20. bölüm · IRKSIZ-Birinci Kitap Kırmızı
BÖLÜM 2 - SEVGİ VE YENİ BAŞLANGIÇLAR 3
Impetus sinirli ve hüzünle boş salonda tahtının üzerinde oturmuş, bir eliyle içkisini yudumlarken, diğer elini yanağına koymuştu. Oğlunun yaşadığı mağlubiyetten sonra ona hem çok kızmış hem de üzülmüştü. Yaşadığı duygu karmaşasından sonra ne yapması gerektiğini bilmiyor ve de bu bilinmezlik onun daha çok öfkelenmesine sebep oluyordu. Ara sıra tahttan kalkıp çıplak ayaklarını mermer zeminin üzerinde çıkardığı sesle salon içinde yürüyüp sakinleşmeye çalışıyordu. Lakin bu faydasız hareketler bir çare olmaktan çok ona daha fazla zulüm oluyordu.
Kapının gıcırtısıyla birlikte kırmızı kırmızı parlayan gözlerini kapıya dikti. İçeriye hüzünlü bir ifade yüzüne oturtarak giren Madagor, sivil kıyafetleriyle gelmişti. “İmparatorum” diyerek ayakta durmakta zorlanan yarı sarhoş adama selamını verdi. “Dostum” dedi İmpetus, bütün resmiyeti kenara bırakarak. Madagor yanına geldi ve kardeşçe sarıldı. Yüzleri birbirini görmediğini sırada gülümsüyordu. “İyi ki varsın dostum, can yoldaşım” dedi İmpetus hüzünle. Sarılmaları bittikten sonra omuzlarını sıkıştırarak ve hüzünlü ifade yerleştirerek yüzüne “Sen de dostum” dedi Madagor. Arkasını dönerek yine boş salonu gezmeye başlayan İmpetus “Nasıl durumu, bir bilgin var mı?” diye sordu.
“Herhangi bir bilgim yok yalnız, Bilge Azarok ona layıkıyla bakacaktır eminim. Endişe etmeyi bırak lütfen”
“Endişeli değilim sadece sinirliyim Madagor. Beni rezil etti. Düşünüyorum da keşke ölseydi diyorum bazen”
“Seni hak eden bir çocuk olmadığı konusunda katılıyorum dostum ama yine de senin oğlun.”
“Evet haklısın ama artık burada yeri olmayacak”
“Geleceğine odaklan lütfen. Güzeller güzeli müstakbel İmparatoriçemiz yolda, toparlan ve kendine gel.”
“Umarım hızlı bir şekilde gelir ve bana layık evlatlar verir Madagor. Bazen düşünüyorum da Drave eğer Arias’ı kurtarmasaydı daha mı iyi olurdu acaba”
“Dostum, Drave’in bize verdiği zararlardan yalnızca biri. Sen de biliyorsun ki kendini her zaman haklı görürdü. Ve yaşasaydı senin bu kararlarını eleştirip dururdu” dedi kibirle Madagor. Kısa bir süre İmpetus, Drave ile ilgili düşünüyor hem hüzün hem de nefret hissediyordu. “Neyse ki sen varsın Dostum, beni her zaman düşündün ve tehlikelere karşı uyardın” dedi İmpetus. Bu güzel sözler karşısında göğsü kabaran Madagor gururla gülümsüyordu. “Yalnız aklımın bir köşesinde Arias hala var ve tamamı ile gitmesi ve odaklanabilmem için onu ziyaret et ve bilgi al. Artık hayatta tek başına olduğunu anlamalı ve büyümeli” dedi İmpetus. Sesi olağandan daha sert çıkmıştı. Madagor daha fazla bir şey demeden onayladı ve izin istedi. Yarın ilk iş olarak Alimler okuluna gitmeliydi.
İmpetus tekrar koca salonda yalnız kalmıştı. Ama kısa süre sonra bu yalnızlığının son bulacağını biliyordu. Yıllar sonra nihayet kendine bir eş edinebilecekti. Drave öldükten sonra Tahtta yerini sağlamlaştırmış ve Yüksek Savaş Konseyinin tam onayını ve biatını almıştı. Eksik kalan son parçayı da tamamlamanın verdiği huzurla ve kafasının uyuşukluğuyla Arias’ı unutmuştu. Duygu karmaşasının içinde oradan oraya savrulurken, karşısında Drave’in silüetini gördü. İçtiği şeyin etkisi miydi yoksa gerçekten o muydu kafası iyice karışmış algıları ona oyun oynamaya başladığını düşünüyordu. Şimdi içini sızısı daha fazla artmaya, yüreğinde ki sızılar canını acıtıyordu. Kan kardeşi dediği adamın hayalini görürken onunla yaptığı sohbetleri, eğlenceli anıları sırt sırta yaptığı savaşlar aklına geliyordu. Bütün acılar hiddete dönmeye başladı. Sesini yükseltip “Halime acıyorsun değil mi? Sen şimdi bana -ben sana demiştim- derdin. Baba olmayı beceremedim. Dost olmayı beceremedim. Bunlar da sen olamadım ama sen de ben olamadım.” Sesinin şiddeti gitgide artmaya başlamıştı. Kuruyan damağını hızlı bir şekilde içkisiyle yumuşatıyordu ve sarhoşluğunu, hiddetini arttırıyordu. Yine bağırarak “Sen ben olamadın. Ben Yüce İmpetus oldum. İmparator oldum. Sen ise kaçtın bu sorumluluktan. Çoğu şeyden kaçtığın gibi. Hayattan da kaçtın ve dostunu yalnız bıraktın.” dedi İmpetus. Öfkesi dinip dizlerinin üzerine çöktü ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir süre sonra hem içkinin etkisiyle hem de yüreğinin sancısıyla yorgun düşüp salonun ortasında, mermerin üzerinde sızıp uyuyakaldı.
