1. bölüm · Işık Söndükten Sonra
Taşındığımız Gün
Bazen hayat, hiç beklemediğin bir anda yön değiştirir.Bizimkisi de tam olarak öyle oldu.Babamin iş nedeniyle İstanbul'dan ayrılmamız gerekmişti.Annem başta itiraz etti ama sonunda "değişiklik belki hepimize iyi gelir" diyerek kabul etti.Ve şimdi bir araba yolculuğundan Ankara'ya ulaştık.
Camdan dışarı bakarken derin bir iç çekişle mırıldandım:"Yeni hayat, hoş geldin."
Gördüğüm ilk şey, bozkırın ortasında sıkışıp kalmış bir kasabanın yalnızlığıydı.Evlerin çoğu eski,yollar dar,insanlar sessizdi.Annem hâlâ umut dolu görünüyordu.Babam, alışık olmadığı şehir trafiği bitince biraz rahatlamıştımAma ben... Ben karnımda bir yumruyla bakıyordum bu sessizliğe.
Yeni evimiz kasabanın en eski evlerinden biriydi.Taş duvarları yosun tutmuş, çatısı hafif eğrilmiş, önünde yıllardır dokunulmamış bir bahçe bahçe... Ama bir şekilde büyüleyiciydi.Giriş kapısındaki eski tokmağı çevirip içeri adım attığımızda ev sanki bizi tanıyor gibiydi.Ahşap zemin gıcırdadı, rüzgar pencereyi usulca titretti.Annem "Bu evin rugu var." dedi fısıltıyla.
Kendime çatı katını seçtim.Tek pencere,ama mükkemel bir manzarası vardı.Gündüzleri kasabanın tümüne,geceleri ise yıldızlara açılıyordu.Eşyalarımı yerleştirirken eski bir çekmecede unutulmuş bir not defteri buldum.Sayfaları boştu ama sayfalarda eski mürekkep izleri, silinmiş kelimeler vardı.Bu evde biri yaşamış ve bir şeyler saklanmıştı.O an merak içime düştü.
İlk gecemizde elektrikler gitti.Fırtına çıkmıştı.Mum ışığında oturken babam bize "Burası belki sıkıcıdır ama sakinliğiyle iyi gelecek." dedi.Oysa dışarının sessizliği bile rahatsız ediciydi.Uzaklardan köpek sesleri geliyor, rüzgar eski pencereleri dövüyordu.Ve o an, pencereden dışarı baktığımızda kasabanın öteki ucundaki eski fabrikasını fark ettim.
*Terkedilmiş Fabrika*
Yüksek bacaları, kırık camları, paslı çatısı... Ama asıl dikkatimi çeken şey,vardı.Gözlerimi
ovuşturdum.Yanıp sönen birşey vardı orada.O fabrikada kimse yaşamıyordu,denilmişti.Ama ya biri hâlâ oradaysa?
Ertesi sabah okulun ilk günüydü.Üzerimde üniformam, içimde alışamadığım bir kasvetle sınıfa girdim.Yeni gelen olduğum her halimden belliydi.Ögrencerin bakışları üzerimdeydi.Kimi merakla,kimi kıskançlıkla... Ama kimse yaklaşmıyordu.Son sırada pencere kenarında bir çocuk dikkatimi çekti.Diğerlerinden farklıydı.Göz göze geldiğimizde başını çevirmedi.Baktı, sanki içimi okur gibi.Adı Efe idi.Adını sonradan öğrenecektim.Sessiz,gizemli ve yanlız.Elindeki eski bir deftere sürekli bir şeyler çiziyordu.Ve camdan hep aynı yere bakıyordu.O terk edilmiş fabrika.
Günün geri kalanı durağan geçti.Ama Efe'yi takip etmeye başladım.Ders arasında tek başına bahçeye çıkıyor, aynı ağacın altında oturuyor, çantasından çıkardığı küçük dürbünle uzaklara bakıyordu.O fabrikanın etrafında birşey vardı ve Efe bunu biliyordu.
Akşam eve döndüğümde penceremden yine oraya baktım.Gündüz o kadar korkunç görünmeyen fabrika,gece ürkütücü bir hale bürünmüştü.Sanki beni çağırıyor gibiydi.İçimde bir merak, bir korku ve garip bir duygu vardı.O gece bir karar verdim.O fabrikanın sırrını öğrenecektim.Ama bunu tek başıma yapamayacağımı da biliyordum.Efe'yle konuşmalıydım.Herkes ondan uzak duruyor,onun "garip" olduğunu söylüyordu.Belki de o, bu sessiz kasabanın tek gerçeğini biliyordu.
Ve ertesi gün....
