6. bölüm · IRKSIZ-Birinci Kitap Kırmızı
BÖLÜM 1 - ÖFKE 5
Şimdiye kadar kurduğu hayallerin ilk kısmına ulaşmanın verdiği gururla gülümsüyordu Arias. Tek tek bütün sınavları başarıyla geçmesi, askeri okulu en iyi şekilde bitirmesi onun ayaklarınıdaha kibirli bir şekilde yere basmasına neden oluyordu. Bu özelgünde, eğitimini tamamladığı günde bir asker gibi giyinmesi onudaha ihtişamlı ve güçlü gösteriyordu. Deri bir asker kilti, ve beyazketen kıyafetinin üzerine demirden yapılmış ağır bir zırh giyin-mişti. Kemerini sıkıca bağladığında solak olduğundan kılıcının kaması sağ tarafa geliyordu. Kılıcı Kırmızı imparatorluğunun eniyi ustası tarafından yapılmış, Azarok’un büyüsüyle güçlendirilmiş kıvrımlı, aslan başlıklı hareket kabiliyetini arttırmak için diğerkılıçlara göre daha hafif olan bir kılıçtı. Kafasında hareketli yüzünü açıp kapayabileceği demirden kırmızı renge boyanmış birmiğfer vardı. Miğfer iki boynuzlu mükemmel bir simetriyle yapılmış, boynuzlarında kırmızı tüylerle kıyafetini ve azametini tamamlıyordu.
Arias, uzun boylu ve kaslı yapısıyla, düz çene hatlarına sahipti.Duruşu bu yüzden insanlar üzerinde korku uyandırırdı. Bileklerinin kalınlığı tek el ile tutulamayacak kadardı. Gözleri kırmızı vesert bakıyordu esmer teninin ardından. Saçları gür ve parlak olmasına rağmen çok fazla uzatmayı sevmezdi. Onun için dış görünümçok fazla önemli değildi. Savaşırken onu yoracak bir şey olmamalıydı. Eğer ki sağ kolu ona engel olsa onu bile kesip atabilecek gözü kara bir yapıya sahipti. Belki de bu gözü karalık onun iy iyerlere gelmesi için önemliydi. En azından kendisi böyle düşünüyordu.
Arias kendisiyle gurur duyarak yürüyordu, dar bir geçitten geçti.Burası İmparatorluk sarayının dövüşlerinin gerçekleştiği arenayadoğru giden bir tüneldi. Taşlarla yapılmış tünel ancak duvardakimeşalelerle aydınlanıyordu. Genellikle büyük turnuvalarda kanın yanık kokusu bu tünele kadar gelir ve kana susamış savaşçılarıkendinden geçirirdi. Bu sefer Harp akademisinde ki en iyi iki öğrencinin karşılıklı dövüşü olduğu için kan kokusu yoktu. Ama duvarlarda eskiden kalan kan lekelerini gördükçe, içini dinmesi zor bir fırtına kapladı. Ne hissettiğini anlayamasa da başını dikleştirerek tünelin ucunda ki ışığa doğru devam etti. Havanın sıcaklığından vücudundan akan ter damlaları biraz sinirini bozmuştu ama bu duruma fazla takılmamayı tercih etti. “Hayatım boyunca bunlarıgiyeceğim her cesur asker gibi alışmalıyım” diye mırıldandı.
Bu dövüşte ne pahasına olursa olsun hayatta kalmalı ve babasını onurlandırmalıydı. Babası vardı ama annesi belli değildi. Bu yüzden halk onu hiçbir zaman kabullenemedi. Kendisini istenmeyen çocuk olarak görüyordu ve bu durum onu daha hırslı bir hale getiriyordu. Bu zamana kadar sadece babasının ona gurur dolu ifadeyle bakmasını ve sevmesini bekledi. İmparator çocuğu olduğuiçin hiçbir zaman imtiyaz sahibi olmadı. Hatta aynı sarayda kalmasına rağmen babasıyla iletişimi yok denecek kadar azdı. Kendisini çoğu zaman kimsesiz hissediyordu ve insanlara güven duymamasına, iletişim kuramamasına neden oluyordu. Harp akademisinde yıllar geçirmesine rağmen bir dostu olmamıştı, kimse onayanaşmıyordu ve içten içe acıyorlardı.
Dövüş vakti giderek yakınlaşıyordu. Arias heyecanlanmaya başlamıştı ve bu duyguya pek alışık değildi. Genellikle bu duyguyu Babasını gördüğünde hissederdi. Şimdi güneşin toprağı yaktığı, is dolu havasıyla nefes almayı zorlaştıran bir koşulda rakibini alt etmeli ve okulun en iyi öğrencisi olduğunu kanıtlamalıydı.
Arena insan kalabalığı arttıkça, sesler de artıyor insanların heyecanlarını hissedebiliyordu. Dövüş üç müsabaka şeklinde oluyordu. Birinci turda atların üzerinde birbirlerine ok atarak hareketli bir şekilde birbirlerini vurmayı hedefliyorlardı. Atın üstünden ilk düşen mağlup sayılıyordu. Yaralar temizlenip ikinci tura geçiliyordu. İkinci tur hiçbir silah olmadan yalnızca bilek kuvvetiyle ve zekayla yapılan yakın dövüştü. Burada da aynı şekildekim diğerini yüzüstü şekilde kitlerse o kazanıyordu.
Genellikle bu dövüş fazla yorucu olduğundan üçüncü kısım daha hızlı olurdu. Eğer askerlerden bir tanesi bu iki turu kazansabile tamamiyle yenmiş sayılmıyor ve üçüncü tura geçiliyordu.Üçüncü tur en kanlı olanıydı. Taraflar kılıçlarıyla sanki bir savaş meydanı içerisinde gibi birbirlerini öldürmek uğruna çarpışıyorlardı. Ve de çoğu zaman ölen birisi mutlaka olurdu. Eğer ki sırtıyere düşer ve kalkamaz ise İmparatordan gelecek işaretle yere düşen öldürülürdü. Ya da kazanan bağışlardı rakibini ki bu karşıda kiiçin küçük düşürücü bir durumdu ve düşen kişi çoğu zaman yeğlerdi ölmeyi. Arias ise ölümden korkmadığını düşünürdü hep bazen de içten içe ölmek isterdi kendisini değersiz hissettiğinden dolayı ama bugün ne olursa olsun kazanmalıydı. Ve babasının karşı-sında gururla dikilerek, şeref künyesini bileğine geçirmesini istiyordu gözlerinin içine bakarak.
Arias dizlerinin üstüne çökerek dua etmeye başladı Tanrısına.Duasını sesli bir şekilde dile getirip “Tanrım beni hep muzaffereyledin, sana şükranlarım sonsuz, beni bugün de buradan zaferleayrılmam için güçlü ve cesur kıl” dedi. Ayağa kalkarak dizleriniüstünde ki kumları temizleyip, boynunu ve eklemlerini hareket ettirdi. Mücadeleye hazır hissediyordu. Askerlerin söylediği bir ilahi mırıldanmaya başladı.
Gün doğarken taş tepelerin üstünde,
Ölüm olup yağma vakti
Öfkemizi kanla kusacağız düşmana,
Kırmızıya Can olma, canan olma vakti
Ol acımasız, ol ateş, olma düşmana nefes!
Tanrı Timran için Muzaffer olma vakti
