3. bölüm · İpek ve Diken
Dosya No: 1
O akşamın üzerinden tam üç hafta geçmişti.
Hayat, dışarıdan bakıldığında hiçbir pürüzü olmayan, akışkan ve tanıdık ritmine geri dönmüştü. Ben her sabah adliyeye gidiyor, duruşmalara giriyor, müvekkillerimin haklarını savunuyordum. Akşamları eve geldiğimde Öykü’nün ödevlerine yardım ediyor, Burhan’ın gününün nasıl geçtiğini dinliyordum. Alara ve Burhan, o gece salonda ektiğim şüphe tohumlarının yerini alan o sessizlikle birlikte tamamen rahatlamışlardı. Benim o sıradan, sevgi dolu, her şeyden habersiz "Derin" halimi gördükçe, o gece yaşananların sadece bir avukatın hitabet oyunu olduğuna kendilerini inandırmışlardı. İnsanoğlunun en büyük zaafı buydu; inanmak istediği yalana körü körüne bağlanırdı.
Onlar güvende olduklarını sanıp kuytularda sinsi aşk oyunlarına kaldıkları yerden devam ederken, ben kendi hayatımın en büyük ceza dosyasını hazırlıyordum.
Perşembe öğleden sonra, hukuk ofisimdeki odamın kapısını kilitledim. Stor perdeleri tamamen indirip odayı loş bir sessizliğe gömdüm. Masamın üzerindeki diğer tüm dava dosyalarını kenara itip, gizli kasamdan çıkardığım o kalın, beyaz zarfı ve yanına eklediğim yeni dosyaları önüme dizdim.
Bir avukat olarak çok iyi bilirdim ki, mahkemede sadece fotoğraflar yetmezdi. Fotoğraf sadakati sarsardı ama bir erkeği asıl vuracak şey, arkadan çevirdiği o mali oyunların, kaçırdığı mülklerin resmi belgeleriydi.
Telefonumu elime alıp bankacı arkadaşım Murat’tan gelen şifreli e-postayı bilgisayarımda açtım. Gözlerim ekrandaki hesap hareketlerinde gezinirken dudaklarım buz gibi bir tebessümle kıvrıldı.
"Demek aşkın bedeli buymuş, Burhan," diye mırıldandım kendi kendime.
Burhan, kurucu ortağı olduğu holdingin hesaplarını kendi şahsi zevkleri için kullanmayacak kadar kurnaz bir adamdı güya. Ama 25 yaşındaki bir kızın istekleri, 36 yaşındaki bir adamın mantığını tamamen devre dışı bırakmıştı. Son altı ay içinde, şirketin 'danışmanlık ve reklam giderleri' adı altında Alara’nın gizli hesaplarına düzenli olarak çok ciddi mevkilerde paralar aktarılmıştı. Ahmet abinin bile ruhunun duymadığı bu transferler, Alara’nın altına çekilen o son model lüks arabanın, taktiği o pırlanta takıların asıl finans kaynağıydı.
Dahası da vardı. Önümdeki otel kayıt dökümlerine baktım. Burhan’ın her "Ankara baraj projesi ihalesi" veya "İzmir şantiye denetimi" adı altında çıktığı iş seyahatlerinin arkasından, Alara’nın da aynı tarihlerde o şehirlere uçak bileti olduğu, aynı lüks otellerin kral dairelerinde konakladıkları resmi olarak belgelenmişti.
Evime gelip benim yaptığım kurabiyeleri yiyen, kızıma sarılan o kız, kocamın holding paralarıyla altındaki lüks hayatın tadını çıkarıyordu.
Hepsini tek tek, tarih sırasına göre çıktı aldım. Klasörün içine yerleştirirken parmaklarımla masaya ritmik vuruşlar yapıyordum. İçimdeki o ilk günkü yakıcı acı, yerini tamamen profesyonel bir avukat hazza bırakmıştı. Burhan beni hafife alıyordu. Karısının hukuki dehasını, bir davayı nasıl ilmek ilmek ördüğünü unutmuştu.
Onu sadece hayatımdan değil, sırtını yasladığı, gecesini gündüzüne kattığı o ihtişamlı iş dünyasından da silecektim. Ahmet abinin önüne bu finansal sahtekarlık belgelerini koyduğumda, Burhan holdingdeki koltuğunu da kaybedecekti.
Tam o esnada telefonum titredi. Ekranda Alara’nın ismi belirdi.
Kaşlarımı hafifçe kaldırıp telefonu açtım. Sesimi olabilecek en pürüzsüz ve sevecen tona ayarladım.
"Alaracım, nasılsın canım?"
"Derin abla..." dedi Alara. Sesi, üç hafta önceki o korkudan sıyrılmış, yine o eski pervasız ve cıvıl cıvıl haline dönmüştü. "Rahatsız etmiyorum umarım. Şey diyecektim, yarın akşam Burhan abinin şirkette geç saatlere kadar bütçe toplantısı varmış ya, Ahmet babamla ikisi çok yoğun olacaklar. Ben de diyorum ki, Neva annemi alıp size geleyim mi? Öykü’ye söz vermiştim, sinema gecesi yaparız kız kıza?"
