“Pişman olduğunuz şeyler var mı?”
Sahra'nın gözleri bir anlığına kameranın hemen yanındaki boşluğa kaydı.
“Var.”
“Geriye dönebilseydiniz bir şeyi değiştirir miydiniz?”
Bu defa Sahra'nın cevabı gecikmedi.
“Hayır.”
Gazeteci şaşırmış görünüyordu.
“Hiçbir şeyi mi?”
Sahra derin bir nefes aldı.
“İnsan bazen yaşadıklarını değiştirmek ister. Ama sonra düşünürsünüz… Bir şeyi değiştirdiğinizde, ardından gelen her şey de değişebilir.”
Parmaklarını bardağın etrafında birleştirdi.
“Belki bugün olduğum kişi olmazdım. Belki bazı insanları hiç tanımazdım. Belki de hayatımın en güzel anılarını hiç yaşamamış olurdum.”
Bir an durdu.
“Ve bütün acılarına rağmen, bazı anılarımı başka hiçbir şeyle değiştirmek istemiyorum.”
Gazeteci onun yüzünü dikkatle izledi.
“Demek ki geçmişinizde sizi inciten şeylerin yanında, vazgeçmek istemediğiniz şeyler de var.”
Sahra hafifçe başını salladı.
“Bir şeyin canınızı yakmış olması, onun sizin için değersiz olduğu anlamına gelmez.”
Bu cümleden sonra odada sessizlik oluştu.
Kamera çalışmaya devam ediyordu. Işıklar aynı parlaklıkla yanıyor, gazetecinin önündeki kayıt cihazı her kelimeyi kaydediyordu.
Ama Sahra artık kameraya bakmıyordu.
Sanki yıllar önce kapanmış bir kapının önünde durmuş, içeri girmeden önce son kez düşünüyordu.
Gazeteci, önündeki sayfaya baktı. Sonra aklına gelen soruyu sormaktan kendini alamadı.
“Hayatınızda, bütün bunlara rağmen yeniden yaşamak isteyeceğiniz bir dönem var mı?”
Sahra'nın dudakları aralandı.
Cevap vermek için tek bir kelime yeterliydi.
Bir şehir.
Bir mevsim.
Belki de yalnızca bir isim.
Fakat Sahra, bunların hiçbirini söylemedi.
Sadece gülümsedi.
“Var,” dedi.
Gazeteci bekledi.
Sahra devam etmedi.
“Bize o dönemden bahsetmek ister misiniz?”
Sahra başını hafifçe yana eğdi.
“Henüz değil.”
Bu cevap gazetecinin merakını daha da artırmıştı. Ancak soruyu zorlamadı. Önündeki notları çevirdi ve röportajın başka bir bölümüne geçmek üzere ağzını açtı.
Tam o sırada Sahra konuştu.
“Biliyor musunuz, bazı anların kıymetini yaşarken anlamıyorsunuz.”
Gazeteci yeniden ona döndü.
Sahra'nın gözlerinde bu kez saklamaya çalışmadığı bir hüzün vardı.
“Bir gün sıradan olduğunu düşündüğünüz bir günün, hayatınızın en çok özlediğiniz günü olacağını bilmiyorsunuz. Birinin sesini son kez duyduğunuzu, bir bakışı son kez gördüğünüzü, bir yerde son kez yan yana durduğunuzu…”
Sesi gittikçe alçaldı.
“Bilmiyorsunuz işte.”
Gazeteci bir şey söylemedi.
Sahra gözlerini kameraya çevirdi.
“Belki bilseydik, hiçbir şey aynı olmazdı.”
Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:
“Belki de bazı vedalar, yaşandıkları anda veda gibi görünmediği için bu kadar zor unutuluyordur.”
Gazeteci, notlarının arasında aradığı soruyu bulmuştu. Fakat artık o soruyu sormak yerine başka bir şey merak ediyordu.
“Sahra Hanım,” dedi dikkatle, “bütün bunları anlatırken aklınızda biri mi var?”
Sahra ilk kez doğrudan ona baktı.
Bu soruyu beklemiyordu.
Ya da belki de uzun zamandır birinin kendisine bu soruyu sormasını bekliyordu.
Bir süre gazetecinin yüzüne baktı. Sonra gözlerini yeniden kameraya çevirdi.
“Evet,” dedi usulca.
Tek kelime.
Ne bir açıklama ne de bir savunma.
Sadece gerçeğin kendisi.
Gazeteci devamını bekledi ama Sahra konuşmadı.
Çünkü bazı isimler, söylendiğinde yalnızca bir insanı anlatmazdı.
Bazen bir ismin içinde koskoca bir hayat saklı olurdu.
Ve Sahra, kendi hayatının en güzel ve en acı dolu kısmını tek bir kelimeye sığdırabilecek miydi, henüz bilmiyordu.
Kamera hâlâ kayıttaydı.
Sahra dudaklarını araladı.
“Görkem…”
Bölüm etkileşimi
