2. bölüm · İpek ve Diken

Maskeli Balo

konyalı kanye

O pazar gününün üzerinden tam iki ay geçmişti. Hayatımız dışarıdan bakıldığında yine o bildiğimiz, hayranlık uyandıran ritminde akıyordu. Yeni açtığım hukuk ofisim nihayet tamamen hazır hale gelmiş, davalar ardı ardına masama yığılmaya başlamıştı. Mesleğimin en yoğun, en parlak dönemini yaşıyordum.Salı sabahı adliyedeki duruşmamdan çıkıp ofise geçtim. Üzerimdeki yorgunluğu atmak için asistanımdan sert bir kahve isteyip masamın başına oturdum. Masanın üzerinde incelenmeyi bekleyen icra dosyaları, sözleşmeler ve resmi evraklar duruyordu. Tam dosyalara uzanacakken, evrak dağının en üstünde duran, üzerinde ne bir isim ne de bir gönderen adresi olan o kalın, beyaz zarf dikkatimi çekti."Ceren," diye seslendim asistanıma içeri girerken. "Bu beyaz zarfı kim getirdi?"Ceren biraz mahcup bir ifadeyle, "Derin Hanım, sabah siz gelmeden hemen önce kurye bıraktı. Kuryeye kimin gönderdiğini sormuşlar ama 'Bana sadece bu adrese teslim etmem söylendi' deyip hemen çıkmış," dedi."Tamam, çıkabilirsin," diyerek zarfı elime aldım. İçimde anlamsız, tuhaf bir sızı belirdi. Avukatlık hayatım boyunca çok tehdit mektubu, çok isimsiz ihbar görmüştüm. Genelde müvekkillerimin davalarıyla ilgili olurdu. Rahat bir tavırla zarfı yırttım ve içindeki kalın kağıt destesini masaya çıkardım.Zarftan bir mektup çıkmadı. Sadece parlak, yüksek kalitede basılmış bir deste fotoğraf düştü masanın üzerine.İlk fotoğrafa baktığımda kalbimin ritmi tekledi, aldığım nefes boğazımda düğümlendi. Fotoğraf uzaktan, profesyonel bir lensle çekilmişti. Şehrin gözlerden uzak, ağaçlık bir sahil kenarında duran lüks bir arabanın içini gösteriyordu. Arabayı hemen tanıdım; Burhan’ın arabasıydı. Sürücü koltuğunda kocam oturuyordu. Yanındaki koltukta ise... Alara vardı. Burhan, elini Alara’nın saçlarının arasına geçirmiş, onu kendine doğru çekmişti. Alara’nın yüzündeki o hayranlık dolu gülüş, o pazar sabahı evimde kurabiye yerken takındığı maskeden çok uzaktı.Ellirim titreyerek ikinci fotoğrafı çevirdim. Bir otel lobisinin loş ışığında, Burhan belinden kavradığı Alara’yı asansöre doğru yönlendirirken çekilmişti.Üçüncü fotoğraf... Dördüncü fotoğraf...Ahmet abinin, Neva ablanın gözünden sakındığı o fıkır fıkır kız, benim evime girip kızımın elini tutan Alara, kocamın kollarındaydı. Burhan, o her sabah bana "dünyam" diye fısıldayan yeşil gözlerle, şimdi bu kıza bakıyordu.Masadaki kahve bardağı elimden kayıp parkeye döküldü, simsiyah sıvı odanın zeminine yayıldı. Ama ben ne dökülen kahveyi gördüm ne de dışarıdan gelen korna seslerini duydum. Göğsümün tam ortasına devasa bir hançer saplanmıştı. Kulaklarım uğulduyor, gözlerimin önünden o pırlanta bileklik, o mutlu aile kahvaltıları, kızımın "Alara abla" diye bağırışları geçiyordu.Ağlamak istedim ama gözümden tek bir damla yaş düşmedi. İçimdeki o kırılma sesi, yerini korkunç bir sessizliğe bıraktı. Fotoğrafları tek tek topladım, masanın üzerine düzenli bir dosya gibi dizdim. Parmaklarımla masaya vurduğum her ritimde, acım şekil değiştirmeye, katılaşmaya başladı.Ben bu şehrin en dişli, en zeki avukatlarından biriydim. Burhan beni alt ettiğini sanıyordu ama unuttuğu bir şey vardı: Bir avukat, davasını asla mahkeme salonundan önce feda etmezdi.Fotoğrafları yavaşça zarfa geri koydum. Yüzümdeki o yıkılmış ifadeyi sildim, yerini buz gibi bir kararlılığa bıraktı. Onları yakalamayacaktım. Karşılarına geçip hesap da sormayacaktım. Onları kendi zirvelerinde, herkesin gözü önünde yerle bir edecektim...