Önümdeki otel dökümlerine ve bütçe yolsuzluğu kağıtlarına baktım. Yarın akşam Burhan'ın bütçe toplantısı falan yoktu; sisteme baktığımda Ankara’da bir gecelik otel rezervasyonu olduğunu zaten görmüştüm. Demek Alara, Neva ablayı bana göndererek kendisinin dışarıda Burhan’la buluşması için kusursuz bir kılıf hazırlıyordu.
"Harika bir fikir Alaracım," dedim, gözlerimi dosyadaki otel isminin üzerinde gezdirerek. "Burhan da çok yoğun bu aralar, evde yalnız kalıyorduk iyi olur. Mutlaka gelin, bekliyorum..."
Alara bittiğini sandığı korkunun üzerine yatmış, beni saf bir ev kadını yerine koyarak kendi annesini bana paravan olarak kullanmaya kalkıyordu. Kendisi güya bütçe toplantısı yalanıyla sıyrılacak, Neva abla benim yanımda otururken o da Ankara yolundaki o lüks butik otelde Burhan’la yatakta olacaktı. Onları orada kendi ellerimle basıp bu işi aleme rezil etmek şu an için yapacağım en büyük amatörlük olurdu. Ahmet abi her şeyi öğrenir, araya aileler girer, Burhan benden boşanmak için her şeyi saklamaya çalışırdı. Hayır... Kartlar benim elimde kalmalıydı. Onlar lüksün ve gizliliğin tadını çıkardıklarını sanırken, ben o odanın her bir köşesini onların mezarı yapacaktım.
Masamdaki sabit hattan, adliyede yıllardır iş yaptığım, her türlü gizli enformasyonu tereyağından kıl çeker gibi halleden eski bir dostumu, özel dedektif Yavuz’u aradım.
"Yavuz, bana acil bir iyilik lazım," dedim sesimi kısarak. "Ankara yolundaki o meşhur butik otel var ya... Burhan’ın yarın gece için orada bir oda rezervasyonu var. 404 numara. O odanın anahtarı otele giriş yapılmadan önce senin elinde olmalı."
Yavuz hattın diğer ucunda duraksadı. "Derin, bu yasal olarak başımızı ağrıtabilir. Ne yapacaksın?"
"Yasal sınırları benden iyi kimse bilemez Yavuz. Sen sadece odaya yerleşmelerinden iki saat önce içeri girip o can alıcı noktalara, kimsenin ruhunun duymayacağı o minik gözleri yerleştireceksin. Akıllı televizyonun köşesine, yatak başlığının loş aydınlatma boşluğuna... Net, yüksek çözünürlüklü ve doğrudan benim bilgisayarıma canlı yayın verecek kameralar istiyorum. Bir de otele karşı cepheden, pencereyi görecek bir yere uzun lensli bir adamını koy. Her açıdan kapana kısılacaklar."
"Anlaşıldı," dedi Yavuz. "Yarın akşam canlı yayın linki cebinde olur."
Telefonu kapattıktan sonra arkama yaslandım. Plan kafamda kusursuz bir dişli gibi dönmeye başlamıştı. Onlar kendilerini o odanın dört duvarı arasında tamamen güvende, dünyanın gözünden uzak sanırken; attıkları her çığlık, birbirlerine dokundukları her an benim ekranımda bir klasörün içine saniye saniye kaydedilecekti.
Yavuz işinin ehli bir adamdı. Telefonu kapattıktan sadece iki saat sonra, operasyonun ilk aşamasının tamamlandığına dair şifreli bir mesaj gönderdi. Ankara yolundaki o lüks butik otelin kat görevlilerinden birini çoktan kafaya almıştı. Burhan’ın holding adına rezerve ettirdiği 404 numaralı odanın kapısı, henüz müşteriler şehre bile adım atmadan, öğlen boşluğunda Yavuz’un adamları için açılmıştı.
Akıllı televizyonun çerçevesindeki o milimetrik boşluğa, yatak başlığının hemen üzerindeki loş aydınlatma panelinin içine ve banyonun aynasına yerleştirilen iğne deliği kameralar, dışarıdan bakıldığında asla fark edilemeyecek birer mühendislik harikasıydı. Otelin tam karşısındaki akaryakıt istasyonunun arkasına park edilen siyah minibüsün içindeki adam ise, uzun odaklı lensini çoktan 404 numaralı odanın geniş tavan pencerelerine doğru sabitlemişti. Kapan hazırdı. Av, kendi ayağıyla o kafese girecekti.
Yavuz’dan gelen yerleşim onay raporunu okurken, odamın kapısı tıklandı ve Ceren içeri girdi. Elinde ertesi gün gireceğim ağır ceza davasının son özet belgeleri vardı.
"Derin Hanım, yarın sabah saat ondaki cinayet davasının sanık ifadeleri geldi," dedi Ceren dosyayı masama bırakırken. "Sanık hâlâ suçsuz olduğunu iddia ediyor."