bir bilgi vereyim ki bu kız yani Alara, Burhan'ın iş arkadaşı Ahmet'in kızıydı. Alara 25 yaşında kocam ise 36.
O sırada kapı hafifçe tıklandı. Ceren’in sesini duydum: "Derin Hanım, bir ses geldi, iyi misiniz?"
"Girme!" diye bağırdım aniden. Sesim o kadar çiğ ve yabancı çıkmıştı ki, ben bile ürktüm. Boğazımı temizleyip sesimi toplamaya çalışarak ekledim: "Girme Cerencim, kahve döküldü sadece. Ben hallederim, beni bir süre yalnız bırak."
"Peki, Derin Hanım..." dedi Ceren çekingen bir sesle. Adımları kapının önünden uzaklaştı.
Tekrar masaya, o fotoğraflara döndüm.
Telefon ekranında "Kocam" yazısı yanıp sönerken, masanın üzerindeki o korkunç fotoğraflara baktım. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım ve içimdeki o yıkılmış kadını ofisin tabanına gömdüm. Yerine buz gibi, profesyonel bir oyuncu yerleşti.
Telefonu açtım. Sesimi olabilecek en neşeli, en hayat dolu tona ayarlayarak kulağıma götürdüm.
"Efendim sevgilim?" dedim. Sesimdeki o pürüzsüzlük beni bile ürküttü.
"Güzelim, sesini duymak istedim," dedi Burhan o her zamanki güven veren, sıcak sesiyle. "Yoğunsun biliyorum ama akşam için Ahmet abilerle konuştuk. Bize gelecekler, pazar günkü kahvaltının tadı damaklarında kalmış. Alara da Öykü’yü çok özlemiş, birlikte gelirler. Ne dersin?"
Gözlerim masadaki fotoğrafa, Burhan'ın Alara'nın saçlarını okşadığı o kareye kaydı. Dudaklarım sinsi bir tebessümle kıvrıldı.
"Harika bir fikir hayatım," dedim, parmaklarımla masadaki zarfa hafifçe vurarak. "Zaten benim de Alara’yla konuşmak istediğim bazı konular vardı. Akşama görüşürüz."
Telefonu kapattıktan sonra fotoğrafları dikkatlice topladım. Ofisteki gizli kasama kilitledim. Yerdeki dökülen kahveyi temizlettim ve akşama kadar hiçbir şey yokmuş gibi dava dosyalarımla ilgilendim. Kanıt toplamaya o andan itibaren başlamıştım; Burhan’ın şirket hesaplarındaki en ufak hareketliliği, Alara için açtığı gizli fonları bulmak için bankacı tanıdıklarıma çoktan sinsi mesajlar atmıştım bile.
Akşam kartlar açık oynamayacaktım.
...
Misafirlerimiz geleli biraz olmuştu. Yemeğimizi yemiş, çaylarımızı içiyorduk. Alara ise Öykü ile Öykü'nün odasında oyun oynuyorlardı.İçimde biriken o devasa nefrete rağmen yüzüme en tatlı maskemi takıp Öykü’nün odasına adımladım. Kapı eşiğine yaslandım ve onları izledim. Alara, 25 yaşındaki o hırslı ve genç enerjisiyle kızıma sarılıyordu. Benim evimde, benim kızımın yatağında otururken, 36 yaşındaki kocamla yattığı gerçeği midemi bulandırdı. Ama bozuntuya vermedim.
"Bölüyor muyum kızlar?" dedim gülümseyerek.
Alara irkilerek arkasına döndü. "Aaa, Derin abla! Yok ne bölmesi, Öykü’yle yeni oyuncağını inceliyorduk."
"Öykücüm, baban mutfakta taze meyve suyu sıkıyor, hadi bir koşu ona yardım et tatlım," dedim kızımın saçlarını okşayarak. Öykü neşeyle odadan fırlayınca kapıyı yarıya kadar kapatıp Alara’nın yanına, yatağın kenarına oturdum. Yüzümde tamamen samimi, abla gibi bir gülümseme vardı.
"Eee Alaracım," dedim, bacak bacak üstüne atarak. "Görüşmeyeli nasılsın? Ahmet abi geçen gün şirkette senin biraz durgun olduğunu söyledi. Hayatında biri mi var yoksa? Nasıl gidiyor aşk hayatın?"
Alara bu soruyu hiç beklemiyordu. Gözlerinde anlık bir şaşkınlık ve hemen ardından gelen o suçluluk telaşı belirdi. "Aşk hayatım mı? Yok be Derin abla, biliyorsun iş güç... Pek vaktim olmuyor öyle şeylere," diyerek geçiştirmeye çalıştı.
"Hadi canım oradan," dedim, hafifçe omzuna dokunup gülerken. İçimden o dokunduğum teni koparmak geliyordu ama sesim sıcacıktı. "25 yaşındasın, tam en güzel, en heyecanlı zamanların. Hiç mi yok aklını çelen, seni heyecanlandıran biri?"
Alara zoraki gülümsedi. "Yani... Var gibi ama biraz karmaşık bir durum. Pek geleceği olan bir şey değil galiba."
"Neden karmaşık olsun ki?" diye sordum, gözlerimi tam onun gözlerine kenetleyerek. "Çok mu büyük senden? Ya da ne bileyim... Evli falan mı yoksa?"
'Evli' kelimesi odanın içinde buz gibi bir yankı buldu. Alara’nın elindeki oyuncağı tutuşu sertleşti, yutkunmaya çalışırken ademgözü titredi. "Yok, hayır... Evli falan değil tabii ki, öyle şey olur mu hiç..." dedi, sesi bir tık incelerek.
"Aman, iyi bari," dedim, rahatlamış gibi bir nefes vererek. "Çünkü biliyorsun, ben adliyede her gün ne hikayeler duyuyorum. Genç kızlar bazen kendilerinden yaşça büyük, olgun erkeklerin o sahte ilgisine, kariyerine aldanıp çok büyük hatalar yapıyorlar. Adamların kurulu bir düzeni, bir ailesi oluyor; o kızları sadece geçici bir heves olarak kullanıp sonra kenara atıyorlar. Olan o gencecik kızların geleceğine, gururuna oluyor. Bir de tabii yuva yıkan kadın damgası yemek var..."
Eğilip Alara’nın elini tuttum. Eli buz gibiydi.
"Sen çok akıllı bir kızsın Alara. Neva ablanın da Ahmet abinin de başını öne eğecek, seni bir erkeğin gizli gölgesi yapacak ilişkilere asla prim verme, tamam mı canım? Sen her şeyin en iyisine layıksın."
Alara’nın yüzü kireç gibi olmuştu. Gözlerindeki o sinsi hırs, yerini saf bir panik duygusuna bırakmıştı. Benim bu söylediklerimi tamamen bir abla nasihati olarak mı aldığını yoksa benden şüphelenip şüphelenmediğini çözmeye çalışıyordu.
"T-teşekkür ederim Derin abla... Haklısın tabii," diyebildi sadece.
"Hadi, salona geçelim artık," diyerek ayağa kalktım.
Salona adım attığımda havadaki o tanıdık, huzurlu ev kokusu ilk defa genzimi yaktı. Ahmet abi koltukta yayılmış, televizyondaki maç özetine bakarak Burhan’la şirketin finansal durumları hakkında hararetli bir şeyler konuşuyordu. Neva abla ise elindeki çay bardağıyla bana döndü, yüzünde o her zamanki anaç, içten tebessümü vardı.
"Ee, ne kaynatıyordunuz bakayım kız kıza içeride?" dedi Neva abla, gözlerini sevgiyle kısarak.