Dosyayı önüme çektim. Sayfaları çevirirken gözüm sanığın yalanlarla dolu, çelişkili ifadelerine çarptı. İçimden acı bir gülüş yükseldi. İnsanlar yakalanmayacaklarını sandıklarında ne kadar da cüretkar oluyorlardı. Tıpkı Burhan gibi. Tıpkı Alara gibi. Kendilerini dünyanın en zeki suçlusu sanıyorlar, arkalarında bıraktıkları o devasa izleri göremiyorlardı.
"Her suçlu arkasında bir imza bırakır Cerencim," dedim, kalemin kapağını sertçe kapatarak. "Yarın o salonda o imzayı kendi yüzüne çarpacağım. Merak etme."
O akşam eve her zamankinden biraz daha geç gittim. Burhan salonda oturmuş, elindeki tabletten holdingin önümüzdeki ay yapacağı büyük lansmanın davetli listesini inceliyordu. Yüzünde, yaklaşan başarının verdiği o kibirli ve rahat gülümseme vardı.
"Hoş geldin güzelim," dedi başını kaldırıp. Yanıma gelip yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. "Çok yoruluyorsun bu aralar. Şu ihaleler bir bitsin, Ahmet abilerle güzel bir tatil planı yapalım diyoruz. Alara da çok istiyor, Antalya’da harika bir otel varmış."
"Öyle mi?" dedim ceketimi asarken. Yüzümdeki maske o kadar kusursuzdu ki, sesimdeki en ufak bir titreşimi bile yakalaması imkansızdı. "Antalya harika olur sevgilim. Alara da sever öyle lüks yerleri. Tabii senin de iş seyahatlerinden vakit kalırsa..."
"Aman, sorma," dedi Burhan tableti masaya bırakıp arkasını dönerken. Gözlerini benden kaçırdığını yine o an yakaladım. "Yarın gece bile Ankara’ya gitmem gerekiyor biliyorsun. Şu bütçe toplantısı canımızı okudu. Ahmet abi şirkette kalıp işleri toparlayacak, ben de merkez ofisle son pürüzleri halledeceğim."
"İş her şeyden önce gelir hayatım, biliyorsun," dedim arkasından yaklaşıp omzunu hafifçe sıkarak. "Sen işini hallet. Ben yarın gece Neva ablayı ve Alara’yı bize davet ettim zaten. Biz kız kıza takılırız, sen hiç bizi düşünme."
Burhan’ın gözlerinde anlık bir rahatlama belirdi. Alara’nın planının tıkır tıkır işlediğini, benim ruhumun bile duymadığını düşünerek içten içe sevindiğine emindim. "Çok iyi düşünmüşsün birtanem," dedi, ellerimi tutup öperek.
Zavallı kocam. Yarın gece o otel odasında neyi kovalarken neye yakalanacağını bilmeden, benim şefkatli kollarıma sığınıyordu.
Kendime bir söz verdim. Tıpkı onun bana yaptığı gibi onu savaşın ortasında öldürmeyecektim, onu bir çiçek bahçesinin ortasında kurşuna dizecektim. Aklımdan binbir türlü planlar geçiyordu ama kendime hakim olabiliyordum. Şimdi öldür onu diyor bir yanım bir yanım ise bekle, tam zirvesindeyken kanatlarını kır diyordu.
Ve ben bekleyecektim. Planım belliydi ve ona sadık kalacaktım. Onlar karşılarında kim olduğunun, kiminle dans ettiklerinin farkında değildi. Burhan uyumak için yatağına gitmişti. Bir elimde şarabım öbür elimde sigaram camdan dışarıyı seyrediyordum. Zırhlarımı o kadar sert giymişim ki ne hissettiğimi ben bile göremiyorum. Bu duvarları o kadar kalın örmüşüm, maskemi öyle sağlam takmışım ki ben bile kendimi ne çözebiliyor, ne anlayabiliyordum. Sigaramdan derin bir nefes çektim. Normal bir kadın şu an hıçkırıklara boğulur, yukarı çıkıp o yatakta uyuyan adamın yüzünü tırnaklardı. Ama benim gözümden tek bir damla yaş bile akmıyordu. İçimdeki o dipsiz boşluk, canımı acıtamayacak kadar donmuştu.
Şarap kadehini dudaklarıma götürürken, yukarıda, az önce bana sarılıp yalanlar söyleyen kocama ait o yatak odasının ışığının söndüğünü gördüm. Ev zifiri bir karanlığa ve ölümcül bir sessizliğe gömülmüştü.
"Uyu Burhan," diye fısıldadım karanlığa doğru. "Son huzurlu uykularının tadını çıkar."
Sigaramı küllükte ezdim, kadehimde kalan son yudumu da buz gibi içime akıttım. Yarın o otel odasındaki kameralar açılacaktı. Yarın Alara kendi sinsi oyunuyla o kapıdan içeri girecekti. Ve ben, o odada atacakları her adımı, söyledikleri her yalanı tek tek dosyalayıp o hayalini kurduğum çiçek bahçesine saklayacaktım.
Zırhlarım ağırdı, duvarlarım kalındı ama bu savaşı o duvarların arkasından, tek bir yara bile almadan ben kazanacaktım.