"Hiç ablacım," dedim, gidip Burhan’ın oturduğu tekli koltuğun kolçağına ilişirken. Elimi doğal bir hareketle kocamın omzuna koydum, parmaklarımı hafifçe boynuna doğru kaydırdım. Burhan, tenime değdiği an hafifçe irkildi ama bunu sadece ben hissettim. Başını kaldırıp bana gülümsedi. "Alara’nın aşk hayatını sorguluyordum biraz. Malum, 25 yaşına geldi, zaman hızlı geçiyor. Şöyle aklı başında, düzgün birini bulsak da baş göz etsek diyorum."
Burhan’ın omzundaki kasların aniden kaskatı kesildiğini, elindeki çay bardağını tabağına koyarken çıkardığı o ince çınlama sesini duydum.
Tam o sırada Alara salondan içeri girdi. Arkamdan geliyordu ama yüzünün aldığı şekli salondaki büyük konsol aynasından net bir şekilde görebiliyordum. Bakışları doğrudan Burhan’la kesişti. Gözlerinde "Bizi anladı mı, biliyor mu?"sorusunun yarattığı o vahşi çaresizlik vardı. Burhan ise gözlerini fırıl fırıl döndürüp bardağına bakarak durumu kurtarmaya çalıştı.
"Aman Derincim," dedi Ahmet abi gülerek, aradaki o ölümcül sessizliği fark etmeyerek. "Bizim kızın gözü yükseklerde. Kolay kolay beğenmez kimseyi. Hem daha erken, kariyerine odaklansın biraz."
"Öyle tabi Ahmet abi," dedim, sesimdeki o sahte sevecenliği koruyarak. Burhan’ın saçlarının arasına parmaklarımı geçirdim, tıpkı o zarftan çıkan ilk fotoğraftaki gibi, onun Alara’nın saçlarını okşadığı o sinsi şefkatle okşadım kocamın başını. "Ama kariyer de bir yere kadar. İnsan bazen hayatın akışına kapılıp yanlış limanlara sığınabiliyor. Değil mi Burhan? Sen ne düşünüyorsun bu konuda sevgilim? 36 yaşın tecrübesiyle, sence 25 yaşındaki bir kız ilişki yaşarken nelere dikkat etmeli?"
Burhan boğazını temizledi. Yüzündeki o neşeli koca maskesi ilk defa hafifçe çatlamıştı. "Yani... Ben pek anlamam o işlerden hayatım. Ahmet abi haklı, Alara akıllı kızdır, ne yapacağını bilir," dedi. Sesi her zamankinden bir ton daha kalın ve mesafeli çıkmıştı.
Alara, Neva ablanın yanındaki boşluğa adeta sığınır gibi oturdu. Gözlerini bir an bile bana ya da Burhan’a kaldırmadı. Evimize her geldiğinde o cıvıl cıvıl konuşan, Öykü'yle kahkahalar atan kız gitmiş, yerine patlamaya hazır bir bomba gibi sessizce oturan bir yabancı gelmişti.
O akşam, o salonda saatlerce oturdular. Çaylar tazelendi, meyveler yendi, Ahmet abiyle Burhan yeni projelerden bahsetti. Dışarıdan bakan biri için dünyanın en huzurlu aile dostluğu tablosuydu bu. Ama masanın altından, o loş salon ışıklarının arkasından akan o sinsi gerilimi sadece üçümüz biliyorduk.
Ben hiçbir şey bozmadım. Gözlerinin içine baka baka gülümsedim, Burhan'a sarıldım, Alara'ya meyve ikram ettim. Onları kendi evimde, kendi kurallarımla titrettim.
Gece yarısına doğru kapıdan uğurlarken Alara bana sarılmamak için arkada kaldı, sadece uzaktan el sallayarak kaçar gibi bindi arabaya.
Kapıyı kapattığımızda Burhan derin, çok derin bir nefes verdi. "Çok yorucu bir gündü," diye mırıldandı antrede ceketini çıkarırken.
Arkasından yaklaştım. Kollarımı beline doladım, başımı o yalancı göğsüne yasladım. "Evet sevgilim," dedim fısıltıyla. "Çok yorucu bir gündü. Ama daha yeni başlıyoruz..."